Yıldıray OĞUR
1950 seçimlerine 6 ay kala Cumhuriyet Halk Partisi’nin Anadoluhisari ocak kongresinde 19 yıllık CHP delegesi balıkçı Mustafa Başaran söz alıp heyecanlı bir konuşma yapar:
“Halkımızı partimizden soğutan şey, idari noksanlarımız ve hatalarımızdır. Mesela katil suçundan ağır cezaevinde yatan Haşmet Orbay, üç aydır aramızda dolaşıyor. Dün de yanında jandarma olduğu halde Anadolu Hisari iskele başındaki Basri’nin kahvesinde tavla oynamıştır. Motosiklet ve otomobille Küçüksu’da gezmekte araba vapuru ile Beyoğlu’na geçerek gece âlemleri yapmaktadır.”
Bu sözler salonu karıştırır. Haber gazetelere düşer. Olaya el koyan İstanbul Cumhuriyet Savcısı İhsan Köknel (Köknel daha sonra Yargıtay’a atanacak, Adalet Bakanlığı yapacaktır) balıkçı Mustafa’yı tutuklar.
Peki kimdir İmralı Cezaevi’nde cinayetten yatarken İstanbul’da serbestçe dolaşan, bunu dillendirince CHP’li bir balıkçının başını yakan şanslı Haşmet Orbay?
Son 100 yılın bütün kırılmalarına dokunan bir hikâyedir bu.
Babası Kazım Orbay Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci Genelkurmay Başkanı, annesi Mediha Hanım, Osmanlı’nın son Genelkurmay Başkanı Enver Paşa’nın kız kardeşidir.
Baba Orbay, 1909’da 31 Mart Ayaklanması’nı bastırmak için İstanbul'a yürüyen Harekat Ordusu’nun öncü kuvvetler birliğinin komutanı olarak başlayan kariyerinde yüzbaşı rütbesiyle Birinci Dünya Savaşı’nda Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın yaverliğine kadar yükselmiştir. Damadı olduğu Enver Paşa’nın…
Kariyerinin ilk zirvesi yargılanıp Malta’ya sürgün cezası almasına neden olan 1915 Ermeni Tehciri’nde yaptıkları olmalı.
Enver Paşa’nın ölümünün ardından Kurtuluş Savaşı’na katılır, Mustafa Kemal’in yakın adamlarından biri olur. Kariyer basamaklarını hızla çıkar. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra 34 Trakya Olayları’nda Jandarma Komutanı olarak adı geçer, kariyerinin ikinci zirvesi ise hazırlıklarına katıldığı 1938 Dersim Katliamı’nı yapan 3. Ordu’nun müfettiş sıfatıyla başındaki orgeneral olmasıdır muhakkak.
Yıllar sonra katliam sırasında alıkonan Dersim’in kayıp kızlarından Emine ve Silli’nin tanıklarıyla Kazım Orbay tarafından evlatlık alındıkları ortaya çıkar. Eşi Mediha Hanım kızlara kızınca “Seyit Rıza’nın dölleri” diye bağırmaktadır.
Bu “başarılı” kariyer, 1944’de Fevzi Çakmak’tan boşalan Genelkurmay Başkanlığı’nı getirir ona.
Ta ki o cinayete kadar.
16 Ekim 1945 günü Ankara’nın ünlü doktorlarından Neşet Naci’nin Anafartalar Caddesi’nde muayenesinin bekleme odasında gözlüklü, sıska bir genç oturmaktadır. Sürekli terleyen alnını silen genç, muayenede onu öne almayı teklif eden doktorun hizmetçisine “en son ben girmek istiyorum” demiştir. Odaya girmesinden kısa bir süre sonra Dr. Neşet Bey, “imdat adam öldürüyorlar” diye odadan çıkmaya çalışırken dört kurşunla yere yığılır. Silahını cebine sokan genç adam hızla kaçıp dışarıdaki kalabalığa karışır.
Ertesi gün Anafartalar Karakolu’na gelip teslim olan Reşit Mercan cinayeti kendisinin işlediğini itiraf eder. Doktoru öldürmesinin sebebini şöyle açıklar: “Veremdim, rapor istedim vermedi ben de öldürdüm.”
Reşit Mercan, Robert Koleji’nden Haşmet Orbay’ın yakın arkadaşıdır. Haşmet Orbay, Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu, Ankara’nın 17 yıllık kudretli Valisi Nevzat Tandoğan’ın özel kalemidir.
Cinayette kullanılan silahın kılıfı Haşmet Orbay’ın vilayetteki bürosundan çıkmıştır. Reşit Mercan “Silahı arkadaşı Haşmet’in kendisine temin ettiğini” söyler. Zengin adamlardan para sızdırmak için bir plandır bu. Ama çelişkili ifadelerle planı kimin yaptığı hakkında şüpheler artar. Görgü tanıklarının tariflerinin Reşit Mercan’a uymaması kafaları iyice karıştırır. Kafaları en çok karıştıran ise Vali Tandoğan’ın karakola teslim olduktan sonra Reşit Mercan’la vilayette görüştüğünün ortaya çıkması olur. Ne konuşmuşlardır ki? Vali Tandoğan “Şehri sarsan bir cinayetin failiyle görüşmesinin” doğal olduğu şeklindeki açıklaması ikna edici bulunmaz.
Mahkeme, bütün çelişkilere rağmen Reşit Mercan’a cinayetten 20 yıl, Haşmet Orbay’a ise yataklık ve yardım etmekten 1 yıl ceza verir. Ama dedikodular bitmez. Karar Yargıtay’dan döner. Yargıtay mahkemenin yeniden görülmesine karar vermiş, çelişkilere dikkat çekmiştir. Mahkeme de Bolu’ya alınmıştır artık. Gazeteler bir yıl süren bu duruşmayı yakından izler.
Bolu’daki duruşma sırasında Reşit Mercan’ın annesi oturduğu yerden oğluna “Oğlum seni yakıyorlar avukat tutacağını söyle kendini savun” diye seslenir. Avukatlar mahkemenin seyrini değiştirirler. Reşit Mercan, cinayeti arkadaşı Haşmet Orbay’ın işlediğini, “biz güçlüyüz, seni kurtarırız, Vali Tandoğan da yardım edecek” diyerek cinayeti üstlendiğini anlatır. Bunun üzerine Vali Nevzad Tandoğan’ın yanına götürülmüş, Tandoğan da kendisini “Cinayeti üstlenmezsen seni gebertiriz, arkandan da intihar etti diye zabıt varakası yaparız, gürler gidersin. Kabul edersen seni kurtarırız” diye tehdit etmiştir.
Bolu’daki mahkemede tanıkların da dili çözülmüştür artık. Cinayeti muayenede gören tanıklar katilin Haşmet Orbay olduğunu söylerler. Bu arada Mercan’ın annesi ve kız kardeşine öldürülen doktorla ilişkileri olduğunu itiraf etmeleri için baskı yapıldığı ortaya çıktı. Böylece “veremden” daha ikna edici bir cinayet sebebi üretilecektir.
Mahkeme, kudretli Vali Nevzat Tandoğan’ı da ifadeye çağırır. 7 Temmuz günü mahkemede hakim ve avukatların sorularını cevaplayan Tandoğan iddiaları reddeder. Mahkemeden çıkar çıkmaz Adalet Bakanı Mümtaz Ökmen’i arayıp kendisine yapılan bu sanık muamelesinden rahatsızlığını bildirir. Evine gelip eşine ve yakınlarına şerefiyle oynandığını söyler. 8 Temmuz sabahı odasına girer ve iddialara göre silahıyla başından kendisini vurup intihar eder. Doktorlar gelir, fakat kurtarılamaz.
Cenazesine genç bir polis şefiyken onu himayesine alıp, Ankara’ya vali yapan Milli Şef İsmet İnönü’nün katılmayıp yerine oğlu Ömer İnönü’yü göndermesi dikkat çekmiştir.
Tuhaftır, ilk mahkemenin kararını bozan Yargıtay Ceza Dairesi hakimlerinden birinin de akıbeti benzer olur, o da geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayatını kaybediverir.
Bir yıl boyunca gazetelerin birinci sayfalarından düşmeyen Bolu’daki mahkeme sonunda kararını verir. Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay’ın oğlu Haşmet Orbay cinayetten idam cezasına çarptırılmıştır. Reşid Mercan da yardım ve adaleti yanıltmak suçlarından ceza alır.
Karar üzerine sitem dolu bir mektup yazan Genelkurmay Başkanı Kazım Orbay, görevinden istifa eder.
Haşmet Orbay cezasını yatmak üzere İmralı Adası’ndaki cezaevine gönderilir.
Orbay ve Mercan’ın cezaevi macerası kısa sürer, 1950 yılındaki afla cezaevinden çıkarlar. Bir süre sigortacılık yapan Mercan sonra gözlerden kaybolur.
Haşmet Orbay, cezaevinden çıktıktan sonra bir süre Amerika’ya gider. Gazetelere göre “bir yalan söyleme makinesi getirip suçsuzluğunu ispat etme” vaadiyle. Sonra rehberlik ve dağcılık yapar. Erciyes’e ilk tırmanan dağcı ünvanını alır. Evlenir, eşiyle birlikte adları sık sık kumar baskını haberlerinde geçer. 1961 darbesinin Kurucu Meclis’ine başkan yapılan babası Kazım Orbay’la 1964’e kadar küs kalırlar. Barışmalarıyla ilgili gazetelerde çıkan haberlerde baba-oğulun barışmasına en çok sevinen kişinin neden İsmet İnönü olduğu anlaşılamaz. Haberlere göre İnönü, Orbay’ları Esenboğa Havaalanına kadar geçirmiştir.
Haşmet Orbay’ın adı bundan sonra iki kez daha gazetelerde yer alır.
İlki 1983’te Cumhuriyet’in 60. Yılı için kendi buluşu olan botlarla Boğaz'ı karşıdan karşıya yürüyerek geçmesiyle.
İkincisi ise 1986 yılında Erkekçe dergisinden Avni Özgürel’e verdiği röportajla. Haşmet Orbay röportajda Milli İstihbarat için (MAH) çalıştığını açıklamıştır ilk kez. Görev sahası da kendi ifadesiyle “ecnebiler”dir. “Memleket için yaptığımız bütün vazifelerimizi mezara kadar götürürüz” diye ketumiyetini korumaktadır.
Öldürdüğü Dr. Neşet Naci, Sovyetler Birliği elçiliğinin de doktorudur. Haşmet Orbay’ın ABD elçiliğiyle yakın ilişkileri olduğu mahkeme sırasında ortaya çıkmıştır. İddialara göre ya Haşmet Orbay Neşet Naci’yi ya da Neşet Naci Haşmet Orbay’ı devletin sırlarını Sovyetlere pazarlarken görmüştür. Cinayetin sebebi budur. Bu yüzden resmi olarak örtbas edilmeye çalışılmıştır.
İşin içinde bolca para, savaş sonrası kazanan cepheye şirin gözükmek isteyen Ankara’nın güçlü isimlerinin kirli ilişkileri olduğu da iddia edilir. Nevzat Tandoğan’ın intiharının da şüpheli olduğu yazılır.
Gerçek ise hiçbir zaman ortaya çıkmaz.
Mahkeme bile kararını verirken cinayet sebebi için şöyle demiştir: “Mahiyeti gizlenen sebep ve saik altında adam öldürmek suçundan.”
Bir Genelkurmay Başkanı’nın oğlu, Sovyet elçiliğinin doktorluğunu da yapan ünlü bir doktoru niçin öldürmüş olsun ki?
Bu sorunun cevabını arayanlardan birinin de ünlü polisiye yazarı Agatha Christie olduğu iddia edilir. İddialara göre İstanbul’a sık sık gelen Christie, davayı yakından izlemiş, belge ve bilgiler toplamıştır. Ama cevabı o bile bulamamış olacak ki bu cinayetle ilgili bir roman yazmaz.
Bu cinayet üzerine yazılmış kitaplar, yazılar, yazı dizileri var.
70 yıl sonra Ankara’nın en ünlü meydanlarından Tandoğan’ın adı değişince öylesine hatırlayıveriyor insan işte…
70 yıllık karanlık bir cinayet hikayesinden fazlası çünkü…
Ha bu arada balıkçı Mustafa annesinin mahkemede verdiği “akli dengesi yerinde değildir” ifadesiyle bırakılır.
Bu manzara karşısında aksi zaten kolay değil…
Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
- Furkan günleri ve fitne zamanları
17.01.2026 - Rojava hayali ve hayalkırıklığı
13.01.2026 - Halep’te “hendek direnişi” kararını kim verdi?
10.01.2026 - Halep’te çatışma, Paris’te görüşme ve Almanya’da çıkan bir gazete…
7.01.2026 - Neden ‘Saraydan Kız Kaçırma’dan daha kolay oldu?
5.01.2026 - Mahmur ve performatif aktivizm
3.01.2026 - Havf ve reca arasında yeni bir yıla...
31.12.2025 - Bizi esas ilgilendiren çarpık ilişkiler…
24.12.2025 - Halkı kin ve nefrete Murat Övüç mü tahrik ediyor?
23.12.2025 - Belki de çürüyen toplum değildir?
17.12.2025
Yazarlar
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
















































































































hatice kuytu
sabırsızlıkla diğer bölümleri bekliyorum. yalnız sözcükler neden yapışık anlamadım...