Murat Sevinç
‘Muhalefet ne yapıyor’ sorusunu, muhtemelen bu yazıyı okuyan herkes günde birkaç kez soruyordur kendine. En iyi niyetli yorumla, anayasası askıya alınmış bir ülkede anayasal çerçevede kalarak iktidarın seçimle gidebileceğini göstermeye, bunu başarmaya çalışıyor, diyelim.
Buna mukabil, bir kez koşulların ‘olağan’ olmadığını kabul edip propagandayı bu iddia üzerine kurduktan sonra, muhalefetin de ‘sıradan olmayan’ yollarla yapılması gerekmez mi? Barışçıl yöntem ve araçlardan bir an olsun şaşmadan, iktidarın ezberini bozacak eylemler.
Örneğin, bir karayolunda yirmi beş gün yürümek böyle bir hamleydi. Basit, iddialı, barışçıl, inatçı ve ses getiren. Siyasetin, artık hemen hiçbir işlevi kalmamış parlamento duvarları arasına sıkıştırmadan yapılması.
Fakat bu tür hareketlenmeleri nadir yaratabiliyorlar. Sanırım bunun temel nedeni (siyasetçilerimizin genellikle sıkıcı insanlar oldukları gerçeğini bir yana bırakırsak!), oy kaybı korkusu. Oy kaybından çekinmenin diğer ayağı ise, hiç kuşkusuz ‘muhalif seçmenden’ oy alma çabası. Malum, ‘yolsuzluğa israf diyelim’ taktiği!
İktidar bloğundan oy almak için çok çeşitli yöntemler denendi ve deneniyor. Kuşkusuz devam edecek. Haliyle, muhalefetin ‘seçmeni ürkütmeme’ niyeti, muhtemelen bundan sonra da baskın davranış/siyaset biçimi olur. Ancak başlıca amaç muhafazakârların ‘canını sıkmamak’ olduğunda, bunun doğal sonuçlarından birinin ‘iktidarın çizdiği sınırlar içinde sıkışıp kalmak’ olması çok muhtemel.
Sonuçta, şöyle bir manzarayla karşı karşıyayız: Anayasanın temel ilkelerini umursamayan ve herhangi bir denetleme mekanizmasına yan gözle dahi bakmayacağı çok açık bir iktidar karşısında; askıya alınmış hukuk sınırları içinde, iktidar seçmeninden oy devşirmeye çalışan ve bunu hayli muhafazakâr yöntemlerle yapmakta ısrarcı bir muhalefet!
Söz konusu tercihin beklenebilir sonuçlarından biri, çoğu zaman ‘hareketsiz’ kalmak oluyor ne yazık ki. ‘Hareket’ ile kastım, sosyal medya eleştirileri, TBMM salı grup toplantıları, hiç kimsenin ciddiye almadığı soru önergeleri, genel kurul salonunda gece geç vakitte çekilip medya ile paylaşılan ‘çalışkan vekil’ fotoğrafları ya da bir felaket yaşandığında yapılan toplu ziyaretler değil. Bunlar, bir milletvekilinin yeniden seçilebilmek ve vekil avantajlarından yararlanmaya devam etmek için gerekli olan ‘zorunlu hareketler’ kategorisinde zaten.
Mesele, dönüştürücü ve sarsıcı işlevi olan ‘dönüştürme’ anları. Siyaset anları. Yurttaşlık anları. Karayolunda yürümek böyle bir andı. Seçim ittifakı açıklaması böyle bir andı. Eşlerin birlikte tiyatro izlemeleri böyle bir andı. Dilekçe kuyruğu böyle bir andı. Muhalif dindarlar ile ‘karşılaşmalar’ böyle anlardan.
Yoksa, kıpırdanma/siyaset ile kastım, dokunulmazlıkların kaldırılması için hokkabazlık yapmak, başka ülkenin topraklarına asker gönderilmesini ‘içi yana yana’ onaylamak, mütemadiyen ‘başsağlığı ve yakınlarına sabır’ dilemek, iktidar mensuplarının akıl fikir almaz açıklamalarına anlamsız polemiklerle karşılık vermek ya da eline koskoca bayrağı alıp sahneye koşmak değil.
Klişe seviciliğinin ve eksikliği yüz yıldır hiç hissedilmeyen ‘milliyetçiliğe bir kez daha’ hitap etmeye hevesli yöntemlerin nasıl bir değeri olabilir ki? Siyasetçiler bu yollarla neyi değiştirebilir? Hiçbir dönüşüme neden olmayacaksa, neden siyaset yapıyorlar? Hakikaten bu kadar mı sıkıcı bir hayatları var?
Bana kalırsa muhalif siyasetçiler, bu toplumun ve seçmenlerinin ne halde olduğunun henüz ‘tam olarak’ farkında değil. Sorunun devasalığını layıkıyla göremiyorlar belli ki. Sokaktaki insanın, dolmuştaki yolcunun, tezgah arakasındaki esnafın, okuldaki öğrencinin ne konuştuğunu, evde oturanların, işsizlerin haleti ruhiyesini hissetmekte zorlanıyorlar. Korunaklı bir yaşamları var ve çevreleri onları sevip takdir edenlerle sarmalanmış durumda. Bu insanların bir süre sonra gerçeklikle aralarına mesafe girmemesi çok güç.
Derin bir mutsuzluk, her yerde. Şaşkınlık, öfke, çaresizlik hissi… Hayatta kalma ve kuyruğu dik tutma çabasının bitip tükenmemesi, olup bitene ilgisizliğe, duyarsızlığı da savurabiliyor insanları. Yarın işsiz kalabilir, evinize gelirken trafik kazasında ölebilir, çöken bir binanın altında kalabilir, evinizin önünde bekçi tarafından sorguya çekilebilir, bir anda gözaltına alınabilir, hain/terörist ilan edilebilir; üstelik bunları dile getirmekten, kaygılarınızı anlatmaktan dahi çekiniyor, korkuyor olabilirsiniz.
Hal böyleyken, buradaki prestijli işini bırakıp yurt dışında garsonluk yapmak isteyenleri de anlamak mümkün oluyor doğrusu. Genci, orta yaşlısı, fırsatını bulan kaçmak istiyor artık ülkeden.
İktidar bloğu, uzun süredir kendi milletini seçti ve onun yerli-milli fertlerini bir arada tutma idealini, kalan yüzde 50’yi yok sayarak gerçekleştirme peşinde. Milyonlarca insan her gün küçük görülüp horlanıyor ki, tanık olunan ölçüsüzlük hakikaten akıl alır gibi değil.
Horlananlar, memleketin kültürel ve maddi sermayesinin ‘çoğunluğunu’ temsil ediyor. Ben yurttaş olarak bu akşam, yarın sabahtan itibaren yönetenler tarafından bir vesileyle aşağılanacağımı, gün içinde birkaç kez en hafifinden ‘geri zekâlı’ muamelesi göreceğimi bilerek uyuyacağım.
Durum buyken muhalefetten gelen her ‘canlılık belirtisi’ seçmenlerini heyecanlandırıyor tabii. Binlerce yurttaşın dilekçe kuyruğunda, yağmur altında saatlerce beklemesinin nedeni de buydu. Yeter ki bir şey yapılsın, yeter ki biraz nefes alınabilsin, yeter ki kendisini insan ve yurttaş gibi hissedebilsin…
Bakın şimdi, minik bir ‘TV kanalı boykotu’ çağrısı dahi nasıl heyecan veriyor herkese. Bir kanalın takipçisi şu kadar düşermiş, bu kadar yükselirmiş; bir önemi yok bunların. Önemli olan, yurttaşın kendi iradesiyle bir şeyleri değiştirebileceğinin giderek daha fazla farkına varabilmesi. Üç beş ay AVM’ye gitmese sistemi altüst edebilecek potansiyele sahip ve her Allah’ın günü hakaret işiten insanlardan söz ediyoruz.
Pek az da olsa demokrasi görebileceksek eğer bir gün, ortalama yurttaşın ‘benim irademle gerçekleşiyor her şey’ diyebilmesi, gücünü idrak edebilmesi sayesinde olacak.
Dolayısıyla, şu koşullarda hayli naif görünen bir boykot çağrısını hiç azımsamamak gerek.
Tabii, şu soruları da hatırlatarak… Bugüne dek hangi beklentiyle çıktınız o kanala? Kürt siyasetçiler bir gün olsun davet edilmiyorken, neden rahatsızlık duymadınız? Tek derdiniz CNN Türk mü, diğerlerinden memnun musunuz? Kanalların çoğunu protesto etmeyi düşünmez misiniz? Ederseniz ne kaybedersiniz? Hiç kimsenin o programlardaki soytarıları ciddiye almadığının farkında değil misiniz? Protesto öneriniz bir TV kanalıyla mı sınırı olacak? Neden hâlâ olağanüstü koşulların gerektirdiği olağan dışı davranışları sergilemekte bu denli çekingensiniz? Boykotu, hiçbir etkinizin kalmadığı, varlığınızla yokluğunuzun belli olmadığı parlamento için de düşünür müsünüz?
Çok soru var. Tabii, ana muhalefet yönetimi bu soruların çoğuna ‘Hayır’ yanıtını verecektir. Abartmayacaklarından (!) kuşkum yok. Çünkü protestonun fazlası muhafazakârı ürkütür! Her neyse…
Yine de bir TV kanalına yönelik tepki önemli ve simgesel değeri var. Muhalefetin, yanlışlıkla morga kaldırılmış ve aslında hayatta olduğu, son anda parmağını kıpırdatınca anlaşılan insanları çağrıştıran bir yanı olsa da, şunca yılın ve rezaletin ardından hiç olmazsa bir şeyi protesto etmeyi akıl edebilmiş olması yine de sevindirici.
Boykotun süresi ve sonucunun pek önemi yok bana kalırsa; sabah akşam horlanan, sövülen, ödediği vergi ‘israf’ nedeniyle heba edilen, çoluk çocuğunun geleceği karartılan ve akıllarıyla dalga geçilen milyonlarca insanın deneyimlediği, eğitici-dönüştürücü işlevi olan her ‘yurttaşlık anı’ önemli…
Bir haber verme ve dayanışma isteği: Kamu üniversitelerinde geriye kalan aklı başında kim var kim yok temizleme çalışması kapsamında olsa gerek, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde anayasa hukukçusu Bülent Yücel’in dersi de elinden alınmış. Meslektaşımız, 12 yıldır muhtemelen çok iyi bir anayasa hukuku dersi veriyordu ki cezasız bırakmamışlar. Bu rejim açısından son derece doğal, o kurumun öğrencileri açsısından berbat bir gelişme.
Yazı önerisi: Çiğdem Toker’in ‘İkinci Pist’ başlıklı yazısını buraya bırakıyorum.
Yazarlar
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları










































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025