Cemil KOÇAK
Şimdilerde ‘kutuplaşma’ demiyorlar mı; bazen hayret ediyorum. Hani hiç kutuplaşma görmemiş olsak, bu retoriğin çok yeni bir şey olduğuna inanabiliriz de. Lâkin içinden geçerek geldiğimiz gerçek kutuplaşmaları hâlâ hatırladığımız gibi; CHP-DP kutuplaşmasının târihini de yazmayı bitirmek üzereyim.
Çocukluğumdan gençliğe adım atmak üzere olduğum sıralarda; babamdan CHP’nin daha iktidar devresinde ve sonra da DP döneminde iki parti arasındaki sertliği ve ‘kutuplaşma’yı dinlemişliğim çoktu. Toplum o kadar bölünmüştü ki, her iki partinin de taraftarları gittikleri kahveleri bile ayırmışlardı. O derece yani… Sonra benim gençliğimde karşıt siyasal güçlerin birbirlerinin kahvelerini taradıklarına da şahit olunca; hatta bu kahvelerin bazılarında arkadaşlarımın da olduğunu görünce; babamın ‘kutuplaşma’ adına anlattığı bu öykünün hayli naif kaldığını bizzat gördüm; anladım. Anlayacağınız, hiç ‘kutuplaşma’ görmemiş olanların, her şiddetli siyasal ayrışmayı kutuplaşma sanmasından daha doğal bir şey olamayacağını da şimdi anlıyorum.
DP üzerinde şiddet
DP daha kurulduğundan kısa bir süre sonra, bir anlamda iktidarla balayı devri geçer geçmez, şikâyete başlamıştı bile. İktidar ona nefes alma imkânı tanımıyordu. Sadece hükûmet değil, fakat devlet de DP’nin gelişmesine engel olmak üzere harekete geçmişti. DP taraftarları üzerine baskı kurulmuştu; DP’ye üye olmak isteyenler korkutuluyor, tehdit ediliyordu. DP örgütünü kurmak isteyenler üzerinde terör estiriliyordu. Üstelik bütün bunlar bizzat iktidarın bilgisi ve talebi üzerine yapılıyordu.
CHP, DP’yi adeta süs bitkisi gibi görme eğilimindeydi. Onu ebedî muhalefet partisi olarak görmek istiyordu. DP’nin örgütlenmeye hakkı yoktu. Hele üye kaydederken, hiçbir şeye dikkat etmeksizin, sadece partisini kalabalık görmek ve göstermek için, önüne gelen herkesi üye olarak kabul etmesi, iktidarın tahammül sınırlarını daha da zorlamıştı. Muhalefet partisinin avamdan insanları bağrında toplaması hataydı. O da, tıpkı iktidar partisi gibi, münevverleri seçmeliydi. Politika, nezih insanlar arasında yapılmalı ve orada da kalmalıydı. Kalabalıkların katıldığı politik toplantılar, sözün ayağa düşmesine neden oluyordu.
Recep Peker’in kutbu
Başbakan Şükrü Saraçoğlu da zamanında aynı kanıdaydı; Recep Peker de öyle… Peker’e soracak olursanız; DP de gerçek niyetini gizlemeye çalışıyordu. Onun amacı, bir halk ihtilâli gerçekleştirmekti. İnkılâba ve laikliğe karşıydı. Mürtecilerin toplandığı bir parti haline gelmişti. Tıpkı geçmişte olduğu gibi. Zaten bunun en yakın ve hafızada kalan örneği Serbest Cumhuriyet Fırkası idi. O zaman da iktidara karşı olan bütün muhalifler, hiçbir ilkeye kaale almaksızın, sadece CHP’yi devirmek için birleşmişlerdi. Şimdi de aynı şey oluyordu. DP, gerçek olmayan iddialarla iktidarı devirmek üzere harekete geçmişti. Fakat elbette inkılâp, buna izin veremezdi. Her şey yasalar içinde olup bitiyordu; eğer yasaların yasakladığı hususlar varsa, buna bütün partiler uymalıydı. DP’nin düzeni düzen yapan pek çok yasadan ve bu arada hükûmetten şikâyeti de, gerçek niyetinin bir yansımasından ibaretti sadece. Bu durumda DP, şikâyetlerini geri almalı ve yasal imkânlarla muhalefetine devam etmeliydi. Aksi halde, ülkenin yakın tarihinde muhalefet partilerinin başına gelen şey, onun da âkıbetini oluşturacaktı. Devlet otoritesi ne olursa olsun sağlanmalıydı ve sağlanacaktı da.
İnönü’ye sorarsanız…
İsmet Paşa, cumhurbaşkanı olarak, başbakanıyla aynı görüşte değildi. Ona göre, iktidarla muhalefet arasında meydana gelen bu anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi gerekiyordu. Her iki taraf da, kendi ‘mahalle baskısı’ndan arınmalı; içlerindeki sertlik yanlısı aşırı unsurları bertaraf etmeli ve üzerinde anlaşabildikleri bir politika ekseninde, yeni rejim kesintiye uğramadan kendisine bir yol açmalıydı. Peker’in başbakanlığı bu nedenle güçleşmişti. İnönü, Peker hükûmetine karşı parti içi muhalefetin arkasındaki gizli kuvvetti. Bunu herkes biliyordu; hatta bu haber basında bile söylenti şeklinde yazılıp duruyordu. Cumhurbaşkanı ile başbakanın politik görüş ayrılığı içinde oldukları ve bunun çok temelli bir mesele olduğu zaten konuşuluyordu.
Peker için mesele basitti: 1924 anayasası, cumhurbaşkanına yalnızca sembolik bir konum sağlamıştı. Onun hükûmet politikası üzerinde herhangi bir yetkisi ve söz hakkı olamazdı. Her ne kadar cumhurbaşkanı, CHP genel başkanı olmaya devam ediyorsa da, bu da ona başbakan üzerinde baskı kurma hakkı vermezdi. Sonuçta meclisin desteğine sahip bir hükûmet oldukça, hükûmet politikası, başbakanın yetkisinde ve sorumluluğundaydı. Cumhurbaşkanı ise, hükûmet politikasına müdahale edemezdi. Buna anayasal yetkisi bulunmuyordu. Parlamenter bir sistemde, bütün siyasî sorumluluk başbakanda olmalıydı.
Oysa İnönü, cumhurbaşkanı olarak, kendi görevini arabuluculuk, hakemlik olarak görmeye başlamıştı. Ona göre, iki partinin de kendisine olan uzaklığı eşitti. CHP genel başkanlığını artık fiilen bırakmıştı. Önemli olan husus, yeni rejimin kesintiye uğramadan, yara almadan, partiler arasındaki sertliğe son verilerek devam etmesiydi.
12 Temmuz’a doğru…
İnönü, DP genel başkanı olarak Celâl Bayar’ı, başbakan olarak da Peker’i görüşmelerde bulunmak üzere davet etmişti. Her iki isim arasında temas noktası arıyor; karşılıklı şikâyet ve iddiaları dinliyor; bu iki uzlaşmaz pozisyonu bir yerde buluşturmaya gayret ediyordu. Taktiği basitti: Bir yandan Bayar’ın pozisyonunu yumuşatmaya çalışıyor; diğer yandan da Peker’in hayli sert pozisyonunu törpülemeye uğraşıyordu. Bütün bunları yaparken elbette hükûmet başkanının prestijini öne aldığı söylenemezdi.
İNÖNÜ’NÜN BEYANNAMESİ
İnönü’nün aslında 11 Temmuz’da radyoda ilân edilen, fakat ertesi gün basında yayınlanabildiği için literatürde 12 Temmuz beyannamesi olarak geçen bildirisi; gerçekte çok basitti. İnönü, Bayar ile Peker arasında hakem olduğunu belirtiyor; ardından her ikisinin de görüşlerini alarak, önce tek tek olan bu görüşmelerini, üçlü bir görüşme haline çevirmeyi başardığını da bildiriyor ve nihayet pozisyonlar arasında bir uzlaşma imkânı yakalayabildiğini açıklıyordu. Buna göre; iktidar müsterih olabilirdi. DP lideri, partisinin yasa dışı yollara başvurmak, ihtilâl çıkarmak, halk ayaklanmasına tevessül etmek gibi bir niyeti ve amacı bulunmadığını kesin olarak taahhüt etmişti. Aksine, DP sadece meşru zeminde kalacaktı. Bu bakımdan hükûmetin muhalefetin niyeti konusunda kuşkuya kapılmasına en azından bundan sonrası için gereği kalmamıştı. Peker’in içi rahat edebilirdi.
Fakat DP’nin de müsterih olması gerekirdi; çünkü iktidar da DP’yi kapatmak için fırsat aramıyordu. DP üzerinde bir baskı kurulmadığını iddia ettiğine göre, aslında iktidar en azından bundan sonrası için muhalefet partisinin şikâyetçi olduğu şekilde her türlü baskı ve tehdidin önüne geçecekti. Eğer şimdiye kadar hükûmetin bile bilgisi dışında gelişmeler olduysa, hükûmet kanadı da bundan böyle benzeri uygulamaların kesin olarak görülmeyeceğini taahhüt ediyordu.
PEKER HAKLI MIYDI?
İnönü’nün her iki ismin de onayını alarak yayınladığı bu bildiri, aslında Peker açısından siyasî bakımdan sıkıntı yaratmıştı. Her ne kadar o, DP’nin taahhüdünün asıl önemli olan kısım olduğunu ileri sürecekse de; iki ay kadar sonra başbakanlıktan ayrılmak zorunda kalacaktır. Rejim, 12 Temmuz bildirisi ekseninde devam edecekti.
Fakat Peker’in de haklı olduğu bir noktaya değinmenin zamanıdır. Peker, anayasaya göre İnönü’nün hükûmet politikasına müdahaleye hakkı ve yetkisi olmadığını söylerken; aslında haklıydı. Gerçekten de İnönü’nün böyle bir anayasal yetkisi bulunmuyordu. O, bir anlamda cumhurbaşkanı olmaktan çok, CHP’nin fiilî genel başkanı olmasına ve tarihsel ağırlığına dayanarak bu müdahalede bulunmuştu.
Acaba İnönü, Peker’in bu konudaki şiddetli itirazlarını dinler ve bunları bertaraf etmeye çalışırken; yıllar önce Cumhurbaşkanı Atatürk’ün başbakan olarak kendisine yönelik müdahaleleri sırasında kendisinin itirazlarını ve şikâyetlerini de hatırlamış mıydı sorusunu sormak kaçınılmazdır. O zaman da bizzat İnönü, cumhurbaşkanının hükûmet işlerine müdahalesinden şikâyetçi olmuştu. Bunun üzerine de Atatürk ile çatışmak ve tıpkı Peker gibi görevinden ayrılmak zorunda kalmıştı. O zaman kendisinin haklı olduğunu, fakat haksızlığın kendisine düştüğünü anılarında yazan İnönü; eğer anılarını yazsaydı, acaba Peker neler yazardı diye düşünmüş olabilir mi?
Politikanın öncelikle tutarlı bir şey olduğunu düşünenler varsa aranızda; bu görüşünü yeniden gözden geçirmeye başlaması için belki de bundan daha iyi bir vesile olamaz.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.02.2016
3.02.2016
26.03.2016
19.03.2016
13.03.2016
5.02.2016
28.02.2016
20.02.2016
13.02.2016
7.02.2016