Orhan MİROĞLU-Taraf yazıları
Başbakan geçenlerde BDP’yle aradaki zayıf, koptu kopacak ipten bahsetti..
Ama son grup toplantısında “BDP’li kalleşler” diyerek bu ipi kendi eliyle kopardı.
Sanırım bu söylemle beraber, artık zayıf veya değil arada bir ip filan da kalmadı.
Belki de istenen buydu belki de bu bir siyasi tercih, ama sonuçları itibariyle her iki halkın ilişkilerine, AK Partiye zarar verecek bir siyasi tercih..
Bu sözler, sadece BDP’ye oy veren üç milyona yakın Kürt’ü incitmekle kalmayacak, AKP’ye neredeyse bunun iki misli oy veren Kürtleri de incitecek ve zor duruma sokacaktır.
Söyleyecek fazla söze gerek yok sanırım.
Uludere katliamı gibi, “Kalleş BDP’liler” söylemi de tarihe geçti, tarihe mal oldu.
Bundan sonra AKP’nin Kürt halkıyla ilişkileri hiçbir şekilde eskisi gibi olmayacaktır ve bunu anlamak için siyaset sosyologu olmaya gerek yok.
Türkiye’ye Başkan olmak isteyen bir liderin, kendi yurttaşlarını bu ifadelerle suçlaması, her ulusal safların “milli esaslarla” tahkim edilmesini sağlamaktan başka bir işe yaramaz.
Sayın Başbakan’ın hiç kuşkusu olmasın, Uludere katliamı olurken, Pınarbaşı’nda bombalar patlarken, ellerini sevinç içinde ovuşturanlar, “kalleş BDP’liler” sözüne de aynı oranda sevinmişlerdir.
Oysa Uludere’nin aydınlatılması yeni bir başlangıca yol açabilirdi.
Bildiğim kadarıyla, bir katliamın gayrı meşruluğu ve haksızlığı ilk defa ve bu ölçülerde tartışılıyordu.
Bu durum, toplumun geçmişte olduğu gibi bu türden devlet katliamlarını bir biçimde tolere edeceği ve suskunlukla karşılayıp onaylayacağı dönemlerin çok geride kaldığını gösteriyordu.
İhmal veya kasıt kelimeleriyle durumu izaha çalışmak, bu katliamın yarattığı trajediyi hafifletmeye yetmedi.
Hak ve adalet talep eden bir toplumda hangi gerekçeyle olursa olsun, sivillere karşı gerçekleşmiş bir katliamı meşru gösteremezsiniz.
Medyanız sustu veya susturuldu diyelim; dünyanın bütün gazetelerini ve gazetecilerini susturamazsınız. Bir gazetecinin yapacağı haber, yazacağı yazı, gelir sizin hakikate kapatmaya çalıştığınız ulusal gündeminize bütün haklılığıyla oturur.
Roboski katliamına kadar; bir halkın neden bu kadar kolayca bu kadar çok ve yüzyıla uzanan bir tarih boyunca sayısız katliamlara maruz kaldığını, her defasında bu katliamların çeşitli gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışıldığını ve suçun her defasında cezasız kalmış olmasını tartışabilmiş değildik.
Bir yönüyle buraya gelinmiş olması elbette memnuniyet verici olmalıdır.
Ama bu vahim hadisenin, PKK’yle mücadele gerekçesiyle üstünün örtüleceğinden endişe duymamak elde değil.
İnşallah yanılırım, ama Başbakan’ın son grup konuşmasının özü buydu.
PKK’yle savaşıyoruz ve böyle olaylar olabilir dedi Başbakan.
Bizde özellikle katliamlar ve devlet politikası sözkonusu olduğunda akademik çalışmaların çok yetersiz olduğu, henüz anlatıların ve olayların bir çeşit arşivlenmesinden ibaret bir aşamada olduğumuzu görmek gerekiyor. Oysa, Balkanlar’dan tutun da Ortadoğu’ya, Orta ve Batı Avrupa’ya kadar bazı ulusların uğradığı katliamlar üstüne yapılan bilimsel araştırmaların haddi hesabı yoktur.
Ve temel sorular bu araştırmalarda hep aynıdır:
Bir katliamı hazırlayan ortam nasıl oluşur?
Bir katliam, her zaman “terörle mücadele” esnasında mı meydana gelir?
Bir katliam, teröristlerle savaşan devlet güçlerinin, salt içine sürüklendiği psikolojiyle açıklanabilir mi?
Milliyetçilik, etnik hınç ve öfke, tarihte yaşanmış ağır travmalar, bir katliamın meydana gelmesinde nasıl rol oynar?
Kuşkusuz bu sorulara farklı açılardan, çok farklı cevaplar verilebilir.
Ama bu cevapların hiç biri, salt “terörle mücadele”nin haklılığına ve katliama maruz kalmış insanların yeniden keşfedilen “bazı suçlarını” tam da katliam zamanlarında hatırlamak ve öne çıkarmak gibi bir anlayışa hapsedilemez.
34 kişiye bomba yağdırıyorsunuz, onları katlediyorsunuz, sonra da “kaçakçılık yapıyorlardı ve zaten ölmeselerdi yargılanacaklardı” diyorsunuz..
Kaçakçılığın cezası ölüm mü?
Kaçakçıları, katliamlara uğrayıncaya kadar, zaten fuzuli ve fazladan yaşamış insanlar olarak mı görüyorsunuz?
Bu hem Uludere’yi hem başka katliamları meşrulaştırma, katliamları devleti koruma adına aklama çabasıdır ve bu zihniyet Cumhuriyet’ten bu yana şöyle işliyor:
Kürtler katliamlara uğradılar, çünkü devlete isyan ediyorlardı!
Kürtler katliamlara uğradılar çünkü, onlara bir lütuf gibi sunulan Türkleşmeyi, Kemalist modernleşme projesini kabul etmeyip direndiler!
Dolayısıyla,
Kürtler katliamlara uğratılabilir, çünkü medeni insanlar gibi pasaport kullanmak yerine sınırı kanunsuz bir şekilde ihlal ediyor ve sık sık pasaportsuz seyahat etme eğilimi gösteriyorlar!
Kürtler katliama uğratılabilir çünkü, Şeyh Sait ve Seyit Rıza gibi eşkıyalara inanıp dağlara çıkıyorlar!
Kürtler katliamlara uğratılabilir, köyleri boşaltılabilir ve yüz binlercesi sürgüne, göçe zorlanabilir, aydınları, siyasetçileri sokak ortasında infaz edilebilir, çünkü PKK’yi destekliyorlar!
Ve nihayet Roboski gibi olaylar olabilir, çünkü PKK’yle işbirliği halinde kaçakçılık yapıyorlar!
Sonra efendim güvenlik güçlerinin içinde bulunduğu savaş psikolojisini, yaşadıkları acıları, anlamak gerekiyor!
Kişisel olarak, bu acıları elbette anlayabiliyorum ve büyük saygı duyuyorum.
Ama Roboski’yi, bu standartlarda ve bu vicdan ölçüleriyle düşündüğünüz zaman, bir katliamı aydınlatmaya değil, meşrulaştırmaya yarayan toplumsal bir zeminin oluşmasına hizmet edersiniz.
Dünyadaki katliamlar tarihine bakıldığında, böylesi meşrulaştırma gayretlerinin, her defasında yeni katliamlara çağırdığını görmek çok zor değil.
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- 2071’ E DOĞRU: TÜRKLER V KÜRTLER..
7.10.2012 - Vur kendini dağlara! Vur kendini Maxmur’a!
3.09.2012 - Kürt aydınının trajedisi (2)
1.09.2012 - Kürt aydınlarının trajedisi (1)
30.08.2012 - Roj baş hevaller!
27.08.2012 - Bu savaş kimin için
25.08.2012 - Zulmedene benzemek ve suskunluk
23.08.2012 - Ruh sağlığım gayet yerinde
20.08.2012 - Ali Fikri Işık
18.08.2012 - Yoksa, Aygün ‘devletin iyi Kürdü’ mü
16.08.2012
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları















































































































Özgür
Gerilim siyaseti 25 Eylül 2013, 15:05 Daha öncede bahsetmiştim bu tür konularda buıda diğerlerinde daha farklı olmayacak gibi yazıam başlarken böyle bir çıkarımla şunu izeh etmek lazım. Tuzluıçayır, izmirde alevi mezarlıklarını tahrip. derbi karşılaşması, Bayık açıklamaları, Mısır darbesi ve suriye çatışmaları. Bir yandan günlük hayatımızdaki normal ölçülerdeki yaşam mücadelemiz bir yandan siyaseten içinde bulunduğumuz durum. Gerçi günlük hayat içinde ki gerilime dayanan siyaset biçimi bizleri bir konuma itse de genede dışarıdan bakmaya devam ediyediyoruz. Siyaset bizim sınırlartmızdan içe girmedikçe herhangi bir düşünsel tepkiye ulşamıyor normal olarak. tepki duyduğumuz bir haber üzerinde üzerinde anca durabiliyoruz. Siyaset halkın içinde değil politika yapıcılar tarafından şekilendiriliyor bizlere katkı sunmak kalıyor. Oysaki siyasetimizi biz kendimiz seçeriz. Önümüz seçim; seçimlere kadar gündemler dolacak boşalacak. Gezinin kendiliğinde geliştini söylemiştim. Bu siyasi taraflar arsında pek irdelenek istenmeyen bir durum ve siyasal olarak da belirleyici bir pozisyonu olacak. Gerlim siyasetni görülmeyen bir savaş paradigması olarak da değinebilirz. Türkiyedi gerilimin büyük bölümü Kürt ulusal hareketi vede suriye kırıizi oluşturuyor. Çünkü bu mihvalde çokça kodlandı. Siyaset bu mihvalde toplumlarıda içine alan bir kutuplaşma yaratmak istediği ve ortadoğu denkleminde yer tutmak istemesidir. Bir çok kişi suriyenin bu konuda dayansa bile bir zman sonra tekrara gündeme geleceğini söylüyor. O kara çok ölüm olduki ve o kadar çok siyasi taraf oldular ki tek başlarına kalmak istemiyorlar gibi görülüyor. Gezi tarafsızlığını korulamalıdır. ve tarihe not düştüğü gibi tarihin parçası olduğu gibi sorgulamasına devam etmelidir.
Özgür
Gerilim siyaseti 25 Eylül 2013, 15:05 Daha öncede bahsetmiştim bu tür konularda buıda diğerlerinde daha farklı olmayacak gibi yazıam başlarken böyle bir çıkarımla şunu izeh etmek lazım. Tuzluıçayır, izmirde alevi mezarlıklarını tahrip. derbi karşılaşması, Bayık açıklamaları, Mısır darbesi ve suriye çatışmaları. Bir yandan günlük hayatımızdaki normal ölçülerdeki yaşam mücadelemiz bir yandan siyaseten içinde bulunduğumuz durum. Gerçi günlük hayat içinde ki gerilime dayanan siyaset biçimi bizleri bir konuma itse de genede dışarıdan bakmaya devam ediyediyoruz. Siyaset bizim sınırlartmızdan içe girmedikçe herhangi bir düşünsel tepkiye ulşamıyor normal olarak. tepki duyduğumuz bir haber üzerinde üzerinde anca durabiliyoruz. Siyaset halkın içinde değil politika yapıcılar tarafından şekilendiriliyor bizlere katkı sunmak kalıyor. Oysaki siyasetimizi biz kendimiz seçeriz. Önümüz seçim; seçimlere kadar gündemler dolacak boşalacak. Gezinin kendiliğinde geliştini söylemiştim. Bu siyasi taraflar arsında pek irdelenek istenmeyen bir durum ve siyasal olarak da belirleyici bir pozisyonu olacak. Gerlim siyasetni görülmeyen bir savaş paradigması olarak da değinebilirz. Türkiyedi gerilimin büyük bölümü Kürt ulusal hareketi vede suriye kırıizi oluşturuyor. Çünkü bu mihvalde çokça kodlandı. Siyaset bu mihvalde toplumlarıda içine alan bir kutuplaşma yaratmak istediği ve ortadoğu denkleminde yer tutmak istemesidir. Bir çok kişi suriyenin bu konuda dayansa bile bir zman sonra tekrara gündeme geleceğini söylüyor. O kara çok ölüm olduki ve o kadar çok siyasi taraf oldular ki tek başlarına kalmak istemiyorlar gibi görülüyor. Gezi tarafsızlığını korulamalıdır. ve tarihe not düştüğü gibi tarihin parçası olduğu gibi sorgulamasına devam etmelidir.