Yıldıray OĞUR
Osmanlı, son dönemlerinde dış politikada denge için zaman zaman bazı ülkelerle fazlasıyla yakınlaşmak zorunda kalmış, bu politikaları uygulayan sadrazamlar, hariciye vekilleri de bu yakınlaşmalardan nasibini almışlardı.
Örneğin İstanbul’daki Rus elçisiyle sık sık görüşen Sadrazam Mahmut Nedim Paşa’nın adı Nedimof’a çıkmıştı. İngiltere’ye yakın çizgideki Said Paşa ve Kamil Paşa’nın isimlerinin başına da “İngiliz” sıfatı eklenmişti.
Denge siyaseti Cumhuriyet döneminde de sürdü.
1925-1939 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı yapan Tevfik Rüştü Aras’ın Sovyet yanlısı, İkinci Dünya Savaşı’nın başlarında aynı makamda oturan Numan Memenencioğlu’nun görevden alınmasına neden olacak kadar Alman taraftarı olduğu biliniyor.
Ama o dengeler de hep sabit kalmadı.
İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi yanlısı yayınları yüzünden adı Yunus Nazi’ye çıkmış Yunus Nadi’nin Cumhuriyet’i daha sonra solun sesi haline geldi, siyasete atılmadan önce Amerikan Morisson şirketinde çalıştığı için adı Morrison Süleyman’a çıkmış Demirel ise Türkiye’deki Amerikan üstlerini kapatan Başbakan oldu.
Türkiye’de yakın tarihte ideolojik sebeplerle ‘Moskofçu’, Çinci, Arnavutlukçu, İrancı hatta Kaddafici olanlar oldu.
Tabii Amerikancı, AB’ci olanlar da...
Ama Amerikancılık ve AB’cilik bir akıma dönüşmedi ve marjinal kaldı. Çünkü devletin resmi dış politikası zaten Batı ittifakı içinde hareket etmek üzerine kuruluydu ve bu pozisyonu hararetle savunmak bir ihtiyaç haline gelmedi. Ayrıca entelektüel dünyanın hem sağında hem de solunda Batı karşıtlığı baskın bir fikir olduğu için aleni bir Amerikancılık, Avrupacılık da ayıp kaçtı.
Yine de Özal gibi Türkiye’nin dış politikada Amerika ile senkronize olmasını savunan siyasetçiler ve aydınlar oldu, Türkiye’deki bütün sorunların AB üyesi olmakla çözüleceğine inananlar da...
Ama son dört yılda Türkiye’de yapılan Rusçuluk ve Putinciliğin Türkiye tarihinde benzeri çok azdır.
Batı egemenliğine karşı yeni bir dünyanın kurulduğu ve bu dünyada Türkiye’nin Rusya ile birlikte yeni güç merkezi olduğu analizleri ciddi ciddi yazıldı. 15 Temmuz darbesinin bastırılmasının şanı bile uydurma komplo teorileriyle Putin’e verildi. Türkiye’nin 60 yıllık NATO üyeliği Rusya için harcanacak, bağımsızlığına vurulmuş bir zincire dönüştürüldü. “Erdoğan ve Putin Batı’yı korkutuyor” başlıkları atıldı. Rus milliyetçisi Dugin, AK Parti Meclis Grup toplantısında Başbakan Binali Yıldırım’la poz bile verdi. Her akşam televizyonlara çıkan bir grup sivil-asker uzman, KGB’nin Asala ve PKK’ya verdiği lojistik desteği, Rusya’nın hala PKK’yı terör örgütü olarak tanımadığını, Moskova’da PYD’nin bürosu olduğunu unutup, Türkiye’yi bölmeye çalışan, terörist örgütleri destekleyen emperyalist Batı’ya karşı Türkiye’nin müttefiki Putin ve Rusya diye anlattıkça kendilerinin de inandığı bir hikaye uydurdu. Hatta bu etrafta bir sürü fırsatçı güvenlik uzmanı belirdi, kendisini “Rusya güvenlik akademisinde görevli korgeneral” diye tanıtan Ağrılı bir ‘müteşebbis’ her akşam akşam tvlerde Rusya uzmanı diye konuştu, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kongrelerinde konuşma bile yaptı.
Bu aleni Rusya yanlılığı ve Putin sevdasının, yüzde biri Amerika için ya da herhangi bir Batı ülkesi yapılsaydı, bir ABD başkanı için böyle sevda türküleri söylenseydi, bunu yapan kişinin adı doğrudan CIA ajanına çıkar, ilk fırsatta da yolu bir savcılığa düşerdi.
Ama Rusya ve Putin övmek neredeyse vatanseverliğinin gereği, tam bağımsız Türkiye’yi savunmak haline getirildi.
Ülkede her kesimde olan, gayet popüler, alkış garantili ve Batılı devletlerin gerçekten eleştirilmesi gereken politikalarını da örten klişe ve itibarsız bir Batı-karşıtlığı sporuna sırtını dayamış bu ideolojik önyargılardan mülhem Rusçuluk ve Putincilik, önceki gün gelen acı bir haberle sınanıyor bir kaç gündür.
Türkiye’nin Rusya ile vardığı anlaşmalar gereği İdlib’de olan Türk askerlerine, Esad’a bağlı güçler saldırdı ve 7 askerimiz şehit oldu. Saldırıyı tam olarak kimin yaptığı bile belirsiz. Ama neredeyse bir Rus kolonisi olmayı kabul ederek iktidarını koruyan Esad’ın, Rusya’ya sırtını dayayarak bunu yapabildiği açık.
Nitekim, İran, Suriye ordusunun kendi toprak bütünlüğünü korumak için operasyon yapma hakkı olduğunu açıkladı, Rusya ise hiç bir şey olmamış gibi sessizce Suriye ile İdlib operasyonlarına devam etti.
Peki uçan kuşu teröristlerle işbirliğiyle suçlayabilen, her fırsatta içinde şehitler ve bayrak geçen cümlelerle herkese parmak sallayan bu Rusyacılar ve Putinciler ne yaptı?
Türkiye tarihini neredeyse 2003’de Amerikan askerlerinin Türk askerlerin başına çuval geçirmesiyle başlatanlar, sanki Rusya’nın kontrolü altında 7 askerimiz şehit edilmemiş gibi meseleyi bir dış politika krizi gibi soğukkanlılıkla tartışmayı seçti.
Daha bir kaç hafta önce Suriye’deki askeri operasyonların hepsini meşrulaştıracak hamasi argümanlar üretenler, sorunun diplomasiyle çözülmesini tavsiye etmekte birbirleriyle yarıştılar.
Putin’in çevresini sarmış Siyonist lobiyi, onu dinlemeyen Rus derin devletine bağlı generalleri, hatta Netanyahu’yu suçlayanlar çıktı, askerlerimizi Suriye ordusuna sızmış YPG’li teröristlerin öldürmüş olabileceği gibi büyük istihbari uydurma bilgiler bile ileri sürüldü.
Ama en trajiği, yıllardır Türkiye’nin NATO üyeliğini sorgulayan bazı uzmanların, bu olay üzerine NATO’yu göreve çağırması oldu.
Tabii ki askerlerimizin İdlip’te olmasının sebebi, Rusya ile Halep’in Esad güçlerinin eline geçmesi sırasında varılan anlaşma.
Türkiye’nin o anlaşmayla Suriye’deki silahlı grupları silahsızlandırmak gibi bir görevi üstlenmesi vakit kazanmak için o gün yapılmış tehlikeli ve mantıksız bir işti.
Zaten Türkiye’nin, Suriye’deki bütün meselesinin oradaki YPG yapılanmasıyla mücadele olduğunu ortaya koymasından, Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunduğunu söylemesinden sonra oradaki askeri varlığı da tartışmalı hale gelmişti.
İdlip’te Rusya’nın ve Suriye’nin hastaneleri, çocukları da rahatlıkla kapsayabilen, geniş terörist tarifiyle Türkiye’ninkinin uyuşmayacağı belliydi.
Ama Türkiye’nin İdlip’te toplanmış ve tek çıkışları olan Türkiye’ye doğru hareket edecek milyonlarca insanla ilgili meseleyi Rusya ile anlaşarak çözemeyeceği, Suriye’de Batılı müttefikleri devre dışı bırakarak Rusya ile baş başa kalmanın Türkiye’nin aleyhine dönebileceği de zamanında çok yazıldı.
O yüzden bu kötü denklem ve sıkışmışlık içinde yedi askerimizin Esad rejimi güçleri tarafından öldürülmesi sonrası Türkiye’nin yapabileceklerinin maalesef bir sınırı vardı ve Türkiye’nin de bu sınırı geçmemesi de doğru oldu.
Bu saldırıyı yapan Esad güçlerine cevap verildiği ve intikamlarının alındığı açıklandı ama böyle bir durumda Türkiye’nin esas muhatabı olan Rusya’dan bir kınama bile istenemedi.
Nihayet çok önceden ayarlanmış Ukrayna ziyareti dönüşünde televizyon spikeri Pelin Çift’in sorusuna Cumhurbaşkanı şöyle cevap verdi:
“Pelin Çift: Tabi ki bu şehit haberleri hepimizin yüreğini yakıyor ve İdlib’de verilen sözler tutulmadı. Rusya ile bu manada bir gerginlik yaşıyoruz ama bir taraftan da şöyle bir durum var. Mevcut iş birliği ve S400 alımı konusunda da yaptırımlar söz konusu. Bu noktada Rusya’ya bir mesaj vermek ister misiniz? Ne söylemek istersiniz?
Erdoğan: Bizim Rusya ile şu aşamada bir çatışma ya da bir ciddi çelişki içerisine girmemize gerek yok. Bunu niye söylüyorum? Biliyorsunuz bizim şu anda Rusya ile çok ciddi stratejik girişimlerimiz var. Bunlardan bir tanesi, özellikle de çok kararlı şekilde başlattığımız nükleer enerji meselemizdir ve rakam orada çok çok ciddidir. Şu anda onun inşa süreci devam ediyor. 300’ün üzerinde mühendisimiz Rusya'da yetiştirildi ve bunlar yetiştikçe de gelip burada çalışmaya devam ediyorlar. Bu bir defa önemli. İkincisi, Türk Akım Projesi de çok büyük önem arz ediyor.... ve oradan malum Avrupa'ya geçiş var. Bir diğer adım, şu anda doğalgazımızı, bildiğiniz gibi çok ciddi bir oranda Rusya'dan alıyoruz. Bu da bizim için önemi ifade ediyor, çünkü stratejik bir yatırım.... Tabi Rusya ile turizm noktasındaki ilişkilerimiz de iyi bir noktada. Malum, birinci sırada Rusya. Almanya ikinci sıraya düştü. Bunlar bizim için önem arz ediyor. Bu bakımdan bunları biz görmemezlikten gelemeyiz. Onun için de tabi her şeyi oturacağız konuşacağız. Öfke ile değil… Çünkü öfke ile kalkan zararla oturur. Ama tabi nerede öfke, nerede zarar bunların da tespitini yapmak, istişare ile kararını vermek önem arz ediyor. Şu anda durum bu.”
Maalesef durum bu.
Bazıları çabuk unuttu ama 2015’de uçak düşürülmesi krizi üzerine sadece turizm iptalleriyle, meyve ve sebze alımını kesmekle kalmamış, Moskova’da Rusya Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı’nın ortak basın toplantısında, Cumhurbaşkanı ve ailesini IŞİD’le petrol ticareti yapmakla suçlamış bir ülkeden bahsediyoruz.
Son olaydan sonra da hemen Rusya’nın resmi haber ajansı TASS ve diğer bazı resmi bazı haber sitelerinde Türkiye’nin İdlip’te El Nusra’yı desteklediği yolunda Türkiye’de de çok yapılmış itirafçı ifadeleriyle haberler yayınlandı.
Yani ABD’yle, Fransa’yla, Almanya’yla kavga etmenin maliyetiyle, Rusya gibi otoriter bir rejimle yönetilen, kendisini bağlayan hukuki ve demokratik sınırları olmayan bir ülkeyle kavga etmenin maliyeti aynı değil.
Çocuksu bir Batı-karşıtlığı güdüsüyle, Türkiye’nin dış politikada kurduğu altın dengenin bozulmasına destek olanlar, Rusya’nın kriz anlarında ne kadar “pisleşebildiğini”, böyle bir Rusya ve Putin’le Türkiye’yi Suriye gibi bir yerde baş başa bırakmanın ağır maliyetlerini herhalde görmüşlerdir.
Suriye meselesi, en başından itibaren Türkiye’nin ideolojik önyargılarla dış politika yürütme gibi bir lüksü olmadığını pek çok acı tecrübeyle hem iktidara hem de muhalefete göstermiş olmalı.
Türk askerine dönük herhangi bir saldırı olmadan Suriye’deki Kürt bölgelerine karşı başlatılan askeri operasyonlara asker yazılanların, yedi askerimizin şehit edilmesi sonrası, olayın failleriyle diyalog, teenniyle hareket tavsiye eden diplomatlara dönmesi de vatanseverliğin kimsenin tekelinde olmadığının, dış politikada yanlış kararlara karşı çıkmanın da vatanseverlik olabileceğinin somut bir göstergesi oldu.
Yaşadığı ülkeyi ideolojik önyargılarıyla dar bir yere hapsetmek de vatanseverlik olmasa gerek.
Hala toz konduramadıkları Putin’i etrafındaki Siyonist lobilerin, danışmanlarının, generallerinin yanlış yönlendirdiğini söyleyecek kadar şirazesini kaybetmişler dışında, herhalde artık bu çıplak hakikati anlamayan kalmamıştır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları

















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026