Murat Sevinç
Heyecanını kontrol etmeye çalışıyor, hangi kravatı seçmesi gerektiğini bilemiyordu, basın mensubu...
Çizgili gömlek giyeceğine göre düz renk kravat daha uygun olur, diye düşünmesine karşın o gün bütün çizgili kravatlar daha cazip görünmüştü. Yarım saat boyunca gömlek kravat kombini üzerine çalıştı. Çalıştığı kanalda yayınlanan moda programında işitmişti ilk kez 'kombin' sözcüğünü ve her fırsatta kullanmayı seviyordu. Sonunda, mavi düz bir gömlekle yeşile çalan çizgili kravatta karar kıldı. Mavi gömleğinin tonu turkuaza en yakın olanıydı ve turkuaz âdeta milli renk hüviyetinde kabul ediyordu nicedir. Hüviyet de, sarf etmeyi sevdiği sözcüklerdendi. Zamanında birlikte çalıştığı ve yeteri kadar yaşlandıkları için duayen sıfatını hak etmiş meslek büyükleri, ekrana çıkan insanların kılık kıyafet tercihlerinin sözlerinin ikna ediciliğinde etkili olduğunu, bu nedenle titiz davranmasını nasihat etmişti. Kıyafet pahalı olmasa da pahalı görünmeliydi, çünkü seyirci çoğu zaman ulaşmakta zorluk çekeceği şeylere daha büyük ilgi ve iltifat gösteriyordu. Levent'teki ofisinde sürekli iş yoğunluğundan, zamansızlıktan şikâyet eden imaj meykırı da aynı kanıdaydı. Levent mahallesinde kiralanmış bir ofis de, şüphesiz ki gösterişli kıyafet ve turkuaz renk gücündeydi.
Ekran yüzlerinden olduğu TV kanalından önce çeşitli gazete ve kanallarda farklı konumlarda bulunmuş, karşısına çıkan fırsatları değerlendirmesini bilmiş, hiçbir uca savrulmamış, muhaliflere göz kırparken iktidarın tepkisini çekmemeyi öğrenmişti. Duayenlerden işittiği nasihatlerden biri de, “Biz neler gördük, hepsi gelir geçer, sen kendini kolla!” idi. Duayen ağabeyleri, yaşadıkları ülkede mahcubiyet duygusunun pek itibar görmediğini fark edeli hayli zaman olmuştu. Bir dönem olup bitene sessiz kalanların, devir geçtiğinde en yüksek sesle konuşanlar olacağını biliyor ve geleceğe ilişkin herhangi bir endişe taşımıyorlardı. Nasihatleri can kulağıyla dinleyen basın mensubu, ülkede ne yaşanırsa yaşansın yönetimi eleştirmekten özenle kaçınıyor, muhalefetin kendi seçmenince de eleştirilen her hatasına ise aşırı tepki veriyordu. Zaman içinde eski çevresiyle arası bozulsa da umursamamayı öğrenmişti. İnsan başka türlü ayakta kalamazdı. O fırsatlar kimin karşısına çıksa değerlendirirdi. Dişiyle tırnağıyla ulaşmıştı şu anki konumuna, bir iki kıskanç yüz çevirecek diye vazgeçemezdi sahip olduklarından. Kendini doğrulama çabası öyle olumlu sonuçlar vermişti ki, artık eskiden tanıdığı herkesin halkı küçümseyen küstahlar olduğunu, hainlik yaptıklarını, kendi insanını tanımadıklarını düşünüyor; onlara yönelik öfkesi her geçen gün biraz daha artıyordu.
Aylar önce kaleme aldığı “Nuri Bilge filmleri kimin tekelinde?” yazısı çok ses getirmiş, muhalif internet haber siteleri yazıya yer verdiği için sosyal medyada lüzumsuz derecede paylaşılıp tepki gösterilince, cevaben yazdığı “Kültürel iktidar babanızın malı değil”, “Bu millete saygı duymayı öğreneceksiniz”, “Hegemonya megemonya anlamam aga!” ve son olarak “Hadi her şeye karşısınız, Kanal'ın nesine karşısınız Allasen?” başlıklı yazılarıyla, iktidar çevresinin gönlüne adam akıllı girmeyi başarmıştı.
Öyle ki, son zamanlarda ülkenin kaderi ile yönetimin geleceğinin bir ve bölünmez bütün olduğuna daha fazla inanıyordu artık. Bu yöndeki yazı ve program performansları iktidardan övgü aldıkça konumunu güçlendiriyor, kazancı artıyordu. Basına baskı yapıldığına ilişkin eleştirilere kesinlikle katılmadığını, “eğer baskı varsa bunu nasıl yazabiliyorsunuz?” sorusunu yönelterek belli etmişti ilkin. Giderek, hâlihazırdaki iktidar döneminde bugüne dek görülmemiş özgürlük ortamına kavuşulduğunu, tek sesliliğin birlik ve beraberlik belirtisi olduğunu, ülke menfaatleri söz konusu olduğunda farklı ses beklentisinin dünyanın hiçbir yerinde hoş karşılanmadığını, bunun demokrasiyle filan bir ilgisi olmadığını, memleketi demokrasi adı altında kimselere yedirmeyeceklerini dile getirmeye başladı. Söze, 'dünyanın neresinde' ifadesiyle başlamak da sevdiği niteliklerinden biriydi. Meslektaşları kendi hataları nedeniyle işsiz kalırken gelirinin artması doğaldı, çünkü işini iyi yapıyordu. Her iktidarın dalkavuğu olan şöhretli bir duayen büyüğü, seçimler sonrasında buluştukları balık lokantasındaki o akşam yemeğinde; kritik anlarda tercihlerini iyi yapması gerektiğini, tutarlılık kaygısının karın doyurmayacağını, ne söylerse söylesin zaten üç güne unutulacağını, taban tabana zıt sözler sarf edip ani davranış değişiklikleri sergilemekte tereddüt etmemesi gerektiğini fısıldamıştı kulağına. Duayen mertebesine yalnızca üç beş yıl kaldığını düşündüğünde heyecanını gizlemekte zorlanıyordu.
Kısa sürede kusursuz bir yandaşa dönüşmüştü. Her düşüncesi ve tepkisinden son derece hoşnut, karşı görüşleri müstehzi bir gülümsemeyle karşılıyor, yazılarını eleştiren herkesten içtenlikle nefret ediyordu. Duayen büyüklerinin nasihatlerine ihtiyaç duymayacak ölçüde kendinden emindi artık. Her hal ve şart altında iktidarı desteklemek için birilerinin telkinine gereksinim duymuyordu nicedir. Yazılarında, TV performanslarında, söyleşilerde, yapması gerekeni yapıyor, söylemesi beklenenleri dile getiriyor; her davranışı ve sorusuyla muhalif görüş sahiplerini küçük gördüğünü belli edip yönetime toz kondurulmasına izin vermiyordu.
Daha geçen hafta yer aldığı ve uzun süredir herhangi bir şey üzerine düşünme gereği duymamış sekiz erkeğin yaklaşık altı saat boyunca; kadın cinayetleri, feminizm, cinsiyetçilik, erozyon, saç ekim turizmi, bina dış cephe kaplamaları ve ısı yalıtımı, Suriyeliler, Kürt sorunu ve ABD seçimleri üzerine tartıştığı programda sergilediği tavır, iktidar çevresi ve sosyal medyada adının bir kez daha öne çıkmasını sağlamış, Twitter'da TT şeref listesine girmişti. Sokakta kendisini tanıyanlar olduğunda büyük mutluluk duyan ve halkına doğruları söylemek mecburiyeti nedeniyle hemen her akşam başka kanala konuk olan muhalif bir profesör doktor, Kürt kökenli kardeşlerin sorunları konuşulurken kopan milliyetçilik kavgasında, 'kendi milliyetçiliğini sorgulamanın hiç kimsenin haddi olmadığını' söyleyince, diğer profesör doktorlar Atatürk milliyetçiliği ile düz milliyetçiliğin farkları üzerine polemiğe başlamıştı. Profesör doktorlardan biri söze “efendim, bakınız Mustafa Kemal...” diyerek başlayınca, yan çaprazında oturan fuşya renkli kravatlı profesör doktor yüksek sesle “Atatürk diyeceksin” uyarısını yaptı. Ortam böylesine gerginken, stüdyonun köşesinde kaldığı için tartışmalara dahil olmakta zorlanan ve kendisinden birinci çoğul şahıs olarak söz eden tıknaz doçent doktor “Sizin milliyetçiliğiniz bizimkinin zekatı olamaz,” müdahalesini yapması; hem o esnada “neyse ki, neyse ki...” seslerinin yankılandığı stüdyoda, hem de programı seyreden yandaşların kalplerinde ferahlığa neden oldu.
O gün diğerlerinden daha heyacanlıydı...
Uzun süredir sayın siyasetçilerden biriyle baş başa canlı yayın yapma fırsatı bulamamıştı. Konular birikmişti. Son zamanlarda konuk edilen sayın siyasetçilerin karşısındaki oturma şekilleri, sosyal medyada en çok tartışılan konuların başında geliyordu. Bu yüzden evde sık aralıklarla prova yapıyor, programda oturacağı ve alıştığı koltuğu önceden mutlaka görmeye çalışıyordu. Zira, bir sayın siyasetçi karşısında nasıl oturulduğu, söyleşinin ve söyleşiyi yapanın geleceğini belirleyen temel faktörlerdendi. Doğru oturma zannedildiği kadar basit iş değildi. Dizlerin ve ayakların açısı ile sandalye üzerindeki konumu arasındaki uyum hayati bir konuydu. Mabadını sandalyenin arkasına yasladığında sandalye bacaklarının, hemen ucuna tünediğinde kendi bacaklarının boyu sorun çıkarıyordu. Annesi başta olmak üzere aile fertleri nezdinde orta, genel geçer ölçütler göz önünde bulundurulduğunda kısa boylu bir erkekti. Hal böyleyken otururken rahatlıktan ve saygıdan ödün vermemesinin yolu, sırt derinliği az olan sandalye ve koltuklardı. Mabadını bütünüyle yerleştirdiğinde sırtını yaslayabiliyor, dizlerini üç-dört santim kadar ayırıp ayaklarını neredeyse birbirine bitişik ve dizlerinden içeriye en fazla on beş derece bükerek oturmak için azami gayret sarf ediyordu. Sayın siyasetçiler karşısında en rahat ve münasip oturma şeklini bulmak uzun zaman almış, epeyce ter dökmesi gerekmişti.
TV binasına varmıştı... Yayının başlamasına iki saat vardı. Heyecandan, her zaman oturacağı koltuğu kontrol etmeyi unuttu. Çalışanlarla sohbet etti, kahvesini içti, dört kez telefon konuşması yaptı, sosyal medya hesabından program saatini bir kez daha duyurdu, çalışanlarla şakalaştı. Takım elbisesini giydi, makyajı yapıldı. Görevliler sağa sola koşuştururken, yavaş yavaş stüdyoya yürüyordu. Yarım saat sonra canlı yayındaydı. Sayın siyasetçi ulaşmak üzereydi. Heyecanı giderek artıyordu. Hazırlıkları son kez kontrol ederken gözü kendi oturacağı koltuğa takıldı. Her zamanki koltuğu yerine, daha uzun bacaklı ve derinliği olan bir koltuk duruyordu önünde. Daha önce hiç görmediği bu koltuğun nereden çıktığını sorup kıpkırmızı bir yüzle çevresindekilere bağırmaya başladı. Böyle bir şeyin ancak itibar suikasti amaçlı yapılabileceğini düşünüyordu. Görevliler telaşla eski koltuğu aradılar ancak, nafile... Diğer koltuk ya da sandalyelerin her biri uyumsuzdu. Sinirinden ağlamak üzereydi. Kalan on dakika içinde yeni koltuğun üzerinde öfkeli hareketlerle uygun pozisyonu bulmaya çalıştı. Sırtını yasladığında ayakları havada kalıyordu. Öne doğru genişleyen oturak yerinin ucuna tünediğinde ise düşecek gibi oldu. Sağa sola yaslanışları hiçbir işe yaramadı. Oturamıyordu. Aylardır beklediği canlı yayında, yayının ve meslek yaşamının en hayati unsurlarından biri olan koltuğu bir anda buharlaşmıştı sanki. Sayın siyasetçiyi karşılamak için kapıya koşarken kan ter içinde, gergin, dengesini yitirmiş, allak bullak, ne yapacağını bilemez vaziyetteydi.
Mecburen koltuğun tam ucuna, düşecekmiş gibi yerleşmeye çalışır ve bir yandan gülümseyip diğer yandan bitişik ayakları ile dizleri arasında içeri doğru yaklaşık on beş derecelik açıyı yakalamaya çalışırken, alnından yanağına süzülen ter damlasını silecek mecali dahi kalmamıştı. Onu ve yıllar boyu büyük emekle inşa ettiği yandaşlığını dengede tutan koltuk yokken, nasıl kaybolduğunu anlayamamışken, telaş ve tedirginlikle...
Üç, iki, bir...
Yazarlar
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları









































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025