Halil BERKTAY
[11-12 Temmuz 2016] Hayret ve dehşetle farkettim: İlber Ortaylı tamamen saçmalamış; olanca üşengeçliği ve kendini beğenmişliği içinde, bir kere daha en ufak bir kaynak ve literatür kontrolü yapmak ihtiyacını duymaksızın sallamış, üfürmüş Çanakkale’deki Araplar konusunda. Suriye’den Çanakkale’ye nakledilemezlerdi, dolayısıyla yokturlar… buyurmuş. Bu spekülatif akıl yürütme yoluyla, güya halletmiş sorunu. Hürriyet de üzerine “son noktayı koydu” diye başlık çekmemiş mi; güldürürler insanı. Bu adamı da hâlâ otorite sanıyorlar. Ona da geleceğim (üç dört gün sonra).
Ama hazır lâf Nâzım’dan açılmışken, düşmek istediğim bir iki not daha var, bu ve başka güncellikleri ötelemek pahasına. Ali Kemal’e bakışı’nı yazarken, ikinci mısraında “hapisanelerinde yattım”ın geçtiği “Memleketimi Seviyorum”unu tekrar bulup okudum. Gençliğimde, 19-20 yaşlarımda nasıl tutkunuydum, anlatamam. Her adımda karşınıza yeni bir kopyalama hatâsı çıkaran internet versiyonlarını boşverin (halkın sarkık bıyıkları altından “kendi kendinden” bile gizleyerek gülmesini dahi “kendi kendimden” yapabiliyorlar, anlamı hiç takip etmeden). Tam metni için, bkz Adam Yayınları’nın komple Nâzım Hikmet edisyonunun (Şiirler 3) Kuvâyi Milliye cildinin Dört Hapisaneden (117-200) bölümü içinde, 124-125. Kendi hayatında Dört Hapisaneden diye bir kitabı yok, ama Pirâye’nin oğlu Memet Fuat’ın Mart 1966’daki tek ciltlik derlemesine koyduğu bu başlık, şiirin bağlamını çok iyi tarif ediyor. Çoğu, Nâzım’ın 1938’de tutuklanıp yargılanması ve mahkûm edilmesinden sonra, 1941’de Bursa cezaevine nakledilmesi arasında yazdıkları. Yani ilk üç hapishane, (a) İstanbul tevkifhanesi; (b) Ankara; (c) Çankırı. Bazıları daha da sonra (örneğin “Fakir Bir Şimal Kilisesinde”yi, 1946’de bitirmiş demiyelim de, 1946’da anti-faşizmin üzerine anti-Amerikan bir sonuç kısmı eklemiş gibi). Onun için (d) Bursa da dördüncü hapishane olarak devreye giriiyor. Ama hepsi, Memleketimden İnsan Manzaraları’ndan da, Rubailer veya Saat 21-22 Şiirleri gibi aynı yıllarda kaleme aldığı diğer dizi-denemelerden de ayrı duruyor, farklı bir öbek oluşturuyor.
Öte yandan bazıları, yer yer MİM’le akrabalık, ya da MİM’e hazırlık hissini uyandırıyor. “Memleketimi Seviyorum” da bunlardan, birkaç sayfa sonraki “Türk Köylüsü” de (aynıKuvâyi Milliye cildinde, s. 136). Üstelik kendi aralarında da çok örtüşüyorlar. Meselâ “Memleketimi Seviyorum”daki Memleketim: / Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya, / kurşun kubbeler ve fabrika bacaları / benim o kendi kendinden bile gizleyerek / sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir dizelerine, “Türk Köylüsü”nün Topraktan öğrenip / kitapsız bilendir, / Hoca Nasreddin gibi ağlayan / Bayburtlu Zihni gibi gülendir. / Ferhad’dır, / Kerem’dir, / ve Keloğlan’dır. / (…) / O, “Yunusu biçâredir, / baştan ayağa yâredir” dizeleri denk düşüyor. İkisinde de halkın ve Anadolu’nun içinden değil dışından bir anlatım; simge-isimler üzerinden işlenmiş, henüz nisbeten soyut ve şematik bir halkçılık ve Anadoluculuk söz konusu. İkisi de bu halkın bir gün kalkışıp devrim yapacağı inancına göndermelerle son buluyor. “Memleketimi Seviyorum”da: ileri, güzel, iyi / her şeyi / hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır / çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım / yarı aç, yarı tok / yarı esir… “Türk Köylüsü”nde: toprağın nabzı başlar / onun nabızlarında atmağa. / Ne kendi nefsini korur / ne düşmanı kayırır, / “Dağları yırtıp ayırır, / kayaları kesip yol eyler âbıhayat akıtmağa…”
Bu genellemeler düzeyinde Nâzım, MİM’in -- adı üstünde -- müşahhas “insan manzaraları”nden henüz hayli uzak. Gerçek hayatlar yok; gerçek hayatların ne/ler olabileceğine (olması gererktiğine) dair, teorik bir tavırdan türetilmiş varsayımlar var. Gene de, emekçilerin kendi kendilerini kurtarmaları, aydınların da emekçilerle bütünleşmelerini öngören bu Marksist teorik tavır, Kemalizmin “halk için halka rağmen”ciliğine kıyasla, en azından prensipte, kağıt üstünde çok daha ileri. O yüzdendir ki, asker-bürokrat zümrenin halkı geri, ilkel, cahil diye olumsuzlamasının karşısında, kendi çalışkan - namuslu - yiğit olumlamalarını sıralıyor. Nitekim ilginçtir; Nâzım sonradan bu ikinci şiiri alıp Kuvâyi Milliye’sine monte etmenin de bir yolunu bulur. MİM’de ve Kuvâyi Milliye’de özel bir ilerici, aydın subay tipi vardır, Nurettin Eşfak diye. Besbelli ki Millî Mücadele’nin solunda, belki hayli solunda yer alır. Örneğin Büyük Taarruz’dan hemen önce, 26 Ağustos sabahı beşe beş kala Kocatepe’de beklerken, Mehmed Âkif’i ve İstiklâl Marşı’nı geleceği “Hakkın vaadettiği günler” diye tarif etmesi üzerinden eleştirir (Kuvâyi Millliye, s. 86). İşte bu Nurettin Eşfak’a özel bir bölüm açar Nâzım, Kuvâyi Milliye’de. Başlığına da Dördüncü Bap. Nurettin Eşfak’ın Bir Mektubu ve Bir Şiiri der. Bu kısa dosyada, önce Nurettin Eşfak’ın kardeşine Ankara’dan yazdığı ve neden öğretmenlikten istifa edip ihtiyat zabiti (yedek subay) olarak cepheye gitmek üzere olduğunu anlattığı mektubu ve ardından, Bir şiir yazdım, / garip bir şiir diye sunduğu “Türk Köylüsü” yer alır. Besbelli ki Nâzım, aşağıdan yukarı bir yaklaşımla Karayılan, Kambur Kerim, Arhavili İsmail gibi halk kahramanlarını anlattıktan sonra, bir de subay sınıfının sesini duyurmak ihtiyacını hissetmiş; bunun için de Nurettin Eşfak’ı seçmekle, hem kendisinin halka/Anadolu’ya (yukarıda değindiğim) dışarıdan bakışını (devrimci şiddet karşıtı hukukî meşruiyetçiliği Tatar yüzlü adama aktarırcasına) Nurettin Eşfak’a aktarmış, hem de öğretmen-subay Nurettin Eşfak’ı bir boyutuyla Reşat Nuri’nin Çalıkuşu’ndaki (1922) Feride’sinin, diğer boyutuyla Yakup Kadri’nin Yaban’ındaki (1932) Ahmet Celal’inin ve aydın-halk yabancılaşmasının karşısına dikmiş; daha ileri ve ilerici, halkı seven, halk dostu bir münevver zabit modeli olarak sunmaktadır.
Bu açıklama ve bağlantılar temelinde, ben dahil 60’lar ve 70’lerin bütün solcu öğrenci-gençlik kuşaklarının hem “Memleketimi Seviyorum”a, hem “Türk Köylüsü”ne neden çok düşkün olduğunu, dilinden düşürmediğini anlamak çok zor olmasa gerek: Nâzım’ın son tahlilde dışarıdan halkçılığı ve köylü idealizasyonu, (Köy Enstitüleri ve köy romanıyla, Ahmet Arif’le, Ruhi Su’yla, İnce Memed’le, Yılmaz Güney’le yetişen) bizlerin konumumuza ve duygu-düşünce ufuklarımıza fevkalâde uygun düştüğü için.
Güzel olmasına hâlâ güzel de… Ne o heyecan bir daha geri gelir, ne de o dünya. Daha sâkin ve analitik baktığımızda, 75 yıl önce nasıl bir memleketmiş Nâzım’ın yaşadığı ve sevdiği; daha doğrusu, sevgisinin nasıl anlatıyor? Başlıca iki öğe üzerinden: bir, insan; iki, maddî çevre (doğa, nesneler, coğrafya). İnsan unsuru üç yerde geçiyor (bazılarını ikinci defa alıntılıyorum): (a) ikinci kıtada, Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya / (…) / benim o kendi kendinden bile gizleyerek / sarkık bıyıkları altından gülen halkım; (b) üçüncü kıtada, bir kere olsun gidemediği için utandığı güneyin pamuk işleyenleri; (c) en sonda,ileri, güzel, iyi / her şeyi / hayran bir çocuk sevinciyle kabule hazır / çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım / yarı aç, yarı tok / yarı esir…
Tekrar pahasına: bu referanslar hep genel, soyut ve folklorik. Maddî çevreye gelince, ilk bakışta algılamasanız da, çaktırmadan şiirin yarısından fazlasını kaplıyor. (1) En baştaki dağınık fragmanlar: çınarlar… hapisaneler… tütün… Sakarya… kurşun kubbeler [camiler]ve fabrika bacaları. (2) İçeriği görece sıradan, ama iyi terennüm edilmiş bir coğrafya (büyük kısmı, bazı uç noktalar üzerinden, dengeli ve âhenkli bir yer isimleri sıralaması):Memleketim ne kadar geniş: / dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana. / Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum . / Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum / ve güneye / pamuk işleyenlere gitmek için / Toroslardan bir kerre olsun geçemedim diye / utanıyorum.
Ve şimdi geliyoruz daha canalıcı bölümlere. (3) Gerilik ve yoksulluk çağrışımları:Memleketim: / develer, tren, Ford arabaları ve hasta eşekler, / kavak / söğüt / ve kırmızı toprak. / (…) / ve sonra karasaban / ve sonra kara sığır.
(4) Uzun bir canlılar, bitkiler ve hayvanlar kataloğu: Memleketim. / Çam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven / alabalık / ve onun yarım kiloluğu / pulsuz, gümüş derisinde kızıltılarla / Bolu’nun Abant gölünde yüzer. / Memleketim: / Ankara ovasında keçiler: kumral, ipekli, uzun kürklerin pırıldaması. / Yağlı, ağır fındığı Giresun’un. / Al yanakları mis gibi kokan Amasya elması, / zeytin / incir / kavun / ve renk renk / salkım salkım üzümler (bundan sonra karasaban, kara sığır ve final kısmının insanları geliyor, yarı aç yarı tok, yarı esir).
Fakat ne kadar klasik imgeler -- ve ne kadar tarımsal bir ülke! İki kelime “fabrika bacaları”; bir söcük “tren”; iki sözcük “Ford arabaları” (ve onlar da hayli döküntü olmalı). Gerisi fındık, incir, üzüm, elma, zeytin, kavun (ve tiftik yünü). Aynen, çocukluğumun Yerli Malı Haftaları gibi. 1930’lar ve 40’ları anlarım. Büyük Bunalım gelip çatmış; neo-merkantilizm kol geziyor. Herkes kendi derdinde; ithalâtı kısma, ihracatı artırma, dövizi ülke içinde tutma peşinde. Türkiye de kendi yağıyla kavrulma çabası içinde. Gelin görün ki bu ideolojik miras, olduğu gibi devrildi 1950’ler ve 60’lara. Yerli malı yurdun malı / Her Türk onu kullanmalı. Böyle tekerlemeler vardı ezberlediğimiz. İlkokul 2, 3, 4. Yerli Malı Haftası gelir çatar; herkes evlerinden hep aynı şeyleri getirip koyardı, sınıfın bir köşesinde kurulan masaya. Ne bir parça dokuma, ne herhangi bir araç gereç; ne bir pil, çekiç, tornavida, iplik makarası, dikiş makinası, elektrik ampulü. Yok efendim. Varsa yoksa elma, armut, portakal, kestane, [İzmirli olduğumu unutmayın] zeytin ve zeytin yağı, üzüm ve kuru üzüm, incir ve kuru incir. Tıpkı, ama tıpkı Nâzım’ın listesi.
Düşünüyorum. Herşey değişti, hepimiz değiştik. Dünya, Türkiye, bizler. Nâzım gibi, memleketini gerçekten seven biri çıksa ve bu sevgiyi bugün, 21. yüzyıl başlarında, şu 2016 yılında, aşağı yukarı aynı somutlukta anlatmak istese… Acaba ne gibi imge ve simgelere başvurabilir?
Yoksa acaba öyle kollektivist, genelleyici ve bütünleyici bir “biz” şiiri, artık mümkün değil mi?
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024