Murat Sevinç
Lümpenlik bir davranış/yaşam biçimi ve her davranış gibi, bünyesinde filizlendiği sosyal-siyasal koşullar mevcut. Uygun toprağa ve ideolojiye gereksinim duyuyor serpilmek için. Siyaset, o uygun koşulları yaratan olgulardan biri ve herhalde en önemlisi. Yalnızca günlük/sığ siyasi çatışmaları değil, daha genel, dönüştürücü gücü ve niyeti olan siyasi faaliyeti kastediyorum. Gerek hakim üretim ilişkilerinin sürdürülebilmesi için ihtiyaç duyulan; gerekse yüzeysel anlamıyla siyaset, toplumun hücrelerine nüfuz etme potansiyeline sahip.
‘Türkiye ezelden beri şöyleydi, böyleydi,’ genellemeleri yaparak, başımıza gelenlerin gerekçelerini açıklamaya çalışmak mümkün tabii. Söze her seferinde ‘bizim memleket’ ile başlamak, ‘adam olmayız’ ile devam etmek de. Her genellemenin ve dilimize, zihnimize yerleşmiş klişelerin, konfor sağlayan bir yanı var. ‘Klişeler’ yanlış olmak zorunda değil, buna mukabil fazla kolaycı olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Söz konusu ‘kolaya kaçma’ eğiliminin sakıncaları malum olsa da, bu alışkanlığın (ya da tercihin) özellikle günlük yaşamda kaçınılmaz olduğu, göründüğü durumlar da var. Sanırım önemli olan ölçüyü kaçırmamak, çoğu tespitimizin acele olabileceğini ve genellemelerin aklın fikrin yerini almaması gerektiğini hatırda tutmak.
Okuduğunuz peşrevin nedeni, aslında biraz da kendimi ikna çabası! Bir süredir genelleme yapma, tanık olduğumu büyütme eğilimine teslim olmaya başladığımı fark ediyorum. Henüz bunu fark edebildiğim, kendimden rahatsız olduğum ve okuduğunuz satırları yazabildiğim için durumumun umutsuz olmadığını düşünebilirim! Derdim, günlük yaşamda sinirle verdiğim bazı tepkilerin asıl nedenlerini düşünme konusunda daha bıkkın, yorgun hissetmeye başlamam. Bazen kızgınlığa neden olan davranışın ‘yaygınlığı’ konusunda şüpheye düşmem. Ardından, o şüphenin kendisi hakkında şüpheye kapılmam! Zannettiğim, dilediğim ölçüde ‘münferit’ olmayabileceği yönündeki kaygılarım.
“Canım, milyonlarca insan böyle davranıyor ya da düşünüyor değil ki!” Bu bir varsayım kuşkusuz. Büyük olasılıkla doğru ama ‘diğerinin’ yaşamını cehenneme çevirmek için, rahatsız edici/bezdirici hal ve tavırların ‘milyonlar’ tarafından sergilenmesine gerek yok. Söz konusu büyük nüfusun şu ya da bu gerekçeyle susması, görmezden gelmesi ya da daha fenası ‘umursamaması,’ birlikte yaşam ve ortak kamusal mekân ihtimalini zayıflatmaya yetiyor. Azgın bir lümpen azınlık, suskun ve bezgin çoğunluğun geleceğini karartma, umutsuzluğa sevk etme becerisine sahip.
Türkiye başka pek çok konuda olduğu gibi lümpenleşme konusunda da ‘şahken şahbaz oldu’ gibi. Geçmişe yönelik ısrarlı ‘özlem’ cümlelerinin ve ölçüsüz güzellemenin anlamsız olduğunu düşünmekle birlikte, Türkiye ortalamasının kendi yaşam sürem içinde dahi belirgin biçimde hoyratlaştığını gözlemleyebiliyorum. Bu gözlem muhtemelen biraz doğru, biraz eksiktir. Çünkü kırk yıl öncesine dair ‘gözlem’ diyebileceğim her ne varsa, aslında o yaşın dünyasında yer alabildiği kadardı. Ayrıca bunca yıl her şey değişirken, toplumsal ilişkilerin aynı kalması da herhalde mümkün değil. Tüm bu çekincelerle birlikte, yine de durumun on yıllar öncesinden daha vahim olduğunu görmek mümkün. Kuşkusuz vahametin gerekçelerini tahmin etmek de.
Uzun süredir tanık ve muhatap olduğumuz iktidar haleti ruhiyesi ve ondan bağımsız olduğunu düşünmenin mümkün görünmediği günlük sorunlar, giderek olağanlaşan şiddet, vasatın hoyratlığı, insanı sözsüz bırakan arsızlık, yüzsüzlük, adaletsizlik örnekleri makul düşünmeyi ve davranmayı giderek zorlaştırıyor.
‘Lümpenleşme’ ise hemen her musibetin mayasında var. Kadına şiddet uygulayan erkek, çocuğu taciz eden yetişkin, yalan söyleyen siyasetçi, usulsüzlük yapan bürokrat, intihalci bir akademisyen, muhbirliği meslek edinmiş bir öğretim üyesi ve öğrenci, şiddet kullanan ve bundan zevk alan güvenlik görevlisi, herkese aptal muamelesi yapmakta hiç duraksamayan basın mensubu… Tümü aynı zamanda lümpenlikten mustarip ve demokrasi yoksunluğundan, hukuk dışılıklardan, yozlaşmadan, gelenek tanımazlıktan beslenen bu davranış biçiminin bulaşıcı özelliği (belki de cazip gelen bir yanı) var! Birlikte yaşam için gerekli asgari ilke ve kuralları ihlal etmek ve edebildiğini, karşılığında bedel ödemediğini görmenin cazibesi. Bedel ödemeyecek olmak bir yana, benzerlerince takdir edilmek. Kendine benzemeyenleriyse ürkütmek, korkutmak, kaçırmak, pes ettirmek. Lümpenleşme, hukuk tanımazlıkla yakın akraba ve buradaki hukuk tanımazlıkla kastım yalnızca resmî değil, gayri resmî hukuk; toplumsal alana ilişkin.
Yalnızca güncel bir örneğe bakalım. Günlük yaşamımıza dair ve son günlerde basında/sosyal medyada yer alan, giderek sıradanlaşan, sıradanlaştığı ölçüde ürkütücü hale gelen zorbalık ve lümpenlik hikâyeleri. Toplumsal yaşamın gereksinim duyduğu asgari edebi dahi reddeden bir hal ve gidişat!
Bir iki gündür, bazı taraftar kümelerinin toplu taşıma araçları ve bir lokantadaki davranışlarını seyretmek zorunda kalıyoruz. İnanılır gibi değil, diyeceğim, fakat doğru ve inandırıcı bulunmayacak, biliyorum. Çünkü hem inanılır, hem de beklenebilir davranışlar bunlar. Kamusal alanda, çılgınlar gibi bağırıp çağıran ve küfreden erkek güruhlar. Çekindikleri hiçbir şey olmadığı gibi, yaptıklarının çekinilmesi gereken davranış olduğunu da düşünmüyorlar. Görüntülerden haberdarsınızdır. Olup biteni, dehşete düşüren pervasızlığı ‘münferit’ diyerek geçiştirmek olanaksız, çünkü değil. İlk gençlik yıllarımda epeyce maç maceram olmuştu İnönü Stadyumu’nda. Yeni Türkiye’nin henüz stadyum isimlerini de rezil etmediği yıllar. Küfür o zaman da vardı. Hatta yıllar önce bir maç esnasında, o sırada sahada olmayan takımın antrenörü Fatih Terim’in ‘ailesine’ edilen sonu gelmez küfürleri işitince bir daha maça gitmek gelmedi içimden. (Ankara’daki bir iki Gençler maçı hariç!)
Fakat halihazırdaki durum, o günlerle karşılaştırılamayacak ölçüde vahim. Ortalama yetişkinin iyi ihtimalle perişan ergenlere dönüşüverdiği stadyumun dışında ve yalnızca bir takımla sınırlanamayacağı da açık. Semtlerin sembolik mekânlarında maç öncesi taraftar gösterilerine defalarca tanık oldum ve yüzlerce taraftarın asgari edep-adap kurallarını dahi nasıl yok sayabildiklerini gördüm. Hakikaten ürkütücü bir lümpenlik hali bu. Her şeyi yapmayı, her cümleyi kurmayı, her küfrü edebilmeyi, her tacizi kendinde hak görme durumu. Rahatsız olan ‘çoğunluğu’ suskunlaştıran, uzaklaştıran, ‘sıradanlaşmış’ bir ahlaksızlık. O çoğunluk suskunlaşıp ürktüğü sürece daha fazla yüz bulan ve henüz yolun başındaki toy ‘edepsiz adaylarına’ umut veren bir yoksunluk.
Benzer tavır ile ortak yaşam mekânlarının tümünde karşılaşmak mümkün. Maç öncesi ortalık yerde galiz küfürler eşliğinde tükürüğünü saçıp bunu marifet sayan insan; trafikte diğerlerini taciz ediyor, taksinin direksiyonunda saçmalıyor, dolmuşunda yolcu azarlıyor, dükkanında müşterisini kazıklıyor… Ya da eğer bir avukatsa örneğin, savunmasını bütünüyle ahlak ve izan dışılık üzerine inşa edebiliyor. Çünkü ‘artık’ hepsini ve ‘sakınmaksızın’ yapabiliyor, mesele bu. Örneğin, geçen ay bindiğim bir Kadıköy dolmuşunun arka camında boydan boya iliştirilmiş bir atkı, atkının üzerinde namlı bir mafya babasının fotoğrafı ve ‘özlü sözleri’ vardı! Dolmuş sahibinin bu durumu hiç dert etmemesini ve yolcuların yadırgamamasını nasıl açıklamalı?
Her yerde muhatap olunan şirretlik, hoyratlık, cahil özgüveni ve kibri. Her yerde. Lümpen ve azgın bir ‘azınlığın,’ kendi halinde yaşam sürmeye çalışan dürüst yurttaş kesimlerine eziyet ettiği bir siyasal-toplumsal düzen.
Yaşamın hemen her alanına nüfuz ederek, kendi halinde olanı ürkütüp sindiren lümpenlikle mücadele edilecekse eğer, herhalde öncelikle bu felaketin boyunu posunu kabul etmek gerekiyor. Taraftarından esnafına, akademisinden hukukçusuna, siyasetçisinden bürokratına, bulaşıcılığını… Hâkim hale geldikçe dikkat çekici olmaktan çıkıp sıradanlaşan, sıradanlaştığı ölçüde çürüten ve tüketen, ülkeyi dürüst bir yaşam sürmek isteyenler için gitgide daha da tahammül edilmez bir yere dönüştüren bir felaket.
Bir sonuç ve neden olan ‘lümpenlik’ kötülüklerin anası mıdır bilinmez, ancak sayısız kötülüğün mütemmim cüzüdür, demek çok yanlış olmaz sanırım…
Yazarlar
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları











































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025