Yıldıray OĞUR
1990’ların ilk yılları. Rize’de az kitabın geldiği bir kitapçının yeni kitaplar bölümünde kapağı ve adıyla dikkat çeken bir kitapla karşılaştım.
Kitabın kapağında büyük karakterlerle “Viva La Meurte!” (Yaşasın Ölüm!) yazıyordu.
Üzerinde de daha küçük karakterlerle; “Orada Kimse Var mı?”
Taşradan İstanbul ve Ankara’ya kıskançlıkla bakan, entelektüelliğe özenen bir lise öğrencisinin muhatabı olmak isteyeceği bir soruydu.
İngilizce ders kitapları dışında hiç yabancı dilde kitap görmemiş biri için de üzerinde dev harflerle yabancı dilde adı yazan bir kitaba sahip olmanın bu yıllardan bakınca ezikçe bulunabilecek bir hazzı vardı.
20 yıl sonra bu serinin son kitabına karikatürize edilmiş bir liberal aktivist karakteri olarak gireceğimi hiç düşünmeden kitabı aldım.
Daha kapağını açmadan kendini aldıran kitap, daha ilk sayfalarında herkes gibi beni de yakalamıştı.
Kitap, Şişli Camii’nden kalkan bir cenazeyle açılıyordu.
Devrin bütün ünlü Kemalist sol entelektüelleri cenazedeydi. Hem de bizzat isimleriyle; Emil Galip Sandalcı, Oktay Akbal, Melih Cevdet, Tarık Akan…
“Öğleyi kılan Müslümanların işlerini bitirip cenaze namazı meselesini halletmelerini bekliyorlardı. Bir an cenazenin ortada kalmasını diledim. Müslümanların greve gitmelerini diledim.”
Bu cümlelerin sahibi Günay Rodoplu, aslında bu sınıfsal, sosyal kini güdecek İslamcı, taşralı biri değil.
Kitaptaki tarifle “Türkiye toplumunun kıydığı bir aydındı.”
Gönlünü kaptırdığı, önce “yeşil elma, tarçın ve kekik kokulu” bir devrimci sonra lümpen, popülist, yolsuz bir belediye başkanı olan Şafak Özden üzerinden bütün bu sol elitlerin ipliğini pazara çıkarmıştı.
Şafak Özden aslında SHP’nin 1989 Ümraniye belediye başkanı Şinasi Öktem’di.
“Türkiye’nin kıydığı aydın” Günay Rodoplu da bir dönem Şinasi Öktem’e danışmanlık yapmış Alev Alatlı.
Sonra serinin ikinci kitabında Günay Rodoplu, bu kez Türkiye’ye dil devrimi üzerine araştırma yapmaya gelen Pavloviç çiftiyle Batı-Doğu, Batılının gözünden “biz” meselesine girer.
Alatlı Siyonizm karşıtı Harvardlı Yahudi akademisyen David Pavloviç’e “İsa Mesih, Müslüman bulamıyorum” diyerek isyan ettirir. Eşi Diana ise kitaba adını veren daha radikal bir çözüm önerir: “Türkiye’ye nükleer atmak lazım, başka çaresi yok.”
Alatlı, serinin üçüncü kitabı “Valla Kurda Yedirdin Beni”de Kürt meselesine dair söyleyeceklerini söyler, “OK Musti Türkiye Tamamdır”da ise Türk meselesi, ülkücülerle ilgili söyleyeceklerini…
Romanla belgesel, siyaset bilimi makalesi ile köşe yazısı arasındaki kitaplar çok satmıştı ama okunması ve anlaşılması kolay olmayan metinlerdi.
Zeki ve entelektüel Alev Alatlı’nın her zaman söyledikleri tam anlaşılamadı. Ama anlaşılması zor bir entelektüel olan Cemil Meriç gibi o da söylediklerinden çok durduğu pozisyondan,
Tokyo’da lise, Amerika’da üniversite okumuş İstanbullu sarışın bir kadın yazar bunları söylemesiyle önce dikkat çekmişti.
Alev Alatlı’nın babası Ertuğrul Alatlı, 27 Mayıs MBK’sının ilk 42 isminden bir albaydı.
Türkeş, başbakanlık müsteşarıyken Alatlı da MBK’nın propaganda ve basından sorumlu ismiydi.
MBK adına basınla ilişkilerini yürütüyordu.
Her hafta 27 Mayısçı darbeciler adına basının karşısına çıkıyor ve sorulara cevap veriyordu. İngilizce bildiği için yabancı gazetecilerle de o ilgileniyordu.
27 Mayıs’tan hemen sonra gazetelerin manşetlere çıkardığı büyük bir iddia da ondan bilinmişti:
“28 Nisan Ankara-İstanbul olaylarında kaybolan gençler Et ve Balık Kurumu’nda kıyma makinelerine atıldı.”
Bizzat Türkeş, 90’ların başında gazetede çıkan anılarında bu iddiayı Ertuğrul Alatlı’nın öne sürdüğünü söylemişti.
Alatlı, “Be brader” diye başlayan sert bir mektupla Türkeş’i yalanlamış, bu bilginin Resmi Gazete’de yayınlanan bir MBK bildirisinden çıktığını hatırlatmıştı.
Alatlı, 27 Mayıs’tan sonra tasfiye edildi ve yurtdışına gönderildi.
Muzaffer Özdağ gibi Tokyo’ya gitti.
Alev Alatlı’nın CV’sindeki Tokyo’da okunan lise bu siyasi sürgünün bir sonucu.
Sonra 1961’’de Yeni Türkiye Partisi’nden siyaset girdi ama Ertuğrul Alatlı 1980’lere kadar sıkı bir 27 Mayısçı olarak yaşadı.
12 Eylül 1980 darbesinden sonra Evren, onu Danışma Meclisi’ne aldı ama sonra pişman oldu.
Çünkü Alatlı, 1982 Anayasası’na Danışma Meclisi oylamasında “Hayır” oyu vermiş iki kişiden biriydi, sol çevrelerle de yakın ilişkileri vardı, askerlerin siyasetteki ağırlığını eleştiren kitaplar, yazılar yazmıştı.
Alev Alatlı, Türkiye’de sol Kemalist elit ve entelektüel çevrenin ortasında doğmuş bir isimdi.
Amerika’da iyi bir eğitimin ardından CV’sindeki İstanbul Üniversitesi, DPT, Yazko, Cumhuriyet gazetesi gibi yine camianın elit kurumlarında çalışmıştı.
İçinde bulunduğu çevrelerle ilk kavgasını Latife Tekin’in 12 Eylül öncesi sol hareketleri eleştirdiği Gece Dersleri’nin uğradığı linçi yazdığı Aydın Despotizm ile yapmış, sonra yine 80’lerin sol entelektüel çevrelerinde kalarak Edvard Said çevirdi, İşkenceci ve Yaseminler Tüter mi Hala’yı yazmıştı.
Ama esas şöhreti İstanbul entelektüel camiasına 1992’de Viva la Muerte ile attığı tekmeyle geldi. Zamanın ruhuna uygun bir çıkıştı.
Ama sonra zamanın ruhu değişti. Alev Alatlı’nın laik, sol, Kemalist elitlere karşı savunduğu yerlililiği milliyetçiliğe evrildi.
Yıllar sonra edebiyat dünyasına Schörendinger’in Kedisi ile geri döndü.
Kitap çıktığında henüz kuantum miting meydanlarında Muharrem İnce’nin hava atacağı kadar popüler bir entellik pozu değildi.
Çok yeni tartışmaların kapılarını açmıştı. Aslında kuantum tartışmalarıyla kitap postmodern liberal, küreselci eleştirileri hedef alıyordu.
Türkiye AB reformlarıyla askeri vesayetten kurtulmaya, demokratikleşmeye çalışırken Alev Alatlı, küreselcilerin liberal reformlarıyla köleleştirilmiş bir disütopyada “onarımcı”larla direniş örgütlüyordu.
Bu kez Alev Alatlı’nın güncel meselelerle ilgili fikirlerini Günay Rodoplu yerine İmre Kadızade’den duyduk.
Sonra bir level daha ilerledi, 301 davalarında muhalif yazarlar yargılanırken ulusalcı tezlerle ekranlarda göründü, “Kart Kurt eden Türkler”in aslında Türklerin Kürtleri kendilerinden ayrı görmediklerini gösteren bir jest olduğunu söyledi, Ermeni soykırımı tartışmalarına girdi, Hrant Dink’in ardından Hrant’ı iyi Ermeni, Etyen’i kötü Ermeni olarak gösterdi.
Muhafazakar kesimlerle ipleri ise 2008’de başörtüsü yüzünden AK Parti kapatılmanın eşiğine gelmişken düzenli yazılar yazdığı Zaman gazetesinde üniversitelerdeki başörtüsü düzenlemesini eleştirerek, türban vs tülbent gibi çokça iğdiş edilmiş bir tezi yerlilik diye tekrarlamasıyla kopardı.
Kabus’un ikinci cildi olan Rüya’da girdiği Rusya konusuna yoğunlaşan, ulusalcı, milliyetçi bir Alev Alatlı vardı artık. Çözüm sürecinden de hiç hoşlaşmamıştı.
Ve uzun bir aradan sonra çözüm süreci günlerinde, 2013’te, “Orada Kimse Var mı” serisinden beşinci kitabını çıkardı: Beyaz Türkler Küstüler…
Bu kez oklarını liberallere, liberal-solculara çevrilmişti. Kitap evinde oturup gazete küpürleri keserek duvarına asan yaşlı bir yazarın Facebook’taki öfkeli postları gibiydi.
Kitapta yine bir sürü gerçek kişi kod adlarla roman karakterine dönüştürülmüştü.
Oben Koman, Ulus Baker’di. Teşvikiye Camii’ndeki cenazesinde “New age liberalleri, Spinoza ateistleri, Müslüman Kalvincilerle tesanüt içinde saf tutmuştu.”
Şirince, ilk adı olan Çirkince olmuştu, Nesin Vakfı ise Aziz Nesin’in ilk adından hareketle Mehmet Nusret Vakfı, yöneticisi Ali Nesin, Ali Nusret, Sevan Nişanyan ise Kirkor Saroyan.
İlginç bir önseziyle Gezi olaylarından bir ay kadar önce çıkan kitapta liberal, solcu aktivizm, medya yerden yere vuruluyordu.
Yerden yere vurulan karakterlerden birinin adı Burak Çakıroğlu’ydu.
Rizeliydi, ODTÜ mezunuydu, Converse ayakkabıyı simge yapan Genç Siviller grubunun kurucularındandı.
Uzun uzun alıntılar ve alaycılıkla “şımarık, liberal, Batıcı” sıfatlarıyla anılan Genç Siviller’in orijinal bildirileri, röportajları da kitaba aynen girmişti.
Hepsi bana çok tanıdık geldi!
20 yıl önce elitlere olan öfkesiyle tanıştığım Alatlı’nın nasıl olduysa bir ‘elit’ olarak öfkesini çekmeyi başarmıştım.
Kitabın çıkmasından 1 yıl sonra Erdoğan’dan ödül alırken “Siz ‘Dünya beşten büyüktür’ dediğinizde George Orwel ve Daniel Defoe burada olsa ayağa kalkar, sizi alkışlardı” derken muhtemelen bu sloganın da Burak Çakıroğlu ve ‘işbirlikçi’ arkadaşlarına ait olduğunu bilmiyordu.
Alev Alatlı, bugün iktidarın resmi ideolojisi olan yerli ve milliliğin ilk ideologlarından biri sayılabilir.
Ama hızla sığlaşan, ideolojilerin değersizleştiği bir ortamda Batılı siyasi düşünce metinlerini çevirmesi, üniversite kurması, sık sık kimsenin bilmediği isimlere referanslar verdiği röportajlar vermesi de ideolog olarak hakettiği değeri görmesine yetmedi.
Pek ideoloğa ihtiyaç olmayan bir dönemin aydınıydı.
Nihayet, cenazesinde Cumhurbaşkanı tarafından “Ablaların ablası” olarak yolcu edildi.
“Ablaların ablası” diye yolcu edilmek bir akraba, tanıdık için hoş bir veda olabilirdi ama bir entelektüel, bir yazar için “ablaların ablası” olmanın herhalde başka bir anlamı var.
O da tam Alev Alatlı’yı anlatıyor.
Alatlı, romanları, fikirleri, helal-yasallık dışındaki konuşmaları dışında akıllarda kalan cümleleriyle değil, sosyal kimliğinin aksine durduğu pozisyon ile ablalık yapmıştı.
Helal ve yasallık konuşması sahiden güzeldi. Ama herşeyin yasalara uygun yapıldığı bir ülke için bu hoş bir hassasiyet hatırlatması olabilirdi.
Ama tarih üstü, büyük meseleleri olan Alatlı için, insan hakları, hukuk devleti, ifade hürriyeti gibi meseleler süfli konular olarak kaldı.
Belki de tiksintiyle romanlarında bahsettiği insanların yanında olmak istemedi.
Ailesinin, okurlarının, Günay Rodoplu ve İmre Kadızade’nin başı sağolsun.
Yazarlar
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları












































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025