Murat Sevinç
Eleştiri pek sevilmez, insan doğal olarak övgüyü, bazen sessiz kalınmasını tercih eder. Ancak insanı ve kurumları geliştiren eleştiri olsa gerek. Övgü, bir de ölçüsüzce yapılırsa, hemen her zaman övüleni alıklaştıran bir tutum.
Yapıcı ve yıkıcı eleştiri ayrımı yapılır genellikle, bana kalırsa biraz doğru, biraz tartışmalı bir ayrım bu. Eleştiri eyleminin kendisine-içeriğine değil de yapanın üslubuna yönelik bir farklılık kastediliyor burada. Yapıcı eleştiriyi de yıkıcı biçimde yapmak, iyi niyetli eleştiri çabasını yüze göze bulaştırmak mümkün. Bu nedenle hiç ayrım yapmadan ‘eleştiri’ demekten yanayım. Eleştiriyi kırıp dökerek yapanları da ‘üslupsuz’ sıfatı ile adlandırmak yetebilir ve bu çok büyük bir sorun kuşkusuz, hele ki sosyal medya devrinde. Bir önceki yazıda söz ettiğim ‘kıyıcılık’ ve ‘bağcıyı dövme merakı’ sosyal medya çağında, daha önce olmadığı kadar hızlı gerçekleşebiliyor.
Siyasî partilerin nesi eleştirilir? İdeolojisi, yapısı, eylem ve söylemi, programı, üye profili, hangi toplum kesimine neyi ne şekilde söylediği, seçmen kitlesi vs. Tümü değerlendirme ve eleştirinin konusu olabilir. Günlük yaşamda çoklukla tartışılan ise partileri temsil eden, öne çıkan figürlerin sözleri, yapıp ettikleri oluyor. Belki çoğu yerde, ama özellikle Türkiye’de genel başkanlar partinin neredeyse her şeyi konumunda. Bugüne dek, herhangi bir partinin seçim kazanıp kazanamayacağı tartışmasında, parti örgütlerinden vs. söz edildiğini kaç kez işittiniz? Çoğunlukla ‘o’ seçim kazanır ya da kazanamaz üzerine konuşulur. Bunun bir nedeni tarih ve demokrasi kültürüyse, bir nedeni de partiler hukuku.
Bu durumun ölçüsü partiden partiye değişiyor tabii. Diyelim, İYİP’in anketlerdeki oyları şu anda yüzde 16 ise, çoğu herhalde Akşener’indir. Buna mukabil HDP ya da CHP, hatta MHP gibi partilerin oy oraları genel başkanın ismine bu denli bağlı değil. Oy azalıp artmasına neden olsa da bir genel başkanın varlığı, partinin varlığına-yokluğuna yol açmıyor.
Uzun peşrevin nedeni şu: Türkiye’de parti eleştirisi, aslında daha ziyade genel başkanlar ve öne çıkan bazı partililerin söz ve eylemlerinin eleştirisi. Yoksa, bir-iki gazeteci ve konuyu çalışan araştırmacılar dışında kaç kişi bir partinin seçim beyannamesini ya da parti programını okur, haberdardır. Ya da kamuoyunda kaç il-ilçe başkanı bilinir, tanınır. Büyük ve köklü partiler ile konjontürel gerekçelerle öne çıkan partiler istisna. Örneğin Canan Kaftancıoğlu’nun tanınıyor oluşu, ya da Buğra Kavuncu’nun biliniyor oluşu gibi. Kaftancıoğlu, diğerlerinden farklı olarak muhtemelen en tanınmış ve etkili il başkanı. İstanbul seçiminin kazanılmasındaki rolü malum, hakkında açılan davalar, sosyal medya saldırıları vs. Partisi içinde hazzetmeyenler olduğu da sır değil tabii.
Siyasî parti eleştirisi, öne çıkan kişilere ve onların yeteneklerine indirgendiği ölçüde sığlaşıp duygusallaşıyor. Parti savunmak ile takım savunmanın birbirine benzer yanları oluşunun bir nedeni bu olsa gerek. Seviyoruz kardeşim, zorla mı! Eleştirinin zorluğu-kolaylığı, biraz da konunun ‘sevme-sevmeme’ boyutuyla ilişkili. Ama yalnızca ‘biraz’, çünkü daha yapısal sorunlar da var.
Burada yazdıklarımın kaynağı, genel geçer malumat ve amatör köşe yazarlığı deneyimi, yıllar içinde karşılaştığım tepki ve eleştiriler.
‘Sevip-sevmemenin’ eleştiriyi belirlemesi, işin bir yanı. Siyasetine duyguları fazlaca karıştırmayan, bir ideoloji/doktrin çerçevesinde etkinlikte bulunan partileri göz ardı etmemeli. Ancak, oy oranları nedeniyle kurulu düzende/seçimlerde bir etkisi olmayan, daha ziyade örgütlü düşünce (ve eğitim) kulüpleri gibi çalışan bu partiler için eleştiri (ve özeleştiri) parti çalışmasının ya da siyasetin gereği/yordamı olduğu için, ‘dışarıdan’ eleştirinin pek işlevi yok.
Tamamını aynı kaba koymak mümkün değil elbette, ancak bazı sol parti ve sempatizanlarını ise herhangi bir konuda eleştirmek neredeyse olanaksız. Kendilerinden fazlasıyla hoşnut, dünyalarının dışında her kim varsa ‘düzen’ unsuru olarak tanımlayan; en nihayetinde ‘burjuva demokrasisi hukukuna’ yani diğerleriyle aynı ‘yasaya’ tabi oldukları için, ancak sınırları ‘devlet’ tarafından çizilen alanda siyaset yapabilen, buna mukabil hiç böyle bir gerçek yokmuş gibi davranıp muhtelif eleştiriyi kibirle yanıtlayan (ya da buna da gerek duymayan) siyasî organizasyonlar.
Söz konusu sol siyaset ve taraftarları, özellikle bir öğrencimi hatırlatıyor bana. İlk sınıf öğrencileri, her zaman heyecanlı ve siyasî bakımdan daha köşeli olur. Bazı insanlarda bir ömür süren ‘en solcu biziz’ rahatsızlığı bu devrede başlıyor sanırım. O öğrencilerden biri aklını benimle bozmuştu. Solcu olmadığımı düşünüyor (ki düşman başına, bende bolca liberal sapma vardır), belli ki anayasa tarihini anlatırken sol terminolojiyi kullanmama içerliyor, bulduğu her fırsatta benim ne menem bir herif olduğumu kanıtlamaya çalışıyordu. Arkadaşlarına, çok tipik bir burjuva olduğumu anlatırmış vs., duyuyordum. Yeri gelmişken, kimi hızlı öğrenciler, gömleği ütülü, kravat takan ve ayakkabısı temiz hocalara ‘burjuva’ derdi.
Beni doğru yola sevk etmeye ve sol kavramları azimle benden arındırmaya çabalayan öğrencim, bazen açıkça tacizkâr sözler de sarf ederdi. Öğrencidir, yapar ve söyler, kantarın topuzunu kaçırmadığı sürece dinleyip tartışmak gerekir. Bir gün, yine arka bahçede yakaladı beni, buz gibi bir hava, bir şeyler söylüyor, daha doğrusu laf atıyor. Ben de, beni beğenmiyor bari Korkut Boratav hocanın kitabından bir örnek verip gözüne gireyim, dedim. Hiç unutmuyorum, Korkut hocanın adını duyunca, “O hoo, Boratav’ı solcu zannediyorsanız…” diye başladı konuşmaya. İşte bu delikanlının ‘siyasî parti versiyonları’ da var memlekette ve cümlesine kolaylıklar dilemekten başka çare yok.
Sağ ve yeni partileri ise şimdilik bir yana bırakalım, ikisi zaten AKP’den çıktı ve içlerinde Mustafa Yeneroğlu haricinde içtenlikle özeleştiri yapana rastlamadım. Onların eleştirisi, ister istemez AKP tarihi eleştirisine dönüşüyor. İYİP hayli yeni ve bana kalırsa Akşener, partinin göz önündeki ‘erkek’ temsilcileriyle karşılaştırılmayacak ölçüde tahammüllü bir siyasetçi. Yinelemekte zarar yok, milliyetçi-dindar kesimin kadını, erkeğinden her bakımdan ileridedir. MHP ise zaten MHP işte, onların söz ve eylemleri eleştirilecek değil, daha ziyade ‘unutulmaması’ gereken türde. Bir muhalefet partisini ‘itlaf edilmesi gereken haşerat’ ifadesiyle tanımlayan insanları nasıl ve neden eleştirebilirsiniz. Milliyetçilik ekmeği olmasa varlığını sürdüremeyecek bir yapı, ayrıca eleştirenlerin başına ne geldiği de belli.
İtiraf etmeliyim, parlamentodakiler içinde eleştirmesi, eleştiren açısından en rahat parti CHP. Belki bunun bir nedeni, CHP seçmeninin de CHP’yi çokça eleştiriyor oluşudur. Ayrıca toplumun her kesimiyle az çok temas halinde olan tek parti CHP. Nedeni her neyse, sonuçta sinirlenseler de eleştiriyi hazmedebildiklerini ve tehditkâr davranmadıklarını söylemeliyim, doğruya doğru.
Ancak, özellikle CHP (ve az çok muhalefetteki diğer partilerin) seçmeni, vekilleri ve angaje olmuş yazar çizerinde zaman zaman öne çıkan ‘oyuna gelme(me)’ telaşı/telkini, eleştiriyi güçleştiren bir tutum. Üstelik pek tutarlı da sayılmaz, söz konusu kaygı. “Dönüştürücü bir siyaset gerekli, şaşırtıcı, iktidarı çaresiz bırakan çıkışlar yapılmalı, şu zamanda soru önergesiyle siyaset mi olur” denildiğinde, “Aman oyuna gelmeyelim” tepkisini verenler; örneğin Kılıçdaroğlu hakikaten farklı bir işe kalkıştığında, hep bir ağızdan “İşte siyasî hamle böyle olur” diyebiliyor.
Başlıktaki HDP eleştirisi ise başlı başına bir açmaz. Önceki yazıda dile getirmiştim, HDP kolay saldırılan, zor eleştirilen bir parti.
Öncelikle, öylesine zorluklarla, saldırıyla, pervasızlıkla yüz yüze ki, eleştirirken terazinin insaf kefesi her zaman daha ağır basıyor, ister istemez. Aslında HDP değil, Kürt siyasal hareketinin partileri, demeliyim. Bugün HDP varsa öncekiler ‘kapatıldığı’ için var.
Bu ülkenin çok partili yaşamında hiçbir parti, ‘yasal’ siyasî faaliyetini sürdürürken HDP’nin uğradığı haksızlığa ve saldırıya uğramadı. Baraj altı, olmadı kayyım, olmadı tartaklama, olmadı cezaevi, olmadı tehdit, olmadı saldırı… Eski eş genel başkanları ve vekilleri yıllardır cezaevinde, ayrıca, hâlihazırda kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya. Ve tüm bu hukuk dışılığa, acımasızlığa, pervasızlığa karşın hâlâ varlığını, üstelik oylarını koruyarak sürdürebiliyor.
Buna mukabil, eninde sonunda parlamentodaki partilerden biri HDP ve şu anda, bu hükümet sisteminde diğer vekiller ne kadar işlevsizse, onlar da o kadar işlevsiz. CHP ve İYİP’lilerin Meclis komisyonlarındaki varlığı, yasa yapımı ve karar alınması üzerinde ne ölçüde silikse, onlarınki de öyle. Ezcümle, diğer milletvekillerinden daha çok iş yapıyor, Meclis’e daha çok gidiyor, oylamalara daha yoğun katılıyor değiller. Ancak şu koşullarda, belirleyicilikleri olmasa da parlamento çatısı altında bulunmalarının, yalnızca ‘bulunmalarının’ dahi anlamlı, gerekli olduğu savunulabilir ki, yanlış diyemem, çünkü TBMM ‘kurumsal siyaseti’ sürdürebildikleri ve ‘diğerleriyle’ yüz yüze gelebildikleri bir mecra hiç olmazsa.
Yazı çok uzadı; HDP eleştirisinin, partinin konumundan, başına getirilenlerden, seçmeninden/sempatizanlarından kaynaklanan bazı zorluklarıyla ve devam edeceğim…
Özel bir öneri: Muhterem okur, meslektaşlarımız, Bülent Tanör ile çalışmış arkadaşlarımız, Hoca için bir YouTube kanalı açtı. İlgili herkes abone olursa çok güzel olur. Bugüne dek ilgilenmemişler ilgilenirse, daha da güzel olur. Buraya bırakıyorum.
İklim krizi notu: Çok genç iklim aktivisti Atlas Sarrafoğlu’nun bir konuşması, Açık Radyo’da.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları













































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
4.02.2026
10.01.2026
5.01.2026
29.12.2025
7.12.2025
23.11.2025
21.11.2025
14.11.2025
30.10.2025
26.10.2025