Mücahit BİLİCİ
Baskı ve aşağılamaya maruz kalan dindarlar tepki olarak onyıllarca ‘İslamî devlet’ten, ‘İslamî ekonomi’den, ‘İslamî siyaset’ten vesaire bahsettiler. Herşeye bir İslamî alternatif getirme gereği hissedildi. Kibirle, gösterişle başa kakılan bazı Avrupa menşeli nesnelerin tahakkümüne karşı tepki olarak “bunların bize ait versiyonu da var” denildi. Bazan da “sizdeki şu şey var ya, aslında o size bizden geçti” denildi. Aksi durumda İslamda bir eksiklik olduğu vehmine kapılmaktan korktu insanlar. Devredışı kaldıkları her alanda “huzur İslamda” dediler.
Bu herşeye İslamî veya yeşil bir alternatif tahayyül etme refleksi son tahlilde zamanın testine tabi oldu. Dindarlar güçlendi, laf yerine icraat konuşmaya başladı. Bazı şeylerin İslamîsinin olduğu bazı şeylerin de İslamîsinin olmadığı anlaşıldı. Yani bizzat İslamın kendisi bazı şeylerin İslamî yapılmasını lüzumsuz, anlamsız kıldı (kılmaya devam edecek). İslamı bir ideoloji olarak algılayıp herşey üzerinde total(iter) bir kontrole mecbur saymanın bizzat kendisi gayriİslamî bir tutum bile olabilirdi. Bu eziklik reaksiyonunun yerine sükunetli bir okuma konması gerekiyordu. Dindarlar henüz mevcut tecrübenin çıktılarını almış sayılmazlar. Ancak bugün dindarların dünyasında yaşanan ve her toplumda olan yozlaşma ve anomik krizleri İslama veya dindarların köylülüğüne, İslamın barbarlığına yorma çabaları da yine mütehakkim bir konumdan yapılan başkaca sığ okumalardan öteye gidemiyor.
Önceki gün Türkiye’nin en kaliteli akademisyenlerinden biri olan Gökhan Bacık’ın Müslümanların modernleşme sorunları bağlamındaki bir söyleşisini dinledim. Orada verdiği bir örneği burada zikretmek isterim: Bir odada insanların elinde bir balon var, kırmızı bir balon. Onu şişiriyorlar, oynamak için. Şişiriyorlar, sonra biraz daha şişiriyorlar. O kadar ki balon artık oda kadar şişiyor. Yani balon odaya veya odada başka bir şeye izin vermeyecek kadar herşeyleşiyor. Bu çarpıcı örnek, İslamcılığın eleştirisi bağlamında beni yıllar önce Birikim’de çıkan eski bir yazıma götürdü: “İçselleştirilmiş ‘Öteki’lik ve Her Şey Olarak İslâm” (Birikim, Sayı: 113, Eylül 1998).
Herşeyin İslamî versiyonunu iddia etme ve üretme eğiliminin problemli olduğunu anlatan bir yazıydı. Şimdi “odadaki kırmızı balon” örneği bu meseleyi yeniden tartışmak için güzel bir illustrasyon olarak görülebilir: Odada bir balon var. Onu şişirirken ölçüyü kaçırıp onu oda kadar şişirmenin yolaçtığı krizi düşünün. Bu örnekte oda dünya veya hayat iken kırmızı balonu da din olarak düşünebilirsiniz. Yani odada hem balona yer var hem de odada balonun bir yeri var. Ama balon oda kadar buyurse (yani din hayatın her alanına yayılan, empoze edilen, herşeyi kapsayan bir konuma getirilirse) bir sorun var denmek isteniyor. Gerçekten de bu örnekte balonun faydalı kalabilmesi için oda kadar büyümemesi gerekiyor. İslam dünyasında görülen modern çağa uyum sorunları bağlamında anlatılan bu balon meselinin geçtiği söyleşide mealen su tespit yapılıyor: Din dışı alanların özerkliğini imkansızlaştıran bu aşırı kapsamacılık rasyonaliteye izin vermiyor.
Bana kalırsa odadaki balon örneğinde metafor doğru olmakla birlikte ilişkinin tarafları sanki ters tanımlanmış. Müslümanların mevcut halinin faturasını İslama çıkarmak ne kadar sıkıntılı ise başka bir tecrübenin Müslüman toplumun öznellik kapasitesini sınırlamasına itiraz etmemek de problemli geliyor bana. Çünkü aniden odada beliren balonun odayla intibakı sorununu iki şekilde çözebiliriz: Balonun oda kadar şişirilmesi balonun genişlemesi olarak anlaşılabileceği gibi odanın balonu benimsemesi, onu hazmı olarak da görülebilir. Bu konuyu ve bunun genel Müslüman modernleşmesi ile ilişkisini biraz açmam gerekecek.
Konuya doğrudan girmek açısından ileri sürmek istediğim birinci tez şudur: Herşeyin “İslamîleştirilmesi” eğilimi yani herşeyin İslamîsinin vurgulanması eğilimi sanıldığı gibi İslamîleşmenin değil aksine Müslüman kalarak sekülerleşmenin bir aracıydı. Yani sanıldığı gibi sekülerliğe karşı bir tepkinin sonucu değil bizzat sekülerliğin üretilmesinin bir sonucu idi. Balon, odaya dokunmanın bir eldiveni olarak o kadar şişirildi, oda kadar şişirildi. Odaya Müslüman olarak yerleşebilmek için bir tür temelluk operasyonu, bir malikiyet ritüeli idi.
İslamın herşey olduğu iddiası, ilk kez İslamın herşey olmadığının anlaşıldığı zamanda ortaya çıktı. O yüzden modern bir mesele. İslamın nesneleşmesi ve Müslümanların elinden çıkmamış (yerli olmayan) sekülerliklerle marjinalize olması böyle bir endişeyi ve sorunu doğurdu. Müslümanların elinden çıkan (yerli olan) binlerce yıllık sekülerliklerin hiçbiri İslamın herşey olduğu endişesini tetiklemedi. Sorun hiçbir zaman birşeyin özerkliği ve sekülerliği olmadı. Müslümanların devleti ekseriyetle zaten hep sekülerdi. Bilimleri de. İslam dünyadan kaçan ve dini dünyayla zıtlık üstüne kuran bir din olmadığı için zaten kendi içinde sekülerliğin ulaşmak istediği özerklikleri doğurabilen bir din olarak varoldu asırlarca. Avrupa’da Protestanlık dünyaya alan açarak dünyayla barışmaya çalıştığında İslamlaşmakla suçlandı.
İslamın sekülerlikle (dünyayla, fıtratla, insan müktesabatıyla) çatıştığı varsayımının bizzat kendisi Oryantalizmin Müslümanlarda açtığı bir yaradır. İşlenmeyen bir suçla itham edilen insanın suçtan kendini savunmaya (tebrie etmeye) çalışırken o suçu işler hale gelmesi sözkonusu. Savunma yapmak zorunda kalmak kaybetmenin yarısıdır. İslamı ezerek sekülerliğe alan açtığını düşünen Batı taklitçileri ile tepkisellikle herşeyin İslamîsini vurgulama zorunda hissedenlerin ikisi de aslında bu Oryantalist darbeden yaralanmış bilinçlerdir. İçselleştirilmiş bir “öteki”ligin mağdurlarıdır.
Peki neden böyle bir durum oldu? Yukarıda bahsi geçen balon aslında din değil sekülerlik. İslamîlik adıyla zikredilen herşey sekülerleşmenin İslam adına vaftiz edilmesi, dünyevi olana Müslümanlar eliyle tekrardan abdest aldırılmasıdır. O yüzden orada bir sorun değil, bir normalleştirme ve meşrulaştırma işlemi var. Evet, Müslümanlar modernleştikçe herşeyden veya herşeyin İslamîsinden bahsetmek durumunda kalıyorlar. Dokundukları şeylere İslamîlik atfetmek suretiyle (onları sekülerleştiriyorlar ve) kendilerine ait kılıyorlar. İslam devleti, Müslümanlara ait seküler devlettir. Burada sekülerlik önemli olan şey değildir. Müslümana ait olması asıl olandır: Müslümana ait sekülerlik de İslamî olmuş oluyor. Bu noktayı göremeyen analizler bugüne kadar hep yanıldı. Çünkü İslama içinden değil dışından bakan bir Batılı perspektifi, İslamın içinden bir tecrübeyi anlamak ve anlamlandırmak için kullandılar. Medeniyetsel ve politik bir farkın yolaçtığı zihinsel incinme, tarihsel bir tecrübenin yorumlanmasında metodolojik bir hataya sebep oldu. Bu hataya düşmeden Müslüman modernleşmesini nerede beklemeliyiz?
Müslümanlar nasıl modernleşecek?
Müslümanların geçmiş patoloji ve mazeretlerini konuştuk. Peki İslam dünyasında sekülerleşme ve modernleşme tam olarak nasıl olacak? Bence çoğu analizin dikkat etmediği husus şudur: Bizim Batıya benzeyeceğimiz varsayımıyla düşünmeye devam ediyorlar. Belki antropolojik anlamda sürekliliğimiz devam eder ancak kültürel olarak Müslümanların sekülerliği yahut daha doğru ifadesiyle Müslümanların modernliği daha farklı bir sonuç doğurabilir. Bu ne anlama geliyor? İki açıdan açıklamaya çalışayım.
Birincisi, İslamın bazı intrinsic/zati özelliklerinden kaynaklanan bazı farklılıklardan dolayı Müslümanların modernliği Batı tecrübesinden ayrı biçimlerde tecelli edebilir. Evet, İslam dinlerden bir dindir ama öbür taraftan dinlerin en moderni, en seküleridir argümanı da ileri sürülebilir. (Zira İslam bir proto-modernlik olarak da okunabilir.)
İkincisi: Modernlik bir tür özneleşme olduğu için insanların öznelliğini hesaba katmayan hiçbir modernleşme çabasının başarılı olma şansı yoktur. Yani Müslüman modernleşmesinin başarılı olması için Müslümanın menfaatine ve onuruna hizmet etmesi lazım. Mesela Kemalizm, Müslümanların menfaatini düşündüğünü varsaydığımızda bile onların onurunu hesaba katmadığı için başarısız oldu.
Bu yüzden çoğu insan için garip gelebilecek şu iddiada bulunuyorum: Bugün Türkiye’nin sağlıklı, gerçek, organik modernleşmesi savunma sanayi üzerinden gerçekleşiyor. Ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim. Ancak bu Türkiye’nin sadece bir sanayi inkılabı değildir. Öznelliğin kendine ait bir dayanak bulmasıdır. Daha önceki manzaraya bir bakalım: Fabrikaların var, demir-çeliğin var, mühendis bulabiliyorsun, Viyana’da Berlin’de öğrenci okutup geri getiriyorsun… Herşey var ama modernleşmen gerçekleşmez. Taklitte kalırsın çünkü öznelliği tepede tutan bir kendilik farkındalığından mahrumsun.
Öznellik kubbesinin altında vuku bulmadığı için o çabalar Kemalizm örneğinde olduğu gibi zorlama modernleşmeler şeklinde kalır. Ve organik bir mahiyet arzetmez. Fakat mesela Müslüman milletinin, İslam ümmetinin müdafaası için radar geliştirmemiz gerekiyor dendiğinde orada ortaya çıkan rasyonalite, işte o gerçek modernleşmenin anahtarıdır.
Bir siha bir üniversiteden bile daha ilerleticidir. Akıl ve bilim, ihtiyacın ve benliğin lokomotifine takılmıştır. Ve modernleşme sanıldığı gibi normatif değerlerin alımlanmasıyla, hukukun taklit edilmesiyle gerçekleşmeyecek. Benliğin merkezde olduğu savaş halinden neşet edecek. Organik bir Müslüman sekülerliğinin doğabilmesi için Müslüman modernliğinin vuku bulması gerekir. Onun vuku bulması için de Müslüman öznelliğinin merkezde durması gerekir. Bu yüzden Türkiye gibi Müslüman bir memlekette organik olan modernleşme, sağlıklı ve başarı şansı olan bir modernleşme, İslamcıların modernleşme projesi olacak (Kemalistlerin değil, liberallerin değil, Avrupalıların değil). Yani Müslümanların dünyada farklı bir yer işgal ettiğini, farklı bir varoluşu ifade ettiğini teslim eden her tür fikri çerçeve (İslamcılık gibi) burada doğru yerde durmuş olacak. Burada İslamcılığa özgü bir durumdan bahsetmiyorum fakat İslamcılığın Müslüman özneyi farklı ve var kılma ısrarı organik bir modernleşme için olmazsa olmaz niteliktedir. Batının geçtiği yol Batı değil kendilikti. Müslümanların geçeceği yol da kendiliktir.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
26.01.2026
20.01.2026
23.12.2025
7.12.2025
13.11.2025
12.11.2025
31.10.2025
20.10.2025
6.10.2025
28.09.2025