Ekrem DUMANLI
Önceki gün Türkiye’deki adalet sistemi çok ciddi bir imtihana tabi tutuldu. Sulh ceza hakimlerinin tamamına yapılan itiraz yolu tükenince avukatlar, asliye ceza mahkemelerine başvurdu. Reddihakim talebinin kabulünden sonra işleyen tabii ve hukuki süreç sonunda mahkeme, aylardır haksız bir şekilde hapishanede tutulan insanların tahliyesine karar verdi.
Zaten sulh ceza hakimliklerinin üzerine siyasetin gölgesi heyula gibi çökmüştü. Siyasilerin, ‘Taşları döşüyoruz’ demesi, evrensel hukukun ‘tabii hakimlik’ ilkesini yerle bir etmişti. Yani? Evrensel hukuk ve anayasanın öngördüğü kural şuydu: Herhangi bir kişi ya da kitle ile ilgili bir suçlama varsa, o insanlar devam edegelen yargı süreci içinde yargılanırlar. Özel bir mahkeme, özel bir amaçla kurulursa buna proje mahkeme denir ve verilen kararlar egemen güçlerin elinde oyuncak haline getirilmiş bir yargı imajına yol açar. Sulh ceza hakimlikleri hakkındaki kuşku tam da budur.
Her neyse... Önceki gece ‘proje mahkemeler’in kimyasını bozan bir gelişme ortaya çıktı. Sulh ceza hakimlikleri sonradan ihdas edilmiş, seçilen bazı savcı ve hakimler oralarda görevlendirilmiş, karara itiraz yolları da bir üst mahkemenin elinden alınarak -ki bu evrensel hukuka da, Anayasamıza da aykırıdır- zanlılar, aynı hakimlere itiraz yapmak mecburiyetinde bırakılmıştı. Kapalı itiraz çemberi önceki gün delindi; çünkü sulh ceza hakimlerinin tamamına itiraz edilmiş, bütün hakimler avukat itirazlarının gerekçesine bakmaksızın ret cevabı vermişti.
Bu kadar anlamsız ret cevabı verirsin de aylardır tutuklu bulunan zanlılara reddihakim talebi doğmaz mı? Nitekim reddihakim talebi kabul edilip dosya tabii hakimlik ilkesine uygun bir şekilde mahkemede huzura çıkarıldı. Aralarında polis şeflerinin de bulunduğu 62 kişi ve STV Genel Koordinatörü Hidayet Karaca’nın tahliyesine karar verildi.
Olması gereken de buydu; zira özel bir amaca binaen kurulmuş dava dosyası, özel talimatlarla çalıştığına dair ciddi endişe ve emareler olan sulh ceza hakimliklerinin kapalı devre çemberinden çıkınca hukukun evrensel ilkeleri er geç işleyecekti. Ve sistem normale döndü. Tahliye kararları bir hukuk manifestosu eşliğinde gerekçeli bir şekilde verildi.
Peki ya sonra!.. Güçlü söylentilere göre Çağlayan başsavcısı Hadi Salihoğlu başkanlığında kriz masası kurulmuş. Niye? Mahkeme kararını uygulamamak için! Savcılığın böyle bir görevi mi var? Hayır! Ne zamandan beri savcılar mahkemenin verdiği tahliye kararının müzekkeresini cezaevine ulaştırmamak için olağanüstü toplantılar yapmakta! Resmen suçtur yapılan...
Gecenin ilerleyen saatlerinde yeni bir hamle yaptı Çağlayan ‘kriz masası’. Sulh ceza hakimliği, asliye ceza mahkemesinin verdiği tahliye kararını geçersiz sayıp yok hükmünde kabul etmişmiş. İyi de sulh ceza hakimliği bu davanın bir üst mahkemesi değil ki! Bir üst merci durumundaki mahkemenin verdiği kararı ne zamandan beri bir alt mahkeme bile olmayan hakimlik ‘yok hükmünde’ sayabiliyor?
Peki neden oluyor bunca hukuk garabeti? Uzun bir zamandan beri yargı, siyasetin oyuncağı haline getirildi. Beyefendiler ne derse hakim ve savcılar “hazır ol” şeklinde kabul ediyor ve emredilen icraatları tek tek yerine getiriyor. Hal böyle olunca adalet beyefendilerin ya da hanımefendilerin iki dudağı arasına mahkûm ediliyor. Bu durumda hakim ve savcıların itibarı kalabilir mi?
Zanlı kişiler siyasette bir yere gelmiş birinin oğlu/kızı/akrabası olunca akan sular duruyor ve onca somut delile rağmen adaletin içinden adaletsizlik devşiriliyor. Zanlı kişiler egemen gücün sevmediği, hatta her gün yalan ve iftira ile linç ettiği kişilerden oluşuyorsa adalet mekanizması işletilmiyor. Üstelik bu haksızlık, göstere göstere yapılarak hırsızlarla polislerin, gerçek gazetecilerle istihbarat maaşlı şaklabanların yeri değiştiriliyor.
Önceki gece verilen tahliye kararlarına karşı yetkisini aşarak adaleti geciktiren herkes suç işlemektedir.
Bugün askıya alınan yasalar, anayasanın beyzadelerin keyfine göre uygulandığı bir döneme işaret ediyor. Ne var ki bu hukuksuzluk ve zulüm sonsuza kadar süremez.
Ancak olağanüstü ve karanlık dönemlerde hukuk askıya alınır. Mesela Stalin’in de bir savcısı vardı: Vişinski. Başsavcılık görevini ifa ederken kanun nizam tanımadı. Onun tek ölçüsü vardı: Stalin’in buyrukları. Stalin’e göre devlet bünyesinde görev yapan herkes troçkistti ve bu gizli kimlikler tek tek bulunup ihanetle suçlanmalıydı. Onlara hain demek ve casuslukla suçlamak için somut bir delile gerek yoktu; zanlıların ailelerine işkence yapılacak, o işkenceye dayanamayanların itirafı sağlanacak ve bu deli saçması suçlama ispat edilmiş olacaktı. Vişinski, haysiyet cellatlığına o kadar kendini kaptırmış ve firavununa o kadar âşık olmuştu ki kendi konuşma metinlerini bile bizzat Stalin düzeltiyor; o da kendini o koltuğa oturtan zalim karşısında yerlere paspas oluyordu. Ya adalet?..
Bütün zalimlerin baş arzusu kukla bir yargının oluşmasıdır. Hitler de öyleydi. Savcıları, hakimleri vardı Führer’in. O ‘yüce lider’in emrinden bir kerecik bile çıksa o mahkemeler kapatılır, yargıçlar dağıtılırdı. Mesela Reichstag yangını toplumun bir bölümü üzerine yıkılmak istenmiş, yüzlerce aydın, ‘komünist’ yaftası vurularak tutuklanmıştı. Büyük yangını Gestapo rejiminin inşasına vesile kılan Hitler, özel yasalar çıkardı, özel mahkemeler kurdu, özel savcı ve hakimler tayin etti ve onlara olağanüstü yetkiler verdi. Sonuç? O güç zehirlenmesi, bir ülkenin felaketine, bir milletin hacaletine dönüştü. Hâlâ o utançla yaşıyor koca Almanya ve Avrupa...
Bizde de olağanüstü dönemlerde hak hukuk tanımayan savcılar, hakimler vardı. Salim Başol, Menderes ve arkadaşlarına ‘Sizi buraya tıkan irade böyle istiyor’ derken hakimin nasıl alçak bir kişiliğe dönüştüğünü, adaleti hakka göre değil, devleti ele geçiren eşkıyalara göre dağıttığını itiraf ediyordu. 80 Darbesi’nin, 28 Şubat Dönemi’nin tek işi ceberutların ayaklarını öpmek olan savcı ve hakimlerini burada tek tek saymaya yerim müsaade etmiyor...
Bugün de benzer bir risk var hakim ve savcılar için. Onlara şu gerçeği hatırlatmak boynumuzun borcu: Adalet ancak evrensel hukuk ve anayasanın ruhuna uygun bir şekilde tesis edilir. Birilerinin keyfine göre karar vermek zulümdür ve tarih hiçbir zalimi affetmez. Zalimlere göre değil, kanunlara göre hareket etmeyen evladının da yüzüne bakamayacak, torunlarının da...
Ey ‘kinim dinimdir’ diyen kişi!
Bazı tarihçilere göre Hüseyin Avni Paşa, aynen şöyle demişti: “Kinim, dinimdir.” Sultan Abdülaziz’i şehit etmeye azmetmiş bir adamın hayat felsefesiydi bu. Aslında küçük düşünen bir adamın, kendi kibir ve ihtirasına esir olmasının azgın bir yansımasıydı bu söz. Suçüstü yakalanmıştı Hüseyin Avni. Üstelik bir kereye mahsus bir cürm-ü meşhut da değildi yaşanan. Saray’a kadar gelmiş, makam-mevki sahibi olmuştu. Ne var ki tabiatındaki ahlaksızlık nüksetmiş, yanlış işlere bulaşmıştı. İhaleye fesat karıştırıp rüşvet aldığı, silah alımı sırasında yolsuzluk yaptığı ve devlet imkânlarını kişisel menfaati için kullandığı ortaya çıkmıştı. Ahlaksızlıkla da suçlanmıştı ayrıca. Paşa, kendi günahlarını, suçlarını itiraf edip istiğfar edeceğine; suçüstü yakalayanları hedef aldı daima. Ne yapıp edip kendisini fâş edenleri (Sultan Abdülaziz başta olmak üzere) cezalandırmalıydı. Fırsatını kolluyordu. İnce hesaplar yapıyor, ittifaklar kuruyordu. Nitekim müttefiklerini bulmuş, onlarla sinsi bir plan yapmıştı. Bazı tarihçilere göre İngilizlerle irtibat kurmuş, mason localarıyla ilişkiye girmiş, hariciye ve basına yalan yanlış bilgiler sunmuştu. Müttefiklerinin bir kısmı Avni Paşa’nın maksadını tam bilemiyor; öfkesini çocukça (hatta cahilce ve kabadayıca) buluyordu. Zira o müttefiklerden bir kısım meseleyi meşrutiyetin ilanı olarak görüyor; daha özgür bir toplum, daha eşitlikçi bir sistemin ortaya çıkacağını sanıyordu.
Avni’nin ne meşruiyet umurundaydı; ne meşrutiyet. Onun kini, dininin önüne geçmişti. O kin için her kutsal değer feda edilebilirdi. O deve kini yüzünden Osmanlı topraklarında zincirleme trajediler yaşandı. O iflah olmaz nefret yüzünden ordunun içine fitne ateşi düştü. “Muhteşem donanma” kilitlendi ve devlet-i âliye’nin geleceğe yönelik hamleleri akim kaldı.
Devletin şu veya bu şekilde yönetenlerin (yönetmeye talip olanların) ibret dersi alacağı bir hadisedir bu. Her kim kinini, dininden daha fazla önemserse topluma, devlete hatta en nihayet kendine büyük zarar verir ve kıyamete kadar hayırla yâd edilmez. Ayrıca gerçek şu ki: Kindar, dindar olamaz; tıpkı dindarın kindar olmadığı gibi…
‘SOYKIRIM’ GÖSTERE GÖSTERE
Soykırım mı değil mi tartışmasının 2015’te alevleneceği tâ yıllar öncesinden belliydi. Hadisenin 100. yılı için hazırlıklar yapılıyordu. Yalnız, dünya devletleri ve halklarından bu kadar ağır bir darbe beklenmiyordu. Şimdi Türkiye korkunç bir baskı ve kuşatma ile karşı karşıya. En temel sebeplerinden biri hiç kuşkusuz bu ülkenin birkaç senedir yaşadığı süreç ve devleti yönetenlerin bıraktığı imaj. Daha yakın zamana kadar demokratik adımlar atan, reformlar yapan, geçmişteki hatalarla yüzleşen Türkiye fotoğrafının yerini, yolsuzluklara bulaşmış, anayasa ve yasaları askıya almış, insan haklarını ihlal etmiş, düşünce ve ifade özgürlüğünü rafa kaldırmış bir ülke görüntüsü aldı.
Birkaç yıl önceki demokratik devlet intibaı yaşatılıyor olsaydı bu kadar ağır baskı olur muydu? Kesinlikle hayır. Türkiye, yanlış dış politikaları yüzünden yalnızlaştı. İç politikada çizilen despotizm havası, bu ülkeyi per perişan etti. Şimdilerde hiç kimse Türkiye yöneticilerine güvenmiyor.
Hayli feci durum bu. Neden konuyla ilgili devlet birimleri 100. yıl için hazırlık yapmadı ve bu kuşatma göstere göstere geldi? Devletin iç enerjisi paralel paranoyasına feda edildi, ediliyor. Devlet görevlileri aslî işlerini bırakıp yasaları çiğneme pahasına hayalî suçlara odaklanır ve bütün imkânlarını bir kurguya feda ederse, olacağı budur. Üstelik dışardan bakanlar, “Bir devlet kendi vatandaşına bile 2015’te bunu yaparsa kim bilir 1915’te neler yapmıştır” gibi bir izlenime kapılabiliyor. Ne diyelim: Ey devlet yöneticileri ve onun memurları! Artık aslî işinize dönseniz...

Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları







































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.11.2015
6.01.2015
3.01.2015
30.10.2015
27.10.2015
23.10.2015
20.10.2015
16.10.2015
13.10.2015