Münir AKTOLGA
Bir kere önce şu gerçeğin kabul edilmesi gerekiyor; bizim son derece pragmatik, ne istediğini ve neyi istemediğini bilen bir halkımız var. Bununla gerçekten gurur duyabiliriz...
Peki halkımız 1 Kasım mesajıyla ne dedi; ne istiyor bu halk, ya da neyi istemiyor? Önce isterseniz 7 Haziran’a geri dönelim ve oradaki mesajı bir hatırlayalım:
7 Haziran Seçiminden hemen sonra şöyle yazmıştık :
http://www.marmarayerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/34979-LAFI-UZATMAYA-GEREK-VAR-MI
1-Sayın Erdoğan, "Kürt sorunu yoktur", "Dolmabahçe uzlaşması yanlıştır" dediği an halkımız bunu çözüm sürecine başından beri karşı çıkan MHP'nin haklı olduğunun ilanı olarak yorumlamıştır... Çözüm sürecini başlattığı, bu konuda çok emek verdiği halde bu yeni politikayla Sayın Erdoğan HDP yi de haklı-mazlum, hakkı yenmiş konumuna sokmuştur... „Kürt sorunu yoksa’, ‘Dolmabahçe uzlaşması yanlışsa’ o zaman sen iki yıldır hangi sorunu çözmeye çalışıyordun!! Demek ki, MHP nin haklı olduğunu görerek masadan kalkan sensin“ diyerek halkımız HDP yi çözümün tek savunucusu olarak görmeye başlamıştır... Tam seçim öncesinde bu türden bir duruşla sayın Erdoğan zaten Hükümetin manevi sahsiyetini de sıfıra indirmiştir...
2-Sayın Erdoğan “Türk tipi başkanlık sistemi” dayatmasıyla yeni demokratik bir anayasa talebinin önünü kesmiştir ki, bu da başından beri AK Parti’yi destekleyen demoktat kamu oyunu tereddüde yöneltmiştir...Erdoğan, mücadeleyi 21.Yüzyıl kulvarından 20.Yüzyıl kulvarına taşımakla, ipleri bir kısım danışmanlara kaptırmakla kendisini seçimin tek mağlubu haline getirmiştir. HDP’nin başarısının altında yatan tek neden sayın Erdoğan’ın izlediği yanlış politikadır... Bu politika "seni başkan seçtirmeyeceğizden" başka birşey söylemeyen HDP yi bütün tepki oylarının yöneldiği merkez haline getirmiştir...Yani, secimin galibi HDP değildir... Seçimin mağlubu sayın Erdoğan’ın izlediği politikadır... HDP bunu görerek tepki oylarını kendisine kanalize etme başarısını göstermiştir o kadar...Sürekli gerilim, sürekli tırmanış, sürekli kavga havasının yaratılması halkın tepkisini toplamıştır... Yok efendim bütün dünya bize savaş açmışta, küresel güçlerle savaşıyormuşuz, ikinci kurtuluş savaşı veriyormuşuz ruh hali halkın tekpisini toplamış, HDP de bu tepki oylarını kendisine kanalize etmeyi başarmıştır. Bu kadar açık!!..
21.Yüzyıl Türkiye’sinde kimse Türkiye’yi küresel süreçlerin dışına taşıyamaz. Öyle antika „kurtarıcılara“-mehdilere ihtiyacı yok Türkiye’nin. AK parti bir an önce ilk on yıldaki politikalarına geri dönmelidir…
Ben herşeye rağmen HDP barajı aşarken AK Partinin de gene tek başına iktidar olmasını istiyordum, böyle de tahmin etmiştim; ama demek ki halkımız olayı biraz daha radikal bir şekilde değerlendirmiş ve ona göre de Erdoğan’a daha ağır bir fatura kesmiş... HDP nin herşeye rağmen parlamentoya girmesi ise iyi olmuştur, inşallah seçim öncesi uç çıkışları kaybolur ve çözüm sürecinde kararlı bir şekilde devam ederler“... (Bu yazının 8 Haziran 2015 tarihli olduğunu hatırlatıyorum!)
Şimdi dönüyoruz 1 Kasım Seçim sürecine:
Hakkını yememek lazım, hatasını anladığı için olsa gerek, bir yeniden seçim olursa 7 Haziran’dan farklı sonuçların ortaya çıkabileceğini düşünen-belki de başka çıkış yolu olmadığı için- Sayın Erdoğan, Türkiye’yi 1 Kasım yeniden seçim sürecine yönelten en önemli etken olmuştur. Ve de-arada sırada gene, ben de buradayım dercesine ortaya çıkmakla birlikte-öyle 7 Haziran öncesinde olduğu gibi aktif bir seçim propagandası yapmaktan kaçınmış, „Türk tipi Başkanlık“ söylemini falan da terkederek, yeniden „AB katılım sürecinden“ bahsetmeye başlamıştır… Ama bu kadar; buradan, bazılarının yazdığı gibi, 1 Kasım’dan „Erdoğan’ın nasıl bir stratejik deha olduğu“ sonucu falan çıkmaz!!... Madem bu kadar „stratejik bir deha“ idi, o zaman bu „dehayı“ neden 7 Haziran öncesinde kullanmadı Erdoğan?...
Bu noktada Davutoğlu’nun da hakkını vermek lazım…
Bir kere, Babacan ve Şimşeğe sahip çıkarak daha işin başında jakobenlere, „durun bakalım ben de varım“ diyerek, öyle küresel süreçleri, piyasa mekanizmasını falan bir yana iterek ne olduğu belli olmayan ekonomi politikalarıyla bir yere varılamayacağını ortaya koymuş, Saray’a da- ilişkileri zedelemeden- „o kadar da değil“ deme cesaretini göstermiştir… Bunun dışında, 1 Kasım Seçimine damga vuran diğer Davutoğlu politikalarını şöyle özetleyebiliriz:
1- 1 Kasım Seçim kampanyası boyunca AK Parti’nin en önemli sloganı „kuruluş değerlerimize dönmek“ olmuştur.
2- 1 Kasım Seçimi, 7 Haziran’da olduğu gibi ne olduğu belli olmayan-aslında olan- bir „Türk tipi Başkanlık Sistemi“ oylaması olmaktan çıkarılmıştır.
3- „Kürt Sorunu yoktur“ söylemi terkedilerek, „seçimden sonra zamanı gelince „Çözüm Süreci buzdolabından çıkarılacaktır“ söylemi öne çıkarılmıştır.
4- En geniş katılımla yeni bir anayasa yapımı vaadi tekrar gündeme alınmıştır.
Kongre öncesinde AK parti’ye yazılan „Açık Mektup’ta“ şöyle diyorduk:
http://www.marmarayerelhaber.com/Munir-AKTOLGA/37335--KONGRE-ONCESi-AK-PARTiYE-ACIK-MEKTUP (13.9.2015)
“O halde ne yapmak gerekiyor?
AK Parti, kendi varoluş diyalektiğine-özüne-dönerek direksiyonu yeniden ilk on yıldaki doğrultuya-„Devrimin ikinci aşamasına“ doğru çevirebilir mi?... Bu, Türkiye’nin olduğu kadar AK Parti’nin de iç dinamiklerine bağlı; ama önce, her halukarda, AK Parti’nin Türkiye’yi vesayetten kurtarırken içine düştüğü vesayetten kurtulmasına bağlıdır!…
Sayın Erdoğan’a gelince, devrimin birinci aşamasının önderi-lideri olarak onun önünde de bir yol ayrımı var. Ya „göklerden gelen iradeyi temsil eden Tanrısal bir güç-mehdi“ falan olmadığını görerek ilk on yılda olduğu gibi dünyalı bir lider olduğunu farkedip halkın önderi rolüne geri dönecek, ya da, kendisini „kefen giyme“ yoluna sokan ideolojinin çıkmaz sokaklarında kalacak!... Bu durumda yazık olacak tabi. Bu halk o kadar güvendi ona, onu bağrına bastı, gerçekten yazık olacak!…
Peki bu saatten sonra bütün bunlar mümkün müdür?...1 Kasım Seçimi AK Parti’nin ve sayın Erdoğan’ın tarihsel olarak devrimci rollerine dönmeleri için bir şans olarak görülebilir mi?
Evet, ama bunun da bir ön koşulu var!... Bunun için AK Parti’nin Kongre kararı olarak topluma açık bir irade beyanında bulunması gerekiyor:
1- İlk fırsatta merkeziyetçi eski Devlet yapısının değiştirilerek, bunun yerine bütün Türkiye için geçerli olmak üzere yerelden yönetime ağırlık veren adem-i merkeziyetçi bir yeniden yapılanmaya gidileceğinin,
2- eşit vatandaşlık statüsünü ve anadilde eğitim özgürlüğünü de içine alan demokratik standartlara uygun yeni bir anayasa yapılacağının ilan edilmesi gerekiyor”…
SONUÇ...
Gerçi AK Parti Kongre kararı olarak yukardaki gibi bir irade beyanında bulunmadı ama, gene de halkımız, “şu an başka bir alternatif yok” diyerekten 1 Kasım Seçimiyle ona bir kredi açtı. Umalım ki AK Parti kurmayları bu mesajı doğru okuyabilsinler. Bu yolda umut verici ilk gelişme Davutoğlu’nun balkon konuşmasından geldi. Şöyle dedi Davutoğlu:
“İlk günden bu yana yapmış olduğumuz anayasa davetini, her iki kişiden birinin oyunu alan Türkiye'nin bu anlamda kaderinin öncüsü olan bir partinin, iktidar partisinin genel başkanı olarak bir kez daha tekrarlıyorum, sağlıklı bir seçim sistemi için, verimli ve şeffaf bir hükümet yapılanması için, bürokrasinin siyasete ayak bağı olmadığı bir Türkiye için Meclis'e giren bütün partilere yerli ve milli anayasa yapma çağrısında bulunuyorum. Darbe anayasalarını bırakarak, sivil ve özgürlükçü bir anayasa için hep beraber el ele verelim' diyorum."
SAKIN HA!!..
AK Parti’nin, Davutoğlu’nun, Erdoğan’ın ve de diğer AK Parti kurmaylarının düşebileceği en büyük hata ne olur biliyor musunuz:
“Bakın gördünüz mü, 7 Haziran’da hata yapan halkımız, hatasını gördü ve düzeltti”!!..
Göreceksiniz, bütün o jakoben kılıklı “Danışmanlar” ve basındaki AK Parti silahşörleri 1 Kasım sonuçlarını bu şekilde yorumlayarak süreci yeniden yolundan saptırmaya çalışacaklar!... Gerisi artık sayın Davutoğlu’na kalıyor!...
1- Bence Davutoğlu, Babacan’a, Şimşek’e, Merkez Bankası kadrolarına sahip çıkılmalıdır. Jakobenlerin ne olduğu belirsiz maceracı-Devletçi ekonomi politikalarına prim verilmemeli, küresel sermaye çevrelerine olumlu mesajlar iletilmelidir...
2- Derhal yeni bir anayasa için kollar sıvanmalı, bütün sivil toplum potansiyeli de arkaya alınarak Kürtlerle zedelenen duygusal bağlar yeniden inşa edilmeli, dünyaya olduğu kadar bölgeye de “yumuşak güç” politikalarına geri dönüldüğü ilan edilmelidir...
3- “Üst akıl” falan gibi jakoben politikalara destek yapılmaya çalışılan -komplo teorilerinden vazgeçilmeli, Türkiye’nin karşısında oluşan cephenin önemli oranda bütün dünyayı karşımıza alan yanlış-maceracı-Osmanlıcı politikaların sonucu olduğu anlaşılarak dünyaya ve Batı’ya Türkiye’nin güvenilir bir müttefik olduğ mesajı verilmelidir...
4- Ortadoğu politikasının ekseni Osmanlıyı ihya etme olmaktan çıkarılmalı, Türkiye’nin, “ülkelerin iç işlerine karışmama” ilkesine bağlı olduğunun altı çizilmelidir...
Bunlar, 1 Kasım mesajının AK Parti’ye yönelik bölümleri. Ama 1 Kasım’ın bir de PKK-HDP politikalarına yönelik yanı var ki bu da en azından diğeri kadar önemlidir:
GELELİM HDP-PKK CEPHESİNE!...
1 Kasım Seçimi’nin asıl mağlubu bu ikili bence!...
1 Kasım akşamı Sayın Demirtaş’ın yaptığı basın toplantısını- seçim değerlendirmesini- dinlediyseniz sanırım siz de onun yaşanılanlardan hiç bir sonuç çıkaramadığını görmüşsünüzdür!... Sanki, 80 milletvekiliyle parlamenter mücadele olanaklarını sonuna kadar kullanmışta bundan sonuç alınamamış gibi şimdi tutmuş “parlamento dışı mücadeleden” falan bahsediyor!...
Bu halk sana, Erdoğan’a karşı duyulan tepkiyi falan da içine alan bir kredi açmıştı ama sen ne yaptın, “Demokratik özerklik”, “Devrimci halk savaşı” falan gibi PKK’nın 20.Yüzyıl kalıntısı politikalarıyla arana bir çizgi çekemedin... “Barış” derken bile “savaştan” medet umduğunu herkes anladı. Yani inandırıcılığını kaybettin!...
Aynı şekilde PKK da öyle, onlar da durumu yanlış değerlendirdiler. Adam öldürmeyle, baraj, yol, hava alanı inşaatlarını tahrip etmeyle-kısacası üretici güçleri tahrip etmeyle- bir yere varabileceklerini sandılar... “Demokratik özerklik” diyerek Suriye’nin kuzeyinde ilan ettikleri “Komün-Kantonların” benzerini Türkiye’de de ilan edebileceklerini sandılar... Arkamızı Batı’ya-ABD’ye dayadık, artık Türkiye’de istediğimiz gibi at koşturabiliriz diyerek hata yaptılar ve işi o hale getirdiler ki, Kürtleri “Dimyad’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olur” hale getirerek kendilerinden uzaklaştırdılar... Seçim sonuçlarına bakın, PKK-HDP nin barikatlar kurup “Demokratik özerklik” ilan ettiği her yerde HDP’nin oyları düşmüş!!..
Kısacası, eğer 7 Haziran’ın kaybedeni Erdoğan ise, 1 Kasım’ın kaybedeni de HDP-PKK olmuştur....
MHP ve CHP yi yok varsayıyorum!!... MHP “yok, yok” politikasıyla zaten kendini bitirmişti. Buna bir de “paralelcilere” destek olma eklenince, ve de tabi Kürt düşmanlığının boyutları artarak devam edince Erdoğan’ın “Kürt Sorunu yoktur” diyerek karşısına aldığı kamu oyunu “bunlar iç savaş istiyor” diyerekten iyice korkuttu ve karşısına aldı... CHP ise zaten oportünist!... Paralelcilerin peşinden sürüklenmekten başka ne yaptılar ki? Tamam, koalisyona varız falan diyerek güya uzlaşmacı bir role soyunmuşlardı ama sonra ortaya çıktı ki onların uzlaşma anlayışının altında yatan “restorasyonmuş”... Yani Türkiye’yi On iki yıl geriye döndürebileceklerini sandılar!!.. Onlar da 1 Kasım mesajından paylarını aldılar tabi...
Ya “liberaller” ve “solcular” demeyin sakın!!... Meğer onlar da Paralelci aşığıymışta biz bilmiyormuşuz!... Seçim süreci boyunca ibreti alem için buna şahit olduk. Maşalah, Paralelcilerin Medyasını da öyle güzel “kullandılar”ki (!!)... 1 Kasım Seçimi halkımızın Jöntürk-Jönkürt solculuğuna “yeter artık şımarıklığın bu kadarına da tahammülüm yok” deyişi oldu!!
1 Kasım öncesinde “seçim mesajım” olarak Facebook’ta bir video yayınlamıştım.
https://s-media-cache-ak0.pinimg.com/originals/e4/94/45/e4944539e382719963b837171793f7c9.gif
Bunun anlamı şu idi: Söylenecek her şey söylenmiş, yazılacak her şey yazılmıştır. Yapılacak iş ortadadır... Benim görevim bu kadar. Şimdi geriye, tıpkı o kedi gibi kendi şeffaf kabuklarının içine oturarak süreci seyretmek kalıyor!... Aynı mesaj 1 Kasım sonrası için de geçerli!...
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRT“Birden dursun istersin seneler olunca mazi. Öyle bir geçer zaman ki…” 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUİrfan Fidan’dan Akın Gürlek’e… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeni gelen bakanlara “Hoşgeldiniz” yazısı… 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRVe siyasallaşan yargıda yeni eşik 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZGüvenlik paradigması çağında Kürt Meselesi: Yeni statüko ve arayışlar 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolYine yolsuzluk sorunu 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAÖzgür Önderlik – Özgür Rojava – Jin, Jiyan, Azadî... 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANDemirel’in köprüsünü sattırmam… Özal’ın köprüsünü sattırmam… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanEvrensel hukuk ilkesini rafa kaldırdığınızda neler olur? 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuBir yakın takip hikayesi bizimkisi… 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçCHP çok iyi bir şey yaptı 4.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasAmerika İran’a saldırır mı saldırmaz mı? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürt milliyetçiliği bilincini yok etmek istiyorlar… 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİmamoğlu dediler, ucu yine AKP’ye çıktı! 110 milyon tazminat sözü vermişler 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
16.11.2024
9.11.2024
31.07.2024
3.06.2024
9.04.2024
20.07.2023
18.07.2023
17.07.2023
20.06.2023
18.06.2023