Yıldıray OĞUR
Bundan altı sene önce bir analizci çıkıp şöyle bir tweet atsaydı herhalde bir kişi bile dikkate alıp RT’lemezdi:
AK Parti’den iki parti çıkacak, MHP’den bir parti kopacak ve bu partiler Saadet Partisi ile birlikte CHP ile ittifak görüşmeleri yapacak. HDP de bunu dışarıdan destekleyecek.
Bugün bu buluşma gerçekleşiyor.
CHP, İYİ Parti, Saadet, Gelecek, DEVA ve DP liderleri bir yemekte bir araya geliyorlar.
Bu buluşmanın baş katalizörünün Erdoğan olduğu açık.
Ama yemekteki liderlerden biri son 10 yılı doğru okumasaydı ve erinmeden önlüğü takip mutfağa geçmeseydi bu yemek mümkün olmazdı.
O lider yemekteki pastanın en büyük dilimine sahip olan Kemal Kılıçdaroğlu.
Aslında Kemal Kılıçdaroğlu, 2010’da CHP genel başkanlığına seçilmeden önce siyasette bir gün böyle bir yemeğin aşçısı olabilecek el becerileri olan bir siyasetçi profili çizmiyordu.
Eski bir maliyeciydi, açıkladığı yolsuzluk dosyalarıyla ünlenmişti, Dersimli Kürt kimliğinden çok Kemalist dürüst bürokrat kimliği ön plandaydı, 2009’da belediye başkanı adayı olduğu İstanbul’da yenilmişti. Çok yüksek bir karizması olmayan bir grupbaşkanvekiliydi.
CHP’nin Türkiye demokrasisine pek katkı yapmayan Anayasa Mahkemesi başvurularının altında imzası vardı.
Buna rağmen 2010’da Baykal’ın yerine genel başkanlığa seçildiğinde merkez medyadan kendisine bir daha hiç açılmayacak büyük bir kredi açıldı.
“Gandi”ye benzetildi, CHP’de sol rüzgarlar estirdiği yazıldı, Che beresiyle fotoğrafları basıldı.
Fakat bu övgüler 2010 referandumunda çıkan hala AK Parti’nin bir seçimde aldığı en yüksek destek olan yüzde 58 Evet ve bir yıl sonra 2011 seçimlerinde AK Parti’nin oylarını yüzde 50’ye çıkarmasıyla yerini eleştirilere bıraktı.
CHP’nin oyunu beş puan artırmıştı ama parti yine yüzde 25 duvarına gelip çarpmıştı.
Analiz Beyler kusuru CHP’de, ideolojik duruşunda, bagajında değil, liderlik kumaşı ve karizması olmadığına karar verdikleri Kılıçdaroğlu’nda buldular.
Seçimler kaybedildikçe Kılıçdaroğlu’nun yerine o yıllarda CHP genel başkanlığı için şimdi iktidar medyası dışında çok ilgi görmeyen Muharrem İnce, Barolar Birliği başkanlığından devrilmesi kutlanan Metin Feyzioğlu, her akşam CNNTürk’te CHP’yi FETÖ ve PKK’yla işbirliğiyle suçlayan Ümit Kocasakal, artık kimsenin adını hatırlamadığı Umut Oran hatta TikTok fenomeni Mustafa Sarıgül bile umut olabildi.
Kılıçdaroğlu ise artık bu ‘taze kanların’ önünü tıkayan, koltuğuna yapışmış liderlerden biriydi.
Fakat Kemal Kılıçdaroğlu aynı seçim yenilgileriyle erken vakitte acıtıcı bir gerçeğe uyanmıştı:
Kürt milletvekillerine listesinde yer verse de çarşaflı kadınlara rozet taksada, Che beresi giyse de CHP tarihsel ve sosyal olarak artık yüzde 25’e demirlemiş bir partiydi ve bunu kısa vadede kolay kolay değiştirmek mümkün değildi.
Ayrıca bu yüzde 25 kendisini tarihsel olarak haklı, ilerici ve akıllı görüyordu, geri kalan herkesin de tarihsel olarak haksız, gerici ve aptal olduğunu düşünüyordu.
İktidar olmak için bile olsa bir muhasebe yapmak bir tarafa geriye tek bir adım atmaya bile razı değillerdi.
Bu katılaşmış yapı karşısında tek çare; CHP’yi sadık geleneksel yüzde 25’lik kitlesini korkutmadan değiştirmek ama bu uzun vadeli işi yaparken cepheyi genişletmek ve müttefikleri artırmaktı.
Kılıçdaroğlu, tabanın ve partinin itirazlarına aldırış etmeden Sezgin Tanrıkulu gibi Kürt sorunu kavramıyla özdeşlemiş bir ismi ve Mehmet Bekaroğlu gibi İslamcı gelenekten bir ismi kongrede yedikleri çiziklere aldırış etmeden parti yönetiminde tutmakta ısrar etti.
İttifakları genişletmek için büyük bir hata yaparak 17/25 Aralık sonrası öncesinde çok eleştirdiği Fethullahçılarla bile yan yana durdu.
Yüzde 25’lik kısır döngüden çıkmak için zorunlu olan sağa açılmaktan korkmadığını ise ilk kez 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde gösterdi.
Bugünlerde herkesin unuttuğu ilk seçim ittifakını MHP ile kurdu ve Bahçeli’nin önerdiği Ekmelettin İhsanoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığını kabul etti.
Bugün başarısız bir örnek olarak hatırlansa da siyaseten Ahmet Necdet Sezer’den bile daha az politik ve tecrübesiz olan İhsanoğlu, Erdoğan gibi bir siyaset ustası karşısında o seçimde yüzde 38 almıştı.
Bu oran hala bugün CHP ve İYİ Parti’nin toplam oyuna yakın.
Kılıçdaroğlu, MHP’den sonra ikinci açılımını 7 Haziran 2015 seçimleri öncesinde HDP’ye doğru yaptı.
Matematiksel bir gerçek olan ancak HDP barajı geçerse AK Parti’nin çoğunluğu kaybedebileceğini gördü, pragmatik bir hamleyle CHP’li seçmenin bir kısmının HDP’ye stratejik oy kullanmasını teşvik etti. Bu sayede HDP; Bebek’ten, Nişantaşı’ndan ikinci parti çıktı.
Böylece gerçekten de AK Parti ilk kez çoğunluğu kaybetti.
Seçimden sonra ikinci açılımı ise AK Parti’ye doğru yaptı.
MHP’nin “Ver Bilal’i al hilali” ve HDP’nin “ Çayımızı içip giderler” diyerek baştan ret ettiği, Demirtaş’ın büyük bir özgüvenle “Korkmayın sizi asmayacağız, yargılayacağız” esprileri yaptığı günlerde AK Parti ile koalisyona kapıları açtı.
Türkiye tarihinin başka türlü akmasına neden olabilecek o koalisyon kurulamadı.
Ama Kılıçdaroğlu, CHP’nin ancak açılımlar ve ittifaklarla siyasette etkin olabileceğini artık anlamıştı. Bunun için siyaset dilinin de tümüyle değişmesi gerekiyordu.
15 Temmuz darbe girişiminden sonra muhalif çevrelerin feveranına rağmen Yenikapı’ya gidip konuşma yaptı, yeni siyaset dilinin ilk somut örneğini ise 2017 referandumu kampanyasında verdi.
Arda Turanların, Murat Bozların bile seferber edildiği güçlü “Evet” kampanyasına karşı, neredeyse görünür olmayan, öfke ve nefret içeren hiç bir söylemin kullanılmadığı, bir kız çocuğunun en önde göründüğü bir reklam kampanyasıyla sessiz bir “Hayır” kampanyası yaptı. Bu yüzden yine Analiz Beyler tarafından pasif kalmakla eleştirildi.
Ama o referandumda AK Parti, “Evet”i ancak kılpayı çıkarabildi. İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde “Hayır” çıktı.
Hatta son hafta ortalıklara çıkan rövanşist CHP’lilerin açıklamaları ve videolarına kadar “Hayır” anketlerde önde görünüyordu.
Kılıçdaroğlu, artık yüzde 50’nin formülünü çözmüştü.
En radikal hamlesini bu formülü kullanarak 2018 seçimlerinde yaptı.
İYİ Parti’ye 20 milletvekili verip seçimlere girmesini sağladı, Saadet Partisi ile ittifak kurdu ve üç parti ile birlikte eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı adayı yapmak için görüşmeler yürüttü.
Bilindiği gibi çok yaklaşılan, hatta Cumhuriyet gazetesine “CHP Gül’de ısrarlı” manşetini attıran Gül’ün adaylığı, Meral Akşener’in adaylık ısrarı ve CHP içinden yükselene Gül karşıtı şahin tepkilere takıldı.
Hatta daha sonra aday yapılan Muharrem İnce, “Gül aday olursa Erdoğan’a oy veririm” bile dedi.
CHP’ye yakın kanaat önderleri Gül’ün adaylığına feveran ettiler.
İstedikleri oldu, Gül aday olmadığını açıkladı.
Kılıçdaroğlu da o zaman sizin dediğiniz gibi olsun diyerek “Gel Muharrem bey” diye kürsüye çıkardığı Muharrem İnce’yi aday gösterdi.
İnce’nin adaylığı Analiz Beyleri çok memnun etti, muhalif çevreleri çoşturdu, meydanları doldurdu, İnce güçlü hitabetiyle ortalığı inletti, “kuantum” dedikçe “üstünlükçüklükten” zevk alan CHP kitleleri heyecanlandı ve mutlu oldu.
Hatta son haftalarda büyükşehirlerde topladığı kalabalıklarla “bu iş bitti” havası bile estirdi.
Sonuçta o yüzde 30, Akşener yüzde 8 aldı.
Yani toplamda 2014’de iddiasız Ekmelettin İhsanoğlu’nun tek başına aldığı oy kadar…
Ama bu sonuca rağmen Muharrem İnce estirdiği rüzgarla, eğer seçim gecesi o potları kırmasa muhtemelen bugün CHP’nin genel başkanlığı koltuğunda oturacaktı.
Ama Erdoğan’ın ilk turda tekrar seçilmesine ve İnce fiyaskosuna rağmen Analiz Beyler bu durumdan da yapısal bir ders çıkarmadılar.
Kılıçdaroğlu, yine istenmeyen ve mecbur kalınan genel başkan olarak koltuğunu korudu ve 2019 yerel seçimlerine gelindi.
Bu yerel seçimlerde de İstanbul ve Ankara için dişli adaylar vardı. Anketlerde o dişli isimler önde çıkıyordu.
Ankara için Mansur Yavaş, sol çevreler dışında çok büyük tepki almadı.
Ama İstanbul için Beylikdüzü Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun adı açıklandığında muhalif siyasi analistler ve CHP çevrelerinde tam bir hayal kırıklığı olmuştu.
Analiz Beylere göre İmamoğlu son 500 yılın en kötü adayıydı, seçim şimdiden kaybedilmişti, Kılıçdaroğlu İstanbul’u Erdoğan’a hediye etmişti.
Bir süre sonra İmamoğlu’nun iyi bir aday olduğu ortaya çıktı. 21 Mart ve 23 Haziran’da bilinenler yaşandı. Eski tweetler silindi.
Normal şartlarda artık Analiz Beylerin ve muhalif çevrelerin artık bu kez Kılıçdaroğlu’nun siyasi aklına bir kredi açması beklenirdi.
Ama bir türlü o kredi Kılıçdaroğlu’na açılmadı.
Cumhurbaşkanı adaylığı ve ittifak tartışmalarında yine hedefte Kılıçdaroğlu.
Bu kez de anketlerde önde çıkan iki CHP’li belediye başkanının önünü kesmekle suçlanıyor. Henüz önlerini kesip, kesmediği bile belli değilken.
Kestirmeden, emeksiz iktidar formülüne dönüşen anketlerde önde görünen iki belediye başkanından birini aday gösterip bu işi bitirmediği ve kendisi aday gibi ortada dolaştığı için eleştiriliyor.
Halkı sokağa çağırmadığı için, helalleşme çağrısı yapıp, hesaplaşmak istemediği için, tarikatlar ve cemaat yurtları kapatılsın diye tweet atmadığı için, iyi bir hatip olmadığı için, elektrik faturasını ödemeyeceğini açıkladığı için de eleştiriliyor.
Son zamanlarda muhafazakarlara çok taviz verdiği için, DEVA ve Gelecek partilerine eşit ortak gibi davrandığı için de eleştiriliyor.
Onu eleştirmek maliyetsiz ve kolay.
Ama kafalarını anketlerden kaldıramayan Analiz Beyler, Kemal Bey sayesinde CHP gibi tarihsel olarak üstünlükçülük iddiasıyla dışlayıcılık üzerine kurulmuş bir partinin; bir taraftan İYİ Parti gibi MHP’den ideolojik nedenlerle değil bir kurultay kavgası yüzünden kopmuş bir parti ile HDP’ye aynı mesafede durabilen, bu sırada Saadet Partisi’ne AK Parti’den kopmuş Gelecek ve DEVA partilerine güven veren hatta küçük sol partilerle bile iyi ilişkiler kurmayı başaran, hepsini etkileyen bir mıknatıs merkezi haline geldiğini göremiyor.
Üstelik CHP bunu ideolojik bir açılım bile yapmadan, altı oku yerli yerinde dururken, medyası hala YAE avcısı isimlerle doluyken, çok da iyi bir hatip ve karizmatik bir lider olmayan Kılıçdaroğlu’nun mutedil duruşu ve kimseyi incitmemek için özenli söylemiyle yapabildi.
Bugün Kavala, Demirtaş ve Altan için sesini yükseltebilen bir CHP lideri var.
Türkiye’deki tüm caddelere “kimseye istemediği soru sorulmayacak, ifade hürriyeti yüzünden kimse hapse girmeyecek, Barış Akademisyenleri işlerine geri dönecek” afişleri asabilen bir CHP var.
Bundan altı yıl önce bir araya geleceklerini yazacak bir analistin deli muamelesi göreceği altı partinin liderinin yemeğinin aşçısı da elinin tadı tuzu bir türlü beğenilmeyen Kılıçdaroğlu.
Ama tarihsel olarak yüzde 25’e toslamış bir partiyi, iktidar alternatifi haline getirmiş Kemal bey, Analiz Beyleri yine de mutlu edemiyor.
Analiz Beyler kürelerine bakıyor, sosyolojik analizler yapıyor, toplumu kesip biçiyor ve 10 yıldır CHP gibi bir partiyi yönetip, iktidar potasına sokan Dersimli bir Kürt genel başkana verdikleri siyasi tavsiyeleri yerine getirmediği için kızıyorlar.
İki sene önce takımı şampiyon yapmış teknik direktöre tribünden çığlık çığlığa taktik veren holigan taraftarlara benziyorlar.
Fazla açıldığını, muhafazakarlara taviz verdiğini söylüyorlar, eline kamçısını almasını, sokaklarda devrimci anı aramasını, helalleşme değil, hesaplaşma peşinde koşmasını, anketlerde önde giden atlara bütün parasını yatırmasını istiyorlar.
Hatta “sokağa çıkamadıkları bir Türkiye” hayali kurdukları muhafazakar ve liberal yazarlar onun bu duruşunu takdir ettiği için Kemal Bey’in laikliğinden ve Atatürkçülüğünden bile şüpheye düşüyorlar.
Herkesin siyaseti yorumlaması, siyasetçileri eleştirmesi, taktik önermesi tabii ki en doğal hakkı.
Ama siyaseti tribünlerden izleyen, ekranlardan yorumlayan Analiz Beylerin yıllardır pratik siyasetin içinde olan bir liderin siyasi beceresine hiç kredi vermeden, ideolojik olarak ülkenin en katı partisinde yaptığı açılımların yarattığı somut sonuçları görmeden, “belki o haklıdır” demeden büyük bir özgüven ve kibirle bunu yapması pek itibarlı olmasa gerek.
Muhtemelen bugünkü ittifak yemeğini de iyi hoş ama zaman kaybı olarak görüyorlar.
Kestirmeden, kısa yoldan iktidara gelmenin taktikleri üzerinde düşünürken, kimsenin altta kalmadığı, iktidardan dışlanmadığı, tasfiye edilmediği gerçek bir demokrasinin inşası için bu fotoğrafın kıymetini göremeyecek kadar öfkeliler.
O yüzden uzun süre önce o öfkenin bir işe yaramadığını fark eden Kemal Bey, sofrada tuzluğu Ahmet Davutoğlu’na uzattığı için bile Analiz Beyleri üzecek.
Ne diyelim, afiyet olsun…
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları






















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
7.02.2026
2.02.2026
29.01.2026
25.01.2026
22.01.2026
19.01.2026
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026