Yıldıray OĞUR
Cumhuriyet tarihinde sadece bir ülke Türkiye’yi tehdit ederek açıkça toprak istedi; Sovyet Rusya.
İkinci Dünya Savaşı’nın muzaffer devletlerinden biriydi Sovyetler.
Kızıl Ordu, Nazi panzerlerini çamura gömmüş, Sovyet güçleri Avrupa’nın ortalarına, Berlin’e kadar ilerlemişti.
Savaşın muzaffer ülkelerinin liderleri Roosevelt, Churchill ve Stalin, dünyaya yeni bir nizam vermek için 4-11 Şubat 1945 tarihleri arasında Sovyetler Birliği’nin meşhur tatil şehri Yalta’da bir araya gelmişlerdi.
Avrupa yıkılmış, son anda Almanya’ya savaş açarak kazananlar cephesinde yer bulmaya çalışan Türkiye savaş hazırlıklarından yorgun düşmüş haldeydi.
Stalin, Türkiye ile ilgili niyetlerini ilk Yalta’da dillendirdi. Konferansın ardından Moskova’nın Türkiye’ye tehditleri başladı. Moskova’da Türk Büyükelçi Selim Sarper, Dışişlerine çağrılıp tehdit edildi. Ruslar, 1921 ve 1925 yıllarında iki ülke arasında yapılan anlaşmalarla çözülen Boğazlar ve sınır meselelerinin yeniden görüşmek istiyordu.
Tehditlerinin ciddi olduğunu 19 Mart’ta, 1925 tarihli sınır anlaşmasını tek taraflı olarak feshederek gösterdiler.
Nihayet, 7 Haziran 1945’te Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov’la görüşen Moskova Büyükelçisi Selim Sarper’in önüne bir nota kondu. Notada özetle şöyle deniyordu:
Kars, Ardahan ve Artvin’i Gürcistan ve Ermenistan’a yani bize bırakın. Boğazlar’da bize üs verin, Trakya sınırınızı Yunanistan ve Bulgaristan lehine yeniden çizin, 1936 Montrö Antlaşmasını tadil edin.
Talepler kabul edilemezdi. 18 Haziran 1945’te ikinci görüşmede Ruslar üsluplarını sertleştirip taleplerini yenilediler.
Gürcüler ve Ermeniler de Türkiye’den istenen toprakların kendilerine ait olduğu yolunda Batı’da ve Birleşmiş Milletler’de kampanya yapmaya başlamışlardı.
Ruslar, Ağustos’ta üçüncü bir nota daha verdiler. Meclis’te bu taleplere karşı bu sınırları savaşla çizmiş eski Şark Cephesi Komutanı Kazım Karabekir kürsüye çıktı ve şöyle dedi:
“Eğer Ruslar bizden yer istemekte ısrar ederlerse hiç şüphe yoktur ki dövüşeceğiz; fakat istikbal bize olduğu kadar kendileri için de karanlık olur.”
Ama Nazileri dize getirmiş Kızıl Ordu’nun karşısında, İkinci Dünya Savaşı tedbirleriyle çökmüş Türk ordusunun şansı yoktu.
Türkiye için tek yol Rus saldırganlığını, İngiltere ve ABD’yle yakınlaşarak dengelemekti.
Ama İngilizler, Türkiye’ye destek açıklamaları yaparken, Amerikalılar bu işe karışmak istemiyordu.
Kriz derinleşince İngiltere ve ABD, Stalin’le Montrö’nün gözden geçirilmesi için görüşmeye karar verdiler.
Amerikalılar bir plan hazırladı ama bu plan Türkiye’yi tatmin etmekten uzaktı.
Sonra devreye Türkiye’deki ABD Büyükelçisi Edwin Wilson girdi. Washington’u Rusların Türkiye’yi tehditle uydusu yapıp, Doğu Akdeniz’e açılmayı planlandığı, bu yüzden Türkiye’nin desteklenmesi konusunda ikna etti.
Amerikalılar, Rus tehdidine karşı Türkiye’ye desteklerini göstermek için yaratıcı bir yol buldular.
Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Münir Ertegün, 1944 Kasım’ında ABD’de vefat etmişti. ABD diplomatik geleneklerinde ölen diplomatların cenazeleri askeri gemilerle ülkelerine gönderilmekteydi. Ama savaş koşullarında bu mümkün olmamış ve Ertegün’ün cenazesi Arlington Mezarlığı’nda bir lahite kaldırılmıştı.
Cenaze, dönemin büyük ABD savaş gemilerinden Missouri’ye yüklendi ve savaş gemisi ve ona eşlik eden iki askeri gemi 6 Nisan 1946 günü İstanbul’da törenlerle karşılandı. Ertegün için büyük bir cenaze düzenlendi. Amerikalı amiraller İnönü tarafından kabul edildi. Ardından Missouri Yunanistan, İtalya ve İspanya’ya da uğradı.
Üzerine büyük teoriler, komplolar yazılan Missouri zırhlısının Türkiye’ye geliş hikayesi bu.
Missouri’den sonra başka Amerikan askeri gemileri de İstanbul’u ziyaret ettiler ve Amerikalı komutanlar Cumhurbaşkanı İnönü tarafından ağırlandılar.
Ama bu destekler de Sovyetlerin tehditlerini durdurmaya yetmedi. Temmuz 1946’da Sovyetler, Ankara’daki elçisini geri çekti ve 7 Ağustos’ta Türkiye’ye Montrö Sözleşmesi’nin fesh edilmesi ve Boğazların Karadeniz’e komşu ülkelerin yönetimine verilmesini isteyen yeni ve sert bir nota daha verdi.
Türkiye bu nota karşısında ne yapacağını düşünürken 19 Ağustos’ta beklediği destek Washington’dan geldi.
Washington, Moskova’ya bir nota göndererek bu teklifin kabul edilemez olduğunu bildirdi. Bu arada Amerikalı askeri heyetler Türkiye’ye gelip, Türk ordusunun modernizasyonu için raporlar hazırlamaya başladılar.
Eylül 1946’da Sovyetler, ABD’nin bu desteğinden rahatsız olup bir kere daha Türkiye’ye nota verdi ve bu meseleleri baş başa konuşalım dedi.
Ama konuşulacak bir şey yoktu. Bunun üzerine Ankara’nın girişimiyle Londra ve Washington’dan ayrı ayrı Moskova’ya iki sert nota gitti. Notalarda Sovyetlerden daha fazla ileri gitmemesi isteniyordu. Savaşın galip iki ülkesiyle karşı karşıya gelmek istemeyen Stalin geri adım atmak zorunda kaldı.
Yani 1945 Mart’ından 1946 Ekim’ine kadar Türkiye’ye Kars, Ardahan ve Boğazlar’a yönelik Rus tehdidini ABD ve İngiltere’nin desteğiyle karşılayabildi.
Yani Türkiye, zorla ve emperyalist kuşatma yüzünden değil, Rus tehdidine karşı, kendi isteği ve çıkarları bunu gerektirdiği için Batı ittifakına yanaştı, bu rasyonel bir tercihti, bunun için dönemin CHP yönetimini ve İnönü’yü yargılayamayız. Ayrıca Türkiye bu yakınlaşma sayesinde çok partili hayata geçti.
Bu arada ABD ve Sovyetler arasındaki savaş sonrası işbirliği Türkiye’den sonra İran’da çıkan kargaşayla zedelendi. 1946’da Yunanistan’da başlayan iç savaşta da Sovyetlerin Yunanistan’ını da uydusu yapma tehlikesi belirmişti.
Böylece ABD için Sovyet yayılmacılığı açık bir tehdit haline gelmişti.
Nihayet 12 Mart 1947 ABD kongresinde konuşan Başkan Henry Truman, daha sonra Truman Doktrini olarak adlandırılacak politikasını açıkladı. “Türkiye’nin milli bütünlüğü Ortadoğu nizamı için şarttır” diyen Başkan Truman’ın açıkladığı plana göre Sovyet tehdidine karşı Türkiye ve Yunanistan’a 400 milyon dolarlık yardım yapılacaktı.
Ama sadece Türkiye ve Yunanistan’a yardım etmek yeterli değildi. Ekonomik olarak çökmüş Avrupa hem Sovyetlerin oyuncağı olabilirdi hem de kötü durumda olan ABD ekonomisini canlandırmak için güçlü bir pazar olan Avrupa’nın ayağa kaldırılması şarttı.
Bu planı 5 Haziran 1947’de eski üniversitesi Harvard’da konuşan ABD Dışişleri Bakanı George Marshall açıkladı. Meşhur Marshall Planı onun adını aldı.
ABD, ilk başta savaşta yıkıma uğramadığı için Türkiye’yi bu programa dahil etmek istemedi ama Ankara’nın girişimleriyle Türkiye’de bu 20 milyar dolarlık yardım paketinin içine girdi.
1948 ile 1953 arasında devam eden Marshall yardımları sadece Türkiye’ye yapılmadı. İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya’nın da aralarında olduğu 15 Avrupa ülkesi bu yardımlarla ayağa kalktı. Savaşta her şeyini kaybetmiş Almanya’nın bugünkü sanayisinin temeli bu yardımlarla atıldı.
Türkiye, Marshall Planı yardımlarının sadece yüzde 1.4’ünü aldı.
Hakkında daha sonra siyasi efsaneler üretilen bu yardımlarla yapılanlar ise çabuk unutuldu. Marshall yardımları ile Türkiye, savaşta eskimiş ordusunu yeniledi. 1948’den itibaren gemilerle ABD’den savaş uçakları, savaş gemileri, denizaltılar ve JUSSMAT adı verilen Amerikalı askeri heyetler törenlerle Türkiye’ye geldiler.
Marshall yardımlarıyla madencilik, tarım ve sanayide büyük adımlar atıldı. 1948 yılında 1.756 adet olan traktör sayısı, 1949 yılında 9 bin 170’e, 1952 yılında 31 bin 415’e çıktı. Raman’da petrol çıkarılmaya başlandı. Kömür yatakları modernleştirildi, üretim arttı.
Marshall Planı’yla yardım alan aralarında Türkiye’nin de olduğu 15 ülkenin kurduğu OEEC (Organization of European Economic Cooperation) daha sonra ABD ve Kanada’nın katılmasıyla bugünkü OECD’ye dönüştü.
1949 yılında kurulan NATO’ya ise Türkiye’nin ilk başta davet edilmemesi Ankara’yı çok tedirgin etmişti. CHP iktidarı, 11 Mayıs 1950’de üyelik için NATO’ya başvurmuş ama sonuç İtalya dışındaki üyelerin ret cevabıyla olumsuz olmuştu. 1950 seçim kampanyasının da önemli gündemlerinden biri NATO üyeliğiydi. Bunu vaat eden Demokrat Parti iktidarı, 11 Ağustos 1950’de NATO’ya ikinci kez üyelik başvurusu yapmış ama bir ay önce BM çağrısıyla Kore’ye asker göndermiş olması bile işe yaramamış ve başvuru bir kez daha reddedilmişti.
Türkiye ancak yoğun diplomatik görüşmeler sonucunda, ABD’nin ikna edilmesiyle NATO’ya kabul edildi. NATO üyeliğinin oylandığı 18 Şubat 1952’de Meclis’te DP’li ve CHP’li 404 milletvekili evet oyu vermiş sadece bir çekimser oyu kullanılmıştı.
1950’lerde DP iktidarında da ABD’yle ilişkiler iyice gelişti. 1954 yılında ABD’ye üs kurma izni verildi, İncirlik Üssü kuruldu.
Ama buna rağmen Menderes’in 1954’ten sonra ABD’den istediği mali kredilere ise ancak 1958’de onay çıktı. 1957 yılında Meclis’te konuşan Menderes Türkiye’nin ABD’nin ekonomik yardımına ihtiyacı olduğunu açıkça söylemişti. ABD’nin yardımları hala ekonomi için kritikti.
Türkiye’de çocuklar için süt bulunamıyordu. Bugünün depoloma, saklama teknolojileri yoktu. Onun yerine bütün dünyada süt yerine süt tozu kullanılıyordu. Türkiye’nin sadece iki süt tozu fabrikası vardı ve bunlar ihtiyacı karşılamıyordu. Dünyada o günkü sağlık anlayışına göre çocuklar için mutlaka gerekli olduğu düşünülen süt tozu da uzun yıllar ABD yardımlarıyla karşılanmıştı.
Yani Türkiye’nin Soğuk Savaş şartlarında hem güvenliği için hem de ekonomik şartları nedeniyle ABD’nin yakın bir müttefiki olmaktan başka bir şansı yoktu.
50’lerin sonuna doğru şartlar iyice ağırlaşmış, soğuk savaş hiddetlenmişti.
1958 yılında Irak’ta darbe olmuş, Türkiye’nin Bağdat Paktı’nda müttefiki olan Kral devrilmiş, Sovyet yanlısı bir yönetim iktidara gelmişti. 1960’da Irak uçakları Türkiye’nin hava sahasını taciz etmeye başlamıştı. Ordu teyakkuz halindeydi.
27 Mayıs darbesinden bir kaç hafta önce Türkiye’den kalkan bir Amerikan U-2 casusluk uçağı Sovyetler üzerinde uçarken düşürülmüş, pilotu esir alınmıştı. Olay büyük bir krize dönmüştü. Ankara, uçağın Türkiye’deki üslerden kalktığını inkar etmiş, Moskova ise uçağın kalktığı üsleri füzelerle vurmayı tehdit etmişti.
ABD, Sovyet tehdidine karşı 1961’de Türkiye’ye jupiter füzeleri yerleştirmişti.
17 Nisan 1961’de ise ABD askerlerinin, Sovyet yanlısı Castro’yu devirmek için Küba’ya yaptığı çıkarma fiyaskoyla sonuçlanmış, bunun üzerine Sovyetler de Küba’ya uzun menzilli füzeler yerleştirmeye başlamıştı.
Soğuk Savaş’ın en tehlikeli zamanıydı. ABD ile Sovyetler birbirini nükleer füzelerle yok etmekle tehdit ediyordu. Bu tehdidin ortasında da Türkiye bulunuyordu.
İşte 26 Ağustos 1962 günü ABD Başkan Yardımcısı Lyndon Johnson böyle bir zamanda Ankara’ya geldi.
Yol boyunca ellerinde ABD ve Türkiye bayrakları olan vatandaşlar tarafından coşkuyla alkışlandı.
“Türkiye’ye herhangi bir tecavüz ABD’ye karşı yapılmıştır” diyen ABD Başkan Yardımcısı’nı karşılama töreninde elindeki ABD ve Türkiye bayraklarını sallayanlardan biri de Başbakan İsmet İnönü’ydü.
Fotoğraf, Life dergisi muhabiri Gunter Reitz tarafından çekilmişti.
Bu fotoğraftan üç yıl sonra Johnson Kennedy’nin yerine başkan oldu. Kıbrıs’ta Türklere yönelik saldırılara müdahale etmeye hazırlanan Başbakan İnönü’ye kaba ve küstah bir mektup yazdı. İsmet İnönü de ı tarihi sözünü söyledi: “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye orada yerini alır.”
Ama o yeni dünya kurulmadı ve Türkiye da yerini değiştirmedi. 15 gün sonra Johnson İnönü’ye özel uçağını gönderdi ve İnönü, Washington’u ziyaret etti. İlişkiler tekrar normale döndü.
Türkiye-ABD ilişkileri bundan sonra inişli çıkışlı sürdü. Amerikan Morrison şirketinde çalışmış Başbakan Demirel afyon yasağına direndi, ABD üstlerini kapattı. Robert Koleji mezunu Ecevit, ABD’yi kızdıran siyasetler izledi. Ama sonra tekrar barışıldı.
Yani her şey bugünden bakıldığı gibi değildi.
Yanı başında savaşın galibi, dev bir ordusu olan Rusya tarafından tehdit edilen, askeri ve ekonomik olarak bunu kaldıramayacak bir Türkiye vardı.
ABD’den gelen yardımlar, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü korumasına, ordusunu yenilemesine, sanayisinin ve tarımının gelişmesine yardım etmişti.
Türkiye, NATO’ya girmeye çalışırken, Kore’ye asker gönderirken bir kaç yıl önce Stalin tarafından toprak istenmiş bir ülkeydi.
İsmet Paşa, elinde ABD bayrağıyla, ABD Başkan yardımcısını karşılarken Sovyetlerin füzeleri Türkiye’ye doğrultulmuştu.
Marshall yardımları coşkuyla kabul edilirken, tarım hala sabanla yapılıyordu.
Yani bugünden geçmişe bakıp o fotoğrafları, o yardımları yargılamak pek adil değil.
Yazarlar
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları


















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025