Vahap COŞKUN
Uzunca bir ara oldu. Son yazının üzerinden epey bir vakit geçti, köprülerin altından çok sular aktı. Ancak çıkılan yoldan geri dönmek de olmaz. Onun için Orbay’ın anıları üzerinden bahsini ettiğimiz resmî ideoloji derslerini tamamlamak lazım. Ama önce biraz hatırlatma ve toparlama yapmalı.
Orbay’ın yaşadıklarından hareketle başlıca üç ders çıkarabileceğimizi söylemiştim. Birincisi, geçmişte çok nazik makamları işgal etmeniz ve kudretli olmanızın size resmî ideoloji karşısında daimî ve mutlak bir koruma sağlamayacağıdır. Bağlılığınız sorgulanmaya başlandıktan sonra kısa bir süre içinde zirveden en dibe itilebilirsiniz.
İkincisi, resmî ideolojinin gücünü tahkim etmek için yerel veya kısmî bir sorunu genel bir fırsat olarak kullanma becerisidir. CHP iktidarının Şeyh Sait İsyanı’nı gerekçe gösterip bu hadiseyle uzaktan yakından bir alâkası bulunmayan TCF’yi kapatması ve kendine muhalif gördüğü tüm mahfillerin üzerinden geçmesi, bunun mümtaz bir misalidir.
Liderin dokunulmazlığı
Gelelim üçüncü ve son derse; bu da liderin dokunulmazlığıdır. İktidar birçok hatâ yapabilir, hayatî yanlışlara düşebilir, kasten kötülükler edebilir -- ama lider asla bunlardan sorumlu tutulamaz. Hatâyı yapan, yanlışa düşen ve kötülüğü eden hep başkalarıdır. Liderin olan bitenlerden ya haberi yoktur, ya geç bilgi edinmiştir, ya da menfiliği önlemeye gücü yetmemiştir. Eğer doğru yoldan bir sapma varsa, bunun müsebbibi lider değil, onun çevresinde yuvalanmış şer odaklarıdır.
Orbay da bunu yapar; başına gelenlerden öncelikle İsmet İnönü ve Recep Peker olmak üzere “Atatürk’ün etrafını” sorumlu tutar, liderin kendisini ise -- tabiri caizse -- temize çeker. Anlatalım: Orbay’ın çilesi TCF’nin kapatılmasıyla nihayete ermez; kapıda kendisini bekleyen çok daha ağır bir imtihan vardır: İzmir Suikastı (*). Orbay, Mustafa Kemal’e suikasta teşebbüs etmekle itham edilir. Hayatta kendisini en fazla üzen ve rencide eden olay budur.
“Suikast denen sapıklık”
Zira bunu yaşamı boyunca “en nefret ettiği şeyle suçlanmak” olarak niteler. Ona göre suikast, bir sapıklıktır.
“Bütün ömrüm boyunca, namertçe ve sefilce bir hareket saydığım suikast denen sapıklığın herhangi bir tezahürüne nerede ve ne zaman şahit oldu isem, daima nefretle red ve men eylediğimi beni yakından tanıyanların hepsi pekâlâ bildikleri gibi, bilhassa beni bu hususta ithama kalkanların, herkesten iyi bilmemelerine imkân yoktur. O kadar ki içlerinde teşebbüs ettikleri suikastlar, tarafımdan muhalefetle men edilmiş olanları bile vardı.” (Cilt 2, s. 196)
Suikasta teşvik suçlamasına maruz kaldığında Orbay yurt dışındadır. Anayasaya aykırı bir şekilde yasama dokunulmazlığından mahrum kılınır ve hakkında tevkif müzekkeresi çıkarılır. Kendisine Londra Büyükelçiliği görevlilerince tebliğ edilen bu müzekkere üzerine Orbay, Meclis Başkanlığına bir mektup yazar.
Mektubunda, bir süreden beridir ülkede vicdan ve fikir hürriyetinin boğulduğunu, kanunsuz bir topluma doğru gidildiğini ve daha önce vatandaşlara yönelen saldırıların artık Meclise yöneldiğini anlatır. Siyasî hasımlarından ve şahsî düşmanlarından oluşan İstiklâl Mahkemesi’nin tutuklanma kararını bir tuzak olarak yorumlar ve uymayacağını söyler.
“Çünkü: Masuniyetine kasem ettiğim Teşkilat-ı Esasiye Kanununun ihlâline bilerek muvafakat suretiyle yardım etmeyi, vatan ve milletime karşı hıyanet telakki ederim.” (Cilt 2, s. 199)
Meclis Başkanı Kâzım Bey, Orbay’ın mektubuna kısa bir yanıt verir. Türkiye’de “hürriyet-i kelâmın mukaddes ve müemmen” (ifade özgürlüğünün kutsal ve teminat altına alınmış) olduğunu belirtir. Orbay’dan İstiklâl Mahkemelerinin adaletine güvenmesini ister. Ona, mahkemenin huzuruna çıkmaktan kaçınmamasını tavsiye eder. Ve yargılama bittiğinde masumiyetinin ortaya çıkmasını temenni ettiğini bildirir.
“Bağiler Heyeti”
Kâzım Bey’in cevabî mektubundan hayrete düşen Orbay, bu kez çok daha sert bir mektup gönderir. Anayasanın alenen çiğnendiğini “Türkçe bilen herkesin anladığını” söyler. İstiklâl Mahkemesini “bu ismi gayri meşru bir şekilde kullanan kanun dışı bir bağiler heyeti”olarak tanımlar. Kendi hayatını da tehlikede gördüğü için korkudan onları gerçek bir mahkeme gibi sunan Meclis Başkanının tavsiyesiyle bağlı olmadığını belirtir:
“Fakat sizin tavsiye buyurduğunuz gibi, hunhar ve gasıp bağilerden mürekkep ve her birinin gözünü hırs ve ihtiraslarının kanı bürümüş gayri meşru bir heyet ile bunların müzahirlerine karşı böyle bir mecburiyetten hamdolsun müstağniyim.” (Cilt 2, s. 207)
Orbay mektubunda hakkındaki iddialara da ayrıntılı cevaplar verir, her birini tek tek çürütür. Gayesi kendisini savunmak değildir. Çünkü ne kendisini savunmasını gerektirecek bir hatâ yapmıştır, ne de “eşkıya yatağı” olarak nitelediği bir heyetin kararlarına değer vermektedir. Başına gelenleri tafsilatlı olarak açıklamasındaki maksat, hâkim cübbesi giymiş bu eşkıyanın ve onlara yardım eden hükümet üyelerinin yaptıkları anayasa darbesi hakkında “milletin mukadderatının yegâne hâkimi olan Büyük Millet Meclisi âzâlarını”bilgilendirmektir.
Düzmece dâvânın sonu
Tamamen düzmece olan bu dava Orbay’ın uzun bir müddet sürgünde yaşamasına neden olur. Bu arada bir genel af çıkar; dostları Orbay’dan bunu vesile kılıp dönmesini ister; ancak Orbay affın “haysiyetine sürülen bu çamuru tamamen ref ve izale etmediğini” belirterek dönmeyi reddeder. Ne var ki aile büyüğünün vefat etmesi ve kardeşlerinin artık ailenin başına onun geçmesi yönündeki ısrarlarına daha fazla direnemez ve İstanbul’a döner.
Dönem değişmiştir. Önce Kastamonu mebusluğuna seçilir; sonrasında Londra büyükelçiliğine atanır. Ancak dış politikadaki anlaşmazlık ve Hariciye’de işlerin yürüme biçiminden duyduğu rahatsızlık yüzünden büyükelçilikten de istifa eder ve siyasi hayatını noktalar.
Bütün bunlar olup bittikten sonra da Orbay, Mustafa Kemal’e suikastle suçlanmasına, suçlanabilmesine hâlâ hayret eder. Mustafa Kemal’e olan sevgisini şöyle anlatır:
“Kâzım Karabekir, Ali Fuat, Refet… İçimizde memleketi kurtarmağa ve milleti selamet yoluna ulaştırmağa en kabiliyetli ve liyakatli olduğuna kat’i şekilde inanarak, kendisini baş bilip bütün kalbimiz ve varlığımızla bağlandığımız Mustafa Kemal’e olan bu en samimi duygularımızın kaynağı vatan ve millet sevgisi idi ki, bizim hâlâ bu sevgi ile meşbu olan yüreklerimizde her şeye rağmen ne olursa olsun, şahsi menfaatler, ihtiraslar, ikbal düşkünlükleri gibi daima yabancısı olduğumuz, memleket hesabına zararlı bulduğumuz eğilimler yer almıyordu. Gerçek işte bu idi.” (Cilt 2, s. 247-248)
Mustafa Kemal’in de bu gerçeği bilmesi gerektiğini söyler Orbay. “Mustafa Kemal’in emniyeti bahis mevzuu olunca vatan ve milletin selamet ve emniyeti derecesinde kıymet vererek, icabında kendi hayatımı siper etmekte tereddüt etmediğimi kendisinin herkesten iyi bilmesi icap ederdi.”
Öyleyse Mustafa Kemal’e suikast teşebbüsünde bulunmak gibi akıl almaz bir suçlamaya nasıl muhatap olmuştu? Mustafa Kemal neden bu saçmalığın önüne geçmemişti? Orbay, burada da faturayı Mustafa Kemal değil onun yanındakilere keser:
“Ben kendisinin memleketi kurtarmak için en yüksek kudreti haiz bulunduğunu bilerek, öteki açık sözlü ve açık yüzlü, samimi arkadaşlarımız gibi kendisiyle tam bir anlaşma halinde fikir ve gaye ortaklığı ettim. Ne kadar yazık ki, sulhun akdinden sonra, etraflarında peyda olan, kendilerine inanarak, samimiyetle değil fakat mideleriyle bağlı menfaat düşkünü kimselerin yavaş yavaş tesirleri altında kaldıklarını üzülerek görmeğe başladık.”(Cilt 2, s. 224-225)
Ezcümle Orbay, başına bunların geldiği vakitte iktidarının zirvesinde bulunmasına rağmen yaşadıklarından Mustafa Kemal’e hiçbir pay çıkarmaz. Ona göre tüm bunların müsebbibi, paşa değil onun etrafına çöreklenmiş olan kötü niyetlilerdir.
Dünden bugüne çok şey değişmemiş gibi…
* 1926’da TCF mensuplarının isimleri, Mustafa Kemal’e bir suikast girişimine karıştırılır. Reisliğini Ali Çetinkaya’nın yaptığı İzmir İstiklal Mahkemesi; suikast teşebbüsünün düzenleyicileri olduğu iddiasıyla eski İstanbul mebusu İsmail Canbolat, İzmit mebusu Ahmet Şükrü ve eski Lazistan mebusu Ziya Hurşid hakkında idam kararı verdi. Adnan Adıvar, Rauf Orbay ve Rüştü Paşa hapis cezasına çarptırıldılar. Kazım Karabekir, Ali Fuat ve Refet Paşalar ise delil yetersizliğinden ötürü beraat ettiler.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları
-
Bayram ZİLANAK Parti’de değişim gecikiyor mu? 4.06.2024 Tüm Yazıları
-
Soli ÖzelBetül Tanbay'ın gözünden "Gezi"nin tarihi 30.05.2024 Tüm Yazıları
-
Reha RUHAVİOĞLUTürkiye’de Kürtçenin Durumu: Gidişat, İmkânlar ve Fırsatlar 18.05.2024 Tüm Yazıları


























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
19.12.2025
28.10.2025
8.09.2025
3.09.2025
27.08.2025
23.08.2025
19.08.2025
14.08.2025
5.08.2025
29.07.2025