Hasan ÖZTÜRK
Salihli Belediyesi’nin düzenlediği bir oyun yazma yarışmasında seçiciler kurulu başkanlığını yapan, tiyatronun ünlü hocası Profesör Özdemir Nutku’yla karşılaştığımda kendisine, Yeni Düşün dergisinde yayımlanan(Şubat-1989) “Cezaevinde Bir Tiyatro” adlı yazımı verdim. Başlık ilgisini çekti ve hemen okudu. “Bu yazıyı fotokopisini çekip arşivime koyabilir miyim Hasan?” diye sordu. “Sizin için getirmiştim zaten” deyince de çok mutlu oldu. Verdiğim yazı hakkındaki görüşlerini şöyle açıkladı Hoca: “Bilebildiğim kadarıyla böyle bir deney dünya tiyatrosunda ilk kez oluyor. Bunu yazıya döküp yayımlatman çok iyi olmuş. Tiyatro tarihine ait çok önemli bir belge bu.”
Aynı şeyi değişik biçimde yönetmen dostum Yılmaz Onay da söylemişti bana. 12 Eylül’de tutukluyken yaptığımız tiyatro çalışmalarını kendisine anlattığımda o da konuştuklarımı kesinlikle yazıp bir dergiye göndermemi, bu konulanların belge olabilmesi için yazıya dökülmesi gerektiğini, böyle bir deneyin dünya tiyatro tarihi için çok önemli olduğunu söylemişti. Olay neydi de bu iki önemli tiyatro adamını heyecanlandırmıştı?
12 Eylül’ün o karanlık günlerinde ülkemizin illerinden birinin emniyet müdürlüğünde kurulan işkence tezgâhlarından insanlar geçirilirken, yine bir avuç insan kişi aynı yerde çok değişik şeyler yapmış, bir amatör tiyatronun temelini atmıştı. Bu sözünü ettiğim emniyet müdürlüğünde resmi rakamlara göre üç, gayri resmi rakamlara göre çok daha fazla insan sorguları sırasında ölmüştü; Dostum Avukat Ahmet Hilmi Feyzioğlu da bu ölenlerden biriydi.
Elli gün olmuştu operasyon başlayalı. Polisler işlerinin bittiğine, yahut ellerinden başka şey gelmeyeceğine inandıkları için operasyonları ve sorguları bitirmişlerdi. Elli gün önce, ilk alınan ve o günden beri gözleri bağlı olan kişiyi, diğer arkadaşlarının kaldığı nezarethaneye indirdiklerinde, bu saçı sakalı birbirine karışmış, gözbağından kurtulup günler sonra gözlerine dolan ışıktan rahatsız olan orta yaşlı adam gördüklerine baştan inanamadı. Çoğunun yüzünü ilk kez gördüğü kalabalık, baştan kendisini meraklı bakışlarla süzmüşler daha sonra da ona nezarethanede bir şilte ve bir yastık vererek rahat etmesini sağlamışlardı.
Senin için bir şeyler hazırladık diyen, daha önce tanımadığı gençler, gerçekten başarılı birkaç skeç ve parodi gösterisi yaptılar. Oyunları Daha çok Aziz Nesin fıkralarından uyarlanmıştı. Orta yaşlı adam çok yorgun olduğu için gözlerinin kapanmasına engel olamayıp uyudu. Uyandığında kendisine o gösteriyi yapan gençlerle tanıştı, hepsi çeşitli fabrikalarda işçi olarak çalışıyorlardı.
Nezarethanenin kapısına nöbetçi koyarak bir gösteri daha yaptılar gençler. Gerçekten çok yetenekliydiler, profesyoneller gibi oynuyorlardı. Hiç birisi doğru dürüst tiyatroya da gitmemişti.
Aradan on üç gün geçti, her gün çeşitli gösteri yapan bu gençler in bulunduğu grubun içinde açlıktan, yorgunluktan ve havasızlıktan peş peşe dört kişi düşüp bayılınca, emniyet müdürlüğünden askeri birliklere sevk edildiler. Buraya geçici olarak yerleştirilen grup daha sonra da Gölcük’e Donanma Komutanlığına gönderilecekti. Doksan iki kişi bir koğuştaydılar. Gösterilerini burada sürdüren oyuncu grubunun repertuarları tükendiğinden aynı skeç ve parodileri yinelemeye başlamışlardı; bu da izleyicilere eski coşkuyu vermiyordu.
Sorgudan en son indirilen orta yaşlı adam düşündü. Bir şeyler yapmalıydı. Kendisine, Şair Hasan Hüseyin Korkmazgil de içlerinde olmak üzere birçok dostu bir şeyler yazmasını önermişlerdi. Bu önerileri çeşitli bahanelerle kabul etmeyen adam, şimdi uzun yıllar hapis yatacağını da düşünerek bir şeyler yazmanın tam sırası diye düşündü. Örneğin kısa bir komedi yazarak böyle bir şeye başlayabilirdi. Üstelik tiyatro sanatına yabancı değildi. Bir şirkette Muhasebe Müdürlüğü yaparken, Çağdaş Sahnede arkadaşlarının ricasıyla asıl işine ek olarak şirket müdürlüğü yapmış, bu sıralarda Yılmaz Onay kendisinden oyun yazmasını istemiş, o böyle bir şeyi kabul etmemişti. Şimdi bir şeyler yazmayı düşünüyordu ama, ne kalem ve ne de kağıt vardı, olsa bile askerler yazdırmazlardı. Birlik komutanlığından ailelerine mektup yazmak için kâğıt kalem istediler. Aldıkları kâğıtlardan bir kısmını ve kalemlerden de birini sakladılar. Oyuncular çok heyecanlıydılar, yazılı bir metni sahneleyip oynayacaklardı. Bir de ad bulmuştu Orta Yaşlı Adam onlara: “BİT”. Topluluğun adının açılışı şuydu: “Bursa İşçi Tiyatrosu.”
Oyunu yazıp bitirmişti Adam. Yatak olarak kullanılan kampetleri yığdıkları bölümün arkasında kendilerine bir prova yeri ayarlayan BİT topluluğu provalara başladıkları gün askerlerce koğuşları basılıp arama tarama yapıldı. Oyunun tekstini kampetlerin altına doğru fırlattılar. Bulunamaz sandıkları oyun metnini askerlerden biri görüp çıkardı ve başlarındaki başgardiyan olarak görev yapan çavuşa verdi. Umutları yıkılmıştı ve onun da ötesinde kuralları çiğnedikleri için cezalandırılabilirlerdi. Beklemekten başka çare yoktu, onlar da öyle yaptılar ve beklemeye başladılar. Bu arada da koğuş sözcüsünü Başgardiyana gönderip bir yoklama yapmasını istediler.
Koğuş sözcüsü yarım saat sonra elinde oyun tekstiyle dönünce çok sevindiler. Koğuş sözcüsü, Çavuş’un odasına girdiğinde, yanında iki erle Çavuş, yazılan skeci okuyor hep birlikte kahkahalarla gülüyorlarmış. Koğuş sözcüsünü görünce hemen ciddileşip metni saklayan Çavuş yanındaki erlere dışarıya çıkmalarını söylemiş. Koğuş sözcüsü arkadaşları manzarayı görünce biraz rahatlamış, metinde ne yazıyor acaba onları bu denli güldüren, diye de merak etmekten kendisini alamamış. Metni geri isteyen sözcüye Çavuş: “Böyle şeyler burada yasak, idareye vermezsem bu metni benim başım belaya girer,” demiş. Sözcü, böyle bir şeyin yasaklığının saçmalığından söz ederek karşısındakini ikna etmeye çalışırken, Çavuş gülmüş ve: “ Boşuna yorulma be Hoca, ben de devrimciyim. Üstümüzde böyle asker elbisesi olduğuna bakma,” demiş ve teksti hocaya verirken:”Dikkatli olun, hem benim, hem de kendi başınızı derde sokmayın,” diye tembihlemiş.
BİT topluluğu skeci oynadığında çok beğenilince hemen Orta Yaşlı Adam’a ikincisi sipariş edildi. Adam, bu kez bir oyun yazmaya karar verdi. Çavuş’un yardımıyla kâğıt kalem de bulundu. Çavuş kendisi gibi sosyalist olan bu topluluğun 12 Eylül koşullarında böylesine mutlu olduklarını görünce çok sevinmişti. İki askerle birlikte kapı aralığından o da izlemiş skeçi, tutuklulardan daha çok gülmüştü. İkinci oyun bir yandan yazılıp bir yandan da yazıldığı kadarıyla prova yapılıyordu. Anlaşma gereği Çavuş’un başının komutanlarıyla derde girmemesi için, oynanmak için yazılanlar oyuncular tarafından hemen ezberleniyor ve ezberlendikten sonra da metinler küçük küçük yırtılıp helâya atılıyordu. Oyunun adı: “Ali Havran Doğru Davran” dı. Bu oyunun yazılmasının amacı bir yandan gülmeye çok gereksinimi olan tutukluları güldürürken bir yandan da Komün yaşamındaki aksaklıkları gidermekti. İnsanların çoğu komün yaşamı nedir, kolektif yaşam nasıl olur bilmiyorlardı.
İkinci oyun da çok beğenildi. Tutuklularla birlikte levazım bölüğünün on iki askeri de izlemişti oyunu. Üçüncü oyun yetişir miydi acaba? Önleri bayramdı, ilk bayramları buruk geçecekti, bunu çok iyi biliyordu Orta Yaşlı Adam. Hiç vakit geçirmeden üçüncüyü yazmaya başladı. Gece yazıyor ve hemen sabahın erken saatinde sahne çalışmasına koyuluyordu. Tüm koğuş heyecanla yeni oyunu beklerken Levazım Birliği askerleri de aynı heyecanlı bekleyiş içerisindeydiler. Bölükteki askerler oyunu izleyebilmek için Çavuş’un gözüne girmeye çalışıyorlardı. 12 Eylül’ün diğer askeri birliklerine benzemeyen bu levazım bölüğü ve sosyalist Çavuş sayesinde günler çok zor geçmiyordu. Ancak bazılarının gözaltına alınışı 90 günü geçmiş, halen Yargıç karşısına çıkarılmamışlardı. “Anneni öpen kadı, kimi kime şikâyet edeceksin,” günleri yaşanıyordu tüm ülkede. Evren ve çevresi duysa “beslemeyip astıkları” içeride tiyatro yapıyorlar ve ağız dolusu gülüyorlar, ne derlerdi acaba?..
Bayramdı ve oyun vardı yine Levazım Birliğinde. Oyunun anonsunu yapacak olan arkadaşları gereken bilgileri yazarken doğal olarak oyunun adını sormuştu Orta Yaşlı Adam’a. Adam öylece kaldı; gülsün mü ağlasın mı bilemiyordu. Öylesine zahmetle hazırladıkları ve on dakika sonra oynanacak olan oyunun adı yoktu. Oyunun adını koymayı unutmuştu telaştan. Çok düşünmediler ve oyunun adını oracıkta koydular: “Adsız Oyun”.
O akşam koğuş sakinlerinin dışında otuz yedi levazım askeri daha vardı salonda seyirci olarak. Sahnenin iki yanındaki pencerelerden de iki nöbetçi izliyordu oyunu sırtlarında tüfekleriyle. Oyunun ortasında nöbetçilerden biri dayanamayıp kötü adam rolündeki, Reno işçisiyken tutuklanan Zekeriya Çölok’un(Ayberk Çölok’un amcasının oğlu) yaptığı haksızlığa dayanamayıp öyle bir küfür savurdu ki, tüm gözler kendisine çevrilince utandı ve pencereden inmek zorunda kaldı ve oyunun kalanını izleyemedi.
Tiyatroları rüştünü ispatlamıştı artık. BİT diye bir topluluk vardı. Önemli olan Orta Yaşlı Adam’ı ve oyuncuları gidecekleri yerlerde birbirlerinden ayırmamalarıydı. Reno, Mako, Sifaş, Polilen, Siemens işçileri hem kendileri eğleniyor ve hem de arkadaşlarını eğlendiriyorlardı. İnsanlar arasında geçen olayları, insandan insana amatörce anlatıyorlardı. Hakim sınıfların çağlar boyuncu korkup yasakladıkları, ülkemizde halen yasaklanan tiyatro sanatını ülkenin en tehlikeli insanları, yani Komünistler 12 Eylül koşullarında yapabiliyorlardı. Gerçekten devlet böyle insanları beslememeliydi!..
Bazıları gözaltına alınalı doksan dokuz gün olmuştu. Bu süre içerisinde Yargıç karşısına çıkarılmamışlardı. Birer dilekçe yazdılar ve komutanlığa verdiler. Dilekçeler yerini bulmuş, yasal hakları olan doksan günde yargıç karşısına çıkarılma istekleri kabul edilmişti.
Yargıç karşısına çıkarıldılar ama onun yüzünü göremediler. Pencereden dışarıya bakan yargıç arkası dönük olarak hiç yüzlerine bakmadan tutukluluklarını ensesiyle yüzlerine karşı okudu. Tam BİT için bir parodi malzemesiydi bu. Fırsatı kaçırmayıp, kısa zamanda böyle bir mahkeme sahnesi yazıp oynadı topluluk.
İkişer ikişer zincirlenip Gölcük’e doğru yola çıkarıldıklarında, Mustafa Palaz, Zekeriya Çölok, Bülent Yalçın, İnegöl’den Ender, Mehmet Düzgün, Mudanya Siemens’ten Kostik Nuri ve diğerleri Adsız Oyun’un ezberlerindeki repliklerini birbirlerine fısıldıyorlardı. Diğer arkadaşları fısıldananları duydukça mutlu mutlu gülümsüyorlardı. Onları Gölcük’e götüren polisler durumu anlamaya çalışıyorlardı ama bir şey anlayamıyorlardı. Hapis yatmaya değil de sanki düğüne gider gibi halleri vardı otobüsteki birbirlerine zincirlenmiş olan bu insanların…
Orta Yaşlı Adam, dudaklarda gülücüklere, polis otobüsünün içerisinde uçuşan repliklere baktı. Onca ısrara karşın niye bugüne dek yazmadığını düşünüp üzüldü. Dertlerini unutup birbirlerine oyunlarla ilgili esprileri fısıldayarak anımsatan ve ağız dolusu gülen arkadaşlarına bir süre sessizce baktı ve:“İyi ki yazmaya başlamışım.” dedi kendi kendine…
Hasan Öztürk
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları

















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2015
20.12.2014
7.12.2014
16.11.2014
26.10.2014
11.10.2014
27.09.2014
14.09.2014
3.09.2014
16.08.2014