Hasan ÖZTÜRK
Bu yazımda ülkemizde tiyatro sanatıyla ilgili yapılan bir yanlışlıktan ve onun doğurduğu sonuçlardan söz etmek istiyorum.
Her yıl bu zamanlar ben heyecanlanırım. Acaba bu yıl tiyatrolarda hangi oyunları izleyeceğiz diye düşünürüm. Yeni, hiç sahnelenmemiş oyunları dört gözle beklerim. Genellikle de beklemekle kalırım; çünkü yeni sezonda oynanacak oyunlar açıklandığında görürüm ki; temcit pilavı gibi önümüze daha önce çeşitli sahnelerde defalarca oynanmış oyunları sürerler.
Acaba ülkemizde yetkililer yeni oyunlar oynamamaya yemin mi ettiler diye düşünürüm her yıl tiyatro sezonu açıldığında. Basının karşısına çıkan tiyatromuzun anlı şanlı, yetkili ve etkili kişilerinin hemen hepsi; ülkemizde tiyatro yazarı yetişmediğini söylerler. Bunu öylesine inanarak söylerler ki (nasıl becerirler bilmem, seslerine de inandırıcı bir ton verirler) dediklerini doğru sanırsınız. Çok ilginçtir bunu söyleyenlerden bazıları yarışmalarda jüri üyeliği yapıp, nasıl oluyorsa bazı oyunları beğenip ödüller de verirken, kendilerine düşünceleri sorulduğunda: “Ülkemizde oyun yazarı yetişmiyor derler.
Bunun böyle olmadığını biraz araştırma yaparsanız hemen anlarsınız. Örneğin Devlet Tiyatrolarının İnternet sitesine girip dramaturgi bölümünü tıklarsanız repertuarda yerli yazarlara ait, hiç sahnelenmemiş binin üzerinde oyun olduğunu görürsünüz. Bu oyunlar eğer sahnelenebilse içlerinde gerçekten çok beğenilecek oyunlar olmadığını düşünebilir misiniz?
İstanbul Büyük Şehir Belediyesi şehir tiyatrolarında da durum Devlet tiyatroları repertuarından pek farklı değildir. Aslına bakarsanız, bu ödenekli tiyatroların önemli görevlerinden biri de genç ve yeni yazarların oyunlarını oynayıp ülkeye yeni eserler kazandırmaktır. Ama tiyatroların etkili ve yetkili kişileri bu önemli görevlerini akıllarına bile getirmek istemezler.
Ödenekli tiyatrolara bir eserinizi gönderdiğiniz de oyun dramaturglarca titizlikle okunur ve bilinçli bir rapor hazırlanır. Devlet tiyatrolarında ülkenin tiyatro sanatı konusunda söz sahibi olan, sanatçılardan oluşan edebi kurullarınca bu oyunlar için yazılmış dramaturg raporları tartışılır, kabul ya da reddedilir. İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Tiyatrolarında durum biraz daha farklıdır. Dramaturgların hazırladıkları raporlar yönetim kuruluna gider ve orada reddedilir. Devlet Tiyatrolarında repertuara kabul edilen aynı oyunun İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında niye reddedildiğini merak edip arkasına düşerseniz, şaşırıp düş kırıklığına uğramanız kaçınılmazdır. Şehir Tiyatrolarının dramaturglarınca olumlu rapor verilen eseriniz, azınlığını sanatçıların, çoğunluğunu belediye görevlilerinin oluşturduğu tiyatro yönetim kurulunca, beğenilmeyip repertuara kabul edilmediğini görürsünüz. Beğenilse de oynanacak diye bir garantisi yoktur ama aynı görevi üstlenmiş bir sanat kurumunun beğendiği bir oyunu, diğerinin beğenmemesi büyük bir çelişkidir.
Bu Şehir Tiyatrolarının efsane yönetmeni Muhsin Ertuğrul, oyun yazarı yetiştirmek için ne denli uğraşmıştır. Şairlerin ve romancıların oyun yazması için onları özendirmiş, yazdıklarını düzeltip yeniden yazdırmış, oyunu kendisi sahneleyerek oynamıştır. Onlara cesaret vermek, ülkemiz tiyatrosuna yazar
kazandırabilmek için…
Sanatsever Belediye başkanlarının göreve gelmesiyle açılan başka ödenekli tiyatrolar da vardır ülkemizde. Bunların da bir görevleri diğer ödenekli tiyatrolar gibi yazar yetişmesine yardımcı olmaktır kuşkusuz. Tiyatro adamları, bir yazarın oyunu profesyonel sahnelerde oynanmadan, o yazarın yetişip olgunlaşmayacağını çok iyi bilirler.
Bakırköy Belediye tiyatrosu da sanatsever belediye başkanlarından birinin ülkemize kazandırdığı ödenekli tiyatrolardandır. Oraya gönderdiğiniz oyunların sonucunu alamazsınız, tam bir dipsiz kuyudur Bakırköy Belediye Tiyatrosu. Oyun gönderen yazara, ne oyunun alındığına dair, ne de sonucu hakkında iki satır yazı yazma zahmetine katlanmazlar ve yazara gereken saygıyı göstermezler. Yine bir ödenekli tiyatro olan, Kocaeli Şehir Tiyatrolarının da aldıkları oyunların akıbeti konusunda yazarıyla ilişki kurma gibi bir alışkanlıkları yoktur. Gelelim Eskişehir’e. Eskişehir’in ödenekli Şehir Tiyatrosunda durum çok değişik işlemektedir. Diğer tiyatrolarda sonuç almak için aylarca beklersiniz. Devlet Tiyatrolarında ve İstanbul Şehir Tiyatrolarında dramaturgların rapor hazırlaması ve yetkili kurulların toplanıp karar vermesi ve sonucun yazarına bildirilmesi aylar alır; bazılarından da yukarıda belirttim gibi hiç haber alamazsınız. Eskişehir’e gönderdiğiniz oyunlarda ise, Devlet tiyatrolarının repertuarına alınmış, hatta sahnelenip övgü almış, üstüne üstlük bazı yarışmalardan da ödül kazanmış olan eserinize aynı gün olmasa bile birkaç günde kabul edilmediğine dair bir yazı gelir. Her şey dramaturg olarak görevlendirilen bir bayanın kararı ve imzasıyla olur. Başka tiyatrolarda sahnelenen bu oyunların Eskişehir Şehir Tiyatroları repertuarına niye kabul edilmediğini düşünüp durursunuz…
Yeni oyunlar oynanmadığına göre, son yıllarda üniversiteler niye tiyatro bölümü açmaktadır diye düşünürsünüz doğal olarak. Üstelik hemen hemen hepsinin yazarlık bölümü de vardır bunların. Çıkınca ne yapacaklardır bu gençler? Oyun yazsalar bir türlü, yazmasalar bir türlü. Yazsalar tiyatrolara kabul edilmez, edilse bile filler mezarlığına gömülür ve yıllar yılı beklerler oynanmaz yazdıkları oyunlar.
Özel tiyatrolara fazla sözümüz yok bu konuda. Onlar kendilerine gereken parayı kazanmak ve yaşamlarını sürdürmek zorundadırlar. Devletten aldıkları yardım ancak bir oyun çıkarmalarına yetmektedir. Bilinen ve izleyicisi olan, yazarı tanınan, oyunları sahnelemek zorundadırlar. Yeni yazarları ortaya çıkarmak onların görevi değildir diye düşünülebilir. Bu ülkenin huyundan mıdır suyundan mıdır bilinmez, onlar da tanınmamış yeni yazarların kendilerine gönderdikleri oyunları çoğunlukla merak edip okuma yerine çöpe atarlar.
Ödenekleri halkın cebinden karşılanan bu devlet ve şehir tiyatrolar niye böyle yaparlar diye düşündüğünüzde Üstat Aziz Nesin’in bir sözünü anımsarsınız. Rahmetli: “Bizim yazarlar okuryazar değiller,” derdi. Bizim tiyatrocular da” okur araştırır,” değiller bu durumda. Daha önce oynadıkları oyunları yeniden sahneleyerek ezber yapmaktan da kurtuluyorlar sanırım.
Yönetmenler ve oyunların oynanmasıyla ilgili karar verenler, repertuarlarına kabul edilen oyunları okumadıkları gibi, başka oyunlar da arama zahmetine katlanmıyorlar. Bu durumda yönetmenler, işin kolayına kaçıp ya gençliklerinde oynadıkları, ustalarından görüp nasıl sahneleceğini bildikleri oyunları koyuyorlar sahneye, ya da adlarını çok duydukları yazarların(Bunda bir keramet vardır diye düşünüp) oyunlarını sahneliyorlar. Yani “kargadan başka kuş” tanımıyorlar ve tanımak da istemiyorlar. Basının karşısına çıktıklarında da kendi kabahatlerini örtmek için ülkemizde yazar yetişmiyor diyorlar.
Sanat âşığı gençler de çabalayıp üniversitelerin ilgili bölümünü bitirdikten sonra yazarlık mesleğini seçmeyi düşünürken, bunun bizim ülkemizde ne denli zor bir iş olduğunun çok geçmeden anlıyorlar. Yazdıkları oyunlarla ilgili olarak, kendilerine yardımcı olmaları gereken ödenekli tiyatrolardan bazen hiçbir yanıt gelmiyor, bazen de oyunlarının kabul edilmediği, nedeni de açıklanmadan kendilerine bildiriliyor.
Ara sıra da olsa gönderdikleri oyunun kabul edildiği bildirildiği olur. Genç sevinir önemli bir basamak atlamıştır yazarlık mesleğinde. Bazen de açılan bir oyun yazma yarışmasında en büyük ödülü alır, sanır ki ödül alan oyunu herhangi bir tiyatroda oynanacak. Yıllarca bekler, ne ödenekli tiyatroya kabul edilen ve ne de ödül alan oyunu bir türlü oynanmaz, üniversite bitirmiş genç yazar ikinci basamağın başında öylece kalakalır. Bakar yaptığı öğrenim işe yaramıyor, başka işler aramaya başlar. Eğer şanslıysa dizi film senaryosu yazan bir grubun ucuna tutunur ekmeğini orada çıkarmaya çalışır. Aslında kendisine okulunda öğretilenler orada yaptığı şeyler değildir. Yine de yaptığı iş ilaç tanıtıcılığından,ya da babasının işyerinde tezgâhtarlık yapmaktan iyidir diye düşünüp kendisini avutur.
Yani sizlerin anlayacağı, bu tiyatro sezonunda da yine: Ben düş kırıklığına uğradım her zamanki gibi. Sizler bu konuda ne düşünüyorsunuz, tiyatro sanatı adına mutlu musunuz?
Yazarlar
-
Mümtazer TÜRKÖNEBölücüler ve Ülkücüler 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ocaktan2026’da deliler çağına karşı bir umut ışığı yanar mı? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolKara bir yıl 2025 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünGemini’ye göre 2026’da Türkiye… 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciOkudukça yoksullaşan bir ülkeyiz 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKErken Cumhuriyet dönemi eleştirileri: Revizyonizm mi, Türk usülü “woke” mu? 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİVicdansız senenin kelimesi dijital vicdanmış 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYA2026’ya Girerken; Barış, Demokratik Toplum ve Enternasyonal Özgürlük Yürüyüşü... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURHavf ve reca arasında yeni bir yıla... 31.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENNasıl anılmak isterdiniz? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORU2026: Beklentiler, beklentiler… 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNAfrika Boynuzu’ndaki oyun: İsrail kime şah çekti? 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUÇözüm için mücadele demokrasi için mücadeledir 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZTürkiye’ye özgü sürecin muhasebesi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRUyuşturucu dosyasındaki sürpriz isim! "Cumhurbaşkanımızın tensipleri ile…" 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRTürkiye'de davaların portresine kısa bir bakış: Hâlâ en güçlü ortak talep neden adalet? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçLeyla Zana ve Gözde Şeker ne yaptı? 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞYENİ YILDA DA KURU EKMEK BİZİ BEKLİYOR… 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTBir fotoğraf karesinden çok daha ötesi... 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇER23 yılın en kötüsü 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİktidar medyası infilak etti 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞUlus devlet, milli egemenlik, çevre, insan hakları, uyuşturucu ve Venezuela 29.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALRTÜK ve basın özgürlüğüne geçit yok… 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal CAN2025 giderken 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENRaporların Gösterdiği 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraYılın Kelimesi 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUÜlke siyasetin neresinde, hangi evresinde? 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuSuriye, güvenlik ve 15 milyon bağımlı… 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalSovyetler ve Bookchin 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN100 Bin Dolar Kazanan “Yeni Yoksul” Mu? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mustafa Karaalioğlu‘Entegre strateji’ varsa, niye tek yönünü görüyoruz? 25.12.2025 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanKomisyonda uzlaşma çıkmazsa süreç yine de ilerler mi? 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Doğu ErgilGüvenlikten kimliğe, inkârdan yurttaşlığa 24.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİSekülerleşme sorunu veya Müslümanlar nasıl modernleşecek? 23.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayPax Americana sonrası Almanya: Yeşil dönüşümden askeri Keynesçiliğe 21.12.2025 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAK Parti hariç herkes CHP 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarThank you Ahmed 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakNüfusumuz dibe vururken! 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENGüney Amerika’da büyüyen gölge 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berrin Sönmezİktidar politikası ters mi tepiyor, tersine mi işletiliyor? 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRBu durumda AİHM yetkilileri de Trump’tan yardım istesin… 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrta sınıf nereye gitti? 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANBahis oynayan bakan kim?.. CASUS KİM?.. 12.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKİmralı için CHP’yi sıkıştırmaya gerek var mı? 5.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRPOLEMİK SENDROMDA 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMABD’de bir şeyler oluyor: Nick Fuentes 30.11.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYAİmamoğlu'na istenen 23 asırlık tarihi ceza: Roma İmparatorluğu kurulduğunda hapse girseydi hala ceza 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakKadife eldiven zamanı 10.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları

























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2015
20.12.2014
7.12.2014
16.11.2014
26.10.2014
11.10.2014
27.09.2014
14.09.2014
3.09.2014
16.08.2014