Mücahit BİLİCİ
Korona virüsü tehlikesine karşı tedbir için Cuma namazlarının iptal edilmesi gerekir(di). Ama kolay kolay edilmez, edilmek istenmez. Sebebi basittir: İbadetler ve hatta dua amacından kopmuş kendi başına değer haline getirilmiştir. Virüs bulaşmasın diye Cuma namazına gitmemek yapılması gereken doğru davranış iken insanlar muhtemelen Cuma namazına gidecek yani bilfiil virüsün bulaşmasını mümkün kılıp neredeyse salgını teşvik edecekler. Sonra da üstüne oturup, ellerini açıp salgına karşı Allah’tan yardım dileyecekler.
Halbuki böyle bir durumda “duaya ihtiyaç bırakmamak” ve (hadi illa dua edilecekse) esbab dairesinde olan yani insanın kontrolünde olan bir şeyi yapmış olmayı duaya müracaattan daha öncelikli görmek, hadi onu da yapamıyorsak bu konuda fiili duanın camiye/cemaate gitmemek olduğunu bilmek gerekirdi. Ama din ve Diyanet, kaderin hakimiyet alanına her şeyi aldığı ve sebepler dairesini (yani doğayı, nedenselliği) erittiği için gidilecek tek adres dua ve ibadettir. (Bu anlayışa itirazın, dua ve ibadete itiraz olarak algılanıp tekfir edileceğini tahmin etmek zor değil).
Peki neden tedbir almak yerine dua ve ibadete yöneliyor insanlar? Çünkü diğer ibadetler gibi Cuma’ya gitmenin kendisi kendi başına bir değer halini almıştır. İşini bilen avam kısmı, pragmatist amaçlarla ibadetini yapıp belayı def etmek için ibadeti yapılacaklar listesine eklerken (salla başı, al maaşı), havas kısmı yani maneviyat sanayinin elitleri musibeti duanın/ibadetin sebebi olarak görecek kadar sığ olmamak için musibete ibadetin vakti muamelesi yapacaktır.
Açmaya çalışayım. Mesela, yağmur duasına niçin çıkılır? Yağmuru getirmek için değil yağmursuzluk zamanının duası olduğu için. Çünkü duanın yağmuru getirmediği, getirme garantisi vermediği mahcup bir hakikat olarak ortada olduğundan, yağmur duası, dua için bir mazerete, bir sebebe, bir takvime dönüştürülmüştür. Halbuki avam versiyonunda yağmur duası hâlâ yağmuru getirmek içindir. Fakat maneviyat eliti duanın kolay kolay aynıyla cevaplanmadığını ve her şeyi kendi takdir eden Allah’a sipariş vermenin edebe mugayir düşeceğini bilir. O sebeple ve nihayet alışveriş yapıyor duruma düşmemek için ibadetin ibadet için yapılması gerektiğini söyleyecek ve ibadeti bir amaca tabi bırakmayacaktır. Avam kadar bile dünya ile bağı kalmayan havasın teşvik ettiği dini anlayışın yol açacağı sonuç bellidir: Virüsün daha çok insana bulaşması. Ve öyle olduğunda buna kader denilecek. Her olay için konulan “Allah’ın takdiri” teşhisine kim itiraz edebilir? Kadere itiraz edilmez. (Allah adına devletin olaya el koyması, üst bir takdir olarak bahsimizden hariçtir).
Peki kader nedir? Bu anlayışta denebilir ki aşağı yukarı her şey kaderdir. Eskiden yapıp etmelerin elimizden gelmeyen kısımlarına kader denilirdi. Hatta eski çağlarda (halen izleri devam edecek şekilde) kader kavramının yerine felek kullanılırdı. Evet, o bildiğiniz “kahpe felek.” O da yıldızların dizilişi ilaahiri astrolojik semavilik manasında insanlara hükmeden göklerden gelen karar şeklinde anlaşılırdı. İstenen ve başarılan işleri kendi yapan insan, istenmeyen sonuçları feleğe fatura ederek öfkesine adres, acz ve fakrina ise teselli bulurdu. Zamanla kahpe feleğin yerini zalim kader aldı. Sonra da kadere zulm atfetmek Allah’a bir nevi isyan sayılacağından kaderine razı (kader kurbanı) olmak fazilet haline geldi. Nefsi menfaat için çaktırmadan çalışırken, dilinden kadercilik akan çoğu tarikat ve tasavvuf ehlinin dünyaya ve topluma karşı sorumsuzluğunun temelinde bu tarz bir kader anlayışı var. Kader, insanı kederden kurtarırken sorumluluktan da düşürdü.
Özetle ‘akılla işimiz olmaz, biz zevk insanıyız’ diyen bu tarikatların bu anlayışı aklı muhafaza iddiasındaki başka din yoldaşları için sorun olmaya devam etti. Eğer her şey kader ise insan neden sorumluydu? İnsana sorumluluk vermek için iradeye (cüz’ılık kaydıyla) kıldan ince bir yer açıldı. Zira insana eskisi gibi övüneceği başarılar değil, hep suçluluk hissedeceği başarısızlıkları devretmek için hukuken tabeladan bir şirket (ortaklık) ve kağıt üzerinde bir adres gerekliydi. Bütün iyilikler kaderden, bütün kötülükler insandan olmalıydı. Kaderin işgaline karşı, mağlubiyet ve vekalet bayrağı açıp teslim olmak isteyen insana bu sefer iradeden bir küçük toprak parçası (bir volta atma yeri, vehmi bir mülkiyet) verilerek sorumluluk üretildi. Böylece hiçbir iyiliğe sebep olamayacak kadar rüzgarın önünde bir yaprak ve her kötülükten sorumlu tutulacak kadar da ihtiyaca binaen özerk sayılan bir “kul” modeli geliştirildi. Hapisten çıkartılıp suç işletilen bir mahkumun meseli gibi.
Yani toparlarsak, insanın değiştiremeyeceği sonuçlar karşısında insana maziye nispetle teselli veren kader fikri zamanla şimdiyi ve geleceği işgal etti. Çünkü felek artık kahpe denilebilecek bir ruhlar-tanrılar operasyonu olmaktan çıkıp bütün kainata hükmeden kayyum bir yaratıcının tasarrufu halini aldı. “Kadere iman eden, kederden emin olur” prensibi gereğince, kadere teslim olmak her şeyin ilacı (en büyük torpil) halini aldı. Her konuda Allah’a vekalet verdiğini düşünen mu’min, “o zaman ben bir şey yapmayayım, her şeyi zaten Allah yapıyor” dediğinde ise ona “tevekkül”ü yanlış anladığı ve sebeplere müracaat (yani doğa kurallarını tanımak ve elinden geleni yapmak) gerektiği salık verildi. Kuşa deve, deveye de kuş talepleri ile gidildi.
İyilikleri yapamayan ve sadece kötülüklerin sorumlusu sayılan insanın, bu cendereden çıkış için önüne “ibadet” tüneli çıkartıldı. İbadet günahtan temizlenmenin ve cehennemden kurtulmanın yegane yolu oldu. İyilikler ve doğrular zaten kaderin işiydi. Sadece kötülük yapabilen (eksi puan biriktiren) insanın yapacağı en doğru şey sadece ebedi bir suçluluk duygusu içinde ibadet etmek (artı puan biriktirmek) olmalıydı.
Gelişen bu tehlikeli ve insan düşmanı ruhban kültürü, avamın pragmatizmine takılıp avama çok zarar veremedi. Fakat dini ciddiye alıp nefsine savaş açan maneviyat eliti (bunlar din tüccarları değil, onların anlattıkları hikayelere kanan safi kalplerdir) hayata sırtını dönmeyi en büyük fazilet olarak gördü ve ibadet bataklığına saplandı. Mesela, gerçek olmayan ama insanlarda suçluluk duygusunu pekiştirmek için kullanılan “kırk yıl yatsı abdesti ile sabah namazı kılan” mitik insan imgesi ibadeti fıtrata, hayata ve nihayet insana karşı tahrip gücü yüksek bir silaha çevirdi.
Batan dünya gemisinden kurtuluş fikri hakim olunca kurtuluşun yolu olarak görülen ibadet gemideki tek faaliyet olacaktı. Gemiyi düzeltmek boş bir uğraş oldu. Hatta geminin batmasını istemek kurtuluşun kendisi sayılmaya başlandı. Hasta da olsan sağlıklı da olsan hep yapman gereken tek şey vardı: Dua ve ibadet. Manevi kazanç hırsı insanları körleştirdi. Virüse veya hastalıklara karşı tek ilacın, tek silahın dua olduğuna inanıldığında duaya ihtiyaç bırakmayacak şekilde baştan virüsten sakınmak yerine akıl, mantık ve sebepleri atlayarak her şey için ve her şeyin yerine körü körüne ibadet yapmak doğru eylem halini aldı. Bela ve musibetler ibadet ihtiyacını arttırıyor diye alkışlandı. Bu yüzden İran’da Ehl-i Beyt muhabbetini kurtuluş vesilesi sayan bir dindar insan, dua ve ibadet için gittiği türbeden dolayı kendisine virüs bulaşacaksa bulaşsın diyerek, oraya elini sürmekten sakınmak yerine türbenin insanların elinin temas ettiği yüzeyini diliyle yalamayı bir ibadet ve fazilet sayıyor. Yine bu yüzden Türkiye’de virüsten sakınmak mümkün iken virüse davetiye çıkaracak şekilde camiye gidip orada virüse karşı Diyanet’in önerdiği duaları okumak doğru adım olarak görülüyor. Zira ibadet amacından kopmuş kendi başına bir değer halini almıştır. İbadet, kutsallaşarak kendisi amaç olmuş.
Eğer çalışmak ibadet olsaydı, insanların hiç dükkan kapatmaması gerekirdi. Dünya için çalışan insanların, bu mantıkla ahiret için ise gece-gündüz çalışması ve hiç uyumaması gerekirdi. Burada avamın riyakarlığı böylesi bir dini anlayışın tahribatını azaltıyor. Avam keyfinden fazla taviz vermeden vaziyeti kurtarmaya bakar. Peki ibadetin bu kadar tekrarı ve her tarafa, her şeye yayılması neden fazilet sayılıyor? Çünkü bir teşekkür değil, bir görev olarak görülüyor.
Teşekkür bir kere edilir. Tekrarı lüzumsuz ve hatta iticidir. Ama teşekkür bir bilinçli eylem olmaktan çıkıp bir müstakil ritüele dönmüştür. Ritüelin tekrarı ve çokluğu esastır. Ritüele ihtiyacın alıp verdiğimiz nefes kadar tekrar ettiği düşünülüyorsa o zaman ne yapmalı? Yani teşekkür lüzumu tekrar ediyor diye bir varsayım altında ihtiyaç sınırsız ise o zaman teşekkür de sınırsız olmalı. Dahası, almayla vakit kaybetmeden sadece teşekkür etmek daha etkili olmaz mı? Sonuç: İdeal olarak mağaraya çekilen ve uykuya, gıdaya, sosyal hayata, insan bedenine, aya, güneşe, çiçeklere sırtını dönen, onlara adavet eden ve elinden gelse yedi gün yirmi dört saat ibadet ederek kurtuluş biletini kotarmaya çalışan (manevi anlamda menfaatperest) insan figürü. Bu insan tipi, mevcut ibadet anlayışının kazara başarılı olmuş mantıki sonucu ve uç örneğidir. Her şeyin sonu (bir hatırlama, teşekkür ve tefekkür) olması gereken dua ve ibadet böylece her şeyin başı olmakla kalmadı, her şeyin yerini aldı. Dua, edilebilmek için belayı bile ister oldu.
Ahiretsiz bir dünya insana dar gelebilir ama dünyasız bir ahiret kadar müsrifane ve çevreye zararlı çok az fikir olmalı.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.01.2026
20.01.2026
23.12.2025
7.12.2025
13.11.2025
12.11.2025
31.10.2025
20.10.2025
6.10.2025
28.09.2025