Münir AKTOLGA
DEMOKRATİK CUMHURİYETE GİDEN YOLDA BİR KERE DAHA İSTANBUL ANADOLU SAVAŞLARI!..NEDEN BU KONUDA DA YENİ BİR AÇILIM GEREKİYOR?..
İÇİNDEKİLER
GİRİŞ
DEVLETÇİ BURJUVAZİNİN EVRİMİ..
NEDEN YENİ BİR AÇILIM..
YENİ BİR BURJUVAZİ AMA..
TEK BİR ÇÖZÜM YOLU VARDIR, O DA DEMOKRATİKLEŞME..
DEMOKRATİK CUMHURİYETİ İNŞA ETMEK..
NEDEN İSTANBUL BURJUVAZİSİ VE KÜRTLER..
KENDİ TARİHİNİZİ İYİ BİLMEK ZORUNDASINIZ..
Karaalioğlunun bu yazısı 21 Aralık 2012’de kaleme alınmış. Tesadüfe bakın ki, tam bu arada aralarında Koç’un da bulunduğu bir grup 5,7 milyar dolar vererek köprü-otoyollar ihalesini kazanıyor! Ve gene tesadüfe bakın ki, bu arada A.Doğan da (4 Ocak 2013) kendi medya mensuplarına bir mektup yazarak barış sürecine sahip çıkılması gerektiğini, medya mensuplarının yazılarında “barış dilini kullanması gerektiğini” söylüyor! Nitekim, açın bakın Doğan Medya Grubu’nun gazetelerine ve yayın organlarına, bu tarihten sonra tamamen farklı bir dilin kullanıldığını göreceksiniz. O zamana kadar AK Parti ve Erdoğan düşmanlığının kör ettiği kalemler sanki birden hidayete etmiş gibi değişiverdiler!.
Peki ne zamana kadar sürdü bu balayı havası? İçinde Koç’un da bulunduğu köprü-otoyol ihalesi iptal edilene kadar! Hani, iptal olayı, sadece ihale bedeli (5,7 milyar dolar) az bulunduğu için olsa birşey değil, yani anlaşılabilir; ama asıl gerekçe çok ilginçti: “Halkın malı bu şekilde özel sektöre nasıl satılırmış”! E, nasıl olmalıymış peki? “Halkın malı halka satılmalıymış”! Kim söylüyor bunu? Anadolu burjuvazisinin ideologluğuna soyunan bir grup! Arkasından da Erdoğan’ın iptal kararı geliyor tabi!
Fesuphanallah!! Bir zamanlar bir Ecevit vardı başımızda, “Halk sektörü” falan diye kapitalizme alternatif yaratmaya çalışarak saçmalayan, şimdi bir de Anadolu burjuvazisinin ideolojik klavuzları mı- yol göstericileri mi eklenecek buna! Şu işe bakın, dünyaya sadece Anadolu kapitalizminin penceresinden bakacağım derken nerelere varıyor işin ucu!
AK Parti’nin iktidara geldikten sonra yaptığı en devrimci işin özelleştirmeler olduğunu hep söylemişimdir. Çünkü başka yolu yoktur bunun. Devletçi üretim ilişkilerini tasfiye etmenin başka yolu yoktur. Eğer bu bir devrimse-bir burjuva devrimiyse, Devlet sınıfının “tasarruf” yoluyla kontrolü altında tuttuğu üretim araçlarının mülkiyetinin Devletin elinden özel sektörün-yani kapitalistlerin eline geçmesi de kaçınılmazdır. Hem Devlet sınıfına karşı mücadele edeceksin, onları iktidardan indireceksin, hem de Devlet mülkiyetine dokunmayacaksın bu mümkün değildir. Yani, iyi yaptılar işlerini-doğru yaptılar! Bu arada hiç öyle Ecevit vari “halka satma-halk sektörü yaratma” saçmalıklarına falan kaçmadan, işin adını da doğru koyarak, direkt olarak özelleştirme dediler buna ve de dediklerini yaptılar, ben de bunu alkışladım.
Ama son zamanlarda, sanki yeni bir keşifmiş gibi, “özel sektöre değil de halka satma” gibi yeni şeyler duymaya başladık AK Parti’ye yol göstermeye çalışan bazı çevrelerden. Bunlara, “İslam’da faize yer olmadığından” yola çıkılarak “kapitalizme karşı alternatif bir İslam ekonomisi” yaratmanın mümkün olduğu iddiaları da ekle-nince insan ister istemez “ne oluyoruz”! demeye başlıyor! Anadolu burjuvaları banka ve kredi sistemini kontrolleri altında tutan İstanbul burjuvazisine karşı mücadele edeceğim derken olaya ideolojik boyut mu kazandırmaya çalışıyorlar sorusu belirginleşmeye başlıyor! Hani tam, helâl olsun bak devrim denilen şey aşağıdan yukarıya doğru böyle yapılır derken, bunlarda mı toplum mühendisliğine soyunmaya başlıyorlar sorusu takılıyor insanın kafasına! Ne demek o “kapitalizme alternatif İslami bir sistem”! İslam bir din, kapitalizm ise belirli bir üretim ilişkileriyle birlikte ortaya çıkan toplumsal bir işletme sistemi. İslam kapitalizme karşı nasıl bir alternatif oluyor ki! Açıkça olmasa bile burada kastedilen şu aslında: Hani Anadolu burjuvazisi İslamcı bir kökten-kültürden (bilgi temelinden) geliyor ya, kapitalizmi İslamcı bir yaklaşımla yorumladınmı buradan pekala devrimle birlikte üretim araçlarının mülkiyetinin de İslamcı Anadolu burjuvalarının eline geçmesi gerektiği sonucunu çıkarabilirsin! İslamı bir inanç-kültür-yaşam bilgileri sistemi olmanın ötesine götürerek onu bir ideoloji haline getirirsen, buradan pekala üretim araçlarının mülkiyetinin de İslamcı burjuvaların eline geçmesi gerektiği sonucunu çıkarabilirsin!. Ki bu da İstanbul-Anadolu savaşlarında Anadolu burjuvalarının elinde güçlü bir silah haline gelebilir!. Faiz, İslam falan derken buna biraz da kapitalizme alternatif yeni tipte bir solculuk sosu kattınmıydı ya, al sana bir Anadolu burjuvası ideolojisi! Kimseyi suçlamıyorum ama, açıkçası ben böyle bir tehlikeyi görüyor, bunun kokusunu alıyorum ortalıkta! Benim hayatım senelerdir hep o pozitivizm virüsüne karşı mücadeleyle geçtiği için, ister istemez bu konuda hassas hale geldi burnum!.Sakın bana, “ama bu sefer biraz işi abartıyorsun” falan demeyin, böyle başlar bu işler!
YENİ BİR BURJUVAZİ AMA!..
Bakın ne diyor sayın bakan:
“Bakan Çağlayan, Koç Holding Başkanı Mustafa Koç’un ‘Yerli otomobil, ticari intihardır’ sözünü kınadı. Koç’un konuşmasını düzeltinceye kadar eleştirmeye devam edeceğini söyleyen Çağlayan “Bazı arkadaşlarımız zaman zaman kıbleyi şaşırmış olabilir” dedi. ‘Bazı gazeteler özel sektöre baskı yapılıyor’ diye eleştiriyor. Arkadaş, ben yaparım"[1].
Aynı gün Facebook’daki sayfamda haberin altına şunları yazmışım:
“Şimdi ne bu!! Adam “vizibilitesini çıkarmış” ve böyle bir yatırım intihar olur diyor, bitti! Sana ne oluyor! “Efendim, onlar Fiat'ın, Renault'un temsilcisiymişte” falan!..Olabilir!..Hani globalleşme çağındaydık!..Nedir bu milliyetçi çıkışların anlamı!..AK Parti’nin ve Erdoğan’ın önünde sadece Devletçi cephe engeli yok, bir de, dünyaya sadece Anadolu burjuvazisinin penceresinden bakmaya çalışan kendi içindeki jakoben kanadın kulağa hoş gelen hamaset dolu çıkışları da var..AK Parti kendi icindeki bu jakoben-"sol" kanada da dikkat etmek zorunda!!..Sadece arabanın önüne engel koyanlar değil, gereğinden fazla gaz verdirerek onun yoldan çıkmasına-kaza yapmasına neden olanlar da tehlikelidir”!..
Bu eleştiriye cevap sevgili C.Ertem’den geldi. Hergün yazılarını ilgiyle izlediğim ve birçok konuda genellikle görüş birliği içinde olduğumuz Ertem olayı şöyle ortaya koyuyor[2]:
“Türkiye’de birçok gelişmenin doğru tartışılmadığı kanısı galiba hepimizde var.Bu yalnız politik alanla sınırlı değil, işte, ekonomide olan şu yerli otomobil tartışması.
Sanıyorum burada, başta Sanayi ve Ekonomi bakanlıkları ve bizzat sayın bakanların ken-dileri olmak üzere, yerli otomobili simgesel bir olgu olarak ele alıyorlar. Örneğin Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç’un ‘yerli otomobil intihar olur’ çıkışına bağlı olarak, bunun Türkiye’nin marka değeri ile ilgili bir sorun olduğunu söyledi.Çağlayan’ın ve tabii ki hükümetin bu anlamda yerli otomobile tarihsel-simgesel bir yük yüklediği belli. Bunun haklılık payı var; burada sorun, Türkiye’de ekonomideki oyuncuların da siyasette olduğu gibi, bundan sonrası için hazırlıklı olup olmadığı, anlayışlarının, dünyaya, Türkiye’ye ve ticarete bakışlarının değişip değişmediği.
Şimdiye değin hazır pazarlara dayanarak, devletin korumasında ve ancak devletin altyapısını hazırladığı alanlarda faaliyet gösteren, yanlış yatırım yapsa bile içinde bulunduğu tekelci yapıya dayanarak yüksek kârlar elde eden bir özel sektörle Türkiye ancak bir yere kadar gidebilir. İşte ‘yerli otomobil’ tartışması özünde budur. Ama Türkiye’de siyaset kurumu bunu yeni görüyor; Zafer Çağlayan bunun için ‘Türkiye marka çıkarmalı, yapamayan, yapmasın tamam, ama diğerlerinin de önünü tıkamasın’ diyor. İşte sorun budur, örneğin otomobil ya da uçak neyse bunu yeni bir markayla baştan üretmek ve pazar aramak Koç için intihar olabilir, doğrudur. Ama Koç, Türkiye adına konuşmamalı.
Siyasette Kürtler’le, Türkler’in eşit olduğunu yeni anlamaya, anlatmaya ve bunu Anayasal güvenceye kavuşturarak bu topraklarda barışı kalıcılaştırmak adımlarını yeni atmaya başladık; çok şey kaybettikten sonra. Şimdi yıllardır Türkiye’de her dediği olmuş tekellerin, artık Türkiye adına konuşamayacağını; yalnız, hepimiz gibi kendi aileleri ve şirketleri adına konuşabileceğini anlıyoruz. Aslında bu ikisi birbirine bağlı. Şimdiye değin, üç-beş aile hepimiz adına, Türkiye adına konuştuğu için Kürt sorunu diye bir sorunumuz oldu, bunun için bugün borç batağındaki İtalya’nın, İspanya’nın küresel sanayi markaları oldu, bizim olamadı. Biz ancak İtalya’nın küresel markasının bayiliğini yaptık ama o bayileri de Türkiye adına konuşturduk, sonra da buna demokrasi dedik. İşte hükümetin sanayide ‘babayiğit’ araması bu anlamda demokrasi talep eden burjuvazi aramasıdır. Yani sorun sadece otomobil yapan bir babayiğit bulunup bulunamaması değildir.
Şimdilerde içinde bulunduğumuz barış sürecinin kalıcılaşması, yeni demokratik bir Anayasa ve siyasetin bütün bu dinamiklerle yeniden yapılandırılması çok açık söyleyeyim ki, Türkiye’nin ‘eski’ yapıları ile rekabet edecek, onları intihara sürükleyecek kadar rekabet edecek, teknolojiyi yalnız uygulayacak değil, üretecek ve ticarileştirecek ve bütün bu sürece siyasi olarak -hükümetten bile daha fazla- sahip çıkacak yeni bir burjuva sınıfı ile olur. İşte hükümetin ‘babayiğit’ arayışı ve yeni bir otomobil markası ısrarı budur. Bu anlamda bu arayış simgesel ve tarihseldir”.
Yani, sevgili Ertem diyor ki: “Şimdiye değin hazır pazarlara dayanarak, devletin korumasında ve ancak devletin altyapısını hazırladığı alanlarda faaliyet gösteren, yanlış yatırım yapsa bile içinde bulunduğu tekelci yapıya dayanarak yüksek kârlar elde eden bir özel sektörle Türkiye ancak bir yere kadar gidebilir”. Doğru söze ne denir, kesinlikle katılıyorum. Ve sanıyorum bu konuda şimdiye kadar en çok yazan da ben oldum. Hepsi bir yana, sadece, “Kimlik Sorununu Tartışıyoruz, “Devşirme Burjuva Kimliği ve Bunun Nöropsikolojik Temeleri”[3] başlıklı Makale bile bu konuya açıklık getirmek için yeterlidir sanırım.
Ancak olay burada bitmiyor. Sürece sadece Anadolu burjuvazisi açısından, onun penceresinden bakmak yetmiyor. Çünkü, işin içine sınıf ve “çıkar” girince görüş ufkunu belirleyen koordinat sistemini koyduğunuz merkez hemen olayın boyutlarını değiştiriverir ve öyle olur ki, ondan sonra artık sürece objektif-bilişsel olarak değil sübjektif olarak bakmaya başlarsınız! Ve hiç farkında olmadan burjuvazinin iki kanadı arasındaki mücadelede taraf olma durumu ortaya çıkar!
İş bu noktaya gelince, altı çizilmesi gereken içiçe geçmiş vaziyette iki süreç çıkıyor karşımıza: Birincisi açık, senelerdir yazıp duruyorum. Türkiye’de Anadolu burjuvazisinin gelişimi ve AK Parti’yle birlikte iktidara gelişi, sistemin tarihsel evrimi açısından, zamana yayılmış bir şekilde gelişen burjuva devrimine işaret eder. Olaya bu açıdan bakınca Devletçi-İstanbul burjuvazisiyle (TÜSİAD’cılarla) Anadolu burjuvazisi arasındaki çelişki basit bir büyük-küçük çelişkisi olmanın çok ötesindedir. Bu açıdan aradaki fark nitelikseldir. Bunlardan biri politik olarak halâ eski Devletçi sistemin-cephenin içindeki bir unsurken, diğeri bunun tam karşısında, modern kapitalist ilişkileri temsil eden devrimci bir unsurdur. Şimdiye kadar gelinen yol bunun en açık örnekleriyle doludur.
Az önce “içiçe geçmiş” olduğunu söylediğim süreçlerden ikincisi ise, eskinin İstanbul burjuvalarının yeni Anadolu burjuvalarına göre daha büyük olmalarıyla, bunların eskiden beri kazandıkları mevziler nedeniyle kapitalist sistem içinde daha avantajlı bir konumda olmalarıyla ilgilidir. Meseleye bu açıdan bakınca olay, İstanbul’un büyük burjuvalarıyla Anadolu burjuvaları arasındaki sistem içi bir çelişki boyutuna indirgenir. Örneğin, eskinin bu büyük burjuvalarının birçoğunun bankaları bile varken, Anadolu burjuvaları bu türden olanaklara henüz daha sahip değildirler. Bu yüzden de kredi mekanizmaları falan halâ daha çok hep o büyüklerden yana çalışır ülkede. Bu nedenle, olaya bu açıdan bakınca aradaki mücadelenin daha çok sınıf-sistem içi bir mücadele, büyük-küçük mücadelesi olduğu, sistemin olanaklarını kimin daha çok kullandığı-kullanacağı sorunu çıkar ortaya.
Bir yanda eski Devletçi sistemin içinde Devletin kanatları altında gelişerek büyüyen İstanbul’un büyük burjuvaları, diğer yanda da, onlar kadar büyük olmamakla birlikte, ama gene de son yıllarda iyice palazlanarak onlara bacak germeye başlayan yeni devrimci Anadolu burjuvaları. Mücadele normaldir tamam da burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir nokta var.
Anadolu burjuvaları bu mücadelede hiçbirzaman büyüklere karşı küçüklerin, ya da daha ortaboy olanların temsilcileri olarak çıkmazlar ortaya. Onlar, burjuva devrimi sürecinde başı çeken lokomotif konumlarını-yani devrimci kimliklerini- öne sürerek işi götürme taraftarıdırlar. Kendi açılarından bunda haklıdırlar da. Eski sisteme karşı verilen mücadelelerin sonunda eski Devletçi yapı yıkıldığı halde onun bir parçası durumunda olan Devletçi burjuvazi konumundan hiçbirşey kaybetmeden halâ karşılarında durmaktadır. Bu yüzden de onlar bunun bir haksızlık olduğunu, Devletçi burjuvaların halen ellerinde bulunan imkanlara eski sistemin içindeki imtiyazlı durumlarından dolayı sahip olduklarını söyleyerek, eski sistemin yok oluşuna paralel olarak bu olanakların da onların elinden alınması gerektiğini söylemekte, bir tür devrimci “mülksüzleştirmeden” bahsetmektedirler.
Bakın, sevgili Ertem ne diyor: “Türkiye’nin ‘eski’ yapıları ile rekabet edecek, onları intihara sürükleyecek kadar rekabet edecek, teknolojiyi yalnız uygulayacak değil, üretecek ve ticarileştirecek ve bütün bu sürece siyasi olarak -hükümetten bile daha fazla- sahip çıkacak yeni bir burjuva sınıfı ile olur. İşte hükümetin ‘babayiğit’ arayışı ve yeni bir otomobil markası ısrarı budur. Bu anlamda bu arayış simgesel ve tarihseldir”.
Meselenin canalıcı noktası işte burası! Burada benim söylemek istediklerimle arada o kadar ince bir çizgi var ki, ilk bakışta olayın özü gözden kaçıyor gibi. Ben diyorum ki, “onları intihara sürükleyecek kadar rekabet edecek”..”sürece siyasi olarak hükümetten bile daha fazla sahip çıkacak yeni bir burjuva sınıfına olan ihtiyaç” gene dursun ortada! Eğer gerçekten durum böyleyse, hiç kimsenin şüphesi olmasın sürecin diyalektiği böyle bir sınıfı yaratır da. Ama, tam şu geçiş aşamasında, tam yeni bir anayasanın hazırlanması için ittifaklara ihtiyaç duyulduğu aşamada, barış sürecinin oturuşması açısından en kritik dönemde hükümeti de arkasına alarak İstanbul burjuvalarını “intihara sürükleyecek kadar rekabetin”-bu türden bir jakobenliğin- sırası değildir!
Hem sonra bu iş bir kere başladımıydı ya öyle İstanbul-Anadolu savaşıyla falan kalmaz, işin ucu otomatikman küresel sermayeyle olan ilişkiye de sıçrar! Sen tutmuşsun bir sürü ilişkiler içine girmişsin şimdiye kadar, şimdi ise birden, arkana hükümeti de alarak, Anadolu sermayesi falan derken, özünde “millici”-korumacı bir politika izlemeye başlayacaksın! Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu derler adama! Anadolu burjuvazisi şimdiye kadar kendi çıkarlarını-politikasını küresel sermayeyle bütünleştirerek ayakta kaldı ve bugünlere ulaştı. Şimdi birden “U” dönlüşü yapmaya kalkarlarsa adamı şeytan çarpmış gibi duman ederler vallahi! Hem de üstelik haklı konuma da girerler bu durumda. O zaman, bu türden bir politikayı yürütenlere de “millliyetçi” gözyaşları dökerek-bugünkü “ulusalcıların” korosuna katılmaktan başka yol kalmaz!
Bakın, Devletçi burjuva kimlikleriyle onları beğenmesek de, geçmişleri dolayısıyla onları tu kaka etmekte haklı olsak da, bütün bunlar şu gerçeği değiştirmez: Onlar da son tahlilde burjuvadır. Ve bugün artık onlar da küreselleşme sürecine entegre olmuşlardır. Ben Almanya’da evimin bodrumundaki çamaşırhaneye indiğim zaman oradaki çamaşır makinalarının çoğunun Beko olduğunu görüyorum artık. Sırası mı şimdi Beko’lara karşı “onları intihara sürükleyecek kadar rekabetin”! Hem sonra niye intihara sürükleniyorlar ki, o gözükara-idealist Anadolu burjuvaları da daha iyisini, daha ilerisini yapsınlar, intihar neyin nesi! Yani Anadolu burjuvaları yapınca otomatikman daha mı iyi çalışacak o makinalar? Tamam, eğer gerçekten durum böyle olursa, o zaman biz de onların ürünlerini alırız olur biter. Serbest rekabet böyle olur. Kim daha iyi kalitede, daha ucuza üretirse onun borusu öter. Ben Anadolu burjuvasıyım diye hükümeti arkana alıpta korumacılık talep ederek, milliyetçi duygularla olmaz bu iş! Tamam, Koç’lar Fiat’la, başka bir Tüsiad üyesi de başka bir küresel grupla ortak, e, o zaman “yerli milli” otomobille-ya da başka bir ürünle-bunları bu kimliklerinden dolayı “burası bizim ülkemiz, burada bizim borumuz öter” deyip (elimizdeki iktidar gücünü kullanarak) intihara mı sürükleyeceğiz! Yoksa otomobilin yerli-milli olanı sırf bu özelliğinden dolayı otomatikman daha iyi kalitede ve daha ucuza mı olacak! O zaman hangi küresel sermaye güvenir de gelir ki ülkeye! Gelen adam tabii ki içerde birileriyle işbirliği yapacak, e, sen onları bu işbirliğinden dolayı küçümsersen, arkasında devlet desteği olan yerli-milli burjuvalar aracılığıyla “intihara sürüklemeye” yöneltirsen, kiminle iş yapacak o küresel sermaye! Yoksa, Anadolu sermayesiyle işbirliği yaparlarsa ona laf yok mu diyeceğiz! Bu işler boştur!
[1]21 Nisan, Gazetelerden..
[2]„Simgesel ve Tarihsel bir Arayış“, C.Ertem, Star Gazetesi, 24 Nisan 2013
[3]www.aktolga.de Makaleler, Eylül 2010
DEVAM EDECEK...
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- TARİH NEDİR?..
16.11.2024 - AMERİKAN SEÇİMLERİ Mİ DEDİNİZ!..
9.11.2024 - ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI BAŞLAMIŞ BİLE!!
31.07.2024 - İTTİHATÇILIK NEDİR?
3.06.2024 - YAŞANILAN SÜRECİN DİYALEKTİĞİ!..
9.04.2024 - DAHA İLERİYE NASIL GİDECEĞİZ?..(3)
20.07.2023 - DAHA İLERİYE NASIL GİDECEĞİZ?..(2)
18.07.2023 - DAHA İLERİYE NASIL GİDECEĞİZ?.. (1)
17.07.2023 - KİMLİK SORUNU (4) KÜRESEL-BİLİŞSEL KİMLİĞE GİDEN YOL…
20.06.2023 - KİMLİK SORUNU (3) KÜRESELLEŞME SÜRECİ…
18.06.2023
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları











































































































tuncay demirtaş
kendi kaderini tayin hakkını" programlaştırmış ve anayasa mahkemesinde kapatılmıştır. komünistler ilkesel olarak öteden beri kürtlerin özgürlük taleplerine "hayırhah" bakarken bay çok bilir, kürt hareketini yazının bir yerinde-"solun hayal.. ve kürt reel hareketi"-"reel", bir yerinde ise "radikal" olarak tanımlamaktadır ki "solcular" reel kavramını "olması gerekenin yerine, yaşayan", radikali ise "olması gerekene özgü" nitelikler olarak kullanırlar ki bu da başka bir tutarsızlığınızdır ve ./.
tuncay demirtaş
vurgsunu pas geçip sadece "sömürüye son verecek ahlak özlemi" ifadesi üzerine döktürüyor ki "eşit insan" konseptinin sanki sosyalizme ait olduğunu bilmiyormuş gibi muratı hiç haketmediği halde "sosyalizmi özlemler ve ahlak yumağına indirgemekle" suçluyor. hazret kendisini haklı çıkartacak ya, demogoji de serbest. yazının başındaki "bir kısım solcunun radikal kürt hareketine hayırhah bakması ve fazla kredi açması" söylemi ise tam taha akyol, taha kıvanç söylemi. üyesi olduğum TBKP Kürt halkının-
Ad Soyad Giriniz...
devrimci değişim hareketlerine, yani insanlığın gelişimine olan düşmanlığının bilinçaltı tezahürlerini itiraf ediyor. neden böyledir bilmek imkansız ama sosyalizmin tarihi gerçekliğiyle-ne demekse-insanlığın ideallerini karşı karşıya koyarak sosyalizme-komünizme ait hiç bir şey söylemeden(dünyadaki farklı reel uygulamaların eleştirisi soyalizm-komünizm teorisinin eleştirisi olamaz) totaliter bir söylemle hiç bir şey söylemiyor. murat belgenin " insanların eşit ve özgür olduğu bir toplum" vurgu-
tuncay demirtaş
demokratik konfederalizm söylemleriyle yeni-sol okumaların ideolojik belirleyiciliği sözkonusudur- olarak tanımlarken ve yazının başka bir yerinde murat belgenin "neden sosyalist olduk" yazısıyla roni ve nabinin benzer içerikli olduğunu söylediği yazılarını kıyaslarken, muratın yazısına oranla "aşırı ve makul sınırlarının ötesine taşınmış şekilleri"olarak tanımlayarak kendisinde sadece sosyalizm-komünizm, sol düşmanlığının değil, sözünü ettiği "insanlık idealleri"uğruna ortaya çıkacak olan tüm
tuncay demirtas
ortaokul son-lise 1 yıllarımızdaki marksist bilgi toplamı sınırları içinde-o da maalesef kavram kargaşası ve demogojiyle malul olup, birazdan örnekliyeceğim- yazabilen ve özünün patalojik olduğuna bu yazıyla iyice emin olduğum bay herşeyi bilir filozof aslında belki yanıtlanmayı bile haketmiyordur ama biz sorumluluğumuzu yerine getirelim. kürt hareketini tanımlarken "radikal"-ki ulusal bir özgürlük hareketidir ve yazar kadar marksizme mesafelidir ama gerçekten demokratik-ekolojik paradigma," ./.