Berrin Sönmez
Günde en az üç kadın öldürülüyor. İktidar bu gerçeği duymak istemiyor, bildiği halde bilmezden gelmeyi tercih ediyor. Her gün, her saat, bu satırlar yazılırken, okunurken evlerde, kuytu köşelerde, karanlık sokaklarda köprü altlarında veya gün ortasında kadınlara, çocuklara şiddet uyguluyor erkekler. İktidar ve iktidarın polisi, yargısı sadece sokak ortasında işlendiği ve o da sosyal medyada yayınlandığı takdirde ilgileniyor. İlgisi, sosyal medyadan yayılan toplumsal tepkileri yatıştırma eğilimiyle sınırlı üstelik. Beşikten mezara erkek şiddetiyle cinsimiz kırılıyor. Sıfır yaşındaki bebelerden 92 yaşındaki ninelere cinsel saldırı gerçekleştiren, o suçun aynı zamanda tek tanığı olan kadını, o suçun aynı zamanda en önemli delili olan o bedeni ortadan kaldırmaya yöneliyor erkek şiddeti. Hesaplı planlı cins kırım uyguluyor. Ancak toplumun ve iktidarın dikkatini ancak sosyal medyada yayınlanan görüntüler çekiyor. 8 Mart yaklaşırken Samsun Canik’te yaşanan şiddetin görüntüleri sosyal medyada yayınlanmasa İbrahim Zarap şu an elini kolunu sallayarak dolaşıyor olabilirdi. Bu cümlenin kötü niyetle yazılmış boş bir tahmin olmadığını, yaşanmış örneklere dayanılarak yazıldığına dair örneklerden birisi Emine Bulut cinayetidir. Hatırlarsınız, gittikleri lokantanın önünde yani yine sokak ortasında ve yine kızının çığlıkları arasında çoklu bıçak darbeleriyle öldürmüştü onu, yine boşandığı erkek. Fedai Varan da boşandığı kadını, çocuğunu görmek bahanesiyle çağırmıştı. İbrahim Zarap da kendisinden boşanmış olan kadını, çocuğunu almak için gittiğinde öldürmeye teşebbüs etti, öldüresiye vurdu sokak ortasında. Buraya kadar iki olay arasında hiçbir fark yok görüldüğü gibi. Ve asıl büyük benzerlik iktidar tepkisinin sosyal medyadaki infialden sonra gelişinde yatıyor.
İbrahim Zarap’ın şiddetini de Fedai Varan’ın şiddetini de sosyal medyada video paylaşımıyla öğrendik ve tepkiler yükselince şiddeti önlemekle yükümlü olanlar halkı yatıştırmak için şiddeti, üstelik çok hatalı sözlerle kınadılar. Ama iki olay arasında tek bir fark var, beş günlük bir fark. Fedai Varan, sokak ortasında çoklu bıçak darbeleriyle işkence ederek Emine Bulut'u öldürdükten beş gün sonra duyduk biz bu cinayeti. Yanı başındaki kızı “anne lütfen ölme” diyerek ağladıktan, Emine “ölmek istemiyorum” feryadıyla yardım çağırdıktan, herkes izledikten beş gün sonra görüntüler sosyal medyada yayınlanınca öğrendik. Aradan geçen beş gün içerisinde yerel basın yazmadı. Ulusal basın yazmadı. Yerel, ulusal kanallar yayınlamadı. Emniyet açıklama yapmadı. Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, AÇSH Bakanı, Sağlık Bakanı, Parti Sözcüsü akla daha kim gelirse hiç birisi Fedai Varan’ı telin etmedi. Savcılık o beş gün içinde iddianame bile yazmadı. O beş günde yapılan tek şey Emine’yi toprağa vermekti. Erkek şiddeti, kadın cins kırımı sosyal medyada toplumsal tepki oluşturduğu takdirde iktidarın dikkatini çekiyor. Tepkilerin büyümesini önlemek isteyen, "cezasız kalmayacak, davaya müdahil olacağız, hayati tehlikesi yok, şiddetin en aşağılık hali" gibi sözlerin her birisi şiddetle mücadele ilkelerine aykırı ve sadece toplumun infialini baskılayan ifadeler.
İktidarın sosyal medyayı hayli önemsediğini zaten sıklıkla sosyal medyaya sınır getirme arzusunu açığa vuran tedbir arayışlarından da biliyoruz. Kadına yönelik erkek şiddetinin sosyal medyada görünür olmasından sonra görevlerini hatırlayan, şiddeti önlemekle yükümlü kurumların en üst düzey yetkilileri (sistem gereği karar verici diyemiyoruz) devlet şiddetinin görünmesinden rahatsız değiller. Kadına yönelik devlet şiddeti, kadınların şiddetle mücadele dahil tümüyle eşitlik arayışını önlemek için uygulanıyor. Alanlarda, sokaklarda, gecelerde kadınların sloganlarını, danslarını, politika önerilerini durdurmak istiyor. Her an her yerde uygulanan erkek şiddetini durdurmak yerine "cins kırım var, şiddeti durdur" diyen kadınları susturmak yolunu seçiyor. 25 Kasım'da Yoğurtçu Parkı'na girişleri önlemiş, eylemi engellemiş, park dışında yapılan basın açıklaması sonrası konuşmacıları eylem alanından uzaklaştıktan sonra takip ederek gözaltına almıştı. 6 Martta Kadıköy’de yapılan eylem sonrası yine konuşmacıları, bindikleri taksiyi takip ederek yani alandan uzaklaşırken gözaltına aldılar. Hatta "ters kelepçe, şiddet, işkence var" diyen arkadaşlarını da sonradan gözaltına aldılar. Ancak ifadelerini almadılar. İfadelerine ihtiyaç duymadan tutukladılar.
İktidar, emniyet, yargı eşitlik çağrısı ve şiddetin önlenmesi talebine karşı çok cevval ama şiddet failleri uzaklaştırma kararına rağmen cinayet işlerken polis, aranmakla bulunamıyor. Şiddeti, cinayetleri değil ifade özgürlüğünü önlemekle görevlendiriliyorlar çünkü. Yetkililerin son derece sığ ve bir o kadar hatalı ifadeleri yazmak için şiddet sonrası klavyeye sarılması anlamsız. 25 Kasımlarda, 8 Martlarda kadın ve LGBTİ+ örgütlerine gösteri ve yürüyüş hakkı tanımayan polis/devlet şiddeti ile evlerde sokaklarda kadınlara yaşam hakkı tanımayan erkek şiddeti arasında fark yok. Devlet, toplum, aile üçgeninde baskılanıp itaate zorlanıyor kadınlar. İtaat etmeyenler ya evlerde ya alanlarda şiddetle itaate zorlanıyor. 2021 8 Mart'ında da cins kırımı konuşmak, ataerkil şiddetle mücadeleye odaklanmak zorunda bırakılıyoruz. Oysa yazılacak ne çok konu, çözülecek ne çok sorun, yapılacak ne çok eylem var. Bir güne sığması imkansız. Üstelik erkek şiddeti, devlet şiddeti, kadın kazanımlarına yönelik saldırılar, karalama kampanyaları her gün gerçekleşiyor. Bu nedenle EŞİK-Eşitlik için Kadın Platformu, “Bir gün değil her gün 8 Mart her gün mücadele” sloganı ile ördü bu yıl 8 Mart eylemlerini.
Her gün 8 Mart her gün mücadele anlayışıyla ola ki emekçi kadınları ve örneğin Kod-29 ile işverene ispat yükümü bile vermeden işten çıkarma hakkı tanınmasını, iyi niyet ve ahlak gibi indi, muğlak kavramlar karşısında kadın çalışanların durumunu gerektiği şekilde konuşabiliriz. Başta örnek verdiğim iki şiddet olayında da çocuklarla kişisel görüşme hakkının kötüye kullanılışını, şiddet faili erkek tarafından çocukların ne denli olumsuz etkileneceği hiç dikkate alınmadan şiddet fiilini gerçekleştirmek için kullanılmasına rağmen devleti yönetenlerin “icralık çocuk” çarpıtmasına dair konuşup yazmak mümkün olur belki. İcralık çocuk çarpıtmasını dikkate alarak devletin yeni düzenleme yapmasının ne anlama geldiğini, kadınların velayet hakkını aşındırmak amacı taşındığını daha çok konuşabiliriz. Meşru müdafaa hakkını, tahrik indirimini sadece erkek cinsine özgüleyerek uygulayan yargı sisteminin, kendisini savunan kadınlara ve kadınları savunan erkeklere niçin ve nasıl ağır cezalar verdiğini de çokça konuşmak gerekir bu çerçevede. Ve bunların hepsi erkek şiddetinin sistematik ve kolektif oluşunu gösterdiği için kadın cinayetleri cins kırım derken ne denli haklı olduğumuz, çıkar ortaya. Sağlık, eğitim, akademi, yargı, bakım hizmetleri gibi alanların alt kademelerinde kadın varlığının cinsiyet eşitliğine yakın düzeylerde olmasına rağmen, karar mekanizmalarında yok denecek kadar düşük sayıda kadın varlığına yol açan etkenleri, kadının toplumsal statüsünü örneğin bu 8 Mart'ta çok yetersiz düzeyde dille getirdik. Ama her gün 8 Mart, her gün mücadele anlayışıyla daha çok eylem yapılacak. Biz kadınlar "Cins kırım var Meclis göreve" diyerek GRAVIO Türkiye raporunu uygulamak için siyasi iradeyi, ev ödevini yapmaya çağırdık. Ancak siyasi irade cins kırımı durdurmak için değil, ataerkil şiddeti durdurmak için değil, 8 Mart eylemlerini durdurmak için harekete geçti. Kaymakamlıklar salonlardaki basın açıklamalarını bile yasakladı. Biz de her gün 8 Mart her gün mücadele diyoruz. Hadi bakalım!
SUSMUYORUZ!
İTAAT ETMİYORUZ!
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
13.12.2025
22.11.2025
3.11.2025
19.10.2025
12.10.2025
4.10.2025
21.09.2025
23.08.2025
17.08.2025
10.08.2025