Etyen MAHÇUPYAN
Cumhur İttifakı iktidarında akılsızlığın ve yozlaşmanın giderek artıp sistemleşmesi karşısında birçok kişi bir an önce bu yönetimden ‘kurtulacağımız’ günü bekler hale geldi. Şaraplardan birinin tadına baktığında ötekinin daha iyi olduğunu, çünkü tattığı şaraptan daha kötüsünün olamayacağını söyleyen kişiye benziyoruz. Giderek bu yönetimden daha kötüsünün olamayacağı konusunda o kadar eminiz ki, bir sonrakinin nitelikleri hakkında düşünmeyi bile lüks görebiliyoruz.
Psikolojik açıdan anlaşılır bir durum… Ancak yakın tarihimizi bir bütün olarak düşündüğümüzde şu gözlemi yapmaktan kaçınamayız: Türkiye demokrasi açısından yerinde sayan, patinaj yapan bir ülke. Olumlu gözüken her değişim hamlesi çok kısa bir süre içinde tavsıyor ve sistem ‘aslına’ dönüyor. Devlet bir mıknatıs alanı gibi, kendisinden her uzaklaşmaya çalışanı yine kendisine çekiyor. Sisteme mesafe almaya çalışanlar kolayca ve sanki kaçınılmaz olarak ‘sistemleşiyorlar’…
Dolayısıyla önümüzde ‘siyasetin ana meselesi’ olarak tanımlayabileceğimiz iki şık var: Biri bu iktidardan kurtulmak… Diğeri devleti ve devlet-toplum ilişkisini (vatandaşlığı) dönüştürmek. Gördüğüm kadarıyla çok sayıda kişi bunların ‘sıralı’ olarak gerçekleşebileceğini, önce iktidarın el değiştirmesi gerektiğini, ardından demokratik dönüşümün olabileceğini düşünüyor.
Ama bence bu bir boş hayal… Çünkü bu iktidarı devirdikten sonra ne yapılabileceği, iktidarın nasıl ve niçin devrileceğinden bağımsız değil. Esas olarak iktidarı devirmeye odaklanmış bir muhalefetin devletin demokratikleştirilmesi yönünde anlaşması zor. Bunun nedeni sadece aralarındaki yaklaşım farklılığı değil. Bizzat devlet o etapta işin (siyasetin) içinde olacak olduğu için. Sadece iktidar devirmeye odaklı bir muhalefet devlet açısından ideal bir ‘av’… Hele muhalefetin büyük aktörlerinin ‘devlet bilinci’ devletin istediği gibi ise…
O nedenle daha önce Demokrat Parti, Anavatan Partisi ve AK Parti ile yakalanıp harcanmış fırsatların bir yenisi ile karşı karşıya olma ihtimalini gözden ırak tutmamak lazım. Seçim yapılabilir, bu iktidar gidebilir, muhalefet koalisyonu yönetime gelebilir ve birkaç yıl sonra geriye baktığımızda pek bir şeyin değişmediğini, hâlâ aynı devlet zihniyeti ile yaşadığımızı, patinaja devam ettiğimizi görebiliriz.
Oysa şu an sahip olunan fırsatın işe yaraması açısından önemli bir avantaj var. Demokrat Parti sistemde birkaç ‘pencere’ açarak devletin merkez dışındakiler için de ‘makul’ hale getirilmesi girişimiydi. Anavatan deneyimi sistem içinden gelen bir aktörün devleti ‘makul’ rasyonelleşmeye ve dünyaya açılmaya davet etmesiydi. AK Parti ise sistemin çeperinden gelenlerin ‘makul’ vatandaşlığı devlete kabul ettirme isteğini ifade etti.
Hepsi uzlaşmacıydı… Uzlaşmacılık kötü bir vasıf değil. Ne var ki Türkiye’de devletle ilişkilerde uzlaşmacılık bir süre sonra devletin koşullarının yeniden üretimine ve sistemin eskisi gibi, değişmeden, sadece doğal yozlaşma eğilimini sürdürerek pekişmesine yol açıyor.
Bugünün avantajı Kemalizm ve İslamcılık gibi iki ana ideolojik akımın ülkeyi yönetme açısından iflas ettiğinin görülmesidir. Öte yandan uzlaşmacılığın alternatifi devlet karşıtlığı ya da düşmanlığı değil… ‘Olması gereken devletin’ nitelikleri üzerinde ilkesel bir anlaşmaya varabilmek. Diğer deyişle yine uzlaşma lazım… Ama devletle ve onun zihniyetiyle değil. Siyasetin üretmeyi hedeflediği yeni bir devlet ve yönetim zihniyeti üzerinde.
Toplumun merak ettiği konu muhalefetin bu türden ‘sistemi demokratlaştıracak’ bir uzlaşmaya ne kadar yatkın olduğu ve eğer yatkınsa bu dönüşüm yönünde ne denli iradeli ve cesur çıkacağı. Eğer nihayette hiçbir şey değişmeyecekse şu anki iktidarın gitmesinin de kalıcı bir yararı olmayacak demektir. Belki de anketlerdeki ‘kararsızların’ hikmeti budur… Belki insanlar içtikleri şarabın çok kötü, diğer şarabın daha iyi olduğunu görüyor ama söz konusu alternatif şarabın sadece bir şişeden ibaret olduğunu ve sonra yine ilk şarabın benzerlerine dönüleceğini hissediyorlar.
Önümüzdeki süreçte bu hissiyat kendisine bir cevap arayacak ve bunun için de doğal olarak muhalefetin iki büyük partisine, CHP ve İyi Parti’ye bakılacak. Orada şu an görülenler çok teşvik edici değil… Çünkü her iki partinin de olumluluk atfedilen tek unsuru liderleri. Bu liderlerin olmadığı bir durumda her iki partinin de ne ‘şekil’ alacağını öngörmek zor.
Muhalefetin iki büyük partisinin bu özelliği parti organizmalarının ideolojik açıdan dağınık ve parçalı olduğunu, dolayısıyla devletin nüfuz ve müdahalesine açık bulunduğunu söylüyor. Acaba şu anki liderler bu türden müdahalelere dirençli olacaklar mı? Yoksa kendileri de devlete yanaşmaya teşne bir bakışa mı sahipler?
Sınamak zor ve fazla zorlayıcı olmak da hakkaniyetli değil… Ama bu sorulara cevap bulmak üzere etrafı izlemekten de geri kalamayız. Nitekim geçen hafta ‘küçücük’ bir belirti ile karşılaşmış olabiliriz.
Son yazım (‘İktidarın ve muhalefetin seçenekleri neler?’, 8 Ekim) Serbestiyet tarafından şu alıntı ile tvitlendi: “İktidar kendi yanlışları nedeniyle oy kaybediyor. Muhalefetin buna katkısı çok az… Çünkü muhalefetin Türkiye’nin geleceğine dair sözü yok. Oysa devleti demokratik yönde dönüştürme söylemi muhalefetin ihtiyacı olan ortak ‘hikâyeyi’ oluşturabilir.”
Bu tvite Meral Akşener’in gayrı resmi danışmanlarından olduğu söylenen, liberal eğilimli Burak Bilgehan Özpek’ten hızla bir ‘karşı tvit’ geldi: “Hayır olamaz. Çünkü ortada bir devlet yok şu anda. Öncelik, muhalefet içinde ayrışma yaratacak farklı demokrasi tahayyüllerini tartışmak değil, bütün muhalifleri birleştirecek kurumsal devlet ve tartışma yöntemi üzerine bir mutabakat sağlamak olmalı…”
Bu acul tepkinin nedeni ne olabilir? Belki Özpek kendisini muhalefeti bir araya getiren ‘perde arkası akıl’ olarak görüyor ve farklı fikirleri bir an önce bertaraf etme dürtüsüyle davranıyordur. Her halükârda başarılı olması en azından söylediklerinin mantıklı ve gerçekçi olmasını gerektiriyor.
Özpek’in tvitinden öğrendiğimize göre, devletin küçültülmesi için uğraşıp duran liberaller meğer bu mücadeleyi ‘fazlasıyla’ kazanmışlar… Devlet ortadan kalkmış… Şu an muhatap olduğumuz rejim için ‘ortada devlet yok’ diyebilen bir yaklaşımın hasbelkader iktidara gelmesi durumunda devlet tarafından nasıl ‘parmağında oynatılacağını’ hayal edebiliriz.
Bu liberal tasavvur açısından Gülen cemaati ile MHP arasındaki bürokrasi paylaşım kavgası, 2016 darbe girişiminin serencamı, Cumhurbaşkanlığı sisteminin gelmesi, şimdi yeni anayasa arayışları ve de Kürt meselesinin ‘çoktan çözülmüş’ olması gibi unsurlar muhtemelen ‘toplumsal aktörlerin iç mücadelesi’ ve giderek tek başına Erdoğan ‘faktörü’ üzerinden açıklanıyordur.
Akşener bu danışmanını ne kadar dinliyor bilemiyorum, ama eğer İyi Parti bu varsayımla iktidarı hedefliyorsa, benim ‘vatandaş’ tahminim, iktidara geldiğinde bu partinin devletle ve onun zihniyetiyle işbirliği yapmaya çok yatkın olacağıdır.
Özpek’in tek bir cümlesinden hareketle bu noktaya gelmek haksızlık olabilir. O zaman ikinci cümleye bakalım: “Öncelik muhalefet içinde ayrışma yaratacak farklı demokrasi tahayyüllerini tartışmak değil…” Niçin? Acaba bu tür bir tartışma niçin ‘ayrışma’ yaratacak? HDP’den söz etmiyoruz. Onlar zaten dışarıda. CHP-İyi Parti ve belki de Gelecek, DEVA, Saadet partilerinden söz ediyoruz. Bu partilerin demokrasi tahayyüllerinin farklı olduğuna dair ortada emare var mı? Görünüşte yok…
Ancak İyi Parti Başkanının gayrı resmi danışmanı Özpek ‘var’ diyor. Herhalde danışmanlık yaptığı partiyi tanıdığı için. Peki, demokrasi tahayyülünde farklılık varsa, sizce İyi Parti’nin tahayyülü diğerlerinden daha ‘ilerde’ midir, ‘geride’ mi? İyi Parti’nin demokrasi tahayyülü çok geniş olmasına rağmen müstakbel koalisyon ortaklarının bu tahayyülü taşıyamayacağı düşünülüyor olabilir mi? Bence tam aksi… Danışmanın uyarısından çıkarsama yaparsak, İyi Parti’nin demokrasi tahayyülü diğer muhalefet partilerinden geride.
Diğer deyişle devlete ve devletçiliğe daha yakın. Dolayısıyla da devletle işbirliğine epey açık. Acaba bu nedenle mi Özpek ‘ortada devlet yok’ diyor. İlerde İyi Partinin devletle anlaşma ihtimali aklımıza gelmesin diye…
Liberal danışmanın bu verimli tvitine devam edelim. Devletin olmadığı, muhalefetin de demokrasi tahayyülünde anlaşamadığı bir dünyada bakalım ne tavsiye ediyor: “Öncelik… bütün muhalifleri birleştirecek kurumsal devlet ve tartışma yöntemi üzerine bir mutabakat sağlamak olmalı…” Demokrasi tahayyülünde anlaşamayan muhalefetin ‘kurumsal devlet’ tahayyülünde anlaşması bekleniyor.
Herhalde kastedilen parlamenter sistemin kurumları. Ama demokrasi tahayyülü olmadan! Parlamenter sistemi salt ‘kurum’ olarak kabullenerek. Diğer deyişle ‘yargının konumunu, vatandaşlığın çerçevesini vesaire bir kenara bırakın, hedefi daraltın, kurumları oluşturmakla yetinin, gerisine sonra bakarsınız’ denmiş oluyor.
Peki ya işleyiş? Kurumlar işleyişleri ile vatandaşı, toplumu ilgilendirir. Nitekim kurumların (yapısı değil) işleyişi kaçınılmaz olarak demokrasiyi tanımlayan ve niteliklerini belirleyen unsurdur.
Kurumların işleyişi ile ilgili tahayyülde anlaşamıyorsanız, kurumların nasıl oluşacağında anlaşıyor olmak kendini kandırmak anlamına gelebilir. Çünkü işleyiş zihniyetle bağlantılıdır ve nihayette kurumu nasıl oluşturursanız oluşturun işleyişin zihniyetine mahkûm olursunuz.
Sistemin işleyişi ise bu ülkede kaçınılmaz olarak devletle ilişkide somutlaşır. O nedenle devletin zihniyetine ilişkin tahayyülde anlaşamayan bir siyasetin, devletin yapısında yapacağı her değişiklik bir oyalamacadan ibaret kalır, ülkenin on yıllardır süren patinajını bir nebze daha ‘kurumsallaştırmaktan’ başka işe yaramaz.
Muhtemelen tam da bu nedenle Özpek ‘ortada devlet yok’ demekte. Çünkü ancak gerçekten de devlet yoksa, sistemin işleyişinin ima ettiği meseleleri bir yana koyabilir ve kurumlar üzerinde anlaşmayı yeterli sanabilirsiniz. Ama ne yazık ki devlet var ve bir aktör olarak siyasetin içinde.
Diğer taraftan bu öneri hiç şaşırtıcı değil. Liberal ‘tahayyül’ esas olarak böyle bir şey… Kendince olması gerekeni gerçekliğin yerine koyup, oradan siyasete dokunmayan çözümler önerme pratiği… Ve de statükoyu pekiştirmeye yarayan söz konusu pratiğin ahlaki idealizasyonu.
Bu fikirlerin parti tarafından ne denli ciddiye alındığını bilemeyiz. Ama eğer İyi Parti söz konusu yaklaşımı paylaşıyorsa, önümüzdeki süreçte muhalefetin kalıcı bir işbirliği oluşturması güç gözüküyor. Tabii muhalefetin diğer büyük ortağı da aynı yöne meyletmezse. O durumda ‘kendi içinde anlaşmış’ muhalefet belki bu iktidarı devirir ama devlet de yeni ortağını kendine uygun hale getirip sistemin kalıcılığını sağlar…
Yazarlar
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları






































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.10.2025
25.10.2025
15.03.2025
20.02.2025
15.10.2024
24.09.2024
19.09.2024
10.09.2024
2.09.2024
13.04.2024