Ekrem DUMANLI
Cumartesi günkü Yorum sayfamızda ilginç bir makale neşredildi. Anadolu Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Cengiz Hortoğlu tarafından kaleme alınan yazıda “Kûfelilik ruhu”ndan bahsediliyordu. Başkan’a göre Kûfeliler, davet ettikleri Hazreti Hüseyin’e iki sebepten dolayı sahip çıkamamış ve yeryüzü tarihinin en feci zulmüne ortak olmuşlardı.
‘Kûfelilik ruhu’nun iki ürpertici hatasını şöyle dile getiriyordu yazar: “Acaba Yezid bize ne yapar, canımızı alır mı” endişesi ve Kûfe Valisi Ubeydullah bin Ziyad’ın zenginlik vaad eden teklifleri. Bütün bu hatırlatmaları yerli yerince yapan ve yürek sızısının yanına güncel gerçeği taşıyan yazar, son noktayı aynen şöyle ifade ediyor: Bugün de Kûfeli ruhu demokrasimiz için son derece tehlikeli. Eğer sahip çıkmazsanız, bedel ödemezseniz demokrasi elimizden kayıp gider…
Manzara aynen Başkan’ın tasvir ettiği gibidir maalesef. Tarih boyunca renkten renge giren zulüm, Yezid ismiyle özdeşleşmiştir. Peygamber (sas) torunu Hazreti Hüseyin’e reva görülen zulüm hiç kimsenin içine sinmemiş, zalimin safında yer alanların azgınlık ve taşkınlıklarına hiç kimse kalben razı olmamıştı. Ne var ki Yezid korkusu ıssız sokaklarda kol geziyor, hanelerin içine gulyabaniler gibi sızıyordu. Gözü dönmüş dar bir zümrenin kontrolsüz öfkesi ve hudut tanımayan adaletsizliğine gür bir sada ile karşı çıkılamıyordu.
Korkunun mazereti bol olur. Zulmün bahanesi saymakla bitmez. Gönülleri razı olmasa bile insanlar kendi kendilerini hipnoz ediyor, iç telkinlerle “ama”lar, “fakat”lar, “ne yazık ki”ler icat ederek vicdanlarını soğutuyordu.
Hâlbuki meselenin en temelinde Yezid’in iktidar tutkusu, hükmetme şehveti, sınır tanımaz yönetme güdüsü vardı. Hüseyin Efendimiz’in masumiyetine aldırış etmedi o yüzden. Bir yudum suyu Hüseyin’e çok gören bir metot geliştirdi. Zulüm tarihine bir profil emanet etti. Peygamber torununu şehit edince rahat bir nefes alıp zulmüne son mu verdi? Hayır! Ordusunu Medine’nin üzerine sürdü. Güya Medine halkı Hazreti Hüseyin’in şahadeti karşısında öfkeye kapılıp Yezid’in iktidarını sarsabilirdi.
Tek kutsalı vardı Yezid’in: Kendi benliği ve iktidarı. Muhtemel bir tehlike korkusuyla Peygamber köyüne işgal orduları gönderdi ve potansiyel kitleleri kılıçtan geçirip o güzel şehri ateşe verdi, yağma yapılması için fetvalar uydurdu. Medine-i Münevvere alevler içindeydi.
Orada da dur(a)madı Yezid. “Mekke halkı Hazreti Hüseyin’e yapılanlardan ve Medine’de yaşananlardan rahatsız” diye raporlar gelince ordusunu Kâbe’nin üzerine sürdü. Güya o gün İslam halifesiydi Yezid. İslam devletinin başında kutsal bir görev yaptığına hem kendi inanıyordu hem taraftarları. Ve korkulan oldu; Yezid orduları Kâbe’ye mancınıklarla taş fırlatıyordu…
Bütün bu zulümler yaşanırken Hazreti Ali’ye sinesini açarak ev sahipliği yapmış Kûfe halkı ne yapıyordu? Hazreti Muhammed’in torunu, Hazreti Ali’nin oğlunu onlar davet etmiş, o güzel Seyyit’e muhabbetlerini dile getirerek tarihin en trajik cinayetine sebep olmuşlardı. Peki davet ettikleri o güzel insana kıyılırken başlarını yastığa nasıl koyuyor, kalplerindeki med-cezirleri ne ile bastırıyorlardı? Hortoğlu diyor ki, “Hem devlet otoritesini ve gücü temsil eden Yezid’den korkuyor hem de Kûfe valisinin sunduğu maddî imkânlar karşısında sessiz kalmayı tercih ediyorlardı.
Bu muazzam tespiti demokratik dirayet ve cesaret karinesi haline getiren yazarın affına sığınarak her dönem yaşanan benzer olaylar için ‘Kûfe sendromu’ tabirini kullanmak istiyorum. Çünkü tarihî hadiseler, hiçbir zaman ayniyle tekerrür etmiyor; her dönem benzeriyle ortaya çıkıyor. Tarih boyunca yüzlerce Yezid zuhur ediyor ve yüzlerce Hüseyin gadre uğruyor. Ve her daim karşımıza Kûfe halkı çıkıyor; despot korkusunun ve menfaat hesaplarının altında ezilip kalan Kûfe halkı... Gizliden gizleye gözyaşı dökmek onların necatına vesile olmadı, olamaz da. ‘Dilsiz şeytan’ durumuna düştükten sonra kapalı kapılar arkasında ve fısıltılar eşliğinde “Bu kadarı da fazla” demek zulmü durdurmaya yetmez çünkü…
Her asrın kalbine şöyle seslenmek lazım: “Ey Kûfe halkı! Ne Yezid’den kork ne valisinin menfaat hesabına ram ol.”
BARİ AHLAKI SIFIRLAMASAYDINIZ
17-25 Aralık büyük yolsuzluk operasyonu ile ilgili çok şey söylendi, yazıldı. Onca bilgi ve belge inkâr edildi, spekülasyonlar yapıldı. Halk arasında en tesirli dedikodu şuydu: O paralar suçlanan kişilere ait değil; polisler tarafından konuldu. Yani somut suç delilleri bir kumpasla oralara yerleştirilmişti ve bunun sorumlusu, soruşturmayı yapan polislerdi.
Yüzlerce delile rağmen hokus pokus yapıldı ve imtiyazlı olduğu anlaşılan kişiler, birçok hukukçunun ortak kanaatine göre kurtarıldı.
Serbest bırakılan kişilerin gözaltı sırasında ele geçirilen paraları hafta içinde iade edildi. Gazeteler, olayı “Bavulla götürdüler” şeklinde gördü. Hakikaten de öyle! Daha düne kadar “Bunlar o kişilere ait değil” diyenler bile şaşkın. Bu komik iddiayı TV canlı yayınlarında dile getirenlerden mukni bir laf çıkmıyor. Ve toplum soruyor: “Madem paralar size ait değildi, niye faiziyle beraber gelip aldınız?” Ahlak dibe vurdu, dibe!
Hatırlayın, yaklaşık 14 yıl önce (Şubat 2001 krizinde) Merkez Bankası başkanının döviz artışından hemen önce şahsî parasını dövize çevirdiği anlaşılmış, kıyametler kopmuştu. Tepkiler karşısında çaresiz kalan başkan, haksız kazancını hayır kurumlarına başlayacağını beyan etmiş ama hiçbir hayır kurumu bu kirli parayı kabul etmemişti. Şimdi “Bavulla götürenler”in bir kısmı paranın faizini Kızılay’a vereceğini söylemiş; Kızılay da hemen bu şaibeli paranın üstüne atlamış. Demek ki 14 yıl önceki asgari ahlak kriterleri bile altüst olmuş; üstelik “alnı secdeli insanlar”ın 12 senelik iktidarına rağmen…
Velev ki ‘proje mahkeme’ olsun
17 Aralık sonrası bütün dengeler altüst oldu; özellikle de adaletin yarım yamalak dengesi. 4 bakanın istifasına sebep olan maddî deliller aşikâr olmasına rağmen yargıya müdahale edildi, hâkimler savcılar değiştirildi, soruşturmayı başlatan devlet görevlileri tek tek tutuklandı. Ne yazık ki kamuoyu nezdinde “hırsızlar dışarda, onları yakalayanlar içerde” fikri perçinlendi, adalet duygusu yerle bir edildi.
Bu arada yasalar birilerini kurtarmaya yönelik değiştirildi. Eşzamanlı değişiklikler nedeniyle masum insanları mahkûm edebilmek için “taşlar döşendi”, özel amaçlı mahkemeler kuruldu. Sulh ceza hâkimliklerinin kurulması, o hâkimliklere bazı isimlerin özel bir şekilde seçilip atanması çokça tartışıldı. Nasıl tartışılmaz ki! Hukukun olmazsa olmaz kriterlerinden biri olan “tabii hâkimlik” ilkesi askıya alınarak iktidarın cezalandırmak istediği kişilere özel mahkeme kuruluyordu. Anayasaya da aykırı bu durum, evrensel hukuka da... Üstelik bu mahkemelerin verdiği karara itiraz hakkı bir üst mahkemeye değil, cezayı veren mahkemeye yapılıyordu. Görülmemiş bir hukuk hatası! İşte bu tür endişeler yüzünden sulh ceza hâkimliklerine “proje mahkeme” suçlaması ve bu mahkemenin savcılarına, hâkimlerine yoğun eleştiriler yöneltildi.
Geçen hafta sulh ceza hâkimlerinin karşısında bomboş bir suçlamayla çıkarıldık. Tabii ki kamuoyunun endişesi, bizimle ilgili dosyaya koyu bir gölge düşürüyor. Zaten suçlamaların vicdanlara sığmadığı, hukuk kuralları ile izah edilemediği ortada. Mesela Hidayet Karaca'nın bir dizi film senaryosu yüzünden hapse atılması tarihî bir hatadır. Bu yanlış tutum, ülkeyi dünyaya rezil etmiştir. Bir de meseleyi “terör örgütü kurmak, yönetmek” gibi bir ambalaja sarınca hukuksuzluk daha da aşikâr hale geliyor. Benimle ilgili suçlama da öyle. İki yazı, bir haber yüzünden toplam 120 saat emniyet ve adliye nezaretinde bekletilmem tarihî kayıtlara geçecek kadar çarpıcı bir gerçeği işaretliyor. Hâkim Bey'in ısrarla sorduğumuz “Mesele iki yazı, bir haber mi?” sorusuna “evet” demesi, zihinlerden asla çıkmaz. Mesele bu kadar net iken savcılığın serbest bırakılmama itiraz etmesi, bahsi geçen mahkemeler hakkındaki negatif algıyı perçinliyor maalesef.
Bir de Cumhurbaşkanı'nın çok açık bir şekilde mahkemeye müdahale iddiası söz konusu. Kamuoyu önünde açıklama yapan Cumhurbaşkanı, birçok önemli hukukçuya göre yargıya doğrudan müdahale ederek hem suç işlemiş hem de yargının vereceği muhtemel tutuklama kararına şaibe karıştırmıştır. Mahkemeyi hangi amaçla kurarsan kur, hangi baskıyı pervasızca yaparsan yap dosya ortada. Yapılan kurgu bile teğet geçemiyor yanından. Somut suç sıfır. Var olan, birtakım yakıştırmalardan ibaret senaryolar. Hal böyle olunca değil davanın hâkimleri, hâkimlik cübbesini giyip adalet kürsüsüne oturan herkes dosyaya göre karar vermek zorunda.
Önyargının olduğu yerde âdil yargı olamaz. Velev ki mahkeme “proje” olmakla itham ediliyor olsun! Hâkimler elindeki dosyaya, kanunlara ve vicdanına göre karar vermeye mecbur. Aksi halde hem tarih yargılar onları hem de Âdil-i Mutlak hesabını sorar bütün kararların.

Yazarlar
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015