Yıldıray OĞUR
Cemaatler halinde yaşayan, ortak bir asgari kural ve ahlaki zeminde anlaşamamış, güvensizliğin esas olduğu bir toplumda yaşıyoruz.
Karşı cemaatten birine karşı ahlaki sorumluluk duymak hatta diyalog kurmak ya ihanet ya aptallık ya da “yaranmaya çalışmak” demek.
O yüzden konuşmalar cemaat içine dönük, büyük bir çoğunluk sadece kendi mahallesine karşı ahlaki sorumluluk duyuyor.
Ama yine de insan bazı sözlere şaşırıyor.
İnsanlığa karşı naif iyimserlik duyguları, haber kaynaklarına duyulan güvenilmezlikle birleşince “sahiden demiş olabilir mi” diye şüpheleniyorsunuz.
Sonra karşınıza konuşmanın video kaydı çıkıyor. Sahiden demiş:
"İnsan hakları ihlali deyince akla somut söylenebilecek bir iki tane olay bile gündeme getiremiyorlar. Bu çok algı ve yanlış söylemlerle birlikte aleyhimize kullanabilecek bir alan olarak görülebiliyor. Aslında bunların hiçbiri doğru değil. Türkiye insan hakları noktasında pek çok Avrupa ülkesinin ve ABD'nin kendisini özgürlük ve insan hakları noktasında ileri olarak niteleyen pek çok ülkenin standartlarının üzerindedir şu an. O yüzden insan hakları ihlalinin olduğunu söylemek aslında Türkiye'yi farklı ülkeler ile kıyasladığınız zaman mümkün değil. Burada şuna dikkat etmek lazım. Bütün dünya da uluslararası platformlarda devletlerin güvenlik politikaları ile insan hakları politikalarının tartışıldığı bir dönemdeyiz. Pek çok toplantıda ülkeler kendi sınırlarını duvarlarla kapatıp kendi başlarının çaresine bakmasını düşündüğü ve kendini kurtarmanın çabasında olduğunu anlattığı bir dönemde Türkiye tam tersine sınırların dışına taşmış bütün mazlumlar için, bütün insanlar ve insan hakları için özellikle insan onuru için ne yapabilirim diye düşünen ve dert edinen bir ülke. Bunu dert edinen dünya da başka bir ülke yok. O yüzden Türkiye'de insan hakları ihlali olduğunu söylemek artık abestle iştigaldir. Sonuçta hukuk ve kanunlar herkes için geçerlidir. Türkiye bir hukuk devletidir. Hukuka aykırı kim iş yapıyor ve ülkeye zarar veriyorsa ve terör örgütleri ile iş birliği içerisinde kanuna aykırı iş yapıyorsa elbette hesabı sorulacaktır.”
Bu sözleri ağzından duyduğunuza şaşırmayacağınız pek çok isim var.
Türkiye’nin gurur verici mülteci siyasetini, içerideki bütün günahların, hataların üzerini örtmek için kullanmaya çalışan köşe yazarları, siyasetçiler, apolojistler de çok.
Zaten hayal kırıklığının esas sebebi bu sözleri isminin başında AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı yazan birinin söylemesi de değil, Leyla Şahin Usta’nın söylemesi.
Şimdi devlet gücünü ellerinden kaybedince ortalıklarda hak, hukuk diye dolaşan, geçmişe dair de en ufak bir özeleştiri vermeyen pek çoklarının zamanında hararetle desteklediği ya da görmezden geldiği Türkiye tarihinin en utanç verici ayrımcılıklarından biriydi başörtüsü yasağı.
O ayrımcılığın simge ismi ise Leyla Şahin’di.
1998 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 5. sınıf öğrencisi iken, uygulanmaya başlanan başörtüsü yasağı yüzünden sınavlara ve derslere alınmayan öğrencilerden biriydi.
Mezuniyetine bir yıl kala uğradığı bu ayrımcılığa karşı eylemlere, protestolara katılmış, gözaltına alınmış, DGM’de yargılanmıştı.
Ama o günlerde ‘beka’sını başörtülü kızlara karşı koruyan devlet yine de geri adım atmamıştı.
Leyla Şahin de başka pek çok başörtülü öğrencinin yaptığı gibi burslarla yurtdışına gitmiş ve tıp eğitimini Viyana’da tamamlayabilmişti.
Ama Şahin’i esas simge haline getiren bu ayrımcılığı AİHM’e taşıması oldu. Altı yıl süren davada ilk karar 2004’de verildi, daha sonra temyiz için gidilen Büyük Mahkeme’nin 2005’deki kararı da aynıydı.
Mahkeme, Türkiye’nin başörtüsü yasağını ‘başkalarının hak ve özgürlüklerini, kamu düzeni ve kamu güvenliğini korumak için meşru bir amaca sahip, demokratik toplumda zorunlu bir tedbir’ olarak gördü ve hak ihlaline karar vermedi.
11 Eylül sonrası dünyanın havasına uygun utanç verici bir karar alan AİHM, Leyla Şahin’e karşı hükümet avukatlarının Türkiye’nin demokratik, insan haklarına riayet edilen bir hukuk devleti olduğu tezlerine katılmıştı.
Peki o sırada hükümet kimdi? Ak Parti hükümeti.
Sıkı bir Kemalist olan ilk avukat büyük mahkeme öncesi değiştirilmiş, savunma geri çekilmiş, yumuşatılmış ama ikinci savunmada da Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğu hatırlatılıp, yasak mevcut mevzuat üzerinden savunulmuştu.
Karar, beklendiği gibi, başörtüsü yasağının bir insan hakları ihlali olmadığını iddia eden laik çevrelerde büyük sevinçle karşılandı.
Peki, o günün atmosferine, Anayasasına, kanunlarına uygun görünen bu kararı kimler eleştirmişti?
O günlerdeki bir gazete haberinden okuyalım.
Dosyayı AİHM’e taşıyan, liberal düşüncenin Türkiye’deki öncü isimlerinden ve Leyla Şahin’in avukatı rahmetli Kazım Berzeg:
“Asıl sorun Türk ordusunun gücünü koruyabilmek amacıyla kendisine iç ve dış düşmanlar yaratma çabasında olmasından kaynaklanmaktadır. Türban ya da şeriatın Türkiye’yi tehdit ettiği yoktur.”
Mazlum-Der Genel Başkan Yardımcısı Ayhan Bilgen: “AİHM önyargılı davranmıştı. Bunu Leyla Şahin ve RP kararında da gördük. Bunlar siyasi kararlardır."
İHD Genel Başkanı Yusuf Alataş: “AİHM'nin bu kararları, Avrupa'nın İslam'a karşı bakışının dışa vurumudur. Kararda türbanın özgürlükleri tehdit ettiği söyleniyor. Bu gerçeği yansıtmıyor.”
Ve Human Rights Watch. Yani İnsan Hakları İzlem Örgütü. AİHM kararının açıklandığı gün başörtüsü yasağı yüzünden Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlalleriyle ilgili kapsamlı bir rapor yayınlanan örgüt, AİHM’in Leyla Şahin kararı için uzun bir açıklama yayınladı. Açıklamanın başlığı “Kesin bir empati eksiliği” idi: “AİHM’in Leyla Şahin kararı HRW için hayal kırıklığıydı ama inançları yüzünden üniversitelerde okuyamayan binlerce başörtülü kadın için daha büyük bir hayal kırıklığına sebep oldu. İnsan hakları sistemi tarafından kendi hallerini terk edilmiş hissetmişlerdir. Mahkeme hükümetin argümanlarını kabul çok gönüllüydü.”
O vahim kararın üzerinden yıllar geçti. Türkiye, eşi başörtülü olduğu için bir Cumhurbaşkanı’nın anayasa hileleriyle seçilemediğini, başörtüsü yasağını kaldırmak için adım attığında iktidar partisine kapatma davası açıldığını dahi gördü.
Sonra Türkiye’deki kanunlar değil ama güç dengeleri değişti. Başörtüsü önce üniversitelerde sonra kamuda serbest kaldı. Leyla Şahin de 10 yıl önce AİHM’de karşısında oturan hükümetin bir milletvekili olarak parlamentoya girdi. Hatta aleyhine karar veren AİHM’e üye seçimi oylamalarına bile katıldı. Son olarak da partisinin insan haklarından sorumlu genel başkan yardımcısı koltuğuna oturdu.
Dönemlerin ruhunun, devletlerin, yasaların, hukukun hatta uluslararası toplumun karşısında bir genç kızın hayatının ne kadar kıymetsiz olabileceğini, buna karşı protesto hakkını kullanmasının bile nasıl engellenebildiğini, haksız iddialarla yargılanmanın verdiği çaresizlik hissini ve ülkeyi terk etmek zorunda kalmanın ne demek olduğunu bizzat tecrübe etmiş bir isme yakışan ve hakkını verebileceği bir pozisyon bu.
Tabii parçası olduğu partinin yönettiği devletin politikalarının da başka insanların haklarını ihlal ediyor olabileceği şüphesini, siyasetçi kimliğine kurban etmezse.
Ama cumhurbaşkanının bile adaletteki sorunlardan şikayet ettiği bir dönemde, böyle bir geçmişten gelen bir isimden “Türkiye'de insan hakları ihlali olduğunu söylemek artık abestle iştigaldir” sözlerini duymak, özellikle de o “artık” kelimesi “kendine Müslümanlık” anlayışının bugünlerden hatırlanacak bir örneği oldu.
Üstelik bunu “Hukuka aykırı kim iş yapıyor ve ülkeye zarar veriyorsa elbette hesabı sorulacaktır” gibi bundan 20 yıl önce başörtülülerin, devletten sık sık duyduğuna benzer argümanlarla yapmak, devletin ve kanunların yanılmazlığına olan bu inanç, bu toplumun dönemsel olmayan daha kalıcı ve yapısal sorunlarına işaret ediyor.
Acaba 10 yıl önce devletin ve AİHM’in karşısında Leyla Hanım’ın yanında dururken abesle iştigal etmeyen Uluslararası Af Örgütü, Mazlumder, İHD ve liberal demokrat isimler, 2019 yılında Türkiye’de insan hakları ihlalleri üzerine kalın raporlar yayınlayıp, hukuksuzluklardan şikayet ederken abesle mi iştigal etmiş oluyorlar?
Türkiye’de bugün hınç ve rövanş duygularına neden olacak çok acı tecrübeler yaşandı. Bugün hala başörtüsü meselesinde eline güç geçse eski günlere dönmek isteyecek büyük bir kalabalık var. Ama herkes kendi hikayesini yazar.
Bir zamanlar devletin ve uluslararası hukukun karşısında yalnız kalmış bir isimden beklenen, her gün koltuğuna oturduğunda acaba bugün de aynı durumda yalnız bırakılmış, hakları çiğnenen biri var mıdır diye sormak ve elindeki devlet gücüyle bunlara hal çare aramaktır, parti toplantılarında kuru hamaset yapmak değil.
Bu hikayenin sonu böyle bitmeyi hak etmiyor...
Yazarlar
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları



















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025