Yıldıray OĞUR
Fakat, ilk bandoyu kurduran II. Mahmud’dan beri her padişahın tahta çıkışı için besteletilen Mahmudiye, Aziziye, Hamidiye gibi marşlar dışında Osmanlıların bir milli marşı yoktu.
1857’de Paris’e eğitim için gönderilen öğrencilerin başında olan Hoca Tahsin Efendi, kendileri için ziyafet veren Fransız Kültür Cemiyeti’ne verdikleri mukabil ziyafet sırasında bunun eksikliğini hissetmişti.
Çünkü Fransızlar kendi ziyafetlerine milli marşları La Marseillaise’ı okuyarak başlamışlardı. “Peki şimdi biz hangi marşı okuyarak yemeği açacağız” diye düşünürken, Hoca Tahsin Efendi, Itri’nin herkesin ezbere bildiği Tekbir’ini okumaya başladı. Öğrenciler de onu izlediler. Hatta bu hikayeyi aktaran Abdurrahman Şeref’e göre Fransızlar bu “marşı” çok beğenip tekrarını bile istemişlerdi.
Ama her zaman böyle çözümler bulabilen Hoca Tahsin Efendi gibi biri bulunmayabiliyordu.
Ethem Ruhi Üngör’ün “Türk Marşları” kitabında anlattığı bir hatıraya göre 1914’de İngiltere’nin New Castle Limanı’nda Reşadiye gemisinin kızaktan indiriliş töreninde, İngiliz denizciler kendi marşlarını okuduktan sonra sıra Türklere gelmiş, onlar da birbirine bakıp durmuş, sonra çarkçıbaşı Türk denizcilere “Entarisi ala benziyor’u biliyor musunuz” diye sorarak şarkıya girmişti.
Milli maçlardan önce okunacak milli marş meselesini ise Türk sporcular herkesin ezbere bildiği başka bir şarkıyla çözmüşlerdi. Milli futbolcu Ali Sami Yen’in yeğeni Belkis Dişbudak’tan dinleyelim:
“Viyana’da ve Berlin’de maçları varmış. Viyana’da onlara Maça başlamadan önce milli marşınızı söyleyeceksiniz denmiş. Ama o zaman daha milli marş yok. Ne söyleyelim ki kendi aralarında konuşmaya başlamışlar... Sonunda başlamışlar “Hamsi koydum ta ta tavaya’yı söylemeye. Ertesi gün trenle Berlin’e geçmişler. İstasyonda bando başlamış “Hamsi koydum ta ta tavayı çalmaya.”
https://www.facebook.com/ataunieglencekulubu/videos/207551912632326/
Bu yüzden yeni cumhuriyet daha İstiklal Harbi sürerken önce İstiklal Marşı için güfte yarışması açmış, 12 Mart 1921 günü de Meclis’te defalarca okunarak ve çoşkulu alkışlar eşliğinde Mehmed Akif'in yazdığı şiir, milli marş güftesi olarak kabul edilmişti.
Hemen ertesi gün Meclis ikinci başkanı Adnan Bey (Adıvar) Maarif Vekillği’nden bu şiirin milli marş olarak bestelenmesi için çalışmaların başlatılmasını istedi. Savaş dönemi uygun olur mu tartışmalarına rağmen, vekillik Kızılay tarafından 500 lira ödül verilecek bir beste yarışması açtı.
Mayıs 1922’ye kadar 55 eser yarışmaya başvurmuştu. O sırada ülkede müzik otoritesi ve besteci kabul edilen neredeyse herkes bir besteyle yarışmaya katılmıştı.
Fakat böyle bir besteyi seçecek jüride olabilecek neredeyse herkes yarışmaya katıldığı için Maarif Vekaleti çare olarak bestelerin Paris’e gönderilmesini ve orada bir kurul tarafından seçilmesini önerdi. Ama savaş şartlarında bu öneri de fazla lüks bulundu. Sonra bir süre mesele askıda kaldı.
Bu arada yarışmaya katılan besteciler çoktan kendi eserlerini bulundukları şehirlerde ve bölgelerde milli marş olarak çaldırmaya başlamışlardı.
Edirne’de müzik öğretmenliği yapan Ahmet Yekta’nın bestesi Trakya’da, İzmirli müzik öğretmeni İsmail Zühtü’nün bestesi Ege’de, Ankara’da Riyaset-i Cumhur Orkestrası’nın başındaki, Zeki Bey’in bestesi ve İstanbul’da Ali Rifat Bey’in bestesi Milli Marş olarak çalınıyordu.
(Yarışmaya katılan bazı besteleri dinlemek için https://www.youtube.com/watch?v=wA7_IfqvoXY)
Bu doğal rekabet iki yıl devam ettikten sonra 12 Temmuz 1923’te komisyon Ali Rifat Bey’in bestesinin milli marş olarak kabul edilmesine karar verdi. Zeki Bey’in bestesi ise beşinci sırada kalmıştı.
(Ali Rifat Bey’in İstiklal marşı https://www.youtube.com/watch?v=eYkp4tb3Z04)
Ali Rifat Bey’in bestesinin seçilmesi tartışmalara neden oldu. Çünkü Ali Rifat Bey’in kardeşi Samih Rifat, hem Atatürk’e çok yakın bir vekildi hem de yarışmayı düzenleyen Maarif Vekaleti’nde müsteşarlık yapmış bir isimdi.
Ama aynı zamanda Ali Rifat Bey de böyle bir iltimasa ihtiyaç duymayacak kadar seçkin ve tanınmış bir müzisyendi.
1848 yılındaki ihtilalde Macaristan’dan kaçıp Osmanlı’ya sığınmış bir Macar olan babası Hurşit Paşa, Manastır’da kaymakamlık yapmış bir devlet adamı olması dışında Batı klasik müziğini çok iyi bilen bir bestekardı da. Müzikle ilişkisi babasından gelen Ali Rifat Bey de Şark Musiki Cemiyeti, Üsküdar Musiki Cemiyeti, Darülbedayi’de yöneticilik yapmış, en meşhuru “Tereddüt” olan bestelere imza atmıştı.
https://www.youtube.com/watch?v=c4ZsOJ2Dww0
Ali Rifat Bey’in bestesinin seçilmesinin sebeplerinden biri de onun Mehmet Akif’le yakınlığı ve Akif’in daha önce de başka şiirlerini bestelemesi olabilir. 1920’de marş olarak bestelediği Akif’in Ordunun Duası şiiri, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak tarafından bütün orduya gönderilmiş ve resmi marş olarak çalınmıştı. Yine Akif’in “Bülbül” şiirini bestelemiş, beste Akif’i de mest etmişti. Ali Rifat Bey’in abisi Samih Rifat da Akif’in birlikte Divan-ı Lügatit Türk’ü çevirdikleri yakın bir arkadaşıydı.
(Ali Rifat Bey’in diğer kardeşi Yahudilik ve masonluk avcısı Cevat Rifat’tı. Oktay Rifat da Sanih Rifat’ın oğluydu)
Ama 1930 yılına kadar İstiklal Marşı olarak çalınan Ali Rifat Bey’in bestesi yerine, 1930’da Maarif Vekaleti yedi yıl önce beşinci olmuş Osman Zeki Bey’in bestesinin marş olarak kabul edilmesine karar verdi.
Bu kararın sebebi üzerine rivayetler meçhul. Ali Rifat Bey’in eseri artık alaturka bulunduğu için, halk tarafından çok bilinmediği için ya da Osman Zeki Bey’in daha sonra adı Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası olacak Riyaset-i Cumhur Musiki heyeti Şefi olarak bir akşam konserde Atatürk’e bu besteyi dinleterek bu kararın verilmesini sağladığı iddia edilir.
Ama bugünlerde pek çoklarının kafasındaki İslamcı Mehmet Akif, batıcı laik Osman Zeki Bey ikiliği de gerçeğe pek yakın değil.
Meşhur şekerci Hacı Bekir ailesinden gelen Osman Zeki Bey (Üngör) de müzisyen bir aileden geliyor. Dedesi Müzika-i Humayün’un santurisi Miralay Hilmi Bey’di. 11 yaşında girdiği Müzika-i Hümayun’da yeteneğini keşfedip ona en iyi hocalardan dersler aldıran bizzat II. Abdülhamit olmuştu. Ve devlet tarafından ilk Türk konser kemancısı olarak yetiştirilmişti. Daha sonra şefliğine geldiği Saray Orkestrası’nı, geliştiren, 1917 ve 1918’de ilk defa Avrupa’ya konserlere götüren de oydu.
Her ne kadar İstiklal Harbi’nin başında İstanbul’dan Ankara’ya gitmiş, daha da sonra orkestrasını Ankara’ya getirmişse de Padişah Vahdettin’in orkestrasının şefi olması peşini bırakmayacaktı.
Bestelediği marş ise hep tartışıldı.
1932 yılında Cumhuriyet gazetesinde Abidin Daver ve Peyami Sefa’nın başlattığı bir tartışmadan anlaşıldığına göre o tarihlerde bile milli marş pek bilinmemekteydi, halkın marşı ezbere söylemesi ya da marş çalınırken ayağa kalkılması gibi adetler de henüz yerleşmemişti. Peyami Safa’ya marşın halk tarafından bilinmemesinin sebeplerinden biri Osman Zeki Bey’in marşının söylenmesinin zor olmasıydı.
1940’larda marş yeniden tartışıldı. Bursa milletvekili ve besteci Osman Şevki Uludağ, Zeki Üngör’ün bestesinin ilk kısmındaki on ölçünün 1845-1902 seneleri arasında yaşayan Romen besteci Ion Ivanovici’in Carmen Silva adlı eserinden alındığını da iddia etti.
İddiasını 7 Mayıs 1940’de CHP meclis grubunda Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’e de sormuştu. Ama sadece marşın çalıntı olup olmadığını da değil, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın başına gelmeden önce Vahdettin’in orkestrasının başında olan Zeki Üngör’ün bu marşı önce Vahdettin’e sunup sunmadığını, marşın orkestrasyonunu da “Ermeni milletinden [Edgar] Manas Efendi”nin yapıp yapmadığını da.
Hasan Âli Yücel iddiayı doğrulayan bir cevap verdi;
“Mütehassısların bendenize söylediklerine göre bu bize Karmen operasından bir kısım değil de Karmen Silva diye bir vals varmış, revaçta imiş, onun bilmem kaç batutası benziyormuş. Zeki Bey bunun orkestrasyonunu Ermeni bir zata yaptırmıştır.”
Bahsedilen “Ermeni zat” besteci Edgar Manas İtalya’’da ve Viyana’da eğitimler almış, İstanbul Konservatuvarı’nda dersler vermiş, Ermeni Patrikliği’nin kilise korolarını yönetmiş önemli bir besteciydi ve İstiklal Marşı bugünkü haline onun orkestrasyonuyla gelmişti.
1950’lerde marşın zor söylendiği için değiştirilmesi gerektiği üzerine tekrar bir tartışma çıktığında Moda’daki evine çekilmiş, emekli hayatı yaşayan Zeki Üngör bir röportajla iddialara sert bir cevap verdi.
Röportajında marşı İzmir’in düşman işgalinden kurtuluşundan sonra süvarilerin şehre girişini anlatan bir arkadaşından etkilenerek, atlıları düşünerek bestelediğini söylemişti (Bu bilgi yarışma tarihleriyle tam uyuşmuyor) ve haberin manşetini de bizzat kendisi atmıştı “İstiklal Marşı yanlış tempo ile çalınıyor”:
“Sahibinin sesi müessesi orkestrayla marşı çalmamızı istedi Gittik. Orada marşı çaldığımız zaman teknisyenler bunun pek süratli bir marş olduğunu ve dolayısıyla plağın ancak yarısını doldurduğunu söylediler...O anda aklıma bir şey geldi. Marşı biraz ağır çalalım. Böylece plak dolar. Sonra çalınırken gramofon biraz hızlıya ayarlanır. Olur biter dedim... Fakat bilahare böyle bir teklifi vermekle hata ettiğimi anladım. Çünkü marş çalınırken gramofonun hızlıya ayarlanması icap ettiğini kim bilebilir ki? Nitekim bu yüzden ağır bir marş olarak dünyaya yayıldı.”
1990’larda bu kez şef Gürer Aykal’ın bir iddiasıyla marş yeniden tartışmaya açıldı. Aykal, Zeki Üngör’ün marşı Vahdettin’in tahta çıkması şerefine yazdığını ama padişah tarafından beğenilmediği için kullanılmadığını iddia etti.
En sonuncusu geçen hafta olmak üzere, çeşitli dönemlerde İstiklal Marşı’nın bestesi ve Zeki Üngör’ün besteciliği tartışılmaya devam edildi.
Padişahların orkestralarını yönettikten sonra Cumhurbaşkanlığı orkestrasını yönetmiş, Türkiye müzik tarihinin en önemli isimlerinden birinin adının bu kadar kolay unutulması, bu kadar rahat dokunulur olmasının belki de başka bir sebebi daha vardır.
1923’de Türkiye’yi terk etmek zorunda hisseden ve Mısır’a giden Mehmet Akif gibi Zeki Üngör de 1935 yılında daha 55 yaşındayken emekliğe ayrılıp, Ankara’dan ayrılıp İstanbul Moda’ya yerleşmişti.
Bu erken emekliliğin sebebi bir rivayete göre başka bir marştı.
1933 yılında, Cumhuriyet’in 10. Yılı için Cemal Reşit Rey’e bir beste sipariş edilmişti. O sırada Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın başında İstiklal Marşı’nın bestecisi Zeki Üngör vardı. Rivayet o ki, kendisinin de bir Onuncu Yıl Marşı olan Üngör, kanun, ud, kemençeden bir orkestrayla Rey’in marşını çalmış, tabii Atatürk hiç beğenmemiş, öfkelenerek derhal bir orkestrayla dinlemek istediğini söylemişti. İtfaiye Bandosu çağırılmış, marş bestelendiği tarzda yeniden çalınınca da Atatürk’ten onayı almıştı. Yine rivayet odur ki Atatürk, bu hareketi yüzünden Zeki Üngör’den Ankara’yı terk etmesini istemişti.
Zeki Üngör 1958’de vefat ettiğinde artık adını hatırlayan çok az insan vardı. Hakkında daha önce de bir kaç defa öldüğü yolunda haberler dahi çıkmıştı. Cenazesinde Mehmet Akif’inki gibi İstiklal Marşı çalındı.
İstiklal Marşı’nı yazan isimlerin bile devletin hışmından paylarını aldığı bir ülkede toplumun üzerinde anlaştığı ortak değerlerin sayısının az olması çok şaşırtıcı değil. O değerlerden biri de söylenmesi zor olsa da, kelimeler tuhaf yerlerde bölünse de İstiklal Marşı. Sadece marşın sözleri ve melodisi değil, onun yazan ve besteleyen hatta orkestrasyonunu yapan insanların hikayesi de İstiklal Marşı’nın hikayesinin bir parçası artık.
Savaş boyunca kahramanlık destanlarıyla cesaretlendirmeye çalıştığı ülkesini savaşın ardından burada yaşamayacağını düşünerek terk etmek zorunda kalmış bir şair ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e tarihi sürekliliğin kanıtı ve adı devletle ters düşünce unutulmuş bir bestecinin bestelediği, Ermeni bir bestecinin orkestraya döktüğü İstiklal Marşı, bize bu ülke, geçirdiğimiz tecrübeler, aştığımız eşikler hakkında da marşın kendisi kadar çok şey anlatıyor çünkü.
Varsın –larda yüzen alsancak diye okunsun...
Yazarlar
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları











































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025