Ayşe HÜR
Bu hafta, ecdadımızın cinselliğe, içkiye bakışı gibi eğlenceli bir konuda yazmaya niyetliydim ama Filistin'in 9 ret ve 41 çekimser oya karşılık 138 oyla BM'de ''üye olmayan gözlemci devlet'' statüsüne yükseltilmesi üzerine geçen haftaki yazımı tamamlamamın daha doğru olacağını hissettim. Söz veriyorum, önümüzdeki birkaç hafta gündem ne olursa olsun siyasi olmayan bir konuda yazacağım, çünkü konularımı ben bile çok sıkıcı buluyorum!
Hatırlanacağı gibi, yazımı İsrail Devleti’nin kuruluşu (14 Mayıs 1948) ile bitirmiştim. Bu karara tepki gösteren Arap dünyası ile İsrail arasında yaşanan 1948-1949 Arap-İsrail Savaşı sonrasında Gazze, Mısır’ın eline geçmiş, Mısır, bölgeyi doğrudan kendine bağlamak yerine bir askeri vali ile yönetmeyi seçmişti. İsrail’le Ürdün (Şeria) Nehri ve Lut Gölü arasında kalan Batı Şeria bölgesi ise 1950’de Ürdün tarafından ilhak edilmişti.
Araplar harekete geçiyor
Uzun süren bir ‘politikasızlık’ döneminden sonra, Ocak 1964’te Kahire’de toplanan Arap Zirvesi’nde Arap devletleri, tarihlerinde görülmemiş bir şey yapıp bir konuda ortak tavır almışlardı. Bir ‘Filistin Milli Fonu’ oluşturmuşlar, askeri okullarına Filistinli öğrencileri almaya karar vermişler, Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) kurulmasına ve Arap ülkelerinde örgütün ofislerinin açılmasına karar vermişlerdi.
Çekirdeğini 1959’da Yaser Arafat tarafından kurulan El Fetih’in oluşturduğu FKÖ bir şemsiye örgüttü. Şemsiyenin altında, hepsi de Marksistlikle Arap milliyetçisi arasında gidip gelen Filistin Kurtuluş Cephesi (FKC), Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) ve Filistin Demokratik Halk Kurtuluş Cephesi (FDHKC) vardı.
Mısır, Ürdün ve Suriye orduları Filistin meselesine nokta koymak umuduyla uzun süre gizlice hazırlanmışlardı. Tamm saldırıya geçeceklerdi ki 5 Haziran 1967’de İsrail ordusu ani atakla inisiyatiji ele aldı. Arap ülkelerine Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Sudan ve Cezayir de yardım ettiler ama savaşın en uzun sürdüğü Suriye cephesinde savaş altı gün, Mısır cephesinde sadece dört gün, Ürdün cephesinde üç gün sürmüş, Gazze ve Batı Şeria İsrail’in kontrolüne girmişti.
Altı Gün Savaşı’nda İsrail’e kaptırdıkları toprakları geri almak için BM toplantılarına ve ABD-SSCB görüşmelerine bel bağlamamak gerektiğini anlayan Arap ülkeleri Yahudilerin en büyük bayramı olan Yom Kippur’un kutladığı 6 Ekim 1973 günü İsrail’e karşı taarruza geçtiler. Ancak sonuç Araplar için yine hüsran oldu. 20 gün sonra BM Barış Gücü’nün bölgeye gelmesiyle ateşkes yapıldı.
BM’de Arafat’ın konuşması
1964’ten beri esas olarak silahlı mücadeleyi öne çıkaran Yaser Arafat, Yom Kippur Savaşı’ndan sonra diplomasiye ağırlık vererek FKÖ’ye sürgün hükümeti niteliği kazandırdı. Ekim 1974’te örgüt, Arap Birliği, İslam Konferansı Örgütü ve BM tarafından Filistinlilerin tek meşru temsilcisi olarak tanındı. 13 Kasım 1974’te BM Genel Kurulu’nda Yaser Arafat 91 dakikalık bir konuşma yaparak birden dünyanın gündemine oturdu
FKÖ, ilk merkezi olan Ürdün’den, 1970 yılında, tarihe Kara Eylül diye geçen kanlı bir savaştan sonra çıkarılarak Lübnan’a taşındı. Ancak 1982’de İsrail’in Lübnan’ı işgal etmesine tepki göstermeyerek büyük itibar kaybetti ve Lübnan’dan da çıkarıldı. Bu sefer çok uzağa, Tunus’a taşındı.
16-18 Eylül 1982 tarihinde Lübnan’daki Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında kalan Filistinli ve Lübnanlı mültecilere İsrail destekli Lübnanlı Marunî Falanjist milisler tarafından açılan ateş sonucu 3 bine yakın kişinin hayatını kaybettiği günlerde FKÖ’nün bıraktığı boşluğu, adını ilk kez 1983’te duyuran HAMAS (Filistin’deki İslami Direniş Hareketi) doldurdu.
FKÖ seküler bir örgüttü ama HAMAS, Gazze’deki mülteci kamplarında faaliyet gösteren Mısır’ın kadim Müslüman Kardeşler örgütünün bağrından çıkmıştı. Örgüt kısa sürede Gazze’de kök saldı ve İsrail ablukası yüzünden dünya ile ilişkisi kesilmiş olan bölgede sadece siyasal hayatı kontrol etmekle kalmadı, toplumsal ihtiyaçları da gidermeye çalışan bir sosyal hizmetler kurumu gibi çalıştı, okulları, hastaneleri, ve gençlik gruplarını yönetti. Örgütün terör saldırılarını İzzeddin Kasım Tugayları adlı bir grup yürütüyordu.
Birinci İntifada
Yıllar sonra, HAMAS’ın kuruluşunda İsrail’in payı olduğu iddia edildi. İsrail’in amacı, güya FKÖ’nün gücünü kırmaktı. Ancak, 14 Aralık 1987’de başlayan Birinci İntifada’dan (Ayaklanma) sonra, İsrail’in yanlış hesap yaptığı anlaşıldı. O gün, Gazze bölgesinde bir İsrail kamyoneti, Filistinli işçileri taşıyan bir araca çarparak dört Filistinlinin ölümüne ve dokuzunun da yaralanmasına neden olmuştu. Yaralıların bulunduğu hastanenin etrafında toplanarak eyleme geçen gençler HAMAS üyesiydiler. Sivil itaatsizlik şeklinde başlayan eylemler kısa sürede Batı Şeria’ya yayılmış, protesto eylemleri, grevler yapılmış, İsrail ürünleri boykot edilmiş, yollara barikatlar kurulmuştu. Filistinli gençlerin ve çocukların sapan, taş ve sopalarına İsrail’ cevabı ağır silahlarla cevap vermişti. Gazze’nin ve Batı Şeria’nın fiilen FKÖ denetimine geçtiği, FKÖ ve İsrail arasında 1993’te yapılan Birinci Oslo Görüşmeleri’ne kadar süren Birinci İntifada’da verilen can kayıpları bini aşmıştı.
“İslam toprağı olan Filistin’de bir Yahudi devletinin İslami açıdan kabul edilmez olduğunu” söyleyen HAMAS, Filistin’in kurtuluşunun cihatla olduğunu düşünüyordu. Dolayısıyla İsrail’le görüşmeye gerek duymuyordu. Bu yüzden uzun süren bir siyasetsizlik dönemi yaşandı.
El Aksa İntifadası
Ancak, 1982 Sabra ve Şatilla Katliamı’nın perde arkasındaki sorumlusu sayılan Ariel Şaron’un bin kadar askeri ile birlikte Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmesi üzerine 28 Eylül 2000’de başlayan ‘İkinci İntifada’ ilki gibi başarılı olmadı. İsrail’in de HAMAS’la görüşmek istemediği, HAMAS’ın ruhani lideri Şeyh Ahmed Yasin’in 22 Mart 2003 sabahı cami çıkışında İsrail tarafından füze saldırısıyla öldürülmesinden anlaşıldı. Şeyhin halefi Abdülaziz Rantissi de 17 Nisan 2003’te aynı şekilde öldürülünce, HAMAS’la İsrail’in arası iyice açıldı.
Gazze’de bunlar olurken, 1995’te yapılan İkinci Oslo Görüşmeleri’nin ardından Batı Şeria A (% 17), B (% 24) ve C (5 59) bölgeleri olarak üçe ayrılmıştı. A bölgesi tamamen Filistin (FKÖ) otoritesine, B bölgesi Filistin otoritesi ve İsrail'in ortak yönetimine ve C bölgesi de tamamen İsrail kontrolüne verilmişti. Filistin nüfusunun yüzde 98’i, A ve B bölgelerinde yaşıyordu.
Yaser Arafat’ın ölümü üzerine Ocak 2005’te Batı Şeria’da yapılan seçimlerde Mahmud Abbas ‘Sürgündeki Filistin Devlet Başkanı’ seçildi. Mahmud Abbas, FKÖ’den yetişme bir liderdi ama Oslo Görüşmeleri sırasında izlediği yol yüzünden Arafat’ı eleştirmiş ve zaman içinde Arafat’ın çizgisinden uzaklaşmıştı. İsrail’le görüşmelere devam edilmesini ve ‘İki devletli çözümü’ savunduğu için de HAMAS tarafından sevilmiyordu. Öyle ki HAMAS, El Fetih üyelerini kaçırıyor, dizlerinden vuruyor, hatta öldürüyor, El Fetih de HAMAS üyelerinin Batı Şeria’ya girmesine izin vermiyordu.
Mahmud Abbas’ın yenilişi
Sabık Yaser Arafat yönetiminin yolsuzluk ve kötü yönetim hikâyelerinin ayyuka çıktığı 2006 seçimlerinde, HAMAS temiz siyaset vaat ederek, Gazze ve Batı Şeria’yı temsil eden 132 sandalyeli Filistin Meclisi’nde 74 sandalye kazandı. Mahmud Abbas’ın El Fetih hareketi ise 45 sandalyede kalmıştı. Seçimlerin ardından İsrail’in Gazze’nin tamamı ve Batı Şeria’nın bir bölümünden çekilmesi de Filistin halkı nezdinde HAMAS’ın hanesine yazılacaktı.
Mart 2006’da HAMAS İsrailli asker Gilat Şalid’i kaçırınca İsrail Gazze ambargosunu sıkılaştırdı. Ardından Gazze’ye yönelik Dökme Kurşun Operasyonu ve Mavi Marmara Olayı yaşandı. Şalid’in bin kadar Filistinli tutsakla takas edilmesi ortamı biraz yumuşattıysa da, ‘Arap Baharı’ tüm bölgeyi hallaç pamuğu gibi atarken Türkiye’nin HAMAS merkezli Filistin savunuculuğu ve İsrail düşmanlığı zirve yaptı.
İşte Filistin’in BM’ye oy hakkı olmayan devlet statüsüyle üye yapılmasının arka planında bunlar yatıyor. Bu tarihçeye bakınca, esas olarak FKÖ’nün başını çektiği bu yolculuğun gerçek anlamda bağımsız bir devletle sonuçlanmasının hem İsrail’e, hem Arap ülkelerine, hem uluslararası topluma, hem de Gazze ve Batı Şeria arasındaki ilişkilere bağlı olduğu görülüyor. Ama Türkiye’nin sahnede kalması da İsrail ve FKÖ ile ilişkilerini düzeltmesine bağlı.
MİT-MOSSAD-SAVAK-CİA
İsrail Devleti’ni tanıyan ilk Müslüman ülke Türkiye olmuştu. Tek Parti iktidarının son aylarında, Ocak 1950’de Tel Aviv’de açılan Orta Elçiliğe Seyfullah Esin’in müsteşar olarak gönderilmesiyle başlayan ilişkiler, 6 Mart 1950’de İsrail’in tanınmasıyla resmileşti. Bu adım Soğuk Savaş Dönemi’nin Türkiye’nin Batı Bloku ve 1952’de NATO’ya dahil olma politikalarıyla uyumluydu. İsrail’in gizli istihbarat servisi MOSSAD, aynı yıl Türkiye’de bir istasyon açtı.
CHP’den DP’ye
Bu ilişkiyi, iktidara gelen Demokrat Parti de büyük hevesle devam ettirdi. İki ülke ABD’nin Ortadoğu ve dünya politikalarıyla uyumlu bir işbirliği içine girdiler. Haziran 1954’te ABD’yi ziyaret eden Başbakan Adnan Menderes, Arap ülkelerini İsrail’i tanımaya davet etti. Cünkü o sırada Batı ülkelerinin Ortadoğu’daki mutemet adamı olmayı hayal ediyordu. Yine de, Arap ülkelerinin tepkisini çekmemek için İsrail’le ilişkileri düşük profilli yürütmeyi tercih etti.
1956’da Mısır Devlet Başkanı Nasır, ihtiyacı olan mali gücü sağlamak için Süveyş Kanalı’nı işleten Kanal Şirketi’ni millileştirdiğini açıkladığında Türkiye Mısır’ın Süveyş Kanalı ile ilgili ‘milli’ hasiyetlerini anlayışla karşılamadı ve olayı kınadı.
1958’de Irak Kralı Faysal’ı deviren Albay Abdülkadir Kasım’ın, Arap milliyetçiliğinin bayrak ismi Nasır ile yakınlaşması hem İsrail’i hem de Türkiye’yi benzer nedenlerle endişelendirmişti. İsrail etrafını sarılmış hissetmişti, Türkiye ise Kasım’ın, uzun süredir sürgünde yaşayan Kürt lider Molla Mustafa Barzani’nin (Mesut Barzani’nin babası) askerleriyle birlikte Irak’a dönmesine izin vermesinin Kürt milliyetçiliğini cesaretlendirmesinden korkuyordu. Bu konuları görüşmek üzere bizzat İsrail Başbakanı David Ben Gurion ile Dışişleri Bakanı Golda Meir gizlice İstanbul’a geldiler. Ankara’daki toplantıda MOSSAD ile MİT arasında yeni anlaşmalar yapıldı. Bu ittifaka İran’ın gizli polisi SAVAK da dahil edildi. Elbette arka planda CIA vardı. Böylece hem Nasırcılığa, hem Kürt milliyetçiliğine, hem de Sovyetler Birliği’ne ve komünistlere karşı güçlü bir cephe oluşturulmuş oldu.
İki ülke arasındaki ilişkiler 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra da aynı minval üzerine devam etti.
OPEC’li yıllar
1970’li yıllarda Türkiye, petrol için Arap ülkelerine ve OPEC’e göbekten bağlıydı. Ancak, arka plandaki stratejik ortaklıktan dolayı, OPEC’in baskılarına boyun eğip de İsrail’le ilişkilerini kesmedi. Nitekim 1974’te Kıbrıs Harekâtı yapılırken iki ülkenin istihbaratının sıkı işbirliği yaptığı söylendi. Perde arkasında işbirliği sürerken, Başbakan Bülent Ecevit Kasım 1975 tarihinde BM’de Arap ülkeleri tarafından hazırlanan ‘Siyonizm’in ırkçılıkla eşdeğer olduğunu’ söyleyen karar tasarını destekleyerek İsrail’i ters köşeye yatırdı. Bununla da kalmadı, birkaç ay sonra FKÖ’yü Filistin halkının temsilcisi olarak tanıdığını açıkladı. Ancak, her zamanki faydacı tavrıyla İsrail’den Safir füzelerini, Hetz tanklarını, Uzi makinelilerini almaya devam etti.
Türkiye-ABD ilişkilerinde Kıbrıs, Haşhaş Krizi gibi gerilimler çıktıkça, Türkiye Araplara yaklaşarak intikamını aldı. 1978’deki ‘Camp David Barışı’ndan sonra FKÖ Ankara’da büro açtı. Bunda Demirel hükümetine destek veren Milli Selamet Partisi’nin İsrail düşmanlığının da payı vardı ama daha önemlisi Türkiye, 1979 İran İslam Devrimi yüzünden tavana vurmuş petrol fiyatlarından dolayı Arap ülkelerine daha muhtaç hale gelmişti. Ancak sonra öğrenildi ki, Lübnan İç Savaşı ve Türkiyeli radikal-sol örgütlerin Lübnan’daki Bekaa Vadisi’ndeki örgütlenme çalışmaları yüzünden İsrail istihbaratıyla sıkı işbirliğine devam etmişti.
ASALA’ya karşı el ele
1982’de petrol fiyatlarındaki düşmeler sayesinde Arap ülkelerine bağımlılıktan biraz olsun kurtulan Türkiye, İsrail’le daha açık ilişki kurmaya başladı ama esas neden Lübnan’da konuşlanan ASALA’yı MOSSAD yardımıyla etkisiz hale getirmekti. 4 Nisan 1985’te Dışişleri Bakanı Vahit Halefoğlu, İsrail’in Washington Büyükelçisi Meir Rosenne ile buluştu. Bu tarihten itibaren, bölgede Türkiye’den başka dostu olmayan İsrail bu işi seve seve yaptığı gibi, basınında 1915 Ermeni Kırımı’na dair tek kelime haber yayımlatmadı.
1989-1990’da Doğu Bloku’nun yıkılmasıyla ortaya çıkan yeni durumu konuşmak için, 1994’te İsrail Devlet Başkanı Ezer Weizman ve siyaset adamı Şimon Peres Türkiye’yi ziyaret ettiler ve Süleyman Demirel’le görüştüler. Bu ziyarette, askeri ve istihbarat ilişkileri teyit edildi ancak eski parlak dönem geride kalmıştı. Aynı yıl Manavgat Nehri’nin suyunu İsrail’e satma konusu gündeme geldi. İsrail düşmanı kesimler hop oturup hop kalkınca, Manavgat’ın altın kıymetindeki suyu denize akmaya devam etti. Ama Mavi Marmara Olayı’na kadar, MİT ile MOSSAD ve CIA arasındaki işbirliği sürdü, TSK, İsrail’in en büyük müşterilerinden biri olmaya devam etti.
Özet Kaynakça: İhsan Dağı, Ortadoğu’da İslam ve Siyaset, Boyut Yayınları, İstanbul 2002; Murat Erdin, Hizbullah ve HAMAS (Düşünceleri, Örgüt Yapıları ve Eylemleriyle), Kastaş Yayınları, 2002; Jacob Abadi, Israel and Turkey: From Covert to Overt Relations, http://www.lib.unb.ca/Texts/JCS/Fall95/abadi.pdf; M. Hakan Yavuz. “Turkey’s Relations with Israel.” Dış Politika, XV, no.3-4 (1991), s. 41-69; George E. Gruen, “Turkey’s Relations With Israel and Its Arab Neighbors,” Middle East Review; Spring 1985, s. 33-43; Ömer Kürkçüoğlu, “Turkey’s Attitude towards the Middle East Conflict,” Foreign Policy, 5. no. 4 (1976), s. 23-33.
Yazarlar
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları











































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
9.09.2024
9.09.2024
17.11.2022
6.11.2022
7.06.2019
26.12.2017
21.03.2016
13.03.2016
6.02.2016
28.02.2016