Murat Sevinç
Her ülkede böyle midir, yoksa Türkiye ortalamasının ayrıksı niteliklerinden biri mi bilemiyorum, ancak özellikle son zamanlarda iyice ortalığa dökülen ‘komplo teorisi severlik’ herhalde herkesin dikkatini çekiyordur.
Bir kitabevine gidin ve bu tarz yayınların olduğu raflara yönelin. Adını hiç duymadığınız ancak bilmem kaçıncı kitabını çıkarmış, her kitabı defalarca basılmış ‘müstakil araştırmacılar’ ile karşılaşıyorsunuz. Ya gazeteci sıfatıyla yazıyorlar ya da bir yerlerden emekliler.
Neden, emekli olduklarında gidip orman ve deniz seyretmek, kalan hayatın tadını çıkarıp doğaya karışmak yerine bir şeyler yazmak istediklerini tam anlamıyla kavramakta zorlansam da, tahmin etmek mümkün. Özellikle son zamanlarda daha ziyade ‘kalabalık’ sözcüğüyle adlandırmayı tercih ettiğim ‘Türkiye toplumunu’ aydınlatmayı görev edinmişler. Ola ki bazı şeyler yanlış anlaşılır, ‘büyük fotoğraf’ gözden kaçar kaygısıyla mütemadiyen ‘uyarmak’ istiyorlar kitleleri.
Tabii artık kitap yazmak tek başına anlamlı/yeterli olmadığı için, bir de sosyal medya faaliyeti yürütüyorlar. Tanıdıklarımdan sık sık ‘büyük fotoğraf’ mesajları geliyor. O mesajlarda, adını daha önce duymadığım birileri, sayısız isim arasında örüntüler kurarak Türkiye’nin başına gelenleri açıklıyorlar ve söz konusu metinlerin yayılmasını talep ediyorlar, okuyandan.
Örneğin bir mesajda (ve çeşitli medya organlarında!), ‘liberal ihanet çeteleri’ tespit ediliyor ki en sık başvurulan jargonlardan biri bu. Herkesin tanıdığı ve adı liberale çıkmış bir kaç isim çevresinde dolaşıp onların yurt dışı ve içi bağlantılarını anlatıyor ve bu yolla Türkiye’nin altının ‘nasıl oyulduğunu’ teşhir ediyorlar. Ancak o isimler birbirini tanısa dahi, nasıl ve neye ihanet ettiklerini anlamıyorsunuz okuduğunuzdan. Nitekim yazanın da okuyanın da böyle bir kaygısı yok. Önemli olan Türkiye kalabalığının bir kısmı tarafından tu kaka edilmiş insanları bir arada anmak.
Ya da bir diğeri, Papa ile uluslararası sermeye arasında kurduğu bağla, din sosu ekleyerek yapıyor çözümlemesini. Malum, din eksik kalırsa milliyetçiliğin tadı çıkmaz! Tabii, Papa’nın derdi de Türkiye’nin altını oymak. Neden? Derdi neymiş adamın? Orası belli değil. Bunu nasıl yapacak? O da yok.
Beriki daha da fantastik işler peşinde, olup biteni bilmem ne ‘şövalyelerinin’ faaliyetleriyle açıklıyor. Yine yarı gizli örgütlenmeler bunlar ve dertleri Türkiye’nin yok olmasını sağlamakmış. Oysa hepimiz farkındayız ki bizatihi kendi vatandaşımız bunu çok daha büyük bir maharetle yapabilir, yani öyle ıvır zıvır şövalyelere ihtiyaç yok!
ABD ile yaşanan kriz, misal. Evanjelistlerin komplosu! Tüm Müslüman ülkeleri yok etmek istiyorlarmış ve işe Türkiye’den başlamışlar. Kim bu Evanjelistler? Bizimle nasıl bir dertleri var? Neden? Evanjelistler denilen milyonlarca insanın başka işi gücü yok mudur? Türkiye’yi harita üzerinde gösterecek kaç Evanjelist yaşıyordur ABD’de?
Ya şu meşhur Rahip? Bir Allah’ın kulu merak ediyor mu, Rahip’in hangi gerekçeyle, hangi iddianameyle tutuklu olduğunu? Ne gezer! Adam ajan…
Uzatmayayım… Şu aralar fantastik hikayeler gözle görülür bir biçimde çoğalıyor. Parsayı toplayan hikâyeciler, hayatlarından memnun! Türkiye’deki delilik hali, hemen herkesi esir alıyor. Oysa ABD dolarını dua ederek düşüreceğini iddia etmekle, her gelişmeyi komplolarla açıklamak arasındaki fark, zannedildiğinden çok daha az…
Başlıkta, yalnızca ‘bir kesim laik yurttaşın’ yer alması ‘yönlendirici’ bulunabilir. Komplo teorileri çok farklı kesimler açısından cazip kuşkusuz. Ancak, şeyhinin atletini koklayıp cennete gideceğini düşünenlerin konuya yaklaşımıyla, pek ilgilenmiyorum doğrusu.
Beni asıl ilgilendiren, laik olduğu iddiasındaki kesimin tavrı. Çünkü söz konusu ‘komplo teorisi severlik’ hiç de ‘laik’ bir zihniyetin ürünü değil!
Daha önce defalarca yazılanı, tekrar tekrar hatırlatmanın zararı yok: Yeryüzünde laik/seküler olmayan bir demokrasi yok. Bir kez daha: Yok!
Demokratik sistemlerin ortak bir niteliklerinden biri, laiklik/sekülerlik. Batı demokrasilerinde laiklik ilkesine dair farklı uygulamalar var elbette. Ancak hepsinde bazı ortaklıklar da görüyoruz. Burada ‘inanç özgürlüğüne’ girmeyeceğim, çünkü yazının asıl konusu bu değil. İsteyen istediği inanca sahip olabilir, isterse kurşun kaleme ibadet edebilir ve o insan dışında hiç kimseyi ilgilendirmez. ‘Diğerlerini’ ilgilendiren, toplumsal sorunların hangi yöntemle/araçlarla ele alınıp çözüme kavuşturulduğu.
Sorunların çözümü için ‘aklın gereklerine’ dayananların mı, yoksa ‘inanç sistemlerinin’ ilkelerine başvuranların mı ‘çoğunlukta’ olduğu önemli. Her toplumda her ikisi de bulunur doğal olarak. Mars’a robot gönderen ABD’de, dünyanın dönmediğine inanan tarikat mensupları var. Mesele, hangisi çoğunlukta! Demokratik sistemlerde çoğunluk, ilki olmalı. Aksi takdirde bir ‘demokrasiden’ söz etme ihtimali yok.
İşte laiklik/sekülerlik, çoğunluğun, akla dayanarak çözüm üretme eğiliminin siyasal düzeydeki sonucu. Bunun, insanların dindar olup olmamasıyla ilgisi yok. Dindarlığın içeriği ve ‘yeryüzü’işlerine ne ölçüde müdahale ettiğiyle ilgisi var. Yurttaş ibadet edebilir, sorunlarının üstesinden gelebilmek ya da kendi bileceği gerekçelerle dua edebilir. Hatta bir yurttaş; sel baskınlarını, yol çökmelerini, maden kazalarını dua ile engelleyeceğini düşünebilir. Kendi bileceği iş.
Laik ve demokratik rejim açısından kritik olan, bu yönde düşünenlerin ‘çoğunlukta’ olup olmadığı ve o çoğunluğun, yönetimin ilkelerini aynı yönde belirleme talepleri. O andan itibaren artık demokrasiden ve laik/seküler idareden söz edilemez.
Dolayısıyla laiklik ilkesinin başat özelliklerinden biri, yönetimde, toplumsal sorunların çözümünde ‘akılcılığın’ hâkim olması. O‘aklın’ nasıl, hangi koşullarda oluşan ‘akıl’ olduğu, başka mesele. Bu nedenle, bazen ‘akıl’ yerine, ‘yeryüzü kuralları’ ifadesini kullanmak daha yerinde olabilir.
Sorunların çözümü için, öncelikle o sorunların ‘tespit’ edilmesi gerekir. Demek ki ‘tespitin’ de yine ‘aklın’ ürünü olması gerekiyor.
Hâl böyleyken örneğin, ‘Ekonomik sorunların nedeni içki içilmesi ve yeteri kadar dua edilmemesi’ diyen biriyle; ‘Sorunlarımızın kaynağının Evanjelistlerin planları’ olduğunu düşünen biri, çok farklı görünen ama aslında hiç de farklı olmayan yolun yolcuları…
Ayrıca her ikisi de otoriterliğe hizmet ediyor. Şöyle sorulursa, daha açıklayıcı olabilir: ‘Kargaşanın nedeni Evanjeliklerin komplolarıymış’ varsayımı, Türkiye’de en çok kimi/kimleri memnun eder?
Laiklik, hiç kuşkusuz müdahalesiz yaşam tarzının, inanç özgürlüğünün de güvencesi. Ancak laiklik ilkesi her neyin güvencesiyse, onları, akla dayanan, kaynağı yeryüzünde olan çözümler üretmeyi önkoşul kabul ettiği için koruyabilir. Haliyle laik/seküler düşünce, yalnızca telefon üzerinde tepinerek ABD’ye zarar vereceğini düşünenlere değil; ‘Evanjelikler ile Katolikler (o telefonların bir çıktısı olan) sosyal medyayı, Türkiye’yi içten ele geçirmek ve toplumsal dokumuzu bozmak için kullanıyor’buyuranlara da gerekli.
Tarih boyunca, başka ülkelerle ilişkilerinde olmadık işler yapmaya niyetlenen ve yapan devletler, kişi ve gruplar, örgütlenmeler oldu tabii. Bundan sonra da olacak. Herhalde şu anda ABD ya da Avrupa’da birileri, dünyanın geri kalanını ele geçirmeyi düşlüyordur. Kimi Hristiyanlar, ‘Sabah yola çıksak akşam İstanbul’daki kilisede ibadetimizi yaparız’ diyordur. Böyle şuursuzlar, başkasının toprağında, huzurunda gözü olan ruh hastaları her yerde, her ülkede var. Başka dinlerin, mezheplerin, etnik grupların mensuplarından nefret eden ve tüm kötülüklerin kaynağı olduğunu düşünen ırkçı faşistler, her coğrafyada üreyebilir.
Ancak devletler arasındaki ilişkileri ve toplumsal gelişmeleri anlamak ve açıklamak için tuhaf fanteziler dışında, mebzul miktarda kavram mevcut. Uluslararası ilişkiler, devlet menfaatleri, reel politik, siyasal ve kültürel hegemonya, ekonomik tercih ve gereklilikler, sınıf mücadelesi, emperyalizm, kapitalizm vesaire… Onlarca kavram, sayısız açıklama biçimi var.
Bir ülkede olup biteni anlamlandırmak için, tarihe, siyasete, toplumsal gelişmelere, ekonomiye dair okumalar yapmak, sınıflar arası ilişkileri kavramak gerekiyor. Kavramak ise ancak emek harcamakla mümkün.
Oysa komplo teorileri, her şeyi olağanüstü basitleştiriyor ve yurttaşın önüne, başı sonu belirsiz, bağlamsız bilgi kırıntıları koyuyor. İnanılmaz bir zihinsel konfor. Ve o ölçüde tehlikeli. Kuşkusuz bir o kadar cazip. Çok sayıda alıcısı olmasının nedeni bu.
Dünyayı ve ülkeyi takip etmeden, en karmaşık görüneni dahi ‘bir dakikada’ anlama imkanı sunuyor. Yeme de yanında yat!
Ekonomi neden kötü?
Birikim modeli krizi, bugüne dek yapılan hatalar, kapitalizm, kapitalist sistemlerin artık yolun sonuna gelmesi, otoriterliğin yükselişi, temsili demokrasilerin çıkmaza girmesi…
Hayır. Görmüyorsunuz. Anlamıyorsunuz. Evanjelikler, Trump ile anlaştı, canımıza okuyacaklar. Eyvallah!
Peki iki gözüm kardeşim, diyelim Türkiye’de, 16 Nisan’da bu anormal sisteme ‘Evet’ oyu veren nalbur Ahmet, Evanjelik mi? Ülkenin tüm malvarlıkları satılırken susup seyreden yurttaş kitlesi (yani, sizler!) Katolik mi? Papa mı Kürt sorununun çözülmesini engelliyor? Çorlu’daki tren kazasının, madenlerde yüzlerce insanın ölmesinin sorumlusu zıttırık şövalyeleri mi?
Elinizi yalnızca vicdanınıza değil, biraz da aklınıza koyun ne olur!
İzmir’in dağlarında çiçekler açar… Açsın, ne güzel.
Türkiye laiktir laik kalacak… Laik değil, hayal görüyorsunuz ama doğru bir ‘temenni’ elbette. Laik/seküler olmalı.
Bu sloganlar iyi hoş. Buna mukabil biraz zahmete girmekte, gelişmeleri ‘anlamak’ için daha fazla emek harcamakta büyük yarar var. Evanjelikler, Papa, şövalyeler vs. derken, ne İzmir’in dağlarında çiçek kalacak ne laik cumhuriyet…
Laik/seküler düşünme biçimi, bir kesim laik yurttaş için de son derece yaşamsal önemde…
Yazı önerisi: Çiğdem Toker’in, özellikle telefon üzerinde tepinmenin ‘değeri’ üzerine kaleme aldığı bilgilendirici yazıyı buraya bırakıyorum.
Levent Gültekin’e zorunlu bir yanıt: Değerli köşe komşum Levent Gültekin son yazısında, benim ‘ideolojilerle’ ilgili yazımda kendisini hedef aldığımı düşünerek, yanıt vermiş. Teşekkür ederim, ancak yazım, Gültekin’in (ve aynı yönde düşünen çok sayıda insanın) değerlendirmelerine bazı genel itirazlar yöneltiyor olsa da, Levent Gültekin’i değil; asıl olarak olup biteni yalnızca izleyen ve her kritik anda, ‘Şimdi ayrışma zamanı değil, birlik olmalıyız’ diyerek zırvalayan muhalefet partilerini hedef alıyordu. Eğer Gültekin’i eleştirmeye niyetlenseydim, doğrudan ve atıf yaparak eleştirirdim.
Derdimi tam olarak anlatamadım demek ki. Şu aşamada Levent Gültekin’e, ister istemez kişiselleşecek bir yanıt vermek yerine, daha sonra başka bir bağlamda (ideolojisiz anayasa hevesi gibi!), ideoloji konusuna dönmeyi tercih ederim. Yazıdaki düşüncelerimin elbette ısrarcısıyım ve oradaki ‘ideolojik yönelim’, başkalarını yok sayan bir ‘bağnazlığı’ değil, her birimiz açısından ‘kaçınılmaz’ olan bağıntıları anlatıyordu. Ülke açısından ‘kritik’ anlarda (ki bu yaşıma dek hiç kritik olmayan bir an tecrübe etmedim!) ‘ideolojilerimizi bir yana bırakalım’ diyen her kimse, isteyerek ya da istemeyerek, hakim sınıfın çıkarına hizmet ediyordur. Çünkü o ‘yaşamsal/kritik anın’ yolları, o hâkim ideolojinin ‘gerekleriyle’ döşenmiştir.
Değerli Levent Gültekin’in varsaydığı gibi (ki kendisinin bu dileği elbette tümüyle iyi niyet barındırıyor), diyelim ki ben Murat Sevinç ile memleketin büyük sermayedarı, diyelim Sabancı familyası; bir gün ‘Biz ideolojilerimizi bir anlığına görmezden gelip o malum geminin güvertesinde buluşalım’ desek… Olmaz ya… Diyelim oldu… Eğer o güvertede, kendi mensubiyetimi bir an olsun yok sayar ve o familya ile asgari müşterekte buluşabileceğim yanılgısına kapılırsam; beş dakika içinde, çok affedersiniz üzerimdeki son kıyafet parçasını da alır, beni çırılçıplak vaziyette su alan bir filikaya bindirir, denize salar ve arkamdan koro halinde, “Bırakınız gitsinler, bırakınız yüzsünler” diye tempo tutarlar. Yazıda söylemek istediğim buydu. Levent Gültekin’e eleştiri yazısı için tekrar teşekkür ederim.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları










































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025