Yusuf Ziya DÖGER
- İnsan, Evrende olup biteni kavrama üzerine düşünme eylemini gerçekleştirirken ve kendisini bir anlamda evrenin merkezine yerleştirerek anlama ve kavramaya soyunur. İnsanın bu anlama ve kavrama eylemi, insanı insan yapan temel yetileri ve öğeleri (bunlar sayısızca ve değişken de olabilirler) belirleyebilmeyi mümkün kılar mı?
- Bu öge insan aklının dışında bulunan maddesel bir varlık alanı mı yoksa varlıklar arası etkileşime dayalı, birbiri içine sarmalanmış ilişkiler düzleminde ortaya çıkma ihtimali olan farklı nitelikteki ağların etkileşimi midir?
- İnsan tamamlanmış bir varlık mıdır dünya sahnesinde, yoksa sahnedeki ilişkiler düzlemi içerisinde tekâmülle doğru yol alan bir varlık mıdır?
İnsanın anlama, kavrama ve eylemsel yetileri üzerinde etkili olabilecek unsurlar söz konusu ise, insanın etkin veya edilgen varlık oluşuna sebebiyet veren durum açıklanmaya muhtaçtır. Bu gerekçelerin dayandığı arka plana bakmak gerekir.
İnsanın edindiği kimlikler onda temelde var olmayan bozgunculuk niteliğini ortaya çıkarıyorsa, Bu onun eksikliğine (nakıslığına) delalettir. Dolayısıyla gün yüzüne çıkmamış yapısının bir yerinde gizlenmiş olan arzularının tahakkümüne açık (İblisin fısıldamasıyla Âdem de uyanan yasak meyveden yeme isteği ve orada sonsuza dek kalma arzusu gibi) bir yapıya sahip olduğunu söylemek mümkündür.
Bu durum insanın edilgen mi, yoksa etken bir varlık mı? Sorusunu tüm çıplaklığıyla karşımıza çıkarıyor.
İnsanın temel yapısı olarak kabul gören fıtratının edilgenliğinden söz edilebiliyorsak, bu onun sosyal çevre tarafından şekillendirildiğini ifade eder. Dolayısıyla masumiyetinin ihtivasına yönelmeyi de zorunlu kılar. Eğer İnsan, masumiyetini bir etki sonucu yitirme tehlikesiyle karşı karşıya ise fıtratının dış etkilere açık olduğuna kapı aralamış oluruz. Bu durumda Âdemin ilk hatasının fıtratı gereği olduğunu söylemekte bir beis olamaz.
Âdem İblisin fısıldamasına açık bir varlık idiyse, insanın şekillenmesini sağlayan sosyal ortamın belirleyiciliğinden söz edilebilir. Ancak sorun şu; aynı sosyal ortamın özdeş niteliklere sahip insanlar ortaya çıkarmadığı realitesiyle karşı karşıyayız. (Âdemin tedrisatından geçen Habil ve Kabil’in durumu gibi) Ki aynı sosyal ortamların farklı felsefi ve inançsal kodlara sahip bireyler ortaya çıkarması da bunu mümkün kılmamaktadır. Dolayısıyla insanın edilgen bir varlık olamayacağı sonucuna varılabilir.
Âdem hataya açık bir varlık idiyse, bu durumda mutlaka belirleme gücüne sahip olması gerekir. Çünkü hatanın farkına varabilme niteliği (Ben nefsime zulm ettim) ancak belirleyebilme gücüyle açıklanabilir. Bu durum ise insanın zorunlu olarak irade gücüne sahip olması gerektiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla eylemlerinde belirleme gücünün iradeden kaynaklandığı ileri sürülebilir. İradenin devreye girdiği bir varlığın etken olması zorunludur.
İnsanın, bir boyutu ile fıtratının etkisine açık diğer boyutu ile iradesinin belirleme gücüne açık ise, karmaşık bir varlık olduğunu ileri sürebiliriz. Öyleyse sorunu çözmenin yolu ise İrade ile fıtrat arasındaki ilişkide düğümleniyor. Fıtrat kesinlik arz eden biyolojik yasa hükmünde iken irade ise biyolojik varlığın sosyal yaşam alanında kullanılan özgürlüğüne tekabül etmektedir. Bu durum ise ikili arasında bir ilişkinin varlığını zorunlu kılmaktadır. Ancak, bu ilişki, birbirini düzenleyen bir mantığa değil karşılıklı etkileşime açıklığı zorunlu kılmaktadır.
İnsan açısından sorun bu ikili arasında meydana gelen sapmalarda düğümleniyor. Eğer, İrade fıtratla paralel istikamete yönelirse, sanki ortada bir sorunun olamayacağı görüntüsü çıkıyor. Ancak paralel istikamette sapma/hata söz konusu oluyorsa, bunun sınırlarının nereye kadar olduğu problemiyle karşı karşıya kalırız.
Bu durumda iki kavramın evrendeki karşılıklarını belirleme zorunluluğu ortaya çıkıyor. İnsan gerçekliğinin görünürde olmadığını kabul eden anlayış üzerinden hareket edince “fıtrat” Allah’ın bildiği ama yaratılmışların bilmediğine karşılık gelir. “İrade” ise görünüre tekabül eden insanın eylem dünyasındaki duyusal ve zihinsel kavrayışa açık alana karşılık gelir.
Fıtrat biyolojik yapıya tekabül ederken, irade insan olmanın ön koşulu olarak ortaya çıkıp belirleyici ve kaçınılmaz bir sonuç gibi duruyor. Çünkü irade aracılığıyla gerçekleşen tercihin yönü her zaman fıtratın belirlediği şekilde tezahür etmiyor. Mutlak Kudret bu açılım imkânı ile eksiklik içeren biyolojik varlığın kendi kendisini tamamlamasını arzuluyor. Ki bunun sonuçları üzerinden ödül ve ceza ile karşılaşacağını belirliyor. Dolayısıyla insan için belirleyici olanın fıtrat değil irade olduğu sonucuna varmak mümkün gibi duruyor.
O halde, iradenin temel görevi fıtrata gizlenmiş kodları çözerek tözü/hikmeti kavramaktır. “Hikmet” arayışı fıtratla değil irade aracılığıyla gerçekleştiğinden, insanın var edilmesindeki amaç irade aracılığıyla fıtratına yüklü hikmet arayışına yönelmesidir.
Ancak, hikmet/töz mutlak anlamda tek iken, insan formuna indirgendiğinde çoğullaşmaktadır. Ki Mutlak gücün insan iradesinden istediği şeyde tam bu noktada devreye girmektedir. Yani hikmetin tekliğinden yansıyan çoklukta arayışın yönünün ne olacağıdır. İrade, bu çoğullar arasında seçim yaparak yönelimi belirleyen alanı oluşturmaktadır. Ancak sorun iradenin bulduğunu varsaydığı hikmeti tekleştirmesi yine problemdir.
Problemin kaynağı insanın içindeki gizliye/arzuya tapınma eğilimiyle donatılmış olmasıdır. Ki İnsan bu tapınma arzusundan kaynaklanan isteklerle yürümeye zorlanarak kimlik kazanmaktadır. Bu nedenle sosyal yaşamda oluşturmaya çalıştığı kimliği/iradesi çoğu zaman arzularının/fıtratının kölesi durumuna düşer.
Böylece mutlak teklikten yansıyan çokluğu kendi boyutunda tekleştirerek onu mutlaklaştırmaya kalkar. Yani bulduğunu kendisi ve sosyal çevre için kesinleştirdiğinden, mutlak güç karşısında hadsizlik durumuna düşer. Oysa Mutlak gücün muradı bulduğunun kendi tercihi olduğunu itiraf etmesiydi. Fakat arzularına yönelerek bulduğuyla kendisinin mükemmel olduğu saplantısına yönelmeyi tercih etmeye kalkması hadsizlik içine düşmesini kaçınılmaz kılar.
Konuyu bu noktada Epistemolojik boyut üzerinden ele alma zorunluluğu var. İnsan sadece biyolojik yapıdan ibaret olmadığından devreye giren sosyal ortam onu tamamlayan görevi üstlenmektedir. Yani sosyal çevrede tezahür eden irade vasıtasıyla Mutlaklık karşısındaki konumu belirlendiğinden insan kendi formunda bulduğunu mutlaklaştırarak başkasına dayatma hakkına sahip olamaz. Ki insan üzerinden tekliğin çoğullaşması zorunlu olarak rolatifliği/göreceliliği doğurmaktadır. Allah, ise insanın bu göreceli tutumunu tek mutlaklık olarak ortaya koymasını (başkasına dayatmasını) kabul etmemektedir.
İnsan üzerinden farklılaşan mutlaklık, kavrayışa/anlamaya denk geldiğinden her birey zorunlu olarak kendi kavrayışından sorumlu olacaktır. Ancak bireysel kavrayış ise hikmetin sadece bir boyutunu kapsayabilir. Dolayısıyla İslam da dâhil tüm dinler insanların aynı kavrayışa ulaşması yerine onların kendi kavrayışlarını önemsemektedirler. Ki dayatmaya dönüşen bireysel kavrayış hakikat olmaktan çıkarak, fıtrata gizlenmiş arzunun hem kendisine hem de sosyal yaşama tahakkümü etmesine yol açar. Bu nedenle sosyal yaşamda dinlerden kaynaklandığı ileri sürülen sorun, dinlerin özü ile alakalı olmayıp arzu çerçevesinde ona yüklenilen anlamla alakalıdır.( Allah yolunda savaşanların gerçek bir iradenin ve sorgulamanın ürünüyle hareket etmekten çok, içlerindeki kin ve öfkenin dışa vurumuyla yaşayacağı mutluluğu ve hazzı tanrının emriyle örtmesi gibi)
O halde; Yapıya gizlenmiş arzunun Hikmetle ilişkisinin nasıl gerçeklik kazandığına bakmak gerekir. Arzu egemenlik oluşturma duygusunu temel aldığından, Hikmetle egemenlik arasındaki bağ üzerinden ele alınmalıdır. Hikmet bir anlamda bilinmezlik içerdiğinden, egemenlik/arzu bu bilinmezliğe kendi formunda çözüm ürettiği iddiasını dillendirerek onu dayatmaya çalışır. Yani iktidarına hikmet boyutu katarak onun bir hak olduğu algısını yaratıp sosyal yaşamı dizayn aracı olarak kullanır. ( Allah’ın Âdeme isimleri öğretmesi üzerinden kendisini de seçilmiş/belirlenmiş kişi/yapı olarak lanse eder. Tarihte birçok örneğine şahit olduğumuz bu durumun normalleştirilerek mutlak gereklilik olduğu inancının yerleştirilmeye çalışması gibi)
Sonuç.
Fıtrat biyolojik beşer formuna denk gelirken, irade sosyal yaşama indirgenmiş insan formunu ifade eder. Fıtrat iradeyi belirlese de İradenin hareket alanına müdahil olamaz. İradenin kullanılması insanın epistemolojik formuna delalettir. Böylece hikmet yürüyüşüne çıkan insan, onun çeşitli boyutlarından birini fark ederek tekâmüle doğru yelken açar. Ancak gerekli olan bunu hem kendisi hem de sosyal çevre için tek mutlaklığa çevirmemesidir. İşte arzunun beslediği iktidar aracılığıyla elde edilen egemenlik tam bu noktada iblisleşerek kendi bildiğini mutlaklık olarak dayatır.
Alusi tefsirinde Bakara 137. ve Nahl 15. Ayetlerinin tefsirine şu açıklamayı düşmüş. “Hedefin Vahdeti ve tek oluşu yolların ayrı ayrı olmalarına kesinlikle engel değildir. Zira Allah’a giden yollar mahlukatların adedi ve çokluğu kadardır.”
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları










































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
29.05.2018
21.02.2018
13.10.2017
24.09.2017
27.03.2017
27.02.2017
16.02.2017
31.01.2017
28.01.2017
22.01.2017