Yıldıray OĞUR
“Cinayeti çözecek kayıt Halk TV’de”
Son dakika anonsuyla Tavşantepe Köyü’nden muhabir heyecanla anlatıyor:
“Salim Güran, R… A…’la, Narin’in kaybolduğu 15.15’ten kısa bir süre sonra bir telefon görüşmesi yapıyor. Telefon görüşmesinde şunu soruyor, R… A…’un telefonundan elde edilen ses kaydında; ‘R…, kız yaşıyor mu öldü mü?’ Tekrar ediyorum, ‘R…, kız yaşıyor mu öldü mü?’ Bu kadar, kısacık bir ses kaydı, R… A…’un telefonunda kaydediliyor. Bu tutanaklara da geçti ve bunu birkaç farklı kaynaktan da doğrulattık. En az 4 ayrı kaynaktan doğrulattık.”

Anlatırken R.A demiyor. Tam adını söylüyor.
Halbuki bahsettiği kişi henüz 15 yaşına girmiş bir tarım işçisi.
Doğruysa, cinayetin itirafı olacak bir görüşme bu.
Ertesi gün medyanın baş şüphelisi olan amca Salim Güran ile 15 yaşındaki işçisi R.A. arasındaki telefonda ses kayıtlı görüşmenin dökümü yayınlandı.
Kürtçe görüşme şöyle tercüme edilmişti:
Salim Güran: “O sondaki köşede bir şeyin düşmüş ha, sana ait bir şey sondaki yamaçta, yamacın köşesi taş”
R.A.: “Eee”
Salim Güran: “Biri yerde”
R.A: “Tamam henüz bende değil, daha ölmemiş”

Anlaşılmayan, kopuk, bağlamsız cümlelerdi bunlar.
Ama dökümde önceki akşam Halk TV’de Salim Güran’ın söylediği iddia edilen “R…, kız yaşıyor mu öldü mü?” diye bir cümle yoktu
Benzeri bir cümle bile yoktu.
Bu köşede çıkan bir önceki yazıda, akıştan kopuk bu “ölmemiş”li cümlenin de bir çeviri hatası olabileceğini yazmıştık.
Şüpheler üzerine yeniden ses kaydı dinlendi ve bu önemli delilin yeni çevirisi yapıldı.
Dün Anadolu Ajansı Salim Güran ve R.A. arasındaki bu ses kayıtlı görüşmenin yeni dökümünü yayınladı:
- 1. Erkek şahıs (R.A): Alo (Alo)
- 2. Erkek şahıs (Salim Güran): R…
- 1. Erkek şahıs: Haa (Efendim)
- 2. Erkek şahıs: Sona doğru senin bir şeyin düşmüş, sınırın orda, sona doğru
- 1. Erkek şahıs: Hııı
- 2. Erkek şahıs: Sınırın orada, senin bir şeyin
- 1. Erkek şahıs: Tamam, Hıı
- 2. Erkek şahıs: Sınırın orada, sınırda, taşların orda
- 1. Erkek şahıs: Heeee
- 1. Erkek şahıs: Biri yerdedir haaa
- 2. Erkek şahıs: Tamam ben şimdi gider alırım
- 1. Erkek şahıs: Ee Tamam
- 2. Erkek şahıs: Tamam.”
Yeni dökümde “Ölmemiş” diye bir kelime de yoktu.
Zaten olması da mümkün değildi.
Çünkü bu telefon konuşması, Nevzat Bahtiyar’ın Narin’i gömmek için dereye götürdüğü 15.40’dan üç saat sonra 18.35’de yapılmıştı.
Sadece zaman akışını bilen birinin bile bu görüşmenin cinayetle bir ilişkisi olmayacağını tahmin etmesi gerekirdi.
Salim Güran, ifadesinde bu görüşmeyiifadesinde bir suç itirafı da yaparak anlatmıştı:
“Ben mısır arazisinin sulamasını yaparken kullandığım trafonun elektriğini bazen kaçak yapmak için bir alet kullanıyordum. Olay günü de o aleti R.A.’ya bırakmış olduğum taş dibinden alması için aradım. Görüşme içeriği tamamen bununla alakalıdır. Narin’in ölümü ile bir alakası yoktur.”
Yani özetle medya açıkça tape uydurmuştu.
Jandarma, şüphelenmeden tapeyi yanlış çevirip servis etmişti.
Ama bu son uydurma olmadı.
Birkaç gün sonra yine Halk TV’de iddialı bir başlık daha son dakika olarak dönmeye başladı.

“Narin cinayeti aydınlanıyor. Halk TV haklı çıktı, yengenin ifadesi her şeyi açıkladı”
Bir trajediden kendisine “haklılık” çıkaran bu bencilce haber kısa bir süre sonra bütün medyada copy paste haberlerle dönmeye başladı:
“Cinayeti bu ifade aydınlatacak”, “Düğüm çözülüyor”, “Biri konuştu”
Hediye Güran, kapı komşuları olan Narin’in amcasının eşiydi. Cinayet günü her zamanki gibi Narinlerin evine gelmişti.
Halk Tv ve diğer copy paste medyası Güran’ın ifadesinde şöyle dediğini iddia ettiler:
“Narin bu ahırda öldürülmüş olabilir iddiasında bulunan yenge Hediye Güran, anne Yüksel Güran’ın, oğlu Enes’i dövdüğünü ve aralarında bir boğuşma yaşandığını gördüğünü aktardı.”
Hatta bu ifade üzerine bir teori de yazılmıştı:
“Narin bir şey gördü. Bunun üzerine ya bağırdı ya da “Babama söyleyeceğim” gibi tepki verdi. Bağırmasını engellemek için abi Enes, Narin’in ağzını bir eliyle kapattı bir eliyle de ensesinden bastırdı. Gürültüyü duyan anne Yüksel Narin olay yerine geldi ve kızını kurtarmak için ağabey Enes’in kolunu ısırdı. İşte ısırık izi büyük ihtimalle buydu. Şimdi gözler Adli Tıpta. Uzmanlar, anneden diş örneklerinin alınmasının ana nedeni bu olmalı dendi.”
Ertesi gün Hediye Güran’ın ifadesi çıktı.
İçinde ne ahır geçiyordu ne boğuşma ne de Enes.
Bu iddia da uydurma çıkmıştı.
Diğer pek çok iddia gibi.
Salim Güran’ı arabasının ön koltuğunda battaniyeye sarılı Narin’le benzincide gördüğünü iddia eden benzincinin ifade verdiği, kamera kayıtlarını Jandarma’ya teslim ettiği iddia edilmişti. Benzinci sahte bir profildi, ifade vermemişti, benzinciden kamera kaydı da yoktu.
Ama tecrübeli Emniyet muhabirleri bile oturup soruşturma evraklarına bakmadan, bu iddianın üzerine küçük bir kızı öldürmek için planlı aile cinayeti teorileri yazdılar.

Köyde 2015’de HDP’nin, 2023’de İYİ Parti’nin birinci çıktığı, 2024’de DEM’in Hüda Par’dan çok ay aldığı defalarca yazılmasına, köyün Hizbullah ile bir ilgisi olmadığı anlaşılmasına, köyde gizli silah deposu olduğu iddialarının boş olduğu bilinmesine rağmen, gerçekler DEM Eş Genel Başkanı’nı kafasındaki ideolojik ezberleri tekrarlamaktan alıkoymadı.

Narin’i paramiliter güçlerin öldürdüğü iddiası, cinayetin gizli ayinle işlendiği iddiası kadar deli saçmasıydı.
Ama Ahaber, Halk TV ve DEM Parti’yi farklı nedenlerle biraraya getiren önyargı ittifakı herkesin gözünü kör etmişti.
Geceleri aile meclisini toplayarak ertesi günkü ifadeleri belirleyen, ceset bulunmasın diye derenin debisini artıran, elektrikleri kesen, cep telefonu kullanmayı bırakan, ceset bulunmasın diye Jandarma’yı yanlış ihbarlarla oyalayan, sorguda İbrahim Kaypakkaya’dan daha sert çıkıp ser verip sır vermeyen şeytani “Omerta Köyü” ve sekiz yaşındaki kız çocuklarını öldürüp, cinayeti saklamak için birleşmiş bir aile ve köy hakkında nasıl olsa her şeyi söylemek serbestti.
Kimse oturup bunlar doğru olabilir mi diye sorgulamadı.
Halbuki ortada bir Omerta’da da yoktu. İfadelerinde aile üyeleri ve köylüler birbirleri hakkında pek çok aleyhte şey de söylemişlerdi.
Muhtarın karısı eşinden şüphelendiğini söylemiş, Narin’in abisi; amcası muhtar Salim ve Nevzat’ın samimiyetini, Nevzat’ın para karşılığı her şeyi yapabilecek ezik biri olduğunu anlatmış, anne, Narin ile amcanın arabasının önüne değil arkasına bindiklerini söyleyerek, ilk önce arabanın ön koltuğunda bulunan DNA ile ilgili muhtar amcayı zor durumda bırakmıştı.
Ama günlerce ana haber bültenlerinde yayınlanan Müge Anlı programına dönen cinayet vakasında, “Kan donduran iddia”, “şeytani plan”, “bunu da yapmışlar” gibi başlıklarla ne verilirse gidiyordu.
Koca gazeteciler, birkaç fazla tık uğruna, “Narin ne gördü de öldürüldü” sorusuna cevap olarak, doğrudan isim vererek ortada hiçbir veri, kanıt olmayan cinsel fantezileri yazmaktan çekinmediler.

Neredeyse son 20 günde ailede herkes birbiriyle hatta köpeklerle bile eşleştirildi.
“Ahırda amcası S. ile yengesi H’’yi gördü”
“Ağabeyi ve kuzenlerini eşcinsel ilişkide gördü”
“Ağabeyi ve amcasını ensest ilişkide gördü”
“Ağabeyi ile yengesini ilişkide gördü”
“Annesi ile amcasını ilişkide gördü”
“Amcası, annesi ve yengesini üçlü ilişkide gördü”
“Ağabeyini köpekle ilişkide gördü”
Bu iddialardaki çelişkiyle ilgili Fransa’dan Narin cinayetini yakından izleyen Diyarbakırlı yüksek lisans öğrencisi Miham Akkul’un tespiti çok yerinde:
“Medya hem namus cinayeti ,féodalité, ataerkillik gibi büyük sosyolojik aşağılamalar konusunda bonkördü ama paradoksal olarak anne ve amca arasındaki ilişkiyi bilen köyün bu “namussuzluğu” görmezden geldiğini, hatta baba ve Enes’in bile bunu sineye çektiğini, cinayeti örtbas ettiğini iddia ediyordu. Bütün bunlara tepki gösteren ve bu yüzden öldürülen tek kişi ise sekiz yaşındaki bir kız çocuğuydu.”
Korkunç bir suçun mağduru olan küçük bir kızdan köyün kahramanı yaratmak gibi ayıplar da işlendi.

Ama milyonlarca insana bu hikaye satılmıştı, tık ve övgü geliyordu, artık kitle “cinayeti işleyen ve susan köy” dışındaki her ihtimale siyasi örtbas olarak bakıyordu.
“Bu muhabirlerin sosyolojik hakikatleri gözardı eden küstah çıkarımlarını gördükçe öfkeden onları Türkiye’yi köy köy kasaba kasaba zoraki gezdirmek gibi uygulamalı sosyoloji dersleri fantezileri kurmaya başladım. Ortada bir ay boyunca asılsız ve tutarsız iddialar üzerine inşaa edilmiş bir kakafoni ve bu kakafoni içinde şaşkına döndürüp her şeyi inandırabildikleri devasa bir kamuoyu var. Açıkça aileye alt tarafı elbirliğiyle “kendi çocuğunuzu katledip gömdünüz ,anlatıverin bir şeyler bizi de daha fazla meşgul etmeyin , diretecek ne var bu kadar , bizim de işimiz gücümüz var sizle mi uğraşacağız” diye homurdanmaya bile başladılar.” (Miham Akkul)
Bir küçük kızın dramı belki insanların birkaç dakikalığına az önce yürüttükleri kavgalarına ara vermelerine, ideolojik ezberlerini, kültürel, sosyal önyargılarını, ırkçılık düzeyinde kanaatlerini bir kenara bırakmalarına neden olabilirdi ama olmadı.
Halbuki elde çok basit ve elle tutulur gerçekler vardı.
Narin’in camiden evine doğru yürürken en son görüntüsü 21 Ağustos saat 15.15’te okulun güvenlik kamerasından görülmüştü.
Jandarma kamerasına göre Narin’i dereye gömen Nevzat Bahtiyar’ın kırmızı aracının dere kenarına geliş saati ise 15.40.
Yani ne olduysa bu 25 dakikada oldu. Bu elimizdeki en net bilgiydi.
Ama kimse cinsel fanteziler kadar bu kritik bilgiyle ilgilenmedi.
DHA muhabiri çok doğru bir iş yaptı ve bir bölümü asfalt, bir bölümü ise toprak olan köyden dereye yaklaşık 2 kilometrelik yolu otomobille 40 kilometre hızla 7 dakikada katetti.
Yani 7 dakika daha gitti.
Geriye kaldı 18 dakika.
Üstelik bu 18 dakika Narin’in başına gelen felaketin kameralarda son göründüğü andan hemen sonra olduğunu düşünerek en maksimum süre.
Peki, bu 18 dakikaya neler sığmıştı?
Sahte çıkan ama hala tecrübeli emniyet muhabirlerinin bile doğruymuş gibi davrandığı arabayla benzinciye gitme senaryosunun sığmayacağı açıktı.
Peki, arabasının dere kenarına gittiği tespit edilince çapraz sorguda Narin’i gömdüğünü itiraf eden Nevzat Bahtiyar’ın birbiriyle çelişen iki ifadesi sığar mı 18 dakikaya?
Nevzat Bahtiyar’ın arabası dere kenarında güvenlik kamerasına yakalanınca çapraz sorguda Jandarma’ya verdiği ilk ifade, günler önceden dolaşıma giren ve sonra sahte çıkan benzincinin “arabanın ön koltuğunda battaniyeye sarılı ceset” iddiaları üzerine kurulmuştu.
Salim Güran’ın cesedi battaniye sarıp arabasına koyması, benzinciye gitmesi, sonra arabasıyla giderken Nevzat’la sebepsiz yere karşılaşması ve ardından olanların 18 dakikaya sığması hiç de mümkün gözükmüyor:


Nevzat Bahtiyar’ın savcılığa verdiği ve “gerçek ifadem” bu dediği ilkiyle çelişkilerle dolu ikinci ifadesi ise daha da ayrıntılıydı.
Cesedi Salim Güran’dan almış, eve getirmiş, çuval bulmuş, içine koymuş…
Bütün bunların 18 dakikaya sığıp sığamayacağına siz karar verin:
“İkametime 100 metre mesafedeki Arif Güran’a ait ikametin bahçesinden Salim Güran seslendi. Benimle işinin olduğunu, aracıyla geleceğini, hazırlanmam gerektiğini söyledi. Ağaç sulamayı bırakarak, bekledim. Birkaç dakika sonrası geldi. ‘Arabana bin ve beni takip et’ dedi. Oğluma ait araçla takibe başladım. 50 metre uzaklıkta mezarlığa giden yolda durduk. Güran’ın sağ ön camını açması üzerine ön koltukta, çocuğun sarılı olduğu battaniyeyi gördüm. Güran’ın araçtan inmesi üzerinde ben de indim. Battaniyeyi göstererek, ‘Arif’in kızını öldürdüm’ dedi. Eğertutmaz Deresi’ni göstererek, ‘Sen cesedi alıp yok edeceksin. Yoksa seni ve aileni öldürürüm’ diye tehdit eti. Güran’ın akrabası ve çevresiyle maddi olarak güçlü olduğundan bana ve aileme zarar vereceği korkusuyla kabul etmek zorunda kaldım.
“Narin’in cesedini aracımın arka koltuğunun paspaslarına bıraktık. Güran, cesedin sarılı olduğu battaniyeyi aracının sağ yolcu koltuğuna bıraktı. Battaniye bejdi. Aracımla geri geri ikametime yanaştım. İnerek, hızlı şekilde ikametimin avlusunda, inşaat malzemeleri bulunan çuvalı boşaltarak getirdim. Aracımın içerisinde, Narin’in başı aşağıda olacak şekilde, çantası ve terlikleriyle yerleştirdim. Eğertutmaz deresine hareket ettim. Dereye yakın bir ağacın altına park ettim. Çuvalın ağzını kapatmak istedim. Narin’in omzuna asılı çantasının kemerini söküp çuvalı bağladım. Dere kenarında doğal boşluğa cesedi bırakarak, üzerini üç adet taşla kamufle ettim. Ceset suyun içerisine girmiş oldu.
Zaten beni çağırdığı nokta Arif Güran’ın ahırının yanıydı. Ahırda cinsel ilişki yaşanmış olabilir. Kuran kursunda dönen Narin’in ahırda bir şeyler görmüş olabileceğini düşünüyorum.”
İfadedeki eylemleri bırakın, sadece diyalogları okumak bile 3 dakika sürüyor.
Kaldı 15 dakika.
Bütün bu eylemlerin 15 dakikada yaşanmış olması gerekiyor.
Tabii Narin’in patikaya girdikten hemen sonra öldürüldüğünü kabul edersek.
Bu mümkün mü?
Ya değilse?

Peki ya Narin’in camiden gelirken döndüğü evinin patikası üzerindeki diğer evin sahibi olan, o gün evde olduğu ve bahçede ağaçlarını suladığı bizzat kendi ifadesiyle kesin olan, iki ifadesi arasında apaçık çelişkiler olmasına, korkunç bir suçu soğukkanlılıkla anlatmasına rağmen medyada neredeyse itiraf ederek gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı olduğu için korumaya alınan ve Güran ailesinin suçu üzerine atmaya çalıştığı tanık muamelesi yapılan Nevzat Bahtiyar yalan söylüyorsa?
Küçücük bir kızın cesedini, çuvala koyup, çuvalın üzerini kızın çantasının ipiyle bağlayan sonra da üzerine 20 kiloluk kayalar bırakan ve bütün bunları kendi ifadesiyle “korkudan ya da 200 bin lira için” yaptığı itiraf eden, köyde cesede dokunduğu kesin olan tek kişi olan bu berbat adamın, kameralara yakalandıktan sonra çapraz sorgudaki itirafları nasıl oldu da Jandarma’nın ve medyanın baş referansı oldu?
Jandarma nasıl oldu da, “cesedi evime getirdim” diyen adamın evini daha yeni aradı?
Köyde sorgulanmayan neredeyse sadece köpekler kalırken, 5-6 yaşındaki çocuklar bile Jandarma’yı yanıltmakla suçlanıp ifadeye çağırılırken, “cesedi eve getirdiğini” bizaat kendisi anlatan Bahtiyar’ın eşine, annesine, çocuklarına o gün evde ne gördükleri neden sorulmadı?
Ya arabasının görüntüsü güvenlik kamerasına yakalanınca suçunun bir kısmını itiraf edip kurtulmaya çalışan gerçek katil oysa?
Ya en baştan beri davaya önyargıyla ve kafalarındaki tezleri desteklemek için bakan medya, siyasetçiler, vatandaşlar, bütün bu yalanlar, iddialar, fanteziler ve önyargılarla katile suçunu örtbas etmekte yardım ediyorlarsa?
Ya suç her türlü suç, ahlaksız ve suskunlukla suçlanan köylülerde değil de her şeyi çok iyi bilen, çok ahlaklı ve çok konuşan şehirlilerdeyse?
Bu olayın aydınlandığı gün sadece cinayet hakkında değil, Türkiye hakkında da çok şey öğreneceğiz.
Yazarlar
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları



















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025