Ekrem DUMANLI
Cumartesi günkü Yorum sayfamızda ilginç bir makale neşredildi. Anadolu Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Cengiz Hortoğlu tarafından kaleme alınan yazıda “Kûfelilik ruhu”ndan bahsediliyordu. Başkan’a göre Kûfeliler, davet ettikleri Hazreti Hüseyin’e iki sebepten dolayı sahip çıkamamış ve yeryüzü tarihinin en feci zulmüne ortak olmuşlardı.
‘Kûfelilik ruhu’nun iki ürpertici hatasını şöyle dile getiriyordu yazar: “Acaba Yezid bize ne yapar, canımızı alır mı” endişesi ve Kûfe Valisi Ubeydullah bin Ziyad’ın zenginlik vaad eden teklifleri. Bütün bu hatırlatmaları yerli yerince yapan ve yürek sızısının yanına güncel gerçeği taşıyan yazar, son noktayı aynen şöyle ifade ediyor: Bugün de Kûfeli ruhu demokrasimiz için son derece tehlikeli. Eğer sahip çıkmazsanız, bedel ödemezseniz demokrasi elimizden kayıp gider…
Manzara aynen Başkan’ın tasvir ettiği gibidir maalesef. Tarih boyunca renkten renge giren zulüm, Yezid ismiyle özdeşleşmiştir. Peygamber (sas) torunu Hazreti Hüseyin’e reva görülen zulüm hiç kimsenin içine sinmemiş, zalimin safında yer alanların azgınlık ve taşkınlıklarına hiç kimse kalben razı olmamıştı. Ne var ki Yezid korkusu ıssız sokaklarda kol geziyor, hanelerin içine gulyabaniler gibi sızıyordu. Gözü dönmüş dar bir zümrenin kontrolsüz öfkesi ve hudut tanımayan adaletsizliğine gür bir sada ile karşı çıkılamıyordu.
Korkunun mazereti bol olur. Zulmün bahanesi saymakla bitmez. Gönülleri razı olmasa bile insanlar kendi kendilerini hipnoz ediyor, iç telkinlerle “ama”lar, “fakat”lar, “ne yazık ki”ler icat ederek vicdanlarını soğutuyordu.
Hâlbuki meselenin en temelinde Yezid’in iktidar tutkusu, hükmetme şehveti, sınır tanımaz yönetme güdüsü vardı. Hüseyin Efendimiz’in masumiyetine aldırış etmedi o yüzden. Bir yudum suyu Hüseyin’e çok gören bir metot geliştirdi. Zulüm tarihine bir profil emanet etti. Peygamber torununu şehit edince rahat bir nefes alıp zulmüne son mu verdi? Hayır! Ordusunu Medine’nin üzerine sürdü. Güya Medine halkı Hazreti Hüseyin’in şahadeti karşısında öfkeye kapılıp Yezid’in iktidarını sarsabilirdi.
Tek kutsalı vardı Yezid’in: Kendi benliği ve iktidarı. Muhtemel bir tehlike korkusuyla Peygamber köyüne işgal orduları gönderdi ve potansiyel kitleleri kılıçtan geçirip o güzel şehri ateşe verdi, yağma yapılması için fetvalar uydurdu. Medine-i Münevvere alevler içindeydi.
Orada da dur(a)madı Yezid. “Mekke halkı Hazreti Hüseyin’e yapılanlardan ve Medine’de yaşananlardan rahatsız” diye raporlar gelince ordusunu Kâbe’nin üzerine sürdü. Güya o gün İslam halifesiydi Yezid. İslam devletinin başında kutsal bir görev yaptığına hem kendi inanıyordu hem taraftarları. Ve korkulan oldu; Yezid orduları Kâbe’ye mancınıklarla taş fırlatıyordu…
Bütün bu zulümler yaşanırken Hazreti Ali’ye sinesini açarak ev sahipliği yapmış Kûfe halkı ne yapıyordu? Hazreti Muhammed’in torunu, Hazreti Ali’nin oğlunu onlar davet etmiş, o güzel Seyyit’e muhabbetlerini dile getirerek tarihin en trajik cinayetine sebep olmuşlardı. Peki davet ettikleri o güzel insana kıyılırken başlarını yastığa nasıl koyuyor, kalplerindeki med-cezirleri ne ile bastırıyorlardı? Hortoğlu diyor ki, “Hem devlet otoritesini ve gücü temsil eden Yezid’den korkuyor hem de Kûfe valisinin sunduğu maddî imkânlar karşısında sessiz kalmayı tercih ediyorlardı.
Bu muazzam tespiti demokratik dirayet ve cesaret karinesi haline getiren yazarın affına sığınarak her dönem yaşanan benzer olaylar için ‘Kûfe sendromu’ tabirini kullanmak istiyorum. Çünkü tarihî hadiseler, hiçbir zaman ayniyle tekerrür etmiyor; her dönem benzeriyle ortaya çıkıyor. Tarih boyunca yüzlerce Yezid zuhur ediyor ve yüzlerce Hüseyin gadre uğruyor. Ve her daim karşımıza Kûfe halkı çıkıyor; despot korkusunun ve menfaat hesaplarının altında ezilip kalan Kûfe halkı... Gizliden gizleye gözyaşı dökmek onların necatına vesile olmadı, olamaz da. ‘Dilsiz şeytan’ durumuna düştükten sonra kapalı kapılar arkasında ve fısıltılar eşliğinde “Bu kadarı da fazla” demek zulmü durdurmaya yetmez çünkü…
Her asrın kalbine şöyle seslenmek lazım: “Ey Kûfe halkı! Ne Yezid’den kork ne valisinin menfaat hesabına ram ol.”
BARİ AHLAKI SIFIRLAMASAYDINIZ
17-25 Aralık büyük yolsuzluk operasyonu ile ilgili çok şey söylendi, yazıldı. Onca bilgi ve belge inkâr edildi, spekülasyonlar yapıldı. Halk arasında en tesirli dedikodu şuydu: O paralar suçlanan kişilere ait değil; polisler tarafından konuldu. Yani somut suç delilleri bir kumpasla oralara yerleştirilmişti ve bunun sorumlusu, soruşturmayı yapan polislerdi.
Yüzlerce delile rağmen hokus pokus yapıldı ve imtiyazlı olduğu anlaşılan kişiler, birçok hukukçunun ortak kanaatine göre kurtarıldı.
Serbest bırakılan kişilerin gözaltı sırasında ele geçirilen paraları hafta içinde iade edildi. Gazeteler, olayı “Bavulla götürdüler” şeklinde gördü. Hakikaten de öyle! Daha düne kadar “Bunlar o kişilere ait değil” diyenler bile şaşkın. Bu komik iddiayı TV canlı yayınlarında dile getirenlerden mukni bir laf çıkmıyor. Ve toplum soruyor: “Madem paralar size ait değildi, niye faiziyle beraber gelip aldınız?” Ahlak dibe vurdu, dibe!
Hatırlayın, yaklaşık 14 yıl önce (Şubat 2001 krizinde) Merkez Bankası başkanının döviz artışından hemen önce şahsî parasını dövize çevirdiği anlaşılmış, kıyametler kopmuştu. Tepkiler karşısında çaresiz kalan başkan, haksız kazancını hayır kurumlarına başlayacağını beyan etmiş ama hiçbir hayır kurumu bu kirli parayı kabul etmemişti. Şimdi “Bavulla götürenler”in bir kısmı paranın faizini Kızılay’a vereceğini söylemiş; Kızılay da hemen bu şaibeli paranın üstüne atlamış. Demek ki 14 yıl önceki asgari ahlak kriterleri bile altüst olmuş; üstelik “alnı secdeli insanlar”ın 12 senelik iktidarına rağmen…
Velev ki ‘proje mahkeme’ olsun
17 Aralık sonrası bütün dengeler altüst oldu; özellikle de adaletin yarım yamalak dengesi. 4 bakanın istifasına sebep olan maddî deliller aşikâr olmasına rağmen yargıya müdahale edildi, hâkimler savcılar değiştirildi, soruşturmayı başlatan devlet görevlileri tek tek tutuklandı. Ne yazık ki kamuoyu nezdinde “hırsızlar dışarda, onları yakalayanlar içerde” fikri perçinlendi, adalet duygusu yerle bir edildi.
Bu arada yasalar birilerini kurtarmaya yönelik değiştirildi. Eşzamanlı değişiklikler nedeniyle masum insanları mahkûm edebilmek için “taşlar döşendi”, özel amaçlı mahkemeler kuruldu. Sulh ceza hâkimliklerinin kurulması, o hâkimliklere bazı isimlerin özel bir şekilde seçilip atanması çokça tartışıldı. Nasıl tartışılmaz ki! Hukukun olmazsa olmaz kriterlerinden biri olan “tabii hâkimlik” ilkesi askıya alınarak iktidarın cezalandırmak istediği kişilere özel mahkeme kuruluyordu. Anayasaya da aykırı bu durum, evrensel hukuka da... Üstelik bu mahkemelerin verdiği karara itiraz hakkı bir üst mahkemeye değil, cezayı veren mahkemeye yapılıyordu. Görülmemiş bir hukuk hatası! İşte bu tür endişeler yüzünden sulh ceza hâkimliklerine “proje mahkeme” suçlaması ve bu mahkemenin savcılarına, hâkimlerine yoğun eleştiriler yöneltildi.
Geçen hafta sulh ceza hâkimlerinin karşısında bomboş bir suçlamayla çıkarıldık. Tabii ki kamuoyunun endişesi, bizimle ilgili dosyaya koyu bir gölge düşürüyor. Zaten suçlamaların vicdanlara sığmadığı, hukuk kuralları ile izah edilemediği ortada. Mesela Hidayet Karaca'nın bir dizi film senaryosu yüzünden hapse atılması tarihî bir hatadır. Bu yanlış tutum, ülkeyi dünyaya rezil etmiştir. Bir de meseleyi “terör örgütü kurmak, yönetmek” gibi bir ambalaja sarınca hukuksuzluk daha da aşikâr hale geliyor. Benimle ilgili suçlama da öyle. İki yazı, bir haber yüzünden toplam 120 saat emniyet ve adliye nezaretinde bekletilmem tarihî kayıtlara geçecek kadar çarpıcı bir gerçeği işaretliyor. Hâkim Bey'in ısrarla sorduğumuz “Mesele iki yazı, bir haber mi?” sorusuna “evet” demesi, zihinlerden asla çıkmaz. Mesele bu kadar net iken savcılığın serbest bırakılmama itiraz etmesi, bahsi geçen mahkemeler hakkındaki negatif algıyı perçinliyor maalesef.
Bir de Cumhurbaşkanı'nın çok açık bir şekilde mahkemeye müdahale iddiası söz konusu. Kamuoyu önünde açıklama yapan Cumhurbaşkanı, birçok önemli hukukçuya göre yargıya doğrudan müdahale ederek hem suç işlemiş hem de yargının vereceği muhtemel tutuklama kararına şaibe karıştırmıştır. Mahkemeyi hangi amaçla kurarsan kur, hangi baskıyı pervasızca yaparsan yap dosya ortada. Yapılan kurgu bile teğet geçemiyor yanından. Somut suç sıfır. Var olan, birtakım yakıştırmalardan ibaret senaryolar. Hal böyle olunca değil davanın hâkimleri, hâkimlik cübbesini giyip adalet kürsüsüne oturan herkes dosyaya göre karar vermek zorunda.
Önyargının olduğu yerde âdil yargı olamaz. Velev ki mahkeme “proje” olmakla itham ediliyor olsun! Hâkimler elindeki dosyaya, kanunlara ve vicdanına göre karar vermeye mecbur. Aksi halde hem tarih yargılar onları hem de Âdil-i Mutlak hesabını sorar bütün kararların.

Yazarlar
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları





































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015