Alper GÖRMÜŞ
Gürbüz Özaltınlı, seçim sonrasını değerlendirdiği yazılarının birinde (Serbestiyet, 3 Nisan), “Türkiye’nin Putinleştirilememesinde” iktidara karşı laiklik ve sekülerlik üzerinden direnç gösteren kesimlerin rolüne dikkat çekti:
“Bu sosyolojinin zihinsel evreni, muhafazakarları kamusal alanın dışında bırakan, değersizleştiren, katı bir laiklik üzerinden şekillendi. Gösterdiği bütün ontolojik reflekslerle, son yirmi yıldır tanık olduğumuz iktidar pratiklerinin de sorumluluğunu paylaşıyor; bu doğru. Fakat bu katı ve dirençli kimliği ve geniş gövdesiyle Türkiye’nin Putinleştirilememesinin de önemli bir dayanağını oluşturuyor. Rejimin seçimsiz bir diktatörlüğe dönüştürülememesinin de seçimlerin göstermelik değil, iktidarın mecbur kaldığı zayıf karnı olarak önemini korumasının da altında yatan nedenleri düşünürken bunu ihmal edemeyiz kanısındayım.”
Özaltınlı’nın değerlendirmelerinin ‘nalına’ kısmına tamamen katıldığımı söylememe sanıyorum gerek yok; yirmi yıldır laik-seküler kesimleri eleştiren yazılar yazıyorum. Keza yazının ‘mıhına’ kısmına da aynen katılıyorum, ki zaten okumakta olduğunuz yazının birinci bölümünün başlığı da bunu gösteriyor: “Seküler hayat tarzının gizli çekiciliği ve otoriterliğe karşı direnişteki rolü” (Serbestiyet, 20 Nisan).
Otoriter iktidarın Rusya’da, Türkiye’dekinin tersine, yüzde 70-80’lik bir toplumsal rıza üretebilmesi ya da tersinden, muhalefetin bir türlü yüzde 30’u aşamamasının temel nedenini, iki ülkedeki iktidar karşıtlığını güdüleyen temel faktörler arasındaki farkta aramak yanlış olmaz. Mesele şu ki, Rusya muhalefeti Türkiye muhalefetine canlılığını veren esas direniş motifi olan laik devlet ve seküler toplum savunusu kadar güçlü bir motife sahip değil. Çünkü Rusya’nın laik-seküler kesimlerinde, Putin iktidarının devleti ve toplumu dinsel normlar üzerinden düzenleme eğiliminde olduğuna dair kuşkular yok. Orada gündelik hayatını seküler tarzda yaşamak isteyenlere “buyurun” deniyor, “yeter ki siyasi özgürlük taleplerinde çizmeyi aşmayın.”
Parantez: Laik-seküler muhalefet motifinin Türkiye’nin Putinleştirlememesinde oynadığı hayati ve hayırlı rol, onun büyük problemlerini izale etmez, fakat bu yazının konusu bu değil.
Rusya-Türkiye karşılaştırması, benim başlığımı da revize etmem gerektiğini söylüyor bana: “Seküler hayat tarzının otoriterliğe direnişteki rolü” yerine “seküler hayat tarzının muhafazakâr otoriterliğe direnişteki rolü” demek daha doğru olacak.
Seküler hayat tarzı neden cazip?
Geçen yazımın sonunda, Dücane Cündioğlu’nun gündelik hayatın seküler ve dindarâne yaşandığı İstanbul semtlerini karşılaştırdığı eski bir yazısından söz etmiş; yazıdan, vardığı noktayı özetleyen şu alıntıyı yapmıştım: “Evet, içim yanarak söylemek zorundayım, neş’eden ve hüzünden uzak bir dindarlık bu. Farklı olanı (hoş)görme yetisinden neredeyse mahrum. İlmihal sadeliğinde ve namaz hocası katılığında.”
Şimdi de Cündioğlu’nun Kadıköy-Beşiktaş-Beyoğlu üzerinden ‘canlı’ seküler hayatı nasıl tasvir ettiğine bakalım:
“İstanbul’un en çok kitap satılan semt ve/veya ilçelerinin hangileri olduğu sorulsa, sanırım listenin hemen başında İstanbul’un şu üç ilçesi yer alır:
Beyoğlu, Beşiktaş, Kadıköy.
İlk ikisi Boğaz’ın Avrupa yakasında, üçüncüsü ise Anadolu yakasında.
Kitabın en çok satıldığı, yani en nitelikli kitapların değil sadece, en nitelikli kitapçıların da bulunduğu yerlerin başında geliyor bu üç ilçe.
Sevimsiz bir yükü omuzlamaktan kaçınamam, açıkça sormak zorundayım bu yüzden.
Acaba Fatih, Eyüp, Üsküdar gibi görece muhafazakâr ilçeler bu koca şehirde kitaba ve kitapçılara evsahipliği yapmaktan kaçınırlarken, onları, niçin Beyoğlu, Beşiktaş ve Kadıköy ilçeleri bağırlarına basmakta?
Bir rastlantı mı? Şehre özgü ulaşım olanaklarının kahredici bir cilvesi mi? Yerel yöneticilerin basireti ve/veya basiretsizliği mi? Niçin Eyüp değil de Beyoğlu mesela, Üsküdar değil de Kadıköy, yoksa bu karşıtlık nasıl işlediğini bilmediğimiz bir mekanizmanın mı eseri?
Karşıtlığın nedenlerini belirgin kılmak istiyorsak, soru sormaya devam etmeli, örneğin yanısıra kafelerin, restoranların, bar ve meyhanelerin, kültür ve eğlence yerlerinin yoğunlaştığı semt ve/veya ilçelerin hangileri olduğunu da sormalıyız.
Bu sefer alacağımız yanıtlar bir farklılık arzedecek mi?
Hiç sanmıyorum, çünkü kitapçıların yanısıra eğlence mekanlarının, tiyatroların, sinemaların, barların en çok yoğunlaştığı semtler de yine bu üç ilçe içerisinde yer almakta. Beyoğlu’nda, Beşiktaş’ta, Kadıköy’de. Üstelik birbirinden yalıtılmış bölgecikler halinde değil, yanyana, bitişik halde, neredeyse içiçe. Üç uzun cadde. İstiklal, Ortabahçe, Mühürdar caddeleri.
İstiklal caddesinin renkliliğini ayrıca tasvire ne hacet, sade tasavvuru bile yeterli. Beşiktaş’ta (Ihlamurdere’ye çıkan) Ortabahçe caddesi sizi iki büyük kitapçının arasından hoşâmedi ederken, daha ikinci adımınızı atmışken Çarşı size hemen ellerini uzatır. Kadıköy’de Mühürdar caddesi iki taraflı kitapçı dükkanlarının arasından bir lalezar gibi sizi sînesine davet ederken, cafe ve restoranlar biraz ötenizden size seslenirler. Hele akşam olmaya görsün, ışıl ışıl yanar her yer.”
Söylemeye gerek yok, bu mesele Erdoğan’ın “kültürel iktidar” yakınmasıyla da doğrudan ilgili ve hattâ ikisi aynı madalyonun iki yüzü. Yani aslında seküler hayat tarzına savaş açarak muhafazakâr bir kültürel iktidar kuramazsınız.
Erdoğan’ın birinci yakınması iktidarının on beşinci (2017), ikincisi on sekizinci (2020) yılına denk düşüyor. Fiziki ve siyasi ömrü yeterse, Erdoğan on yıl sonra da böyle konuşmak zorunda kalacak; başka bir ihtimal yok.
Erdoğan, ‘halinden memnun’ gençleri nasıl Atatürkçü anne babalarının saflarına itti?
AK Parti’nin ilk yıllarında ekonomik refahın da etkisiyle rahat ve memnun yaşayan, iktidara ciddi bir itirazı olmayan ‘apolitik’ genç kesimlerin pozisyonu, 2011’den itibaren algılamaya başladıkları gündelik hayatlarına müdahale çabalarıyla birlikte değişmeye başladı.
Başlangıç olarak 2011 diye kesin bir tarih verdim, hattâ gün de verebilirim, çünkü o zamana kadar hiç olmayan bir şey ilk kez o gün gençlerin hayatına dahil oldu: 7 Ocak 2011’de yürürlüğe giren Tütün Mamulleri ve Alkollü İçeceklerin Satışına ve Sunumuna İlişkin Yönetmelik’le 24 yaş altı gençlerin alkollü konserlere girişi yasaklandı. Yanlış yazmadım; 18 değil, 21 de değil, 24!
Yasağın Danıştay tarafından iptal edilmesine kadar geçen birkaç ay, yurtdışından gelenler de dahil sevdikleri müzik gruplarını ve şarkıcılarını izleyemeyen gençlerin öfkeli tepkileriyle geçti.
Bu yasak kaldırıldı ama onu 2012’de yine çok tepki çeken Bilgi Üniversitesi’ndeki ‘bira yasağı’ izledi. Üstelik bu defa ‘ben yaptım oldu’ yöntemiyle:
“11. One Love Festivali bugün Santralistanbul’da başladı ancak konser alanında içki satışı yasaklandı. Saat 14.00’da başlaması gereken festival, kapıların açılmasından 10 dakika önce içki satışının yasaklanması nedeniyle saat 15.15 civarında başladı. Alandaki dev ekranlarda, One Love Festival Yönetimi imzalı şu yazı yer alıyor: ‘Yazılı anlaşmalarımız olmasına ve mevzuatlara uygun olmasına rağmen, işletme sahiplerinin ruhsatlarını kullandırmaması nedeniyle, etkinliğimiz süresince alkollü ürün satışı yapılamayacaktır. Tarafımıza çok kısa süre önce bildirilen bu durum nedeniyle tüm müzik severlerden özür dileriz.’ (…) “Festival yetkilileri, işletmelerin İstanbul Valiliği’nden çekindiği görüşünde.”
Sonrasını biliyorsunuz: İçkili-içkisiz konser yasakları, kızlı-erkekli yurtlar tartışması, bitmek bilmez tuhaflıklar…
Erdoğan böylece uyuyan devi uyandırmış, o zamana kadar anne babalarının öforik muhalefet tarzlarını abartılı bulan gençleri sert iktidar karşıtları haline getirmişti.
İktidar şimdi başka yanlışlarının yanında, ‘yanlış’ hayat tarzlarına karşı açtığı savaşın da bedelini ödüyor.
Bitirirken Rusya-Türkiye karşılaştırmasına dönmek ve bir soru sormak istiyorum: Acaba bizim otoriterliğimiz de Rusya’daki gibi salt “millilik” ve “devlet” temelli olsaydı, yani laiklikle-sekülerlikle bir derdi olmasaydı, toplumun yüzde kaçının rızasını kazanırdı? Rusya’ya benzer miydi?
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025