Ümit KIVANÇ
Türkiye İşçi Partisi, 1955’te Rum, Ermeni, Yahudi, Süryani…, kısaca Müslüman olmayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını hedef alan, ölümlü, yaralamalı, tecavüzlü, yağmalı 6-7 Eylül pogromu dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Eski Twitter’dan paylaşılan mesajda, “6-7 Eylül’ü unutmadık!” sloganı gömülmüş bir fotoğraf ve şu sözler yer alıyordu:
“6-7 Eylül’de yurttaşlarımıza gerçekleştirilen saldırı, çıkarları için halkları birbirine düşman eden egemenlerin ekmeğine yağ süren bir utanç sayfasıydı. 6-7 Eylül’ü unutmayacağız, barışı ve kardeşliği tüm yurttaşlarımız için kazanacağız.”
TİP sol-sosyalist bir parti. Bu yüzden bütün unsurlarıyla mesajı ve bağlamıyla birlikte metni ele almak üzücü olduğu kadar zorunlu. Seçilen fotoğraf, görülecek olanı karartıp saklayan ton ve en mühimi, “unutmadık!” denmesine karşılık, olanların galiba epey yanlış hatırlandığını düşündüren metin, memleketimizdeki sol muhalefetin yapısal zaafına ışık tutuyor. Eğer siyaset yalnız söylemlere, kimin kendine ne atfettiğine göre değil, her ortamın özgül koşullarına göre değerlendirilecek, sınıflandırılacaksa, bu siyasetin “sol”luğuna dair sorular doğuruyor.
Geri plan olarak, bazı olguları hatırlamalıyız.
TİP, bildiğimiz üzre, siyasette kendi tarif ettiği özel konuma yerleşmek istiyor: “Kürt siyaseti”ne yakınlık duymayan ama bir şekilde “sol”da olmayı öngörenlerin altında toplanabileceği şemsiye. Bu tercihin icabı ve sonucu olarak, “CHP’nin solu” diye adlandırılan, herkesin varlığından ve sınırlarından eminmiş gibi üstüne konuştuğu, gerçekte nereden nereye uzandığını kimsenin bilmediği alana sesleniyor.
6-7 Eylül gibi bir konu, Türkiye solunda uzun yıllar boyunca esas mevzulardan sayılmadı. Solun da milliyetçilikten ve uydurulmuş yakın tarih hikâyesine bağlılıktan nasibini almış olmasının yanısıra, bunun pratik-siyasî sebebi vardı: Pogromlar kurcalandığında, görece radikal solun, kendisine ettiği onca eziyete rağmen “gericilere” karşı müttefiki saydığı güya “ilerici” yerleşik düzen güçleriyle ve onların hegemonyası altındaki geniş “çağdaş” kitle ile arasının açılacak oluşu. Bu kitlenin, modernlik üzerinden sola doğal olarak meyyal bulunduğu, kazanılabileceği varsayılageldi. Milliyetçilik engeli, eskiden enternasyonalist olmak gerektiğine inanan sosyalist sol için makbul olmayan -fakat asla tamamen dışlanmayan- bu ideoloji, içkiyi gazeteye saran -sonraları siyah torbaya koyan- bakkal misâli, anti-emperyalizm ambalajına sarılarak aşılmaya çalışıldı. Dışarıya bakarken bu engele takılmamak kolaydı, ama işte, 6-7 Eylül gibi, sahalarımızda görmek istemediğimiz hadiseler hayal edilen aşkları doğmadan öldürebilirdi.
Zamanla, bu toprakların en az bizim kadar aslî ahalisi “gayrimüslimlere” revâ görülmüş muamelenin kendine sol, hele sosyalist diyenlerce bütünüyle görmezden gelinemeyeceği ortaya çıktı. (Hrant Dink’in öldürülmesi, üstünden atlanabilir cinsten hadise değildi.)
Fakat AKP’nin iktidara yürüyüşü memleket egemenlerinin her şeyi tâbi kıldığı egemen çatışma şablonunu yeniden ve daha kanlı canlı piyasaya sürmeye imkân verince, sol, TKP’nin öncülüğünde, “CHP solu” denen vaat edilmiş topraklara şimdiye kadarki en geniş çaplı hicretine kalkıştı. AKP’nin uzun süreli başarısı, Fethullahçıların çevirdikleri dolaplar ve yerli-millî rejimin ağırlıkla dinî soslu baskıcı hegemonyaya evrilmesi, gerici-ilerici çelişkisinin yeniden temel Cumhuriyet kurumu konumuna kavuşmasına yol açtı.
Ancak artık “Türk solu” olmakta beis görmeyen siyasetler kümesinin bir büyük handikapı vardı: En büyük radikal muhalefet Kürt siyasî birikiminden besleniyordu ve onun hegemonyası altındaydı. Ona yaklaşmadan günün geçerli siyaset ortamında sesini duyurmak imkânsızdı, yaklaşmak da seni mâlûm “bereketli topraklar”dan uzaklaştırıyordu.
Bu ahval ve şerait içerisinde, Kürt hareketine veya esas gövdesini oluşturduğu radikal sol koalisyona, hasım değil ama mesafeli bir Türk sol muhalefetinin oluşması beklenebilirdi. Ancak iş Kürtlerin Kürt oluşunu doğal hal kabul etmeme ve Kürt siyasetine mesafeli durmayla bitmiyordu. Odanın ortasındaki asıl fil tabiî buydu, ama yaklaşılmak istenen alana girmek için aralarından geçmek gereken başka kocaman yaratıklar da vardı. Özellikle hayaletler tehlikeliydi. Bulutumsuydular, lâkin çarptınız mı anlıyordunuz ki, bunlar gerçek fizikî engellerdir de. Çünkü avutulmamış kurbanların uçuculaşmamış hayaletleriydi onlar. Aralarından geçip yaşayanlar diyarına kabul edilmenin yolu, ağırlıklarınızı siyaset dışı bırakarak bedeninizi daraltmanızdı.
Cumhuriyet topraklarındaki temizlik harekâtları siyasetin konusu olamazdı. TİP lideri Erkan Baş bir ara “Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine sahip çıktıklarını” ilan ederken kendileri için geçerli sorgulama sınırını çizdi. Kesişme kümesini de çizmiş oldu. Yerleşik sol ideolojimiz öyledir ki, Karadeniz’de boğdurulan Onbeşler bu çizimin neresinde, Yahya Kahya da kesişme kümesinin içinde mi, merak eden çıkmadı. Yerleşik solumsu popüler siyasetin yeni yıldız adayı Ekrem İmamoğlu “Topal Osman’ların torunuyuz” dediğinde bunu kimse mesele etmedi; onun ayağını bastığı zeminde bu mâkûl karşılanabiliyordu. Ama TİP sosyalist bir parti.
Solu sol yapan nedir? Fazla geniş alana yayılmayalım, indirgeyelim: Solluğun ölçütleri her ortam için aynı mıdır? Şüphesiz aynı olanlar vardır: emekçi hakları, toplumsal adalet, özgürlükler… Toplumların kendi tarihleri, koşulları, bunlara mecburî başka ölçütler katmaz mı?
Yakın tarihte pogromların, etnik çatışmaların yaşanmadığı, din-mezhep hegemonyasının, yasal düzeyde adı konmayan fiilî “kurumsallık” şeklinde dayatılmadığı, azınlık kimliklerinin küfür yerine geçmediği ve her türlü azınlığa saldırı ihtimalinin her an çekilebilir kılıç gibi tepede asılı durmadığı vs. bir ülkede, sol-sosyalist bir partinin ilgisini sınıftan kimliklere çevirmeye kalkmak yanlış bulunabilir. Ancak kuruluşu geniş ve derin bir etnik temizlik sürecine, toplumsal hayatı çoğunluk hegemonyasına, azınlık aşağılamasına dayanan ülkede, azınlıkların başına gelenlere yönelik ilgiyi “dikkatleri sınıf çatışmasından uzaklaştırıyor” bahanesiyle kapı dışarı edene iyi gözle bakılamaz. Zira muhtemelen birşeyleri örtmeye çalışıyordur. Niye?
TİP’in 6-7 Eylül mesajında, talana uğramış Beyoğlu’ndan bir fotoğraf yer alıyor. Koyu sepya tonlandırılmış fotoğrafta binalar, üzerindeki bazı yazıları okuyabildiğimiz duvar reklamları, ağır ağır yürüdükleri belli insanlar seçiliyor. Yakma-yıkma, kırma-dökme fasıllarından kalma döküntüler, molozlar etrafa saçılmış. Fakat gerek fotoğrafın karanlık tonları gerekse döküntülerin en bariz göründüğü ön plana sloganın (“6-7 Eylül’ü unutmadık!”) yerleştirilmiş olması nedeniyle, bunlar yalnız sokağı kaplayan, beklenmedik dalgalar gibi görülüyor, onları yaratan şiddete dair soğuk ipuçlarından gayrısını vermiyorlar. Cinayet sonrası sükûnet. Katil ortada yok. Oysa 6-7 Eylül pogromundan, soluk almayı güçleştiren pek çok görüntü var her yerde. Hınçtan gözleri dönmüş, ellerinde kalaslarla vitrin kırıp döken köylüler mi istersiniz, dehşet ortamında sigaralarını tüttürerek keyif yapan, sevinçle gülüşen “medenî” kılıklı insanlar mı istersiniz… Yarım dakikalık aramayla internetten ulaşılır halde, çoğu. TİP’in tercih ettiği fotoğraf, o gün birilerinin öldürüldüğünü, birilerinin tecavüze uğradığını kendiliğinden asla çağrıştırmıyor. Bir çeşit “geçti… geçti…” fotoğrafı. Azgın kalabalık yok, pogromdan, etnik temizlikten hoşnut şehir ahalisi yok. Ağzında sigarası, ceketi, düzgün kılığı, taralı saçlarıyla durmuş bize bakan ve mizanseni film karesine döndüren adam var.
Yanlış seçim, deyip geçebilirdik. Geçemiyoruz. TİP mesajını hazırlayanlar, oraya koydukları çok-anlamlı metinle, buna izin vermiyorlar:
“6-7 Eylül’de yurttaşlarımıza gerçekleştirilen saldırı, çıkarları için halkları birbirine düşman eden egemenlerin ekmeğine yağ süren bir utanç sayfasıydı. 6-7 Eylül’ü unutmayacağız, barışı ve kardeşliği tüm yurttaşlarımız için kazanacağız.”
Ne demektir?
Önce: “yurttaşlarımıza” saldırılmış. Bizim yurttaşlarımıza saldırıldığına göre, yurttaşımız olmayan başkaları mı saldırmış? Saldıran kim, anlamıyoruz. Çünkü söylemiyorlar. Niye söylemiyorlar?
Bu saldırının ne olduğuna dair ayrıntılı bir tarif veriyorlar, bunun yerine: Saldırı… “bir utanç sayfası”ymış. Fakat utanacak olan kim, onu da söylemiyorlar. “Biz”im olmadığımız belli. Yoksa söylerlerdi. Fakat başkası da yok ki ortada!
Bizden başka adı anılanlar, yalnız “çıkarları için halkları birbirine düşman eden egemenler”. Saldırı da zaten birilerine saldırıldığı için değil, bunların “ekmeğine yağ süren” bir hadise olduğu için kötü. Mesajı hazırlayanlar belki de buradaki katmerli kötülüğün farkında değiller. Mevzumuz 6-7 Eylül ise, hangi “halklar”ın birbirine “düşman edilmiş” olduğundan sözediyoruz? Ve niye ediyoruz? Çarpışan halklar mı var ortada? Biri ötekilere saldırıyor. Üstelik kendi devletinin koruması altındaki birilerini öldürüyor, kadınlara tecavüz ediyor, mal mülk tahrip ediyor, yağmalıyor. Devletin içinden birileri, zaten bu saldırıyı bizzat organize etmiş. Fakat biz kime kızıyoruz? “Halkları düşman eden” birilerine? Kimdir onlar? Yoksa yine “emperyalizm” mi?
İşin ilginci, pogromu organize eden devlete de hakim olan çoğunluğun egemen sınıfından bile bahsedilmiyor, gördüğünüz gibi. “Türk burjuvası, ağası, her ne haltıysa, kendi çıkarı için işçiyi emekçiyi Rumlara, Ermenilere, Yahudilere düşman edip saldırttı,” kaçamağına başvurma gereği dahi duyulmamış. Kimliği belirsiz ve “dışa” göndermeli fail tanımına, pekâlâ “her iki taraftan” gibi anlaşılabilecek bir “egemenler” hayaleti eşlik ediyor. Bunun Maraş Katliamı’na “Alevi-Sünni çatışması” demekten farkı yok.
Mesajın “6-7 Eylül’ü unutmayacağız”dan sonra gelen cümlesi de, merak uyandırıcı ve acı verici çağrışımlar yapıyor: “Barışı ve kardeşliği tüm yurttaşlarımız için kazanacağız,” diyorlar. Barışı ve kardeşliği kazanmaktan söz ederken bunu “tüm yurttaşlar” için yapacağınızı vurguluyorsanız sebebi olmalı. Birileri ayrımcılığa uğruyor olmalı ki, siz onları da kapsayacağınızı belirtesiniz. Kimdir bunlar? Nasıl bir ayrımcılığa uğramışlar? Yoksa sırf ayrımcılığa değil başka şeylere de mi mâruz kalmışlar? Kim onları nelere mâruz bırakmış, peki?
Söylememeye kararlılar, belli. Neden? 6-7 Eylül hakkında “Unutmayacağız!” mesajı yayınlarken takınılan bu fail gizleme, geçiştirme, örtme, saptırma tutumu potansiyel destekçi küstürmeme kaygısından mı kaynaklanıyor yoksa daha derin sebep de mi var?
(NOT: Yeşiller ve Sol’un 6-7 Eylül mesajı da “fazla maraza çıkarmadan geçiştirme” kaygısıyla şekillendirilmişti. Ona da edilecek söz var. Bu daha vahimdi, buna öncelik verdim. “Ona değil buna laf ediliyor!”a bağlı küfredilecektir. Ben izah edeyim de…)
Yazarlar
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları






























































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
31.01.2025
30.12.2024
24.12.2024
15.12.2024
1.12.2024
15.11.2024
21.10.2024
7.10.2024
22.09.2024
5.07.2024