Yıldıray OĞUR
Seçim sonuçlarını tanımadı, taraftarlarını Kongre’yi basmaya teşvik etti, bütün sosyal medya platformlarından kovuldu, devir teslim sürecinde bir suçlu muamelesi gördü, hakkında şimdiye kadar üç iddianame hazırlandı, biri ABD devletine karşı komplo kurmak gibi ciddi bir suçlama, iki kez gözaltına alınıp mahkemeye çıkarıldı, önümüzdeki günlerde üçüncü kez gözaltına alınıp mahkemeye çıkarılacak, Cumhuriyetçilerin Fox News, WSJ gibi medyaları onun aleyhine yayın yapıyor, ünlü Cumhuriyetçilerin neredeyse tamamı ona karşı…
Ama bütün tuhaflıklarına, engellilerle bile dalga geçebilecek kötü kalpliliğine, fahişeleri susturmak için rüşvet verme skandallarına rağmen Donald Trump, 2024 seçimlerinde ABD tarihinde benzeri ender olan bir mucizeyi gerçekleştirip, yeniden başkan seçilebilir.
En azından anketler bunun artık yüzde 50 ihtimal olduğunu söylüyor.
Yakında başlayacak Cumhuriyetçi Parti ön seçimlerinde Trump, arkasına Cumhuriyetçilerin anaakım medyası ve sermayesinin desteğini almış Florida Valisi Desantis’in 40 puan önünde. Desantis’i destekleyen Fox News’in son anketine göre Trump yüzde 53, Desantis yüzde 16.
Yani Cumhuriyetçilerin adayı eğer ayağına bir hukuki engel dolanmazsa Trump olacak.
Ama esas bütün Amerikan elitlerini ve medyasının tüylerini diken diken eden 2024 Başkanlık seçimleri anketleri.
Bu anketlere göre Biden-Trump karşılaşmasında durum başa baş. Biden yüzde 47 Trump 46. Sadece Fox anketinde Biden 44, Trump 41 görünüyor.
Peki nasıl olabiliyor bu?
Cehalet, dini yobazlık gibi bizde her kapıyı açmak için zorlanan açıklama anahtarları ABD örneğine pek uymuyor. Trump seçmenin tek bir kimliği yok.
O yüzden bela okumaktan, insanları aşağılamaktan yorulan cesur Amerikalı entelektüeller bu soruya cevap arıyorlar bir süredir.
Onlardan en cesuru, Obama’nın da en favori köşe yazarı olan, Amerikan Demokratlarının entelektüel yol göstericilerinden New York Times yazarı David Brooks oldu.
Brooks, geçen hafta New York Times’da “Peki ya bu hikayedeki kötü adam bizsek?” başlıklı çok cesur bir yazı yazdı.
Serbestiyet’in çevirdiği yazıdan bazı yerleri aktaracağım:
“Biz Trump karşıtları iyi adamlar oluyoruz. İlerlemenin ve aydınlanmanın güçleri olan ‘iyi adamlar’. Trumpçılar ise gerici yobazlar ve otoriterleri temsil ediyorlar. Bu argümana kısmen katılıyorum diyebilirim, fakat argüman aynı zamanda elitlerin kendi kendini tatmin etmesi sağlayan bir anlatı. 2020’de Biden yalnızca 500 kadar ilçede seçimleri kazandı, fakat bu 500 ilçe Amerikan ekonomisinin yüzde 71’ini oluşturuyor. Trump ise 2.500’den fazla ilçede kazanmıştı fakat bu ilçeler toplam ekonominin yalnızca yüzde 29’unu oluşturuyordu. Daha az eğitimli sınıflardaki insanların neden ekonomik, siyasi, kültürel ve ahlaki saldırı altında oldukları sonucuna vardıklarını ve neden eğitimli sınıfa karşı en iyi savaşçıları olarak Trump’ın etrafında toplandıklarını anlamak zor değil. Trump, işçiler için en tehditkâr görünen insan setinin girişimciler değil, uzmanlaşmış sınıf olduğunu çok iyi anladı. Yani biz. Sosyolog E. Digby Baltzell’in on yıllar önce yazdığı gibi, “Tarih, kast ayrıcalıklarını önderliğe tercih eden sınıfların mezarlığıdır.” Bizim sınıfımızın şu anda flört ettiği kader tam olarak budur.”
“Hepimizin bu işte birlikte olduğu idealinin yerini, eğitimli sınıfın burada ayrı bir dünyada yaşadığı ve diğer herkesin aşağıda farklı bir dünyaya zorlandığı gerçeği aldı. Üye olduğumuz toplumsal sınıfın üyeleri her zaman ötekileştirilenler için cesurca konuşur, ancak bir şekilde her zaman kendimize hizmet eden sistemler inşa eder.
Bu sistemlerden en önemlisi modern meritokrasi olmuştur. İnsanları en çok sahip olduğu niteliğe göre ayıran ve/veya dışlayan bir sosyal düzen inşa ettik. Akademik başarı üzerine kurulu bir düzen… Yüksek eğitimli ebeveynler seçkin okullara gidiyor, birbirleriyle evleniyor, yüksek ücretli profesyonel işlerde çalışıyor ve aynı seçkin okullara giren, birbirleriyle evlenen ve seçkin sınıf ayrıcalıklarını nesilden nesile aktaran çocuklarına muazzam kaynaklar aktarıyorlar.
Daniel Markovits “Meritokrasi Tuzağı” adlı kitabında yıllar süren araştırmaları şöyle özetlemişti: “Bugün orta sınıf çocukları okulda zengin çocuklarına, orta sınıf yetişkinleri de iş yerinde elit mezunlara yeniliyorlar. Meritokrasi orta sınıfı fırsatlardan mahrum bırakıyor. Aynı meritrokrasi, herkes kuralına göre oynasa bile sadece zenginlerin kazanabileceği bir gelir ve statü rekabetinde yalnızca kaybedenleri suçluyor.”
Meritokrasi sadece bir dışlama sistemi değil, aynı zamanda bir ahlak anlayışıdır. Barack Obama, başkanlığı sırasında politikaları bağlamında 900’den fazla kez “akıllı” kelimesini kullandı. Bunun anlamı, onun politikalarına katılmayan (ve belki de Harvard Hukuk Fakültesi’ne gitmeyen) herkesin aptal olması gerektiğidir.”
Yazıdaki bazı argümanlar bize tanıdık, bazıları bize yabancı hatta bizde tam tersleri yaşanıyor.
Ama temel duygu aynı.
Gelişen kapitalizm, profesyonelleşme, şehirlerdeki kast hayatı, eğitim, bilim, teknolojide nesilleri ve insanları birbirinden uzaklaştıran gelişmeler, partilerin, siyasetin, şirketlerin, medyanın, bürokrasinin, akademinin, bilimin karmaşık, aşırı uzmanlaşmış, kopuk, ulaşılmaz, değiştirilmez kibirli dünyası karşısında sıradan insanlar kendilerini zayıf hissediyor, kendini temsil etmeyen, dışlayan, hor gören elitlere karşı öfke, kin bir sınıfsal direniş duygusuyla siyasette sesini duyuran sesler arıyor. Popülist siyasetçiler bu duyguya karşılık geliyorlar.
Bu duygu küresel.
Türkiye’de AK Parti ve Erdoğan, 20 yıldır ama özellikle son 10 yıldır bu öfkenin sesi olarak girdiği her seçimi kazanıyor. Yani Türkiye’de durum Amerika’dan farklı. Elitler neredeyse artık ezilen, dayak yiyen statüsünde. Elitlere öfkeliler güçlüler, her yerdeler ya da her yere girmeye çalışıyorlar, iktidarı hınç duygularını tatmin etmek için kullanıyorlar.
Ama bir taraftan bu sınıfsal zorlamalar kabul etmeliyiz ki bir eşitlenme hali de yaratıyor. Bu her alanda eşit olmaya başlama duygusu büyük bir tatmin yaratıyor. “Eskiden doktorlar azarlardı, şimdi biz doktor dövüyoruz” diyen kadın kaba saba bir şekilde bu tatmin duygusunu tarif etmişti aslında.
Bu eşitliği onlar adına kavga ederek, elitleri hırpalayarak, buldozer gibi alan açarak sağlayan da hala Erdoğan.
Alper Görmüş, Serbestiyet’te David Brooks’un yazısı üzerine yazdığı yazıda bu öfkenin sesi olan popülist liderlerin yarattığı plasebo etkisini çok iyi tarif etti:
“Popülist liderlerin de mağduriyet duyguları ve korku düzeyleri yüksek kitlelerde plasebo etkisi yarattığını söyleyebiliriz. (Hele hele, liderleri, öfke biriktirdikleri yüksek kültürel mertebe sahiplerini küçümser tarzda konuştuğunda.)
Popülist liderlere oy veren kitlelerin ‘çağdaş-modern’ ölçülere uymayan ‘ilkel’ davranışları var evet, fakat bunlar onların içinde doğal olarak bulunan kötülükten gelmiyor, gerçek ve insani duygulardan (eziklik ve korku gibi) kaynaklanıyor.”
Amerikalılar için bütün bu konuları cesurca konuşmak için zaman az. Seçimler 2024 Kasım’ında.
Ama yeni seçimden çıkmış bizim için ise önümüzde koca bir beş yıl var. Bu beş yılı CHP içindeki hizip mücadelesi, Altılı Masa polemikleriyle geçirmenin kimseye bir faydası yok.
Çünkü mesele o değil.
İktidar elitlerinin gözle görünen ekonomik zenginleşmesine, üçer beşer adımlarla sınıf atlamasına, kurulan müteahhitler düzenine, yarattığı kendi nomenklatura sınıfına, debdebeye rağmen AK Parti’nin hala elitlere karşı ezilenlerin, beyaz Türklere karşı alttan gelenlerin sesi ve itirazı olarak görünmesi üzerine de yeni kavramlarla yeniden düşünmek gerek.
Nasıl oluyor da ekonomik krize, enflasyona, iktidar tarafından sürekli hırpalanmalarına, Devlet Tiyatroları’nda bile iktidarı kaybetmelerine rağmen hala şehirli seküler kesimlerin kültürel üst sınıf kibri, dindar iktidar çevrelerinin ekonomik üst sınıf kibrinden daha fazla insanlara batıyor, bir çeşit sınıf kinine, öfkeye neden oluyor?
Neden DEVA ve Gelecek’teki donanımlı, ehliyet sahibi dindar siyasetçiler iktidarın kültürel ve sosyal habitusunda yaşayan büyük kitleye ulaşamıyor, kapılar onlara bu kadar kapalı? Acaba bunun sebeplerinden biri onların da fazla eğitimli, profesyonel, ulaşılmaz ve bu yüzden kibirli görünmesi mi?
CHP’deki iktidar mücadelesinin de kültürel, sınıfsal boyutları yok mu? CHP’yi geleneksel CHP elitlerinden teslim alan Dersimli, orta sınıf bir bürokrat olan Kılıçdaroğlu, uzun yıllar sonra elde edilmiş bu mevziyi bu yüzden terk etmek istemiyor olabilir mi? Dışarıya doğru ittifak kurma çabaları, biraz da geleneksel CHP’liliğe karşı müttefik bulma çabası değil miydi?
İstanbul sermayesi ve medyasının desteklediği, mesajlarını Oksijen gazetesi üzerinden vermeyi tercih eden, Rolex saatli, orta üst sınıf bir aileden gelen İmamoğlu da bir bakıma geleneksel CHP elitlerinin geri dönüşünü temsil etmiyor mu?
Muhafazakarlara doğru açılımlardan rahatsız seküler şehirli elitlerin, eğitimli gençlerin, profesyonellerin “adamı” olması, İmamoğlu’nun ortak kültürel bağları olan büyük muhafazakar kitlelerle ilişkilerinin derinleşmesini, “halkın adamı” etkisi yaratmasını engellemiyor mu?
Hepsi üzerinde düşünülmeyi hakkediyor.
Neden böyle oldu sorusunun cevabı çok kolay değil.
Belki herkes cesurca şu soruyu sorarak işe başlayabilir:
Peki bizim hikayemizdeki kötü adamlar kimler?
Sadece karşıdakiler mi?
Emin miyiz?
Yazarlar
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları











































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025