Ferhat KENTEL
Çin’in el koyduğu topraklarda Doğu Türkistan’ın Urumçi şehrinde polis, devletin “terörist” ilân ettiği Uygur’ları göz altına alırken, devletlerine bağlı bir takım yaratıklar da polisin üzerinden aşıp gözaltına alınan insanlara ellerindeki sopalarla vuruyor.
Öfke içindeler… “Hain” ve “bölücü” ilân edilen Uygurlara nefretle bakıyorlar…
Belli ki “milliyetçi hassasiyetleri” kabarmış.
Muhtemelen gazeteler ertesi günü şöyle manşetler atmışlardır: “Teröristlere vatandaşlardan öfke seli” ya da “Halk hainleri affetmedi”…
Güzide memleketimizin her döneminde sık sık karşılaşılan manzaralar yani… Düşmanlarıyla varolabilen bir devletin “vatandaşlarına” büyük başarıyla öğrettiği bir dersten manzaralar. Devletin ve onun polisinin, askerinin gölgesine sığınıp, adeta “bak ben de hainleri cezalandırıyorum; n’olur sev beni!” diye yalvaran; kendini o devasa acımasız aygıta beğendirmeye çalışan, örselenmiş bir zavallı kimliğin “vatandaşlarının” performansı…
Bir takım yaratıklar Sivas Madımak’ta insanları nasıl yaktılar?
Daha önce, 90’lı yıllardaki Kürt katliamlarını satır fotoğrafıyla yadeden ve cumhurbaşkanının nikah şahitliğini yaptığı bir yaratık (yani hiç sıradan biri değil; hiç istisnai, marjinal ya da münferit bir vaka değil; tersine epey mühim bir temsiliyet kapasitesi var) bugün Sivas katliamının yıldönümünü de neşe içinde kutlamış…
Bu yaratığınki nasıl bir ruh halidir? Nasıl bir tornadan geçip, bu ruh haline varmıştır? Kimler bu ruh haline sahiptir?
Acaba, her halükârda “ötekiler” diye bir kategori yaratma kapasitemizden ötürü mü “sınırlarımızın hemen yanı başında, maliyeti ne olursa olsun, bir oluşuma izin vermeyiz” öfkesi dile geliyor? Ya da sınırlarımızın ötesinde şimdiye kadar hiç “oluşum” yok muydu? Var olan eski “oluşumlar” nasıldı? Katil Esat ailesinin başında oturduğu terörist devlet Suriye “oluşum “değil miydi? O devletin (her anlamda) kimliksiz bıraktığı Kürtlerin bugün “oluşum” yapma çabaları neden rahatsız etti? Ya da bizim “oluşumumuzun” bedeni sınır ötesinde de devam mı ediyor?
Biz bu olaydakine benzer şekilde, bedensel, kimliksel sınırlarımızın ötesindekilere, bizim gibi olmayanlara neden tahammül edemiyoruz?
Mesela, bir takım karanlık kafalı yaratıklar HDP’nin Diyarbakır mitinginde patlayan bombalardan sonra, hangi ruh haliyle ve nasıl “kendi kendilerine patlatmışlardır, gebersinler!” diyebiliyorlar?
Şimdi, biraz düşünelim. Bu ve benzeri “geberme” dillerini kullanabilen yaratıklar mı; çizgi roman kahramanları gibi, “HDP ile olmaz da olmaz!” diyerek yerinde tepinen MHP dili mi daha bölücü ve tehlikeli; yoksa Taksim’in ortasında soyunup, aklı sıra ilginçlik yaptığını zanneden translar mı?
Hangisi daha ahlâksız?
Öncelikle, ilginçlik yaptığını zanneden, ruhları ve bedenleri kuşkusuz sürekli tahribata uğrayan translara bakmazsınız, kafanızı çevirirsiniz… Hatta biraz çaba gösterirseniz, belki onların neden kendi bedenlerini bu kadar teşhir edip, adeta silah olarak ortaya koyabildikleri üzerine kafa yorabilirsiniz.
Ama biraz daha mesafe alıp, Türkiye’de ideoloji ve siyasal akım olarak ortaya çıkan hareketlerin hangisinin pür-i pak olduğunu; hangisinin travmatize olmamış, pek bir rasyonel takılan temiz aile çocuklarından oluştuğunu sorgulayabiliriz.
O zaman fark edeceğiz ki, öyle bir hareket yok…
Bugün AKP kadroları içinde yer alan nefret dolu, yaralı ve rövanşist kesimleri, bizim nefret içindeki devlet oluşumumuz yarattı… Şimdi devletin yarattığı, otoriter ve sosyal mühendis AKP kadroları da nefret diliyle, karşısındakileri yaratıyor. LGBT onur yürüyüşünde yer alan bir takım yaralı ve nefret dolu insanlar, AKP’nin muhafazakarlığını delice bir teşhircilikle ve rövanşist bir performansla ti’ye alıyorlar.
Bizim yüzümüzden “sınırların ötesi” haline gelmiş insanlara “aman da ne kadar kötü şeyler bunlar!” demeden önce, kendi içimizdeki “tehlike” ve “kir”e dikkat etmekte daha çok yarar olabilir.
(BasHaber Gazetesi)
Yazarlar
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları




























Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.07.2024
16.04.2024
5.02.2024
12.07.2023
24.01.2023
26.11.2021
2.05.2021
16.04.2021
10.10.2020
9.09.2020