Murat Sevinç
Ekrem İmamoğlu’nun önce diploması iptal edildi, ardından tutuklandı. İktidarın hiç hesap etmediği bir halk tepkisi doğdu. O tepki sonucunda, nihayetinde kendi sonunun da yaklaşmakta olduğunu gören CHP ‘normalleşme’ adı verdiği ne idüğü belirsiz siyaseti terk etti. Her şerde bir hayır varmış!
Son haftalarda yeni, umut verici bir yol tutturmuşa benziyor CHP’liler. Bir kez daha siyaset yapmaya başladılar, halkı hatırladılar; bir başka söyleyişle, halk kendisini cümle siyasetçiye hatırlattı. Nicedir, Batı’daki eğilimle de uyumlu biçimde, iktidarıyla muhalefetiyle halksız bir demokrasi oyunu sahneliyorlardı.
Yeni sürecin en ilginç yanlarından biri, memleket sağının onlarca yıldır başat sloganı olan ‘milli iradeciliğin’ taraf ve anlam değiştirme ihtimali. ‘İhtimal’ diyorum, zira yakın tarihe biçim veren bir dünya görüşünün hızla el ve içerik değiştirmesi kolay değil. İktidar olup sınanmak gerekiyor belki de. Buna mukabil, 1950’de “Yeter, söz milletindir” diyerek hükümet olan ve o gün bugündür üç-beş yıl haricinde hep iktidarda kalan Türkiye sağının şu anki temsilcisi konumundaki Türk-İslamcı iktidar bloku, artık daha ziyade müesses nizamı, iktidara gelme sürecinde mücadele ettiği kurum ve değerleri temsil ediyor.
1950’de iktidarı DP’ye teslim eden CHP ise, 2025’te, o DP’nin sloganını sahiplendi. Bu durumun CHP bakımından bir zafer olup olmadığını zaman gösterecek, ancak iktidar bakımından yenilgi olduğuna kuşku yok. İktidar, sağın yaklaşık 70 yıldır yinelediği bir düşünceyi, sloganı ve dilediğince yoğurduğu bir argümanı CHP’ye kaptırmış görünüyor. Hâlihazırda, tüm organlarıyla devasa bir devlet gücünün karşısında milyonluk mitingler yapan, ‘millet’ ve ‘seçim’ sözcüklerini ağzından düşürmeyen, doğrudan milleti muhatap alan, ona seslenen bir muhalefet, bir CHP söz konusu.
Milli iradenin temsilini, bu sloganı sahiplenmek iyi bir şey midir? Kavramı nasıl yorumladığınıza bağlı ve işte burada işin içine içerikteki değişim giriyor. Çünkü biri de çıkar ve “CHP’nin milli iradeciliğe sarılması partinin sağa kaydığını gösterir” diyebilir ki çok da yabana atılamaz bir iddia olur. Öyle ya, ‘halkçı Ecevit’ten, ‘milletçi CHP ve İmamoğlu’na. ‘Milli irade’ görüşünün nasıl algılandığı ve sahiplenildiği, dile getiriliş amacı bu nedenle önemli. Kişisel olarak, güncel ‘millet’ vurgusunun şu haliyle ‘sağ’ bir yorum olmadığı kanısındayım. Nitekim, 1950’deki de değildi; sorun, asıl olarak 1960’larda ve bana kalırsa milli iradenin önce Bayar’ın, sonrasında AP’lilerin dillerine pelesenk ettiği halidir.
1960’lar ve 70’lerde genel olarak aydınlar, özellikle sol aydınlar arasındaki, devrim tartışmaları, Osmanlı-Cumhuriyet değerlendirmeleri ve bürokrasi yorumları ‘milli iradeciliğin’ kavranmasında önemli. Yani, yalnızca sağcı-muhafazakâr yazarların değil, örneğin sol Kemalistlerin; Aybar, Boran, Divitçioğlu, Küçükömer gibi sol-sosyalist düşünürlerin bürokrasi çözümlemelerine bakmak gerekir. Sağ jargonla ilişkili olumsuz bir anlam yüklenen ‘milli iradecilik’le kasıt, her ne kadar salt bürokrasi eleştirisinden ibaret olmasa da bu zümrenin şiddetli eleştirisini de içeren bir bürokrasiye ve 1961 Anayasası ile anayasacılığımıza giren özerk kurumlar ile AYM’ye yönelik antipati.
Özellikle bürokrasi karşıtlığı milli iradeciliğin alametlerinden. Bürokrasi üzerine kitabı da olan Tercüman yazarı Ahmet Kabaklı’nın ‘hâkim sınıf’ olarak tanımladığı bürokrasiyi, pek çok olumsuz niteliği barındıran ve kibriyle, taklitçiliğiyle ‘halkı ezen’, halkla ‘kavgalı’ bir zümre olarak tanımlaması milli iradeciliğin en açıklayıcı yorumlarındandır. Diyeceğim, milli iradecilik her şeyden önce bürokrasi ve özerk kurumlar karşıtlığı üzerine inşa edilmişti. Hal böyleyken, anayasalar arasından 1961 Anayasası’nı hedef almıştı.
1960’lardan miras, sağ-merkez sağ milli iradeciliğinin baş mimarı Celal Bayar’dır. Bayar, gazeteci İsmet Bozdağ’la yaptığı meşhur söyleşisinde (‘Başvekilim Adnan Menderes’) Türkiye sağı üzerinde hayli etkili olacak bir ‘milli irade’ çözümlemesi yapar. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e gelerek. Bayar’ın değerlendirmesi, 1954 seçimlerinden sonra DP’nin seçtiği yolu meşrulaştıran bir yorumdur kuşkusuz. Söz konusu yoruma 1924 Anayasası’nın egemenlik tanımı da yardım etmiştir. Özetle: Egemenlik kayıt ve şart altına alınamaz, egemenlik yalnızca mecliste temsil edilir, ben meclisteki sandalyelerin çoğunluğuna sahibim, demek ki egemen benim ve kayıt/şart altına alınamam! ‘Çoğunlukçu’ bir yorumdur bu. Batılı terminolojiyle ‘Bonapartist’ bir eğilimin dışa vurumu. Bu görüş, en kaba tanımıyla sandık sonucunu demokrasinin ‘her şey‘i kabul eder. Oysa seçim yalnızca kimin yöneteceğine karar verir, seçilenin nasıl yöneteceği ise anayasa, yasalar ve teamüllerle belirlenir.
Bayar’a dönelim… Bayar’a (ve DP’lilere) göre, ‘ordu-medrese’ tabandan gelen yönetimin temsilcileridir, Osmanlı’da onlara biat etmeyen tahta çıkamaz. Bayar, bu iki zümrenin yönetimdeki yerini ‘müntehib-i sani’ kavramıyla anlatır, yani, ‘ikinci seçmenler.’ Mustafa Kemal bunu gördüğü içindir ki 1924 Anayasası ‘ordu ve aydın’ı devlet ortaklığından çıkarmış, onların gücünü seçimlerdeki ‘ikinci seçiciler’e kaydırmıştır. Bayar’a göre Atatürk bu şekilde, “Devleti, en kısa yoldan halka götürmüştür.” Milli iradeden ne anladığını, adını anmadan şöyle tanımlıyor Bayar: “Devlet ağacını ‘Kayıtsız Şartsız Millet hakimiyeti’ ile aşılayan ve bunun kullanılmasını Türkiye Büyük Millet Meclisine veren Atatürk’tür. Biz bu görüşe inandık ve tatbikatçılığını yaptık. Bazı noktaları yanlış düşünmüş, bazı noktaları yanlış uygulamış olmamızı da elbette mümkün sayarım…”
Bayar milli irade anlayışını 1924 Anayasası’nın egemenlik tanımına, hükümet tercihine dayandırıyor. Burada dile getirdiği, ‘bazı noktaları yanlış düşünmüş ve uygulamış’ olmaları ihtimali ise zurnanın zırt dediği yer. 1950’lerde yaşanan çatışmanın, burjuvazinin farklı tabakalarını temsil eden iki partinin birbirine girmesinin başlıca nedeni, o ‘yanlış anlama ve uygulamalar’dır. Meclis çoğunluğunun her şeyi yapabileceği ve o çoğunluğun ‘kayıt ve şart’ altına alınamayacağına yönelik inanç, 1950’lerin ortasından itibaren ülkeyi muhalefet için nefes alamaz hale getirdi.
İşte 1961 Anayasası’nın bazı hükümleri, benzer bir iktidar-meclis çoğunluğu baskısını hiç olmazsa ‘kurumsal’ düzeyde önleme çabasından kaynaklanmıştır. Egemenlik tanımının değiştirilmesi, iki kanatlı meclis, AYM, yargı bağımsızlığını sağlamaya dönük düzenlemeler, özerk kurumlar, partilerin güvence altına alınması vb. Türkiye sağının 1960’ların sonundan itibaren (Anayasa’nın ilk yıllarında uyum çabası vardı) bu kurumlarla derdi vardır ve Bayar’ın ‘millet egemenliğinin kullanılışına yeni ortaklar getirildiği’ yönündeki eleştirisi, 1950’lerdeki CHP eleştirisinin devamı niteliğindedir bir bakıma. Bayarcı iddiayla, 1924 Anayasası’nda dışarıda bırakılan ‘ordu-medrese’ ortaklığının 1961’le yeniden hâkim oluşuna bir tepki. 1961 Anayasasını toptan reddetmez Bayar, eleştirisinin merkezinde söz konusu ‘ortaklığın’ kurumları (AYM, ordu, üniversite, TRT vs.) vardır.
1960’ların sonundan itibaren ‘bu anayasayla ülke yönetilemeyeceği’, ‘özgürlüklerin bol geldiği’ nevi eleştirilerin sık işitildiğine ve AP’nin 1969 seçimlerine giderken bir ‘anayasa ıslahatı’ talep edişine tanık oluyoruz. Anayasadan şikâyet ile ülke ve dünya koşullarındaki değişim arasında bir bağ var kuşkusuz. Örneğin, Demirel her ne kadar 12 Mart’ta ‘şapkasını alıp gitmiş’ olsa da o birkaç yılda anayasada yapılan değişikliklerin çoğu AP’nin talep ettiği yönde ve 1982 Anayasası’nın provası niteliğindeydi. Aynı yıllarda Bayar da eleştirilerini artırmış, anayasanın ‘otorite namına bir şey bırakmadığından’, ‘özgürlük azgınlığı‘ndan’, ‘grevin yasal bir zorbalık olduğu‘ndan söz etmeye başlamıştır. Bunların, dönemin büyük sermayesinin şikâyetleriyle dikkat çekici biçimde benzeştiğini hatırlatmakta yarar var.
1950’lerdeki tartışmalardan günümüze miras kalan milli iradecilik, demokrasiyi büyük ölçüde sandığa indirgeyen bir slogandı, dünya görüşüydü. AKP de ilk günden beri milli irade kavramına başvurdu. Hatırlayalım, AKP 2002’de yüzde 35 oy oranıyla tek başına iktidara gelmişti ve bunun nedeni, yüzde 10 seçim barajı nedeniyle ‘geçerli oylar‘ın yaklaşık yüzde 45’inin çöpe gitmesiydi. Bir başka söyleyişle, AKP, kullanılan oyların ancak yarısının geçerli olabildiği bir seçimde tek başına iktidara geldi (Demek ki ideolojik kılıf olarak milli iradeciliği bir yana koyarsak, aslında milli iradenin nasıl tecelli edeceği, eninde sonunda seçim yasasında yapılacak bir rakam değişikliği ile belirlenir).
Demirel’den söz etmeden olmaz, ancak daha fazla uzatmayayım, konuya devam etme niyetindeyim.
Şimdilik şu kadarını söylemek yeterli olur: DP’nin ve sonrasında azalarak da olsa AP’nin demokrasiyle sandığı özdeşleştiren ‘çoğunlukçu’ milli irade anlayışı, 2025 Türkiyesi’nde CHP’nin söyleminde içerik değiştiriyor. Hâlihazırdaki muhalefet sürekli millete vurgu yaparken yasa karşısında eşitlikten, özgürlükten, baskıya karşı koymaktan, adaletin tesis edilmesinden dem vuruyor ve milli iradeyle katılımcı demokrasiyi yakınlaştırıyor.
Hayırlısı diyelim…
Bir gazete hikâyesi: BirGün Gazetesi’nin ‘Bir Düş’ adlı belgeselini buraya bırakıyorum. BirGün’e uzun ömür dilerim.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları










































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025