Vahap COŞKUN
Karl Raimund Popper, 1902’de Viyana’da doğar. Babası, Immanuel Kant, Wilhem von Humboldt ve John Stuart Mill’den etkilenen liberal bir avukattır. Lâkin o önceleri Marksizme meyleder. Daha 15-16 yaşındayken Avusturya Komünist Partisi’nin çalışmalarına katılır.
Ülkesinin içinde bulunduğu feci iktisadi durumdan duyduğu rahatsızlık ve heyecan onu partiye itse de bazı konularda kafası karışır. Mesela “devrimden sonra gelecek cennet” hakkında bazı kuşkular taşır. Parti üyelerinin “sınıf düşmanlarına” karşı beslediği canice düşünceler onu tedirgin eder. Parti bütünlüğü ve parti disiplini adına yapılan kimi işler, yanlışların eleştirilmemesi ve teşhir edilmemesi, onda kişiliğini kurban ettiği hissini uyandırır.
17 yaşındayken başından trajik bir olay geçer. Temmuz 1919’da partinin desteklediği silahsız genç yoldaşlarının gösterisine polis ateş açar. Sekiz genç hayatını kaybeder. Arkadaşlarının ölümü Popper’de derin bir sorgulamaya yol açar:
“Polisin tavrına karşı hiddete kapılmıştım, ama kendime karşı da. Çünkü sadece gösteriye katılmakla kalmamış, parti tarafından desteklenmesine de razı olmuştum. Belki başkalarını da cesaretlendirmiştim. Hattâ belki bunlardan bazıları ölenler arasındaydı. Ne için ölmüşlerdi? Kendimi onlara karşı sorumlu hissediyordum ve vardığım sonuç şuydu: Kendi yaşamımı ideallerim için ortaya koyma hakkım vardı. Ama başkalarını, hayatlarını benim ideallerim uğruna, hele ki doğruluğundan kuşkulanmanın mümkün olduğu Marksizm gibi bir kuram uğruna, riske atmaya cesaretlendirme hakkım kesinlikle yoktu” (s. 245).
“Marksizmin fare kapanı”
Sarsılmış bir şekilde parti merkezine döner ama orada farklı bir havayla karşılaşır. “Devrim böyle kurbanları gerektiriyormuş, bunlar kaçınılmazmış. Ayrıca bu bir ilerleme anlamına gelirmiş, çünkü işçileri polise karşı daha da kızdırarak sınıf düşmanının bilincine varmalarını sağlarmış…”
Esen bu kuru rüzgâr onu derinden yaralar ve kendi ifadesiyle “Marksist ideolojinin fare kapanını” erken fark etmesini sağlar. Bir daha asla partiye uğramaz; fare kapanından kıl payı kurtulmuş ve Marksizme tamamen sırtını dönmüştür.
1918’den sonra on yıl boyunca Viyana Üniversitesi’nde öğrenim görür. Arkadaşlarının kaybıyla ruhunda açılan yara siyasete olan ilgisini azaltır; daha çok doğa, doğa bilimleri ve bilgi kuramı üzerine eğilir. Siyasete ancak bir “vatandaş” ve bir “demokrat” kadar alâka duyar.
Fakat 1930’lardan itibaren Hitler’in Almanya’da önüne geleni devirecek denli güç kazanmaya başlaması, onu demokrasi teorisi üzerinde daha çok düşünmeye iter. Naziler, Avusturya’yı işgal etmeden önce Yeni Zelanda’ya göçer.
1938’de, Hitler’in Avusturya’ya girmesinden sonra “Açık Toplum ve Düşmanları”nı yazmaya başlar. 1945’te yayınlanan kitapta Nazilerden tek kelimeyle bile olsa bahsetmez, ama aslında kitabı Hitler’e karşı savaşa kişisel katkı düşüncesiyle kaleme almıştır. Ortaya bir demokrasi kuramı koyan kitap, eski ve yeni düşmanlarına karşı demokrasinin güçlü bir savunusunu yapar. Etkili söyleşilerle kamuoyuna tanıtılmasına ve iyi bir dağıtım ağıyla okuyucuyla buluşmasına rağmen kitap önceleri “Marksizmin zafer geçidini etkilemede yetersiz” görünür, ama zamanla demokratların temel başvuru kaynağı haline gelir.
Kara delik
Popper’in Marksizme karşıtlığı keskindir. “Son derece küstah” bulduğu bu kuramın, tarihin ve toplumsal yaşamın gerçekleriyle çeliştiğini söyler. Marksizm, teorik yanılgılarını irili ufaklı birçok yalanla hasıraltı eden, yalanı şiddetle destekleyen ve gaddarca güç kullanarak sürdürmeye çalışan bir ideolojidir. Ölümünün sebebi de budur; kuramsal verimsizlik gerçek ile yalan arasındaki farkı kaybettirmiş ve kendi yarattığı kara delik Marksizmi yutmuştur.
1992’de yaptığı bir konuşmada, Marksizmin 1989’da Doğu Bloku’nun çökmesiyle değil uzun zaman önce öldüğünü, ancak bunun takipçilerinin olmayacağı anlamına gelmeyeceğini belirtir. “Yine korkarım hem Doğu’da hem de Batı’da milyonlarca Marksist ona sarılacak. Tıpkı şimdiye kadar yaptıkları gibi, gerçek dünyada ne olursa olsun. Olguları yok sayabilirsiniz ya da açıkladığınızı sanarak unutabilirsiniz” (s.239).
Popper, Marksizmin sayısız hatâ içerdiğine işaret etse de iki noktaya özel bir önem verir. Birincisi, Marksist tarih yorumudur. Marx ve Engels’e dayanan “maddeci tarih anlayışının,” tarihin belli bir doğrultuda akacağına, tek bir amaç taşıdığına ve sosyalizmin zaferinin tarihsel olarak zorunlu olduğuna dair görüşünü hem aklî hem de ahlâkî açıdan kabul edilemez bulur. Hele buna bir de “bilimsel” kılıfının giydirilmesi ayrı bir faciadır.
Zira ona göre “Geçmiş’in gerçekte nasıl olduysa öyle bir tarihi olamaz. Sadece tarihsel yorumlar olabilir, bunlarınsa hiçbiri nihai değildir; her neslin kendi yorumlarını yaratma hakkı vardır” (s. 149).
Her bir tarihsel yorum bir gereksinime karşılık gelir, karşı karşıya olunan somut sorunlarla ve kararlarla şekillenir. Bunun yerine, bir tarih yorumunun bütün insan yaşamının özünü, gizemini, geçmişini ve geleceğini kavradığını, “insanın geçmeye yazgılı olduğu yolu” bilebileceğini söylemenin iler tutar bir tarafı bulunmaz.
“Tarihin anlamı yoktur”
Birçok insanın anladığı anlamda somut bir insanlık tarihi -bütün insanların tarihi- olmadığından, “dünya tarihinin anlamı yoktur” (s. 150). Tarihin kendisinin ne bir yasası ne bir hedefi ne de bir anlamı vardır. Bu nedenle tarihe “zorunluluk” değil “sorumluluk” penceresinden bakmayı önerir. Evet, tarih ne bir hedefe ne de bir anlama sahiptir, ama biz ona her ikisini de vermek için çalışabiliriz. Milyarlarca olasılık altında yarının ne olacağını hiçbirimiz bilemeyiz, fakat yarının bugünden daha iyi olması için gayret sarf edebiliriz.
“Tarih bugünle biter. Ondan ders çıkarabiliriz; ancak gelecek kesinlikle geçmişin bir uzantısı, bir çıkarsama değildir. Gelecek henüz yoktur, bizim büyük sorumluluğumuz da burada yatar; geleceği etkileyerek onun daha iyi olması için her şeyi yapma sorumluluğumuz” (s. 247).
İnsan olarak yapmamız gereken budur; eğer bunun yerine “peygambervari hedefler” peşinde koşar ve ideolojimize “dinsel kehanetler” yüklersek hüsrana uğramamız kaçınılmazdır. Bu meyanda geleceğe ilişkin doğru bir yaklaşım için sorunun değiştirilmesini ve “Ne gelecek?” sorusuna değil “Ne yapmalıyız?” sorusuna odaklanılmasını tavsiye eder.
“Geleceğe, geçmiş ve bugünün bir uzantısı gibi değil çok farklı yaklaşmamız yolunda ahlâksal bir yükümlülüğümüz vardır. Açık olan, gelecek öngörülemez ve ahlâksal olarak çok farklı olasılıklar içermektedir. Bu nedenle de temel yaklaşımımız ‘Ne gelecek?’ sorusu tarafından değil, ‘Belki dünyayı birazcık olsun daha iyi bir yer haline getirmek için, hatta gerçekten bir şeyleri düzeltebilecek olsak ve gelecek kuşakların her şeyi yine kötüleştireceğini bilsek bile, ne yapmalıyız?’ sorusu tarafından belirlenmelidir” (s. 216-217).
“Diktatörlük ahlaksal olarak kötüdür”
Marksizme karşıtlığının ikinci temel nedeni, bu ideolojinin politik özgürlüğe düşman olmasıdır. O, bütün diktatörlükler gibi politik özgürlüğü ortadan kaldıran ve “güçlü bir ideoloji ve bitmez tükenmez bir yalan cephaneliğini temel alan acımasız Marksist diktatörlüğü” de ahlâk dışı bulur.
“Diktatörlük ahlâksal olarak kötüdür, çünkü vatandaşlarını, bile bile ve vicdanlarını sızlayarak, ahlâksal inanışlarına rağmen, en azından susarak, kötülükle işbirliği yapmaya zorlar. İnsanlardan insanlık sorumluluğunu alır, ki bu olmadan insan ancak yarım, hattâ yüzde bir insandır. İnsan olma sorumluluğunu taşımaya yönelik her denemeyi bir intihar denemesine dönüştürür” (s. 193).
“Şahsi sorumluluğumuzun ve insanlığımızın ön koşulu, politik olarak özgür olmak, yani despotluktan özgür olmaktır. Her eyleme özgürlük eşlik etmelidir. Dünyayı ve geleceği daha iyi kılmak için atılacak her adıma özgürlük yol göstermeli, ‘her deneme temel bir değer olan özgürlük tarafından yönlendirilmelidir’” (s. 221).
Politik özgürlük, insanı kölelikten çıkarıp sorumlu bir varlık haline getirdiğinden, bütün politik değerlerin en önemlisidir. Bu itibarla onu gözümüz gibi korumalı, ona yönelecek her türlü tehlikeye karşı her daim müteyakkız olmalıyız. Çünkü özgür olmamız veya özgürlüğü kazanmamız, onun ilelebet var olacağı anlamına gelmez.
“Her zaman politik özgürlük için savaşmaya hazır olmalıyız. Özgürlük her zaman için kaybedilebilir. Hiçbir zaman onu güvenceye aldığımızı düşünerek elimiz boş durmamalıyız” (s. 220).
Peki, bu özgürlük her derde deva olur mu? Özgür olmak başımızı belâdan uzak tutar mı; otomatik olarak mutluluğu, başarıyı, iyiliği, huzuru ve ilerlemeyi garanti eder mi? Eğer etmezse, o halde özgürlüğün değerini ve savunulmasını neye dayandıracağız?
Bir sonraki yazıda bunu konuşalım.
(*) Karl Raimund Popper, Hayat Problem Çözmektir, çeviri: Ali Nalbant, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2005.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.12.2025
28.10.2025
8.09.2025
3.09.2025
27.08.2025
23.08.2025
19.08.2025
14.08.2025
5.08.2025
29.07.2025