Halil BERKTAY
[4-5 Ocak 2020] Araya Kasım Süleymani olayı girdi. 3 Ocak yazımda dile getirdiğim fikirlerden devam ediyorum. Daha dört beş gün boyunca, şu “aşırı uçlar, aldatılanlar, yalan haberler ve dış güçler” sorunsalı etrafında dönen bir dizi örnek sunacağım.
Bildiğiniz gibi Güneydoğu Asya’da, Hindiçini yarımadasının sol kenarında Myanmar diye bir ülke var. Eski adı Burma veya Birmanya. 19. yüzyılda İngiliz kolonisi oldu. 1948’de bağımsızlığına kavuştu. Sonra, Üçüncü Dünya açısından çok tipik bir gelişmeler zinciri yaşandı. Yeni bağımsızlığına kavuşan pek çok Asya ve Afrika ülkesinde olduğu gibi, 1962’de ordu iktidara el koydu. Ülke yirmi küsur yıl başını Burma Sosyalist Program Partisi’nin çektiği bir askerî diktatörlükle yönetildi. Bu “sosyalist” sözcüğüne dikkat. Zamanın devletçi, otoriter kalkınmacı akımlarının alâmet-i farikasıydı. Türkiye’de de 27 Mayısçıların bir bölümü, sonra Doğan Avcıoğlu ve Yön-Devrim çizgisi bu eğilimdeydi, ama tutmadı. Buna karşılık Ortadoğu’da Nasırcılık, Baasçılık ve türevleri Sovyetler Birliği’nin himayesine girmişti. Uzak Doğu’da Myanmar ise derhal Çin’in bölgesel nüfuz alanına eklendi. Ortak rasyonel, anti-emperyalizm alanının genişlemesi oldu.
1988’de patlak veren büyük kitle hareketleri rejimi sarstı. 1990 seçimlerini o dönemin giderek ikonikleşen demokrasi savaşçısı Aung San Suu Kyi liderliğindeki Ulusal Demokrasi Birliği (UDB) kazandı. Ancak hükümeti kurmasına izin verilmediği gibi, kısa sürede yasaklandı ve yeraltına itildi. Generaller çözümü kukla bir sivilleşmede aradı. Bu süreci idare etmek için bir Devlet Barış ve Kalkınma Konseyi kuruldu. 2003’te yedi aşamalı bir yol haritası sunuldu. Bu çerçevede, 2010 seçimleri yapıldı. UDB’nin boykot ettiği seçimleri, askerlerin partisinin (Türkiye’nin 1983 seçimlerini kazanmaya eli mahkûm olduğunu fazla erken ilân eden Turgut Sunalp’in ve MDP’sinin [Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin] Myanmar versiyonunun) her iki mecliste neredeyse yüzde 80 çoğunlukla kazandığı ilân edildi. Pek kimse yutmadı. ABD başkanı Barack Obama, seçimleri “çalınmış” ilân etti. Buna karşılık Çin beklenebilecek bütün refleksleri gösterdi; sonuçları benimsedi ve dış güçlerin Myanmar’ın içişlerine karışma çabasını kınadı. (Sırf bu aşamada, Amerika’nın “emperyalist,” Çin’in “sosyalist,” Myanmar’ın ise “yerli ve millî” olmuş olması, kimi haklı kimi haksız saymamızı gerektirirdi?)
Geçelim. Bizde 1946 seçimleri gibi Myanmar’da da 2010 seçimleri, ülkenin demokrasiye yürüyüşünü ilk ağızda durduramadı. 2011’de ordu Aung San Suu Kyi ile doğrudan pazarlığa girdi ve ilk taleplerinin bir kısmını karşıladı. İşçi sendikaları yasallaştı, siyasî tutukluların onda biri serbest bırakıldı. Karşılığında UDB 2012 ara seçimlerine katılacağını açıkladı -- ve 45 milletvekilliğinin 43’ünü aldı. Bu süreçte Suu Kyi, mutlaka generallerin onayıyla, Başkan Obama ile uzun bir telefon görüşmesi de yaptı ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ülkeyi resmen ziyaret etmesi kararlaştırıldı. Myanmar üzerindeki tecridin kırılması demek olan bu gelişmeyi Çin “ihtiyatla” karşıladı. (Doğru muydu? ABD 1946-50’de Türkiye’de olduğu gibi 2010’larda da Myanmar’daki demokratikleşme sürecine destek vermese miydi? Emperyalistlik taslamamak adına, Çin tarzı bir aldırmazlığı -- yani aslında diktatörlüğe destek tavrını -- benimsemesi daha mı iyiydi?)
Devam edelim. 2015 seçimleri sürecinde UDP, parlamenter demokrasinin olağan tuzakları karşısında ilk popülist tehlike sinyallerini vermeye başladı. Büyük çoğunluğu Budist olan bir ülkede, aşırı milliyetçi Ma Ba Tha örgütünün son derece dar ve katı zihniyet sahibi Budist rahiplerine tâviz vererek, aday listelerinde Müslümanlara yer vermekten kaçındı. (İdeolojik yapısı kabaca MHP’ye karşılık gelen bu grubun, Irkı ve Dini Koruma/Yaşatma Derneği, Örgütü veya Komitesi olarak tercüme edilebilen tam adı, yüzde yüz millî ve yerli karakterine tanıklık etmekte.) Sonraki gelişmeler düşünüldüğünde, bu endişe ve çekingenliğin özellikle Suu Kyi açısından çok ciddî sonuçları olduğu anlaşılıyor. UDB 2015’te müthiş bir zafer kazandı gerçi. Başkanlık Temsil Koleji’nde, 2010’un güya galibi Birlik Dayanışma ve Kalkınma Partisi ile onun tarafından atanmış vekillerin oluşturduğu asker-yanlısı bloku altedebilmek için, meclisin her iki kamarasında yüzde 67’lik bir “süper-çoğunluk” sağlamaları gerekiyordu (Türkiye’de, 2007’nin “nitelikli çoğunluk” dalaveresini hatırladınız mı?). O sınırı çok aşıp Temsilciler Meclisi’nde 255, Milliyetler Meclisi’nde 135 koltuk kazanarak BDKP’yi yaya bıraktılar ve parlamentonun tamamında yüzde 86’ya ulaştılar. Bu sayede hem cumhurbaşkanını, hem cumhurbaşkanı yardımcısını seçme hakkını elde ettiler. Aung San Suu Kyi, gerek müteveffa kocasının, gerekse çocuklarının yabancı bir ülkenin (İngiltere’nin) vatandaşı olmaları (ve Myanmar vatandaşlıklarının, cunta tarafından iptal edilmesi) yüzünden cumhurbaşkanı seçilemedi. Bunun yerine, kendisi için Devlet Danışmanlığı diye yepyeni bir makam icat edildi. Bu suretle hükümete fiilen ve doğrudan başkanlık etmesi mümkün kılındı.
Ama ordu kendi başına buyrukluğunu korudu ve Suu Kyi, hem Budist milliyetçiliğiyle, hem de silâhlı kuvvetlerle uzlaşmak durumunda kaldı -- ve bu, bir bakıma onun yükselişinin doruğu ama aynı zamanda inişinin başlangıcı oldu. Myanmar’ın etnik-dinî karmaşıklığı ile askerin fütursuzluğunun bileşimi, milliyetçilik karşısında Aung San Suu Kyi’nin köşeye sıkışmasına yol açtı. Bu tür “millî mesele” krizleri çoğu zaman “memleketin asıl sahipleri”nin lehine, iktidara daha zayıfça tutunan sivillerin aleyhine olur. Çünkü popülist dalgayı göğüsleyemez, ses çıkaramazlar. Myanmar’da da aynen bu yaşandı. 2017’de ordu “aşırılık tehlikesi” gerekçesiyle, yıllardır zaten “Bengali” saydığı ve vatandaşlık tanımadığı, Rahinke eyaletindeki zavallı devletsiz Rohingya Müslümanlarına karşı harekete geçti. (Sakın bana kimse ırkçılığın sadece Batı’ya ve beyaz adama özgü olduğunu söylemesin.) Düpedüz bir soykırım gerçekleştirildi. Binlerce Rohingya öldürüldü. 744,000’i ülkeden kaçtı. Komşu Bangladeş’e sığınan mültecilerin toplam sayısı 1.1 milyonu buldu.
Hiç olmazsa gizli kalmadı, kalamadı. Uluslararası basın sayesinde bütün dünya öğrendi olup biteni. Bu sefer mağdurlar Müslüman olduğu için, Türkiye’den Batı medyasını kötüleyen, çifte standartlılıkla suçlayan, dış güçlerin parmağından şikâyet eden tek ses çıkmadı. Buna karşılık, maalesef 1991 Nobel Barış ödüllü Aung San Suu Kyi üstlendi, bütün dünyaya ve insanlık vicdanına karşı “ülkesi”ni savunma işlevini. Gambiya’nın açtığı dâvâ üzerine 2019 Aralık ortalarında Den Haag’daki (Lahey) BM Uluslararası Adalet Divanı’nın önüne çıktı ve Rohingyaların sırf Rohingya oldukları için nasıl vahşice, kadın erkek, çoluk çocuk demeksizin, bazen korkunç işkencelerle katledildiğine dair birinci elden tanıklıklara, ayrıca bu fecaati yurtdışına duyuran Myanmarlı gazetecilerin nasıl tutuklanıp ağır hapis cezalarına çarptırıldığına dair (son kısmı doğrudan kendisini ve hükümetini ilzam eden) bilgilere rağmen, (tıpkı İttihatçı-Kemalist Türk milliyetçiliğinin bunca yıldır 1915 Ermeni soykırımını kabullenememesi gibi), Aung San Suu Kyi de 2017 Rohingya trajedisi için hayır, karmaşık ve üzücü, acılı bir durumdur, ama soykırım değildir dedi.
Myanmar generalleri kuşkusuz çok memnun kaldı, kendileri öne çıkmaksızın bunu Suu Kyi’ye söyletebildiklerine. Ama uluslararası kamuoyu yemedi, kabul etmedi. Aralık sonunda konu bu sefer Birleşmiş Milletlere geldi. Önce, 14 Aralık’ta Sosyal, Kültürel ve İnsancıl konulardan sorumlu Üçüncü Komite’de ele alındı. Görüşülen karar tasarısında, Müslüman Rohingyalara ve diğer azınlıklara karşı ciddî insan hakları ihlâlleri kınanıyor; keyfî tutuklamalara, işkenceye, gözaltında ölümlere, diğer zalim, insanlık dışı veya aşağılayıcı uygulamalara son verilmesi isteniyor; Myanmar ordusu ve güvenlik güçleri her türlü şiddete derhal son verip ülkede yaşayan herkesin insan haklarını teminat altına almaya çağırılıyordu.
Tasarı Üçüncü Komite’den 140 lehte, 9 aleyhte ve 32 çekimser oyla geçti. Kimler karşı oy kullandı? İbret verici bir tablo: Myanmar’ın yanı sıra Rusya ve Belarus, sonra Çin, Laos, Vietnam, nihayet Kamboçya, Filipinler, bir de Zimbabwe. Yani Asya’nın iki yeni süper-diktatör devleti, daha küçük uydu ve müşterileri, bir de tek tük, kendileri asla benzer şekilde sorgulanmak istemeyecek hayli hukuk dışı rejimler. Ardından Genel Kurula geçildi ve hemen aynı örüntü tekrarlandı: 193 üye ülkeden 181’inin katılımıyla, 134 lehte, gene o 9 ülke aleyhte, 28 çekimser. Ha, bir de Myanmar’ın BM büyükelçisi Hau Do Suan’ın beyanı var tabii. Genel Kurul kararının Myanmar’a “siyasi baskı” amaçlı olduğundan yakındı. Rakhine eyaletindeki “karmaşık duruma” çözüm getiremeyeceğini söyledi. “Çifte-standartlılığın [ve] insan hakları ölçütlerinin seçici ve ayırımcı biçimde uygulanmasının bir diğer klasik örneği” diye niteledi.
Ne kadar evrensel bir reaksiyon! Bodrumunda veya merdiven altında gizleyecek şeyleri olan bütün rejimler, hep aynı sözlerin ardına saklanıyor.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
10.03.2025
8.03.2025
8.03.2025
6.03.2025
10.02.2025
29.01.2025
25.01.2025
16.01.2025
24.12.2024
20.11.2024