Besim F. Dellaloğlu
Üniversiter ve entelektüel kimlik aynı zamanda güçlü bir ethos gerektirir. Özellikle de Türkiye gibi kodların, ilkelerin çok yerleşiklik kazanmadığı toplumlarda. Fikirleriniz, yapıtlarınız kadar tutumunuz, edanız, duruşunuzdur sizin kâinattaki koordinatlarınızı belirleyen. Şerif Mardin ve Nilüfer Göle’nin bu ülkenin sosyoloji/sosyal bilim tarihine yaptıkları katkıyı küçümseyenler, onların değerini küçültmeye çalışanlar hep oldu. Oysa bu hocaların kıymetini artıran onların bu tutumuydu da. Bu kesimler ideologluk yapacaklarına biraz da sosyoloji/sosyal bilim yapmaya tenezzül etselerdi, hocaların üretimleri belki de bu kadar ayrıksı kalmayacaktı.
Şerif Mardin ve Nilüfer Göle’nin ethos’larının iki eksen üzerinden değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Bunlardan birincisi birer kamusal entelektüel olarak aldıkları tutum. İkincisi ise birer sosyolog/sosyal bilimci olarak sahip oldukları tavır. Aslında kültürel/entelektüel/üniversiter kamusal alanın geniş ve derin olduğu bir toplumda bu ilişkinin birbirinden bu kadar da ayrı bir biçimde değerlendirilmesine gerek olmayabilirdi. Ancak Türkiye gibi ülkelerde kültürel/entelektüel/üniversiter alan siyasetten, ülkenin egemen ideolojik ayrım hatlarından yeterince özerkleşemediği için sosyolog/sosyal bilimci öncelikle buna göre bir konum almak zorunda kalabiliyor. Bir sosyolog/sosyal bilimci öncelikle çalışmaları, araştırmaları, yapıtları üzerinden değerlendirmek elbette aslında daha doğrudur. Ancak yukarıda belirttiğim nedenlerle ethos üzerinden yorum yapmak gerekebiliyor.
Birinci eksen üzerinden değerlendirildiğinde Şerif Mardin ve Nilüfer Göle’nin Türkiye’de sosyoloji/sosyal bilime yaptıkları en önemli katkının öncelikle ülkenin verili ideolojik/kültürel ana hatları üzerinden bir ethos geliştirmemiş olmaları olduğunu düşünüyorum. Yani sağ/sol, muhafazakâr/laik, Doğu/Batı gibi neredeyse genetikleşmiş hatları yok varsayarak ürettiler bu hocalar. Belki de bu nedenle en azından benim şahit olduğum dönemde Türkiye’de sosyoloji/sosyal bilimin bir alan olarak genişlemesine, derinleşmesine, kamusallaşmasına, toplumsal itibar kazanmasına en çok onlar katkı verdiler. Bir anlamda üretkenlikleri sadece yapıtlarıyla sınırlı değildi. Ethoslarıyla öncelikle alanı ürettiler.
Her iki hoca da hem Türkiye’de hem de Batı’da eğitim almıştı. Ayrıca yine her ikisi de hem Türkiye’de hem de Batı’da hocalık yaptılar/yapıyorlar. Tartışmaya çalıştığım konu açısından bunun önemli olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak üniversiter alan sadece dersten, kitaptan, sınavdan oluşmuyor. Her alanın olduğu gibi üniversitenin de gelenekleri, teamülleri, kültürü, alışkanlıkları var. Üstelik bunlar ülkeden ülkeye farklılıklar gösterebiliyor. Bu tecrübenin her iki hocanın da mesleğe bakışlarını çok zenginleştirdiği sanıyorum.
İkinci eksenin sosyolog/sosyal bilimci olarak sahip oldukları tutum olduğunu söylemiştim. Her iki hoca da işlerini yaparken ideolojik mahallelere bilinçli bir şekilde aidiyet ilişkisi geliştirmedikleri gibi, sosyoloji/sosyal bilimin Türkiye’deki kuruluş genetiğine de pek yüz vermediler. Gazete Duvar’da daha önce yazdığım bazı yazılarda belirttiğim gibi Türkiye’de sosyoloji/sosyal bilim daha çok bir “sosyal felsefe” olarak teşekkül etmişti. Aslında bu bir modernleşme toplumu için anlaşılması hiç de zor olmayan bir şeydi. Modernleşme ülkelerinde toplumun cari hali hızla geride bırakılması, aşılması gereken bir durumdu. Toplumun hızla değişmesi, gelişmesi gerekiyordu. Bu nedenle de Türkiye’de sosyoloji/sosyal bilim kuruluş kodlarında “olması gereken”i her zaman “olan”dan daha fazla önemsedi. Bir açıdan Türkiye Batı’dan amacına uygun olmayan bir makineyi ithal etmiş gibiydi. Çünkü Avrupa tecrübesinde, en azından Rönesans’tan beri, “olması gereken” ile human(istic) studies, yani beşeri çalışmalar ilgileniyordu. Toplumun, bireyin üretimi, kalitesinin yükseltilmesi bu disiplinin göreviydi. Sosyoloji/sosyal bilim ise daha çok fiziği model alarak yapılanmış ve toplumun olduğu halin bilgisi için gelişmişti.
Şerif Mardin ve Nilüfer Göle ise öncelikle sosyoloji/sosyal bilim yaptılar Türkiye’de. Bir bakıma hocaların yaptıkları gayet basitti! Ancak onlar bunu yaparken pek çokları aynı aleti başka amaçlar için kullanmayı tercih ettiler. Öğrenci evinde ütüyle tost yapmak gibi mesela! Hâlâ böyle yapmaya devam edenler de yok değil.
Bu “olan” ve “olması gereken” geriliminin hocaların çalışmalarında tezahür ettiği en önemli özellik din sosyolojisi alanıdır. Bu nokta aynı zamanda yazının başında ifade ettiğim iki eksenin de çakışma noktasıdır. Din sosyolojisi çalışmak Türkiye’nin hegemonik ideolojik mahalleleşmesine göre muhafazakârların/İslamcıların çalışma alanıydı. Belki de bu nedenle Şerif Mardin ve Nilüfer Göle’nin bu çalışmaları içinden çıktıkları sosyolojik mahalle tarafından hiç de hoş karşılanmadı. Hatta öteki mahalleyi meşrulaştırma olarak görüldü. Yazının politik bir tartışmaya indirgenerek okunmaması için bu konuya daha fazla girmek istemiyorum. Böyle bir durumun beni hocaların kıymetlerini vurgulamaktan geri bırakabileceğinden endişe ediyorum. Benim öğrencilik yıllarımda ülkenin sosyoloji bölümlerinden “Din sosyoloji” dersi pek yaygın değildi. Bunun temel sebebi daha önce belirttiğim sosyolojinin kuruluş genetiğiyle ilgiliydi. Çünkü din “olması gereken”e dâhil olarak düşünülmüyordu. Hatta geçmişi, geleneği, yani bir an önce aşılması gerekeni temsil ediyordu. Bu açıdan bakıldığında Şerif Mardin ve Nilüfer Göle Türkiye’de bir tabuyu yıktılar. Tekrar etme pahasına: Bu ancak sözünü ettiğim her iki eksende de güçlü bir ethos gerektiriyordu. Ve hocalar işte bu ethosa sahip çıktılar.
Hocaların ethoslarının bir başka yönü de Gazete Duvar’da daha önce yazdığım bazı yazılarda değindiğim acentecilik, yerlilik, özgü(n)cülük gibi konularda verili seçeneklerden birine dâhil olmadan, alanın gerektirdiği kriterlere saygı göstererek üretmeleridir. Şerif Mardin’in de, Nilüfer Göle’nin de özellikle Batı’da aldıkları eğitim sürecinde bazı teorilerden, analitik araçlardan etkilendikleri aşikârdır. Ancak her ikisi de üniversitede ve yeterince var olmayan kamusal alanda belli bazı akımların Türkiye temsilcisi gibi hiç davranmadılar. Temel yaklaşımları her zaman, bu teorilerle, bu araçlarla yaşadıkları toplumun bilgisinin nasıl üretilebileceği oldu. Dâhil oldukları bilimsel disipline katkıda bulunmayı, bu disiplini Türkiye’nin bilgisiyle zenginleştirmeyi tercih ettiler. Son aylarda yazmaya çalıştığım bir kitap için hocaların kitaplarını tekrar okuyorum. Bu yazıyı da aslında bunun heyecanıyla yazıyorum. Bir meslektaşları olarak her yazdıklarına katılmak zorunda hissetmiyorum kendimi. Ancak onların kariyerlerinin bütününe büyük bir saygı hatta minnet duymamı engellemiyor bu.
Farkındaysanız yazının sonuna yaklaşmaya başladım ama henüz hocaların çalışmalarından, yapıtlarından hiç söz etmedim. Bu noktada elbette bir makale değil bir gazete köşe yazısı yazmakta olduğumu hatırlatmak isterim. Ancak bu kısa yazı için bunun bir eksiklik olduğunu da pek düşünmüyorum. Çünkü benim esas derdim hocaların ethoslarının altını çizmek ve kurucu, alan açıcı yönlerini vurgulamaktı.
Şerif Mardin ve Nilüfer Göle’nin yapıtları kitapçıların raflarında özellikle de genç sosyolog/sosyal bilimcilerin ilgisini, merakını, yorumunu, eleştirisini bekliyor. O yapıtların sadece ortaya koydukları bilgi birikimi yönüyle değil, hocaların ürettikleri ethosla birlikte okunabilmesi ise benim en büyük dileğim.
Bu arada belki de en önemlisini en sona sakladım galiba. Şerif Mardin ve Nilüfer Göle’nin öğrencisi olduğum için kendimi şanslı addediyorum. Yaşlandıkça, olgunlaştıkça bunun önemini daha iyi kavrıyorum. Şerif Mardin’i rahmetle anıyor, Nilüfer Göle’ye uzun ve üretken bir ömür diliyorum.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları







































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
25.11.2022
17.11.2022
7.11.2022
19.09.2022
26.08.2022
29.07.2022
12.06.2022
12.06.2022
6.05.2022
25.04.2022