Zülfü DİCLELİ
Bugün küresel gelişmelerin başlıca itici kuvvetlerini iklim değişikliğinin derinleşen ve yaygınlaşan etkileri ile demokrasiye yönelik küresel saldırı oluşturuyor.
Gezegenimizin yaşamakta olduğu iklim değişikliğinin etkileri çeşitleniyor: Dünyanın her yerinde, özellikle kutup bölgelerinde buzullar eriyor. Bunun sonucunda deniz düzeyleri artan bir hızla yükseliyor. Sıcaklıkların artması ve buzulların azalması yaban hayvanlarını ve onların habitatını etkiliyor, türlerin yok oluşu hızlanıyor, birçok hayvan yer değiştiriyor. Yağmur ve kar yağışı artarken bazı bölgelerde de kuraklıklar yaygınlaşıyor. Alışılmadık iklim olayları ve doğal afetler yaşanıyor. Orman yangınları sıklaşıyor, su sıkıntısı artıyor, bazı bitki türleri bozuluyor. Arılar azalırken sivrisinekler, denizanaları ve tarım zararlıları gibi bazı hayvanlar çoğalıyor. Sanayi ve tüketim ürünlerinin atıkları hava, toprak ve suyun kirliliğini artırıyor.
Aynı zamanda demokrasiye yönelik küresel çapta bir tehditle karşı karşıyayız. Freedom House’un 2018 raporu, 2006’dan bu yana 113 ülkede özgürlüklerin net olarak azaldığı ve küresel özgürlüğün art arda 12 yıldır gerilemekte olduğunu bildiriyor. Böylece İkinci Dünya Savaşından bu yana git gelli de olsa genel olarak yükselmekte olan demokrasi dalgası güçlü bir otoriter dip akıntısı tarafından durduruluyor. Demokrasi dünya çapında bir resesyona girmiş bulunuyor. Otokratlar inisiyatifi ele alıyor, demokratlar savunma konumlarına çekiliyor, rekabetçi politika ve özgür ifade alanı daralıyor. Otoriter liderler artan ölçüde içeride daha baskıcı, dışarıda daha saldırgan hale geliyor ve rüzgârı arkalarına aldıklarına olan inançları artıyor.
* * *
İçinde yaşadığımız ve Androposen olarak adlandırılan çağın belirleyici özelliği, bir bütün olarak insan faaliyetinin gezegensel bir kuvvet haline gelmiş olması. Daha önceleri gezegenimizin hayatında sadece bir katılımcı olarak yer alan insan faaliyeti bugün artık egemen faktör haline gelmiş bulunuyor.
İnsan faaliyetinin tüm veçheleri ise ekonomik faaliyet tarafından—belirlenmese bile—mutlaka derinlemesine etkileniyor. Ekonomik faaliyetin genel işleyişini ise bugün neoliberal kapitalist (mutlak kapitalist) zihniyet belirliyor. Bu bağlamda insanın önüne koyduğu amaçlar hem doğal ekosistemlerin hem diğer canlıların ve bizzat insanın çıkarlarıyla derinden çelişiyor.
İklim değişikliği, yoksulluk, kronik hastalıklar ya da modern terörizm gibi birçok problemimizin “sürekli daha çok büyüme” hayalinin peşinde koşmaktan kaynaklandığı artık şüphe götürmüyor. Üretkenliği sürekli artırma ve kontrol edilemeyecek kadar karmaşık hale gelmiş sistemleri kontrol etme tutkusu yeni problemler yaratmaktan başka bir işe yaramıyor.
Bugün ileri sürüldüğünün tersine “Dördüncü Sanayi Devrimi” falan değil, tekelci kârların ve rekabet-düşmanı davranışın meydan okunamayacak kadar sisteme içkin olduğu bozuk, asalak bir enformasyon kapitalizmi yaratılmış bulunuyor.
Bu işleyiş her yerde insanın (ve genel olarak tüm canlı hayatın) gezegenle olan ilişki ve bağlantılarını ve aynı zamanda insanlar arası ilişki ve bağlantıların kalitesini bozuyor ve değiştiriyor. İlişkilerin asimetrisi artıyor, dengeler altüst oluyor. İnsan faaliyetinin ekolojik sistemlere ve iktidar sahibi azınlık elitlerin çoğunluğa bindirdikleri giderek artan yük taşınabilir olmaktan çıkıyor.
Bugün bütün toplumlarda artan eşitsizlik, işsizlik, tıkanan üretkenlik, yavaş ekonomik büyüme, artan borçlanma düzeyleri hüküm sürüyor ve buna rağmen iklim değişikliğinin ve türlerin yok oluşunun hızlanması durmuyor.
* * *
Helsinki’de kurulu BIOS Research Unit tarafından Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Raporunu geliştirmek için BM siparişi üzerine hazırlanan yeni bir rapor, “İnsanlık tarihinde ilk kez olarak ekonomiler enerji verimliliği daha düşük olan enerji kaynaklarına geçmekteler” diyor. “Bu, enerjinin bütün biçimleri için geçerli. Sanayi uygarlığındaki temel ve temel olmayan insan faaliyetlerini desteklemeye devam etmek için gereken kullanılabilir enerjiyi üretmek artık daha az değil daha çok çaba gerektirecektir.” Rapor aynı zamanda şu saptamayı yapıyor: “Ekonomiler gezegenimizin ekosistemlerinin enerji ve madde kullanımının yarattığı atıklarla başa çıkma kapasitesini tükettiler.” Sonuç: Elde edebildiğimiz yeni enerji, o enerjiyi elde etmek için kullandığımız enerjiye kıyasla azalmaktadır.
Bunun anlamı ekonomik faaliyetin yarattığı toplam yeni değerin düzenli olarak azalmakta (dolayısıyla bu artı değeri paylaşım kavgasının sertleşmekte) olduğudur. Yeni teknolojilerin sağladığı olanakların da kullanılmasıyla tekelleşmenin görülmedik boyutlara varması, gelir ve servet eşitsizliklerinin tırmanması, sosyal huzursuzluğun ve küresel göçlerin yaygınlaşması ile otoritarizm dalgasının ve küresel anlaşmazlıkların, gerginliklerin ve yerel çatışmaların yükselişi, bütün bunlar aynı gezegensel krizin değişik görünüm biçimleri olarak ortaya çıkıyor.
O nedenle bugün insanlık olarak karbon emisyonumuzun ve materyal atıklarımızın yol açtığı iklim değişikliğinin ve küresel ısınmanın getirdiği yıkıcı sonuçların geri döndürülemez hale gelmesinin eşiğine gelmiş olmamız yüzünden değil —sadece bu yüzden değil— aynı zamanda ne yaparsak yapalım sanayi uygarlığımızdaki temel ve temel olmayan insan faaliyetlerini sürdürebilmek için gereken kullanılabilir enerjiyi giderek daha az temin edebileceğimiz için de—böyle çifte bir tarihsel zorunluluk yüzünden—insan faaliyetlerini ve insanın çıkarlarını yeniden tanımlamamız, odak noktamızı değiştirmemiz gerekiyor.
İnsan faaliyetlerini ve insanın çıkarlarını insan-doğa ve insan-insan ilişki ve bağlantılarını hegemonyacı olmayacak, sadece bir tarafın yararına işlemeyecek, yeniden uyumlu bir birlikte var oluşu mümkün hale getirecek şekilde tanımlamak zorundayız.
Burada tutulacak ana halka, enerji tüketimimizi—fosil yakıtlardan yenilenebilir kaynaklara geçmekle yetinmeyip—mutlak olarak düşürmek ve bunu sürekli kılmaktır. 2019 yılı içinde vardığı sonuçların BM Sürdürülebilir Kalkınma Raporuna yansıması beklenen yukarıda adı geçen “Ekonomik Geçişin Yönetişimi” başlıklı BIOS Araştırması, bu hedefe yönelik olarak başlıca 4 ana alanda—enerji, ulaşım, gıda ve inşaat—üretim ve tüketim tarzlarımızı değiştirmemiz gerektiğini belirtiyor.
Hepsinde amaç, doğal ekosistemler üzerindeki yükü azaltmak ve iyi bir yaşam için yeterli olanaklar sağlamak olmalıdır. Sera gazlarında net emisyon 2050’ye kadar sıfıra inmelidir. Bunun için tüm enerji altyapısı dönüştürülmelidir. En başta fosil yakıtlardan vazgeçilmelidir. Ulaşımda, şehirlerde bisiklet ve yürümenin ağırlığı artırılırken şehir içi ve şehirlerarası ulaşımda büyük ölçüde elektrikli kamusal ve yarı kamusal ulaşıma geçilmelidir. Gıdada her düzeyde kendi kendine yeterlilik teşvik edilmelidir. Uluslararası gıda ticareti meta piyasası olmaktan çok gıda güvenliğinin kritik bir unsuru olarak görülmelidir. Üretim ve tüketimde süreç içinde süt ve et ürünlerinden büyük ölçüde bitki tabanlı diyetlere geçiş düzenlenmelidir. Konutta, inşaat sektöründe yüksek emisyona yol açan beton ve çeliğin hâkimiyetine son vermek üzere ahşaba dayalı üretim ve tüketime geçilmelidir.
Bu geçiş politikalarının zorunlu bir önkoşulu dönüşümsel sosyal amaçlarla ve ekonomik faaliyetin maddi sınırlarıyla uyumlu olmasıdır. Bu ise ancak çalışmak isteyen herkesin sürekli, kamusal olarak finanse edilen ve yerel olarak yönetilen bir işe sahip olmasının sağlanmasıyla mümkün olabilir. Bireyler, örgütler ve ülkeler ekonomiye kendi başına bir amaç olarak değil iyi bir yaşamı mümkün kılan bir araç olarak yaklaşmalıdır. Ekonomik faaliyet ekonomik büyüme sağlayarak anlam kazanmak yerine altyapıları ve uygulamaları doğal ekosistemler üzerine fazla yük bindirmeyen, fosil yakıt sonrası bir dünya doğrultusunda yeniden inşa etmekle anlam kazanmalıdır.
* * *
Bugün koşullar öyledir ki böyle bir geçiş sağlanamazsa insan faaliyetinin mevcut tarzının doğal ekosistemlere ve insanlığa bindirdiği durmaksızın artan yük kaçınılmaz olarak her alanda yıkım, çöküş, kaos ve kargaşaya, kısaca barbarlığa ve savaşlara yol açacaktır.
Neoliberal kapitalist piyasa ekonomisinden çok farklı böyle bir ekonomik faaliyete ve uluslararası serbest ticaret çevresinde kurulu mevcut dünya politik sisteminden gezegensel sınırlara sahip yeni bir jeopolitik düzene geçiş elbette ancak yerel ve küresel düzeyde yeni bir politik anlayış ve gücün eseri olabilir.
1200 küsur sayfalık yeni kitabı Sermaye ve İdeoloji ile ilgili olarak geçen hafta L’Obs dergisine verdiği röportajda Thomas Piketty’nin de dediği gibi, “Mülkiyeti kutsal kılma aşamasından çıkıp kapitalizmin ötesine geçmenin zamanı gelmiştir.”
Ekonomik faaliyet, serbest piyasalar doğal ve kaçınılmaz yasaların değil aslında devlet müdahalelerinin, kamusal ve özel eylemlerin ürünüdür, insan yapısıdır. Aynı şekilde ulusal gelir dağılımları da anonim küresel kuvvetlerin ya da teknolojik değişimlerin değil, rant peşindeki elitlerin kontrol ve lobi gücünü yansıtan politik tercihlerin sonucudur. Ahlak ve etiğin de şu ya da bu doğal zorunlulukla bir ilgisi yoktur. Ekonomik faaliyetin anlamı politik olarak, kolektif bir şekilde inşa edilir. Sermayeyi sermaye yapan, üretim araçlarının mülkiyetine sermaye işlevi görme imkânını bahşeden de sadece ve sadece ilgili yasalardır. Bu da bunlara meydan okumayı kolaylaştırır. Yasaları değiştirip tahkim edecek gücünüz varsa şirketlerin ve mülkiyetin işlevini de sosyal ve çevresel amaçlara hizmet edecek şekilde değiştirebilirsiniz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları







































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.01.2024
25.12.2023
21.08.2020
5.06.2020
5.04.2020
21.01.2020
2.02.2019
21.11.2019
19.10.2019
13.10.2019