Tuncer KÖSEOĞLU

Aylardan Mart’tı. Bir iş için İstanbul’a gelmişti. İşlerini halledip hemen memleketi Rize’ye geri dönmek istedi. Çocukları, “Ne yapacaksın bu karda kışta Rize’de kal biraz daha”dediler ona. Şöyle bir baktı çocuklarına; her Rizeliye özgü heyecanlı konuşmasına başladı. “Uşaklar kalurum kalmasina da, evun altina bir elma ağacı var biliyi misunuz?”Çocuklar şaşkın birbirlerine bakarken aynı heyecanla devam etti , “ İşte o elma ağacini aşladum. Şimdi havalar soğuk gideyi. Gidup oni kontrol etmem lazim. Yeniden sarmam lazim...” dedi ve gitti. Acı tatlı 84 yıllık bir ömür sürdükten sonra üşümesin diye apar topar geri döndüğü elma ağacının hemen yakınında sonsuzluğa uğurlandı Mustafa.
Sıradan bir yaşam süren Mustafa’nın hayatı da ölümü de elbette kimseyi ilgilendirmezdi. İlgilenenler onun ardından bir şeyler yazmak istediler. Yazmak istediler çünkü bir gecede çocukluktan çıkıp büyüdüklerini fark ettiler. Oysa hep babalarının küçük çocuklarıydı onlar…
Zengin bir çocuktum ben…
İki kapılı toprak zeminli bir evde kalabalık ailede büyüdüm. Dede, babaanne, anne, amcalar ve kardeşlerimle. Hep bir gürültü bir karmaşa vardı, mutluyduk. Babam kamyonuyla Erzurum’a Kars’a giderdi. Döndüğünde evde bir bayram havası. Hiçbir zaman o iki kapılı evden içeri eli boş girmezdi. Bir güvendi onun bizimle olması. Çocukluğumdaki o yaşantının etkisi olmalı ki hep kendimi zengin biri olarak hissettim. Oysa babamın hiçbir zaman çok parası olmadı. Hatta o zamanlar fark etmesem de kıt kanaat geçinirdik aslında. Yine de onun varlığı büyük zenginlikti benim için.
Gençlik yıllarımda çok çatıştım babamla. O beni kendi bildiği gibi ‘adam’ etmek istedi, ben ise onun istediği ‘adam’ olmaya direndim. Öfkelenirdi haliyle. Onu anlayabilmek için bir 50 yılı geride bırakmam gerekecekti. Yüzüme karşı asla övücü bir söz söylemese de beni hep takip ettiğini yıllar sonra öğrendim. Bir gazetede köşe yazıyordum, Cuma günleri çıkıyordu yazım. Meğer babam normalde hiç okumadığı gazeteyi her Cuma günü gidip alıyormuş. Bir hafta şehir dışına çıktığım için köşe yazımı yazmamıştım. Beni aradı, merakla sordu “ Uşağum, bu hafta yazin çikmadi, yoksa işi mi bıraktun?” ‘’Hayır, bırakmadım, şehir dışında başka bir haberdeyim” diye cevap vermiştim babama. Şaşırmış, bir o kadar da sevinmiştim…
Başta zengin bir çocuktum demiştim ya; parayla pulla olacak bir zenginlik değildi, babamın varlığının verdiği bir zenginlikti bu. 18 yaşımda gurbete çıksam da, gidecek, sığınacak bir baba evim vardı benim. Onun verdiği güvenle hep zengin gibi yaşadım, eğilmedim… Bir keresinde işsiz kalmıştım ki, bizim meslekte olağan bir durumdu. Hiçbir zaman birikimim olmadığı için parasızdım da. Söylememiştim, bir şekilde duymuş işsiz olduğumu telefonla aradı. “ Ne durayisun orada, gelsene buraya, kaynayan bir tenceremuz her zaman var. Ne bulursak yeruk…” Hangi para, hangi zenginlik bu sözden daha değerli olabilirdi ki?
Aslında gençliğimde birbirimize çok hoyrat davrandık. Sertti, yaşadığı hayat, Karadeniz’in dalgası, dağları gibi… Ben ise Attilâ İlhan’ın “Bir yangın ormanında büyüyen genç fidanlardık, güneşten ışık yontar, sert adamlardık” dizelerindeki gibiydim. Zaman ikimizin de sertliğini yok etti. Birbirimizi geç de olsa tanıdık. Son yıllarda daha çok zaman geçirmeye başlamıştım babamla. Ne zaman memleketten İstanbul’a dönsem ertesi gün hemen arardı “ Ne zaman geleyisun uşağum?”.
Evimizin balkonunda bir çekyat vardı, bu yaz geceleri hep orada yattım. Gündüzleri ise babam yatardı. Sağlık sorunları artmıştı, konuşma güçlüğü çekiyordu. Bütün hayatı boyunca konuşmayı şehvetle seven, saatlerce konuşan adam gitmiş, suskun bir adam olmuştu… Sabahları erken kalkar, üstümü örterdi. En büyük çocuğu olsam da küçüktüm ve çocuktum onun gözünde. Şimdi anlıyorum ki büyük konfordu çocuk olmak… Ölümüyle yoksullaştığımı hissediyorum, en kötüsü de çocukluktan çıkıp, büyümeye çalışmak olmalı. Nasıl olacaksa, bilmiyorum…. Tuncer KÖSEOĞLU
Gitmeyin der gibi bakardı…
Sadece 17 yıl geçirdim yanında. Bu kısacık zamanda bile çok şey öğrettin, çok anlam kattın hayatıma. Yılda bir bile olsa yaptığım ziyaretlerde sevinçle karşılar, giderken hüzünle bakardı yaşlı gözlerin. Gitmeyin der gibi… Hep sen baktın arkamızdan giderken… Şimdi sıra bizde. Uğurladık ebediyete güle güle git babam, nurlar içinde yat… Ümmügülsüm BADIŞ
Kenetlendik baba…
Sevgili babam; benim seninle o kadar çok anım var ki hangisini anlatayım. 18 yaşımda çıktığım baba evinden her gelişimde bizi avluda ayakta karşılamanı asla unutmayacağım. Ömrünün son haftasını seninle hastanede geçirmek, benimle konuşman, adımı söylemen bana en güzel hediye oldu. Sana hizmet etmek en büyük şerefti. Sana nasılsın dediğimde o kadar acıları çekmene rağmen hep ‘iyiyim’ dedin. Sıkıntılarını hiç bize belli etmedin. Elimi tutman, gözlerime çaresizce bakman içimi yaksa da sana hiç belli etmedim. Elimi bıraktığın an anladım ki babam bizden gidiyor. O an anladım sensizliğin ne demek olduğunu. Güle güle baba, rabbim sana rahmet mezarı ile baksın. Bize bıraktığın en büyük miras, dokuz kardeşin birbirine sıkı sıkı sarılması oldu… Sevilay ALTUN
Sırtında ekmek taşıyan adam
1986 yılında çok kar yağmış, yollar kapanmıştı. Köydeki evde erzak bitmek üzereydi. Ekmek yapacak unumuz tükenmişti. Babam göz gözü görmeyen kar ve tipide iki metrenin üzerindeki karı yararak evden çıktı. Beş kilometre uzaklıkta bulunan bir fırından bir çuval ekmek alıp sırtına yüklendi. Yokuş, bayır demeden sırtındaki ekmeği gece yarısı evimize ulaştırdı. Fakat ekmeklerin yarısından çoğu ıslanmıştı. Çocukluğumda beni çok etkilemişti bu olay. Babamın ailesi için yapamayacağı fedakârlık olmadığını o gün anlamıştım. Ah benim fedakâr babam… Songül PAŞALI
Kod adı Ayla…
Biraz saf kalpliydi babam… Bende faydalandım bu saflığından. Gençlik yıllarımda sevgilim vardı, babam bilmezdi. O dönem telefonda yoktu. Uzakta olunca sevgili mecburen mektupla haberleşirdik. Postacı gelmezdi köyümüze, mecburen babamın iş adresini vermiştim. Yıllarca babam taşıdı bana sevgiliden gelen mektuplarımı, deste deste… Hep merak etti kimden gelir bunca mektup diye, ama bir gün dahi açmadı. Özenle getirdi bana o mektupları. Sevgilimin kod adı Ayla’ydı…
Hani derler ya; “Baba çınar gibidir, meyvesi olmasa da gölgesi yeter.” Bu söz yeni anlam kazandı benim hayatımda. Bir babam vardı benim. Belki en pahalı giysileri giydirmedi, en lüks lokantalarda beraber yemek yemedik. Hiç sinemaya gitmedik birlikte… Ama çok uzun geceler geçirdik birlikte huzur içinde. Nice bayramlarımız oldu, sevinçlerimiz, hüzünlerimiz… Bir babam vardı benim. Büyüğüme saygıyı küçükleri sevmeyi, edebi, hayatı öğrendiğim. Çocukluğumu ve gençliğimi kanatlarının altında geçirdiğim. Şimdi uğurladım babamı, keşkelerim olmadan. İyi bir insan, iyi bir evlat olmaya çalışarak geçti yıllarım. Umarım sana layık bir evlat olmuşumdur, nurlar içinde yat babam… Rahime GÜRDAL
Sırtında taşımıştı…
Sekiz ya da dokuz yaşındaydım sanırım. Ayaklarım su toplamış, hastalanmıştım. O zamanlar köyde oturuyorduk, şimdiki gibi ulaşım kolay değildi. Dolmuşla Rize Merkez’e indik. Yürüyemediğim için babam beni sırtına almış, iki kilometre uzak mesafede hastaneye götürmüştü. Şimdi daha iyi anlıyorum, meğerse babam bizim için ne kadar uğraşmış, bizi yetiştirebilmek için emek harcamıştı. Bize sıcak yuva kurmak için çok mücadele etmişti. Hayatı boyunca kendini değil, sadece dokuz evladını düşünmüştü. Seni çok seviyorum, mekânın cennet olsun babam… Hamide TOPTAN
Bizi bekle baba…
Öncesini ve sonrasını kestiremediğimiz şu boş hayatta zevkleri uğruna değil de değerleri uğruna ömür tüketen, bereketin ve cefanın ulu çınarı babam. Gittiğin yeni bir evin anahtarı ile bizi bekle. Yeniden buluşabilmek umuduyla, güle güle… Günay BALOĞLU
Uçak gibi süpürge
Ah dostlar babam gitti… Başı dumanlı dağım gitti, Atam gitti, sırtım gitti, İki kapılı bu handa menzile erişen yolum gitti. Darda yetişen elim gitti. Aklım gitti, canım gitti. Şu dağlanmış yüreğimde, çocuk kalan yanım gitti. Bayram gitti, candan öte canım gitti…
Babam, elektronik aletleri çok severdi, her zaman atölyesine değişik aletler alırdı. Bir gün eve uçağa benzer bir şeyle geldi. Henüz 10 yaşlarındaydım, o getirdiği elektrik süpürgesiymiş meğer. Üzerine bindim, tabii sevinçten çığlık çığlığa. Herkesten koptu bir kahkaha, gülümseme. Ama ben öyle süpürge görmedim ki… Gülmeyin bana ya da gülün, gülmek güzeldir geniş bir ailede olunca. Beni her zaman mutlu etmiştir babamın kanatları altında toplanıp, huzurla çayımızı içip mısırımızı patlatıp gülüp eğlenmek. Artık sensiz hep bir yanımız eksik sohbetler yarım kaldı baba… Melek KÖSEOĞLU
Babam’a…
Hayata dair pek çok şeyi bana öğreten babamın son evladıydım. Ne kadar çok sevse de fiziksel olarak hiçbir zaman bu sevgisini göstermese de ben küçükken bir metre karda bana kolilerce bisküvi taşırdı, ben hastalanınca kilolarca muz alırdı. Çocukken beni sevmiyor diye çok üzülürdüm. Sevdiğini ben büyüyünce anladım çünkü tabutunu 50 metre taşımak ağır geldi. Belki üzüntüden belki yorgunluktan mı bilmem. Babam dört kilometre yolu bana kilolarca yiyecek taşımaktan hiç yorulmadı… Emre KÖSEOĞLU
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları



















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.12.2023
20.05.2023
7.03.2022
1.03.2022
14.02.2022
28.01.2022
24.01.2022
12.01.2022
29.12.2021
20.12.2021