Aydın Selcen
Dış politika bakımından Ankara demek, Erdoğan demek. İkisini birbirinin yerine kullanmakta sakınca yok. Ankara, Batı’ya yani ABD ve AB’ye sıkıntı çıkarıp, dış politikasını olası pazarlıkta elini güçlendirdiği varsayımına dayandırmıştı. Sahada olan, masaya oturacaktı. Çocuk masasından, baş masaya terfi olunacaktı. Olmayacağı belliydi, nitekim olmadı. Sandalyemizde eğreti oturup, önümüze konan yemeğe kafalarımızdaki yeniçeri börklerinden çektiğimiz tahta kaşıkları sallıyoruz.
Böylece, içeride kalabalıkların “o eski ihtişama geri yürüme”, “emperyalizm yahut sömürgeci küffar önünde diz çökmeme yani mukavemet” (direniş yerine özellikle Arapça sözcüğü yeğledim ki, düşünsel akrabalık vurgulansın), “Mavi Vatan”, “doğal sınırlara, yaşama alanına doğru kasları şişirme”, “Kürdün hevesini kırıp, Araba yeni iktidar odağını gösterme” yollu içi boş sloganlarla duygularının okşanması amaçlandı. Punduna getirip, doğal kaynaklara çökmek ve kimi eski Osmanlı beldelerine dalmak usul ittihaz edildi. Giderek Müslüman Kardeşler’e indirgenen bir muhayyel Arap âlemi, İslâm dünyasından medet umuldu.
Dış politika, iç politikanın uzantısı durumuna getirildi. Buna karşılık, dış politikada maliyet hesabından kaçınıldı, kamuoyuna hesapvermezlik benimsendi. Anlatı, olanın yerini aldı, diplomasi bir halkla ilişkiler alıştırmasına (“egzersiz” anlamında) indirgendi. Akılcılık terk edildi, fırsatçılık ve İslâmcı-milliyetçi romantizm öncelendi. Aynaya bakmak, kantara çıkmak, ittifaklardan yararlanmak yerine böbürlenmek, dayılanmak, atar-gider yapmak, ayar vermek makbul kural halini aldı.
Gelinen yerde, iddialı veya kol bükmeye dayanan dış politikanın kısıtları ortaya çıktı. İkna kabiliyeti, diplomasi sanatı sıfırla çarpıldı. Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs’ta, Yunanistan’la ve Mısır’la ilişkilerde hatta Suriye’de de geri adım atıldı. Söz konusu adımların tamamı, bir bütün olarak değerlendirilip, gerilimi düşürücü, yapıcı yaklaşım olarak da görülebilir. Öyle olması da bana göre doğru olur. “Erdoğan içten midir, değil midir” sorusunun çok diplomatik anlamı olduğunu sanmıyorum, şimdiye dek de hiç sanmadım.
Çabucak göz atalım bu dosyalara, sonra AB ve ABD ile ilişkilere geçelim. Libya’da üçbuçuk “kazanım” vardı: Vatiye Üssü, Trablus’la yapılan deniz yetki anlaşması ve Trablus tarafını, Bingazi tarafına karşı ayakta tutmak, buçukuncusu da yakın erimde Libya petrollerinden nemalanmak. Bunların tamamı artık sallantıda. Doğu Akdeniz’de sondaj gemileri Antalya Körfezi’ne çekildi. Kıbrıs’ta Maraş’ta piknik ve iki devletli çözüm derken, masaya geri dönüş. Yunanistan’la istikşafi görüşmeleri yeniden başlatmak ve Dışişleri Bakanı Dendias’ın Ankara’yı ziyareti. Mısır’a Müslüman Kardeşler’in sesini kısmak jesti. Suriye’de, Fırat’ın Doğusu’na dalamamak, dalınamayacak olunuşun teslimi ve Idlip’te sıkışma.
Adeta müzakere masasına üzerinde intihar saldırganı yeleğiyle oturan Ankara, ekonomik iflâsla bir karadeliğe dönüşme tehdidini de, haritadaki yerinin değerini pazarlamayı da tepe tepe kullandı. Yukarıda sayılan alanlarda bundan böyle maraza çıkarmayacağı taahhüdünü en azından ihsas etti. Karşılığında AB’den yaptırımın önü alındı. Yasadışı göçün önlenmesi ve Türkiye’ye yerleşik Suriyelilerin iaşe ve ibate masraflarının bir bölümünün karşılanması uygulaması canlı tutuldu. Sanki İran gibi “hasım” bir devletle ilişki kurulur gibi, teşvik ve ceza Ankara’nın atacağı adımlara bağlandı.
Böylece, AB ile kurulan ve dış politikanın biricik stratejik önceliği olması gereken (tek gerçek “beka” sorunu) adaylık ilişkisinin doğası -görüldüğü kadarıyla- geri döndürülemez biçimde bozuldu. Türkiye, bir değerler paydaşı değil, idare edilmesi gereken bir parçabaşı ortak konumuna indirgendi, küme düştü. Ufuksuzluk uyarınca bu durum, dış politika iç politikanın uzantısıyken artık, içişlerinin yani demokrasi, insan hakları, ifade özgürlüğü, laiklik, hukuk devleti gibi evrensel değerlerin, Batı’nın kapsama alanı dışına taşınması olarak kazanım addedildi. Ulusal çıkarların yerini Erdoğan’ın tahtta kalma savaşımının aldığı gerçeği açıkça tescillendi.
1952’de NATO’ya Türkiye’yi aldıran ABD idi. Soğuk Savaş boyunca Güney Amerika ve kimi Ortadoğu ülkelerinde olduğu gibi güney kanat ülkeleri Yunanistan ve Türkiye’de de gerçek demokrasi bir lüks addedilmişti. Ardından, AKP’nin iktidara gelmesinin, demir perdenin çökmesi sonrasındaki yeni tehdit algısıyla örtüşmesiyle de birlikte, Türkiye’ye “ılımlı islâm” modelliği rolü biçildi, bu kere laiklik lüks addedilir oldu. Rusya’dan S-400 almak ve İran yaptırımlarının Halkbank aracılığıyla çevresinden dolanmak gibi gereksiz hatalar (tenisteki “unforced error”) ABD ile ikili ilişkileri limonileştirdi.
Bugün ABD, Çin ile yeni bir küresel ve gelecek onyıllara yayılacak “modeller mücadelesine, rekabetine” giriyor. Bu durum AB’nin de, yakıcı Türkiye dosyasının Atlantik ötesine atılması bakımından, işine geliyor. Dosya, Aralık sonundaki AB Konseyi’nde Biden’in 20 Ocak’ta işbaşı yapacağı gerekçesiyle Mart’a, Mart sonunda da Haziran-Temmuz’da AB-ABD Zirvesi yapılacak olması bağlamında yaz aylarına ötelendi. Nasılsa Ankara’nın da zül, deli gömleği veya yük addettiği tam üyelik talebi yok. Onun yerine Gümrük Birliği güncellemesi ve vize kolaylığı isteği var. Diğer deyişle, “alan razı, satan razı” vaziyeti.
Diğer deyişle Türkiye’nin “içişlerine” burun sokma ödevi, geleneksel olarak AB’deyken artık ABD’ye geçiyor. ABD’nin yine geleneksel (zamanında NATO’ya aldırdığı) Türkiye’nin AB üyeliğinin perde gerisindeki başlobicisi konumu ise belli belirsiz Ankara’nın S-400’leri ülke dışına çıkarmak, gömmek, mühürlemek ve mühürleri ABD denetimine tabi kılmak seçeneklerine endeksleniyor. Türkiye’nin arzusu doğrultusunda menüdeki tüm yemeklerin sırayla servis edileceği bir ziyafet yerine, ABD önce ilk yemek olarak masaya tarhana çorbası konmayacağı güvencesini istiyor. Halkbank konusunda da yasalara bağlı kalmak zorunluluğunu işaret ediyor.
Üçgen veya dörtgen olarak da bakılabilir masadaki topların dağılımına. Istaka kimin elinde, oyun sırası kimde, duvarda “pike çekmek yasaktır” uyarısı asılı mı soruları da geçerli olmak kaydıyla. Üçgene AB ve ABD’nin yanı sıra Rusya, dörtgene Çin müdahil oluyor. Öyle ya, Brüksel’de Blinken’le görüşen Çavuşoğlu, hemen ardından Ankara’ya koşup Wang’ı ağırlıyor. Erdoğan-Putin, Akar-Şoygu ve Çavuşoğlu-Lavrov görüşmelerinin sıklığıysa çetele tutmayı zaten olanaksız kılıyor. Ecevit’in* “duvarın öte tarafına atlarız” çıkışı (1970 sonları) günümüzde anakronik: Ancak kendi şakağımıza kendi dayadığımız bir namlu olabilir.
Sanal ittifakına “demokratik” yakıştırmasını uygun gören muhalefet ise, iktidarın zoraki gerilim düşürme adımları karşısında, “elini tutan mı var, arkandayız!” ucuzculuğunu benimsemiş ve vizyon yoksunluğunu bir kez daha ortaya sermiş gözüküyor. Henüz demokrasi tanımında ittifak edememiş izlenimi veren bu anamuhalefet bloku, Erdoğan’ı AB’ye tam üyelik hedefini masanın ortasına çekmeye ve bu hedefle uyumlu, bu omurga çevresine örülen bir dış politikaya zorlamaktan ısrarla kaçınıyor. Bunun yerine, gündelik, taşrasal, yaygın Batı düşmanlığına yaslanan yaklaşımı köpürtme çabasıyla yetiniyor.
Oysa modernite bir bütün. Menü alakart değil, tabldot. Kendiyle barışık, külhanbeyliği özentisinden değil tarihiyle yüzleştiği için özgüvenli, gençliğinin neşeli cıvıltısını susturulması gereken bir kuru gürültü değil geleceğinin pırıltısı sayan, Türkiye’nin aidiyetinin yüzünü yüzyıllardır çevirdiği Batı’da olduğunun bilincinde, kadın-erkek eşitliği tam, her koşulda özgürlüğü önceleyen, birtakım kerameti kendinden menkul hassasiyetleri laikliğin önüne koymayan, dönüşümcü, çoğulcu bir muhalefet halen aranıyor. Geçen yazımda değindiğim üzere, Demirtaş’ın çağrıda bulunduğu gibi muhalefetin “4-5 temel ilkede uzlaşması” da “biz kimiz?” sorusunun yanıtı halen ve beyhude aranmakta olduğu için göründüğünden çok daha güçleşiyor.
Bugünün, boyumu aşan bir yakıştırma denemesinde bulunmam gerekirse, “tarih sonrası” denilebilecek Avrupa demokratik toplumlarında, yön gösteren, misyon biçen, yol çizen yani kısacası bildik anlamda tarihsel özelliği olan devlet adamı kimliğinde yöneticiler aranmıyor. Buna “kaht-ı rical” veya benim bir aralar sık sık yinelediğim biçimde “muhasebecilerin Avrupa’sı” denilebilir. Ancak bu durum bir demokratik sağlığı da anlatıyor. Toplumlar tamam oldukça, yurttaşlar mutluluklarını diledikleri biçimde aramaya özgür kılındıkça, yöneticiye de gündelik işleri gereğince, saydam ve hesap verir şekilde tedvir etmek kalıyor.
Biz oralara çok uzağız henüz. Fransa V. Cumhuriyetinin “seçilmiş monarklık” düzeninde/rejiminde her yeni gelen cumhurbaşkanının “kendini DeGaulle sanması” haklı olarak istihza konusu olur. Bizdeyse, “demokratik” muhalefetin üzerinde uzlaşacağı o mutasavver 4-5 ilkeyi alt alta yazabilmek, yeni Türkiye’nin (kirlenen ama teknik açıdan doğru terimle İkinci Cumhuriyet’in) üzerinde yükseleceği temellerin atılacağı şantiyeyi kurmak demek. “Türk Tipi Başkanlık Rejimi” adı altında topluma dayatılan derme çatma gecekonduda ilanihaye oturmayacaksak eğer.
* İçeriğine katılıp katılmamak bir yana, münhasıran üslûp, ciddiyet ve terbiye bakımlarından dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in 1978 yılında BBC’ye verdiği mülakat oldukça öğretici. Nereden nereye gelmiş Türkiye. Esasen herhangi bir Batı dilinde düşüncelerini kamuya açık biçimde ifade etme zorunluluğunu yaşamak da zaten kendi içinde öğretici.
** Ülkemizin yetiştirdiği AB konusunda en deneyimli ve birikimli diplomatların belki başında gelen emekli büyükelçi Selim Kuneralp’in konuya ilişkin yazısını değerli okurlara öneririm. Elleri değmişken BE Kuneralp’in diğer yazılarına göz atmalarını da dilerim.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
6.04.2025
23.02.2025
27.01.2025
9.12.2024
19.11.2024
11.11.2024
2.11.2024
1.08.2024
14.06.2024
14.04.2024