Halil BERKTAY
[11 Ağustos 2019] Modernitenin hemen bütün büyük süreçleri gibi, demokrasinin de, bir, bütünsel gelişmesi var zaman içinde. Büyük tabloya baktığımızda, 18. yüzyıla kıyasla 19. yüzyıl sonlarında, 20. yüzyıl başlarına kıyasla 21. yüzyıl başlarında çok daha fazla ve çok daha ileri bir demokrasi görüyor ve yaşıyoruz.
Ama iki, bu genel trend etrafında, bir de dönemsel dalgalanmaları, iniş çıkışları söz konusu. Demokrasinin suları bazen yükseliyor, bazen geri çekiliyor. Nabzı bazen güçlü, bazen zayıf atıyor. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, hemen sadece İngiltere hariç, batısı ve doğusuyla bütün Avrupa’da demokrasinin yükselişine paralel olarak anti-demokrasinin de yükselişi söz konusu. İlk o sıralarda, liberalizme büyük bir tepki baş gösteriyor (bugün bu anti-liberal kabarışların belki üçüncüsü veya dördüncüsünün içindeyiz). Ferdiyetçiliğiyle, deniyor, toplumları atomize eder, yıkar, böler, parçalar. Bencilliği, bireysel çıkarları yüceltmesi, ortak ülkü diye bir şey bırakmaz. Oysa millet dediğin yekpare olmalı. O sıralarda sol, sağın çok gerisinde. Fakat öyle veya böyle, sağda (henüz iki ayrı akım olarak) muhafazakârlık ve milliyetçilik, solda sosyalizm, son tahlilde hep liberalizme ve liberal demokrasiye karşı mevzileniyor. Sağın tepkisi derece derece monarşizm, otokrasi veya despotizm (istibdat), giderek mutlak lider (führer, tek adam) arayışında somutlanıyor. Solun tepkisi demokrasiyi devrimle aşmayı öngörüyor.
Gene de Birinci Dünya Savaşına kadar demokrasi esas olarak yükseliş içinde. Muhafazakârlık geriliyor; seçimler, parlamento, temel özgürlükler, Kilise dışı eğitim, işçi ve kadın hakları… derece derece hep gelişme gösteriyor. 1918’de silâhlar nihayet sustuğunda da, bu ivme biraz daha sürecek. Batıda, hükümetler ülkelerini korkunç bir kan banyosuna sürüklemiş olmanın bedelini “refah devleti”yle ödüyor. Orta ve Doğu Avrupa’da, geleneksel imparatorluklar (Çarlık Rusyası, Osmanlılar, Avusturya-Macaristan) peşpeşe yıkılmış veya yıkılıyor; bir dizi yeni ulus-devlet doğarken, hanedanların yerini cumhuriyetler alıyor. Anayasalar yazılıyor veya başkalarından kopya ediliyor; hukuk devletleri oluşuyor (Türkiye de izole, kendine özgü bir olay değil; bu sürecin bir parçası). ABD cumhurbaşkanı Woodrow Wilson’ın “dünyayı demokrasi açısından güvenilir kılma” (to make the world safe for democracy) vaadi gerçekleşmişe benziyor.
Derken birkaç yıl içinde herşey tersine dönüveriyor. Özellikle savaştan yenik çıkan (Almanya, Avusturya, Macaristan), istediğini alamadığını düşünen (İtalya), şu veya bu şekilde 1918-20 barış antlaşmalarında hakkının yendiğini düşünen ülkelerde, milliyetçilik ve millî intikamcılık (rövanşizm) hızla geri geliyor. Üzerine, 1917 Bolşevik Devriminin tetiklediği “kızıl korkusu” biniyor ve demokrasiden kaçış başlıyor. Sonra bir de 1929 Büyük Bunalımı büsbütün hızlandırıyor otoritarizm arayışlarını. İtalya’da Faşizm ve Almanya’da Nazizm, bu yaygın eğilimin sadece en vahşi, en aşırı tezahürleri. Bir dizi ülkede ordu iktidara el koyuyor ve doğrudan askerî diktatörlükler kuruluyor. Bazılarında, monarşinin zaten tanıdığı otokratik yetkilerin silâhlı kuvvetlerin vesayeti altında genişletilmesi suretiyle, yeni tip “kraliyet diktatörlükleri” (royal dictatorships) zuhur ediyor. Hemen hepsi, varolduğu kadarıyla yerel faşizmleri kanadı altına alıyor. Avusturya’da, daha sonra sözünü edeceğim Yurt Muhafızları (Heimwehr) ve Romanya’da, (Ionesco’nun Gergedan piyesinde hicvedeceği) Demir Muhafızlar gibi, kâh Mussolini’nin Kara Gömleklilerini (Squadristi’sini), kâh Hitler’in Kahverengi Gömleklilerini (SA’larını, Hücum Taburlarını) takliden oluşturulmuş paramiliter örgütleri (en azından bir yere kadar) besliyor, yetiştiriyor, himaye ediyor.
Örnekler: (1) Macaristan’da Amiral Mikloş Horthy, 1920-44 arasında Kral Naibi ve ülkesinin mutlak hâkimi. (2) Daha sonra Yugoslavya diye tanıyacağımız ülkede, 1918’de önce bir Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı kuruluyor. 1919’da Kral I. Alexander tahta çıkıyor. On yıl, devraldığı meşrutî (anayasal) monarşiyle idare ediyor. Derken 1929’da bütün iktidara el koyuyor, diktatörlüğünü ilân ediyor, anayasayı değiştiriyor, ülkenin adını da Yugoslavya Krallığı yapıyor. 1934’te Hırvat milliyetçilerinin tuttuğu bir Bulgar IMRO keskin nişancısı tarafından vurulup öldürülüyor. 1934-41 arasında Yugoslavya’yı, (Hitler saldırıncaya kadar) kuzeni Prens Paul başkanlığında bir Kral Naipliği Konseyi yönetiyor.
(3) Polonya diye bir ülke 1795-1918 arasında mevcut değil. Böyle bir siyasî birim yok Avrupa haritasında. 18. yüzyılda üç defa paylaşılıp yutulmuş, Prusya, Avusturya ve Rusya tarafından. 1918’de tekrar sahneye çıkıyor. Önce demokratik bir cumhuriyet kuruluyor. Fakat 1926’da Mareşal Joszef Pilsudski’nin darbesi ve diktatörlüğüne maruz kalıyor (1926-35). Pilsudski’nin ölümünden sonra iktidar, Cumhurbaşkanı Moşçiçki, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Kwiatkowski, Başbakan Skladkowski, Başkomutan Mareşal Rydz-Smigly ve Dışişleri Bakanı Albay Beck arasında paylaşılıyor. Demokrasiden söz etmek çok zor. Seçimler ve parlamento (Sejm) göstermelik. 1 Eylül 1939’a kadar, ne yaptığını pek bilmeyen, hayli kalın kafalı bir tür yerli faşizm hüküm sürüyor. Haddinden büyük kumarlar oynamaya kalkıyor. Bir yanda Nazizm ve diğer yanda Stalinizm arasında sıkışıyor, silinip gidiyor.
(4) Yunanistan, 1919-22 Küçük Asya Felâketi’nin ardından kralcılarla cumhuriyetçilerin mücadelesiyle sarsılırken, General Ioannis Metaxas’ın darbesi ve kralcı askerî diktatörlüğüyle (1936-41) güya bir nebze istikrara kavuşuyor. (5) İspanya’da da ana kamplar, en azından başlangıçta monarşi ve cumhuriyet. Fakat krallık, gitgide daha fazla orduya dayanarak ayakta kalabiliyor. 1923’te Barcelona askerî valisi General Primo di Rivera sahneye çıkıyor. Darbesine ve doğrudan diktatörlüğüne (1923-25) Kral II. Alfonsodestek veriyor. Rivera 1925-30 arasında da, bu sefer sivil bir hükümetin başbakanı. Fakat otoritarizmi giderek monarşinin aleyhine oluyor ve cumhuriyet ilân ediliyor; geniş bir sol koalisyon kuruluyor. Karşılığı, General Franco’nun ve diğer muhafazakâr komutanların ayaklanması, 1936-39 İç Savaşı ve Falanjizmin (İspanyol faşizminin) zaferi biçiminde tecelli ediyor.
(6) Romanya’da, 1918 sonrası meşrutî monarşi koşullarında varolabildiği kadarıyla demokrasiyi önce Kral II. Karol (1938-41) eziyor; ardından Mareşal Ion Antonescu(1941-44) tümüyle yokediyor. Nazizmin sadık müttefiki oluyor; Sovyetler Birliği’nin içlerine ilerleyen Alman ordularına ayak uyduruyor; sonra Stalingrad’da bozguna uğruyor ve geri çekiliyorlar. İroniye bakın ki 1944’te taraf değiştiren, Romen ordularını Kızılordu’nun emrine veren ve Antonescu’yu da (1946’da idam edilmek üzere) hapse attıran, gene II. Karol oluyor.
(7) Avusturya, St Germain antlaşmasından sonra 1919/20’den 1932/33’e cumhuriyetle yönetiliyor (Avusturya Cumhuriyeti veya Birinci Cumhuriyet deniyor). Karşısında iki tür aşırı sağ yükseliyor: (a) Doğrudan Alman Nazizminin, NSDAP’ın uzantısı niteliğindeki Avusturya Nasyonal Sosyalizmi. (b) Avusturya milliyetçiliğinin, politik Katolikliğin ve korporatizmin bir sentezi diyebileceğimiz “Avusturya faşizmi” (Austrofascism). 1932-33 seçim sarsıntılarının, sağın oy tabanını eritmesi karşısında ilk reaksiyonu bu Austrofaşistler gösterip 1934’te iktidara geliyor. Liderleri Engelbert Dolfuss ve onun bir suikaste kurban girmesinden sonra Kurt Schuschnigg. Örgütleri Anavatan Cephesi (Vaterlandische Front) ve daha önce değindiğim Yurt Muhafızları (Heimwehr). 1934-38 arasında ülkeyi onlar yönetiyor. Ama 1938’deki Nasyonal Sosyalist darbe, Alman ordularının ânında sınırı geçmesini sağlıyor ve sonuç, Avusturya’nın Almanya ile “birleşmesi” (Anschluss) oluveriyor.
(8) Türkiye de aynen bu uluslararası çerçevenin içine oturmakta. Bir yere kadar, köhnemiş bir hanedan devleti. Son on yılında, yeni Türk milliyetçiliğinin ilk kuşağına mensup arriviste (fırsatçı-tırmanıcı), kifayetsiz muhteris İttihatçı savaş ağalarınca, öncelikle de Enver Paşa, Talât Paşa ve Cemal Paşa triumvirince yönetiliyor. Yeniliyorlar ve imparatorluk çöküyor. Dağılırken, yerine modern bir ulus-devlet kuruluyor. İktidar Türk milliyetçiliğinin ikinci neslini temsilen Mustafa Kemal Paşa (sonra Atatürk) ve çevresinin eline geçiyor. Kemalist bir kadro oluşuyor. Cumhuriyet önce görece çoğulcu ve demokratik olabileceği izlenimini veriyor. 1923-25 arasında öyle bir mecraya giriyor. Fakat devam etmiyor. 1925-27 krizi hızla katılaşmayı, İstiklâl Mahkemelerini, her türlü muhalefetin tasfiyesini ve 1938’de İsmet Paşa’ya (İnönü) devredilip 1946/50’ye kadar sürecek bir Tek Parti diktatörlüğünün kurulmasını beraberinde getiriyor. Dikkat ediniz: 1923-27’nin zamandaşları Horthy, Pilsudski, Primo di Rivera. 1938 geçişi ise Kral II. Karol darbesi, Anschluss ve İspanya İç Savaşı ile aynı ortamda cereyan ediyor.
Öyle veya böyle; (Türkiye’yi şimdilik bir yana bırakırsak) Avrupa’da iki savaş arasındaki dönemin önde gelen isimleri ve ünvanları bunlar işte: Krallar, prensler, naipler, mareşaller, amiraller, generaller (paşalar), tek tük albaylar. Başta Hitler ve Mussolini. Sonra ikincil aktörler. Horthy (yukarıda sağda), Pilsudski (ortada), Antonescu (solda), Rivera, Metaxas, Franco ve benzerleri. Gene yukarıda ikinci sırada, soldan sağa I. Alexander, II. Karol, II. Alfonso. Nasıl da hepsi (altısı birden) birbirini andırıyor! Şu insanlık nelerden geçmiş meğer, suratlarını, üniformalarını, sırmaları ve madalyalarını böyle yanyana görünce daha iyi anlıyoruz. Onlar yükselirken 1918-20’de umut veren demokrasi, Mark Mazower’in Dark Continent’taki (Karanlık Kıta) ifadesiyle, artık terkedilmiş, kimsenin ibadet etmediği, ıssız bir tapınağa (deserted temple) dönüşüyor.
Bugün demokrasinin iniş-çıkış salınımı ne durumda? 1920’ler ve 30’lardan farklı mı acaba?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024