Ferhat KENTEL
Anlaşılan, bu memlekette uzun süren bir huzur dönemi bir türlü yaşayamayacağız. Belki en fazla birkaç yıl… Mesela 12 Eylül darbesi; darbeciler 2-3 sene her bir haltı yediler; sonrasında toplum olarak bir heyecanla onların düzenini aşmak için epey ter döktükten sonra, her ne kadar kusursuz gül bahçesi olmasa da, 80’lerin sonlarında, 90’larda bir parça ‘rahatlamış’ bir dönem yaşamıştık. Ama gene de bu kelimelerin anlamlarını ince eleyip, sık dokuyarak düşünelim. Pek çok sorunun temelini atan neoliberal politikalarla o zaman tanıştık. Biz memleketin batısında, sanki işler fena gitmiyormuş gibi düşünürken, Güneydoğu’da Diyarbakır cezaevinin türevleri “faili meçhullerle” sürüyor; yıllardan beri aka aka gözyaşları kuruyan Cumartesi anneleriyle tanışıyorduk çok sonraları…
Sonraları Susurluklar, 28 Şubatlar derken, eskimiş düzen partilerini “aşan”, “yepyeni” bir partiye teveccüh gösterdik, umutlanmak istedik; AKP adlı o parti de, devletçi otoritarizm ile, tarihi haksızlıklarla hesaplaşacağının, travmalarımızla yüzleşeceğimizin işaretlerini verdi bize. Umuda çok ihtiyacımız vardı; “alın size umut!” dedi. Günde her halükarda 2 kere doğruyu gösteren saatler gibi, söylenenlere değil, söyleyenlerin kim olduğuna bakan kimlik uzmanları, umutlandığımız için bizi saf, aptal ve hain olarak niteledi.
Eski rejime muhteşem yeni bir taban
Biz umut duyarken, bizim umudumuzla da hemhal olduğunu gördüğümüz bu yeni partiyle merkeze ve yukarı taşınan yeni sınıfın, iktidarla aynı yatağa girince, kibri tavan yaptı. Bir anda “mühim” oldu. Ve kendisine umut bağlayanlardan uzaklaşıp, eski düzenin bekçiliğini yapan ve ilkelerden çok, bekçiliğin kutsallığına tapan zümrelerle mecburen hemhal olunca, daha garantili, keyifli ve tuzu kuru bir hayat çok hoşuna gitti. Daha önceleri bekçiler onları çok aşağılamıştı; şimdi bekçilerle bir olup, kendilerini o çok özledikleri yerden indirme riski taşıyan herkesi aşağılamayı çok sevdi. Fakir ve aşağılanmış bir genç olarak kapısına yaklaşamadığı konağın şimdi ortağıydı artık. Eskinin hırsını, intikamını almak için tabii ki tepe tepe bütün imkânlarını kullanacaktı. Tabii esas aktörün gerektiğinde taşeronluğunu yaparak…
Üstelik hızla alışıp çok sevdiği bu oyunda, düne kadar kendisini aşağılayan eski bekçiler de epey şekil değiştirip, bu dalgadan gayet iyi nasiplendiler. Düne kadar çağdaş milliyetçilik ya da muhafazakâr milliyetçilik ve de laiklik konusunda mangalda kül bırakmayan, her fırsatta bu yeni “İslamcı” partiye küfreden parlak okumuş yazmışlar, iktisatçılar, kanuncular da bu yeni hizaya teker teker geldiler; yeni kurulan düzenin meşruiyet başları olarak avluya dizildiler.
Yeni sınıfın “İslamcı” ulu önderi, ahbap olarak dışarıda Trump ve Putin gibi başka ulu önderler bulurken, içeride de “solcu” Perinçek, “milliyetçi” Bahçeli gibi eski nizamın hep var olan bekçileriyle sahneyi tamamladı.
Onlar sayesinde memleketimizde her zaman bir meşruiyet sorunu ya da eksiği olan bekçiler muhteşem sadık bir taban buldular kendilerine. Yeni kutsal koalisyon ve bu yeni koalisyonun içinden çıkan her duruma uygun söylem parçalarıyla, (“anti-emperyalizm”, “yüce Türk ırkı”, “din iman”) sayesinde, hem bu taban genişledi hem de geleneksel “beka sendromu”nun meşruiyeti tavan yaptı. Orta Asya’da Ergenekon’dan çıkış efsanesi, düşmanlarla çevrili Anadolu’dan şimdilik güneye doğru çıkmak anlamında, yeni bir hayat kazandı.
Düne kadar, yeni seçkinler Newroz’larda Şivan Perver’le el ele, kol kola sahnelere çıkarken, bu vesileyle, artık kamusal alanlarda Kürtçe konuşan ihtiyar amcaların kafasını kırmak çok büyütülecek bir sorun olmaktan çıktı.
Para, silah ve yasak
Yargıdan, piyasaya, üniversitelerden medyaya kadar bu yeni seçkin sınıfın elemanları, açgözlü bir şekilde, her şeyi ama herkesi yenmeye, her şeyi elde etmeye soyunmuş durumdalar. Düne kadar ezik bir şekilde sindikleri yerlerden, çok genç yaşlarda yakaladıkları muhteşem bir fırsatla, gururla kürsülere, müdürlüklere geçtiler. Hakim oldular; onları oraya getiren iradenin kendilerinden istediklerini yaptılar, kendileri de keyifle cezalar yağdırdılar. Karşılarına gelen koca koca adamlara ve kadınlara “sen” diye hitap edebilmenin keyfini çıkardılar. Televizyonlara, gazetelere el koydular; “haberci”, “yorumcu” gibi sıfatları kartvizitlerine yazdılar. İstedikleri gibi, istedikleri insana, cevap verme imkânı olmayan insanlara küfrede küfrede haberler yaptılar. Entelektüel olarak, akademik olarak bir türlü giremedikleri, tutunamadıkları ya da diplomasını alamadıkları üniversiteleri zorla, katakulliyle, kurnazlıkla ele geçirdiler. Kendilerinin bir türlü ulaşamadığı yetkinliğe sahip olan gencecik parlak akademisyen kuşaklarını tırpanladılar.
Hrant Dink Vakfı’nın önce Kayseri şehrinde düzenlemek istediği, Kayseri Valiliği tarafından yasaklandığı için, 18-19 Ekim’de İstanbul’da vakıf merkezinde düzenlenecek “Kayseri ve Çevresi Bilimsel Konferansı” gene yasaklandı… Memlekette ortaya çıkan sermaye birikiminin ne kadar muhataralı olduğunu bildikleri için, üstelik bu sermaye birikimi arsızca oluşmaya devam ettiği için, kapitalizmin ne kadar üçkâğıtçı olduklarını bildikleri için, bu mevzuları konuşmanın çok tehlikeli olabileceğini bildikleri için yasakladılar.
Kısa bir parantez açayım: 10-15 sene önce gazetem.net adlı internet sitesinde yazarken, çocukluğumda yaşadığım mahalleden bazı korkunç anılar paylaşmıştım. Özellikle Kıbrıs krizleri sırasında Rum ve Ermeni vatandaşlara dönük şiddeti yazdığımda, birileri beni “hayal görmekle” suçlamışlardı. Yani var olan rejimin üzerinde kurulu olduğu “kurgu”yu sorunsallaştırmak her zaman ya yasak oldu, ya bunu yapanlara fiziksel veya sembolik şiddet uygulandı. Şimdi de yeni sınıfın organları, sorgulanmaya tahammül edemiyorlar. Bu yüzden, sıradan toplantıları (mesela Demokrasi İçin Birlik – DİB toplantısı) da yasakladılar.
Herhangi bir yerdeki herhangi bir seçimi, hayat memat meselesi olarak gördüler. Devasa bir makine gibi kullandıkları devlet gücüyle, her yere girip, kaybetmemek için her şeyi yaptılar. Gene de belediye seçimlerini kaybettiler ama kaybettikleri belediyelerin de kimseye yar olmaması için, onları gerekirse çökertip, “gördünüz mü işte, biz olmayınca nasıl çöküyormuş!” diyebilmek için, Hamidiye sularından belediyenin zırnık kazanmaması için, ancak bir şehrin malı olarak anlamlı olabilecek Sirkeci ve Haydarpaşa garlarının belediyeye bırakılmaması için her türlü taklayı attılar.
Belediye başkanı bir adamın derdini dinlemiştik bir zamanlar. “Herkes Audi’yle giderken benim Passat’la gitmem hiç yakışık almıyor; ne derler bana!” gibisinden medyaya hayıflanıyordu. Sonra (yanlış hatırlamıyorsam) halkının verdiği paralarla Audi’sine kavuşmuştu. Adamın derdi itibardı… Onun gibi bugün yeni güçlü sınıf olmuş olanların en büyük derdi de itibar. Ama ahlakla, dürüstlükle elde edilen bir itibardan ziyade, parayla, arabayla, lüks yaşamla elde edilmeye çalışılan bir itibar. Ya da itibarı sadece maddiyatla veya güçle elde edilen bir şey zanneden bir yeni seçkin sınıf.
Hiçbir şeyden çekinmediler. Her şey satılabilir her şey parayla alınabilirdi. Gerekirse, işler kötüye giderse, “işler kötüye gidiyor” deme imkânını ortadan kaldırmak üzere, savaş bile kullanılabilirdi. Ama “şey acaba bu savaş mantıklı mıdır, nasıl bir şeydir?” deme imkânını da ortadan kaldırdılar. (Nedense, burada bizim memlekette son zamanlarda, Nazi beyefendisi Goering’in Nürnberg mahkemeleri sırasında ettiği şu laf daha sık aklıma geliyor: “Halkı ikna etmek kolaydır; yeter ki ülkenize saldıran bir düşman olduğuna ikna edin ve buna ikna olmayanların da hain olduğunu söyleyin… İnsanlara her şeyi yaptırabilirsiniz, savaşa da sokabilirsiniz.”) Buna karşılık, artık spor da iyice politik ve askeri hayatın dolaysız bir uzantısı haline geldi. 1936 Berlin Olimpiyatlarında Alman sporcuların verdikleri selam, bizim buralarda futbol sahalarındaki selamlar ile karşılıklı göz kırpar hale geldi. Osmanlı ordusunu eğiten Alman subayların öğrettiği “Volk in waffen” (silahlanmış halk ya da “millet-i müsellaha”) şiarı, militarize olmuş ve düşünmeyi bir kenara bırakmış bir toplumun önemli bir kısmının ruhuna sızdı.
Dolayısıyla, biraz umutlandığımız “huzurlu” ortam, Gezi’nin etrafında örülen komplo edebiyatı ve korkunç bir dezenformasyon inşası (esas aktörlerin bir türlü özür bile dilemedikleri “Kabataş’taki bacımız”, “camide içki içtiler”) ile başlayan süreç, başarısız darbe girişimi / başarılı bir organizasyon olarak 15 Temmuz ile birlikte tam bir kabusa dönüştü.
Ceset çiğneyip kemik kıranlar
“Sadece bizde yokmuş” diyerek sevinmeli miyiz, yoksa tam anlamıyla kahrolmalı mıyız, bilmiyorum ama ortak bir huzursuzluk ve negatif bir ruh hali giderek bütün dünyayı ele geçiriyor. Huzursuzluğun içinden çıkan yüce iradelerin hepsi konuşurken adeta Olimpos ya da Kaf dağı gibi yüksekten bir yerlerden aşağıya doğru salladıkları şimşekler eşliğinde konuşuyor. Mesela Çin’in yüce zaferi için Çin halkının köle gibi çalışmasını sağlayan ekonomik ve politik zorbalığın en tepedeki temsilcisi Şi Jinping, Hong Kong’a da, Uygur Türklerine de parmağını sallayarak: “Çin’i bölmeye çalışanların cesetlerini çiğner, kemiklerini parçalarız” diyor. Brezilyanın Bolsanaro’su da bütün muhaliflerini öldürmenin en iyi çare olacağını söylerken, Hindistan’ın Moodi’si de Assam eyaletindeki bütün Müslümanları kayıtlardan “delete” ederek, gelecekteki muhtemelen kırımların zeminini hazırlıyor.
Ancak anlaşılan, bunların hepsi, birbirlerinin anladığı dilden konuşuyor. Zamanın havası bu. Birbirlerini besliyorlar. Her biri müthiş karizma… Her biri, memleketlerini “yeniden büyük” görmek gibi muhteşem bir kompleksin tezahürü olarak, ruhları okşandığı sürece tatmin olan halklarının yarıya yakınının desteği ile havalanıyor. Her biri, fırsat olsa birbirleriyle savaşarak, en azından savaşıyormuş gibi görünerek, kendi ülkelerinde “kahraman” olmanın hayaliyle yaşıyorlar. Her biri memleketlerinde, ta göbeğinden konuştukları popülizm ile piramidin en tepesindeki “yeni sınıfların” bitmez tükenmez çıkarlarını mükemmel bir şekilde birleştirebiliyorlar.
Alternatif konuşmanın yasak ya da riskli olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Daha önceki zor zamanlarda konuşmaktan daha da zor ve bıkkınlık verici olan bir zamandayız. Ama toplumun en az yarısı, bu yeni sınıfların devasa gücüne, bağrışına ve çağrışına rağmen, onların kutsallıklar eşliğinde anlattıklarına ve pazarlamaya çalıştıklarına inanmıyor. Bunu yüksek sesle söylemek için mecrası yok ama her köşe başında mırıldanıyor.
Bu yüzden, tam da bu adaletsiz güç farkından ötürü, Golyat, Davut karşısında hiçbir zaman kahraman olamıyor.
Ferhat Kentel
(Jineps)
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020