Berat ÖZİPEK
Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına uymayacağını açıklaması ve mahkeme üyeleri hakkında “yetki aşımı” iddiasıyla suç durusunda bulunması, yargıdan siyasete taşan bir kriz ortaya çıkardı.
Hukuki ihtilafın ötesine geçen bir mesele bu. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin mahkemeyi ve başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan’ı ağır bir dille suçlaması da bunun bir göstergesi.
Meselenin hukuku aşan boyutu, AYM’nin son kararıyla başlayan tartışmayı sadece hukuki bir meseleymiş gibi ele almamayı, sağlıklı bir değerlendirme için sosyal ve siyasi boyutlarını da analize dahil etmeyi gerektiriyor. Zira kişilerin ve kurumların konuyla ilgili olarak aldıkları pozisyon, Türkiye’de adalet, devlet ve demokrasi meselelerine dair pozisyonlarından bağımsız değil.
Bu yazı esas olarak AYM üzerinden yaşanan tartışmanın sosyo-politik boyutuyla ilgili. Ama ona geçmeden, meselenin hukuki boyutuyla ilgili olarak da yapılması gereken bazı tespitler var.
Hukuki bakımdan Yargıtay haklı görünmüyor
AYM’nin Şerafettin Can Atalay kararını hukuki açıdan çeşitli biçimlerde değerlendirmek mümkün. Pek çok hukukçu kararın doğru olduğunu düşünüyor. Ama hukuki bakımdan yanlış dahi olsa, bu hiçbir şekilde Yargıtay’ın aldığı siyasi pozisyonu haklılaştırmıyor.
AYM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) giden yolda bireysel başvuru öncesi son merci olarak düşünüldü ve ona bu yönde yeni bir işlev tanımlandı. Böylece hem vatandaşlar için ilave bir güvence olması hem de Türkiye’nin alacağı mahkûmiyet kararlarını azaltacak bir ara mekanizma olması öngörüldü.
Bunun anlamı, bugün AİHM’ne götürülebilecek her konuda hukuki bakımdan AYM’ne de başvurulabileceğidir. Dolayısıyla bir yetki aşımı veya Yargıtay’dan bir rol çalmadan söz edilemez; çünkü AYM’ne ancak hukuken kesinleştikten sonra başvurulabildiği için zaten esas olarak Yargıtay kararları götürülüyor.
AYM kendisine gelen başvuruya hak ihlali olup olmadığı temelinde bakıyor ve bir tespit yapıyor. Bu da bugünkü vaveylayı haklılaştırmıyor. Hak ihlali kararı vermek de doğrudan mahkemenin yerine geçerek onun yerine karar almak anlamına gelmiyor. Kısacası Yargıtay’ın tepkisi haklı görünmüyor.
Öte yandan basında, Yargıtay’ın bu kararı alan heyeti teşkil ediş biçimine dair sorular da gündeme getirildi; kanuni hâkim ilkesi açısından genel bir kural ve objektif bir usul olup olmadığına, ona uygun yapılıp yapılmadığına dair sorular. Yargıtay’ın bu konuda bir açıklama yapmaması, bu yöndeki soruları da gündemde tutuyor.
Yargıtay’ın çıkışının “darbe” olarak adlandırılması ve yadırganması, AYM kararlarının herkesi bağladığını söyleyen Anayasa’nın 153. maddesinin gayet açık olmasından kaynaklanıyor. Kısacası “acaba şair (ya da şârî) burada ne demek istedi?” dedirtecek türden soyut bir kuraldan söz etmediğimiz açık.
Hukuki formalizme kapılıp her durumda sırf bir mahkeme verdi diye “lütfen yargı kararlarına saygı duyalım” demek gerekmiyor elbette. Yargı kararlarına uymanın değil uymamanın hukuki olduğu durumlar da vardır. Kitabına uygun alınmış olsa bile o kararları yırtıp atmanın gerekli, hatta şart olduğu zamanlar durumlar. İnsan haklarını yok eden sonuçları olan ve böylece meseleyi bir düzen meselesi haline getiren türden kararlar gibi. Ama AYM’nin verdiği bu karar onlardan biri değil. Direnme hakkı da böyle kullanılmaz.
CHP ve MHP; Doğrular ve yanlışlar
CHP ve MHP’nin karşı karşıya gelişi de tartışmanın diğer bir parçası.
CHP, Yargıtay’ın ilan ettiği pozisyonu darbe olarak niteledi ve Meclis’te oturma eylemi başlattı. Ancak realiteyi etkileme potansiyeli zayıf bir eylem bu. Zayıflığı da söz konusu protestoyu yapana ilişkin güven eksikliğinden geliyor. Geçmişte Yargıtay’ın Hrant Dink, Danıştayın Başörtüsü ve AYM’nin 367 Kararı gibi utanç verici, milyonlarca insanın hayatını kabusa çeviren vahim kararlar vardı.
CHP veya onun şimdiki lideri Özgür Özel bu kararlar alındığında da böylesi bir sivil itaatsizlik tepkisi vermiş miydi yoksa onları savunmuş muydu bahsine girmeye gerek yok.
Bir gözlemcinin tespitiyle, CHP’nin öteden beri neyin adil olduğuna karar verirken “alırken mi satarken mi?” tutumu sergilemesinden, seçici özgürlükçülüğünden ve sadece kendine dokunduğunda “hukuki duyarlılık” geliştirmesinin yıllar içinde oluşturduğu güven kaybından dolayı “Adalet Yürüyüşü” örneğinde bu türden “hukuka ve adalete çağıran” eylemlerinin fazlaca etkisi olmuyor.
MHP’ye gelince, onun da Atalay kararının içeriğinden rahatsızlık duyduğu net biçimde görülüyor. Ancak burada görülmesi gereken gerçek, hukukun böyle işlemediği. Atalay Davası açısından ifade etmek gerekirse, Gezi’ye ve onun o Türkiye’ye verdiği zarara karşı çıkmak, gezicileri ahlaki bakımdan mahkûm etmek, hukuki bakımdan da aynı rahatlığa sahip olduğumuz anlamına gelmiyor.
MHP liderinin, hukuki duruşu ve kararlarıyla saygıyı hak eden AYM Başkanıyla ilgili sözleri ise kendi grup konuşmasının bütünlüğü içinde bile yadırgatıcı duruyordu.
Anayasa Mahkemesi’nin değerinin farkında olmak
Türkiye son on yılda ciddi sarsıntılarla karşı karşıya kaldı. Özellikle 17-25 Aralık operasyonlarından darbe girişimine uzayan bir dizi saldırı sonrası, OHAL sürecinde yargı erki de ciddi bir yıpranma yaşadı. Darbe girişimi sonrası normalleşme sürecinin doğru yönetilmemesi ve hakimlerin vicdanlarına uygun olmayan kararlar aldıklarından şikâyet edildiği bir süreçte, Türkiye’de yargı kurumu da zarar gördü ve bir güven kaybı yaşandı.
İşte böyle bir dönemde AYM adeta çalkantılı bir denizin içinde parlak bir deniz feneri gibi durdu. Herkesin, tüm kurumların yaşananlardan etkilendiği bir dönemde mahkeme, adalet ve demokrasi adına son umudun istinatgahı oldu. Bu hak edilmiş prestij heba edilmemeli.
Bugün eğer Hükümet biraz dikkatli bakacak olursa, AYM’den şikâyet etmesi değil gurur duyması gerektiğini anlayabilir. Bugünkü yeniden yapılandırılmış şekliyle AYM esas olarak kendisinin eseri ve en iyi eserlerinden biri. 1990’ların korkunç kararlar veren bir AYM’sinden ve onun laik olmayana insan gözüyle dahi bakamayıp saçma sapan ideolojik demeçler veren başkanlarından, bugün her kesimde saygınlık uyandırabilen bir mahkemeye ve onun ifade özgürlüğü ile ilgili nitelikli çalışmalarıyla tanınmış, sözünün hukuki ağırlığı olan başkanına giden yol, aslında Ak Parti’nin herkese gururla ilan etmesi gerekirken bugünlerde artık pek sözünü etmediği kendi Sessiz Devrim’inin ürünü.
Başkanlık sistemine geçiş sonrası yürütmenin öne çıkması ve merkezileşme olgusu da kuvvetler ayrılığı ilkesi bakımından taşların hala yerine oturmadığı bir ortamı ifade ediyor. Elbette bu parlamenter sistemin daha iyi olduğu anlamına gelmiyor. Bir hükümet sistemini sihirli değnek veya günah keçisi ilan etmek makul değil. Yani başkanlık sisteminden vazgeçip “güçlendirilmiş parlamentarizm” fantezilerine girmek gerekmiyor. Hiçbir hükümet sistemi bir anda ideal formuna ulaşmıyor ve yapılması gereken de sistemi revize etmek, özellikle yasama yürütme dengesini tesise yönelik değişiklik yapmak.
İşte böyle bir ortamda AYM’nin duruşu, sistemin kuvvetler ayrılığı açısından arz ettiği sorunu hukuki hassasiyetleri bariz dirayetli hakimler sayesinde çok daha ağır yaşayabilecekken öyle yaşamamamızı sağladı ve sağlıyor. Daha açık ifade etmek gerekirse, MHP’nin dediği olursa ve “uyumlu” karar alan bir AYM’ye geçilirse, yasama, yürütme ve yargıyı fiilen birleştiren bir yönetim ortaya çıkarsa, bu da demokrasi ve özgürlükler açısından çok kötü bir tablo demektir.
Bugün dışarıdan bakıldığına Türkiye’nin tek kişinin yönettiği, yargının da ona tabi olduğu bir ülke görüntüsünü bozan en önemli unsurlardan biri ve belki de en önemlisi AYM. Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını sıkça vurgulayan ve bunu bazen muhalefette bazen de iktidarda memnuniyetsizlik oluşturan kararlarıyla tüm dünyaya gösteren bir mahkeme o.
AYM’nin verdiği tüm kararlara veya tüm üyelerine mutlak güven duymak gerekmiyor elbette. Öyle bir devlet de mahkeme de olamaz çünkü. Bu bağlamda gündemi işgal eden bazı tartışmalar, kimi zaman başka bazı sorunların yansıması da olabilir. AYM’nin bunları gündemine alması ve tespit edilecek sorunların çözümü için çaba sarf etmesi doğru olur.
Yargının bir bütün olarak gündelik politikayla mesafeli olması, onun saygınlığı açısından da önemli. Prof. Dr. Zühtü Arslan ve onunla görev yapan ve AYM tarihinde hiç görmediğimiz, iyi hukukçu olmakla entelektüel birikimi şahıslarında birleştirmiş birçok üyenin karar aldığı bir mahkeme, Türkiye için gerçekten büyük bir şans anlamına geliyor.
Bütün siyasi gerilimlerin ötesine geçip sakin ve serinkanlı biçimde hukuku önceleyen ve bunu yaptığı ölçüde hangi siyasi görüşten olurlarsa olsunlar insanların güvenini kazanabilen hakimlerin rengini taşıyan bir kurum, kararlarından her zaman memnun olmasalar da herkes için, iktidar, muhalefet, hükümet ve ülke için büyük bir nimet. Kimi zaman isabetli karar vermese bile.
Dileyelim Türkiye bu nimetin kadrini kıymetini bilsin.
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
24.01.2026
6.01.2026
5.12.2025
2.12.2025
1.08.2025
28.07.2025
13.07.2025
28.06.2025
21.05.2025
20.02.2025