Yıldıray OĞUR
Videoyu herkes görmüştür.
Denizli’de koronavirüs denetimi yapan Vali Ali Fuat Atik, belediye başkanı, emniyet müdürünün de olduğu kalabalık bir heyetle dükkanları gezerken bir dönercinin önüne geliyor. O sırada sırtı Vali’ye dönük yüzü maskeli dönerci yanmasın diye tavuk dönerini kesmekle meşgul.
“Dönerci” diye seslendiği döner ustasından yine beklediği ilgiyi ve saygıyı görmeyen Vali, bir anda hiddetleniyor.
Dönercinin maskesinin burnunda olmadığını söylüyor, ‘eldivenin yok’ diyor, sonra bir ara “Patronun nerede” diye aranıyor, hemen sonra da yanındakilere seslenip “faaliyetten men” talimatı veriyor.
Krizin, pandeminin ortasında en az beş kişinin ekmek kapısı olan bir dükkanı Ankara’nın atadığı, bir kaç sene kalıp gidecek, ay sonu maaşı garanti bir vali tepesi atıp kapatıyor.
Bir valinin böyle ayak üstü dükkan kapatma yetkisi olmadığı gibi, dönerci ustalarının, lokantalardaki servis elemanlarının eldiven takması da yasak.
Ama Cumhurbaşkanlığı sisteminde valiler artık bir nevi yerel cumhurbaşkanı. Ağızlarından çıkan kararname gücünde. Tepedeki rol modelleri Cumhurbaşkanı partili olunca, artık iktidar partisinin il başkanlarıyla yarışacak kadar rahatlar. Hesap vermek diye bir dertleri olmadığı gibi, hesap sormaya cesareti olan da kalmadı. O yüzden ağzından çıkan “faaliyetten men” kararı hemen uygulanıyor.
Bu olay Cumartesi günü yaşandı.
Denizli yerel medyasında haber oldu, yerel tvlerde gösterildi.
Vali bey tabii ki bu sıkı denetimi nedeniyle yerel medya tarafından takdir edildi.
Görüntüleri çeken İHA’nın haberini kullanan Denizli Son Nokta Gazetesi “Valiye meydan okuyan esnaf ticaretten men edildi” başlığını attığı haberinde şöyle demiş: “Denizli Gazi Bulvarı üzerinde denetime çıkan Vali Ali Fuat Atik, uyarısına rağmen eldiven takılmadan döner kesilmeye devam edilen işletmenin faaliyetten men edilmesi talimatını verdi.”
Denizli Horoz gazetesi de takdirle vermiş haberi:
“Vali Atik önce uyardı, sonra işletmeden men etti: Denetim sırasında eldivensiz çalışılan bir iş yerini uyaran Vali Atik, döner kesmeye devam edilmesi üzerine işletmenin faaliyetten men edilmesi talimatını verdi.”
Aslında olay Denizli sınırları içinde kalsaydı, bu sınırlar içinde horozu ötene kimse ‘yanlış yaptın’ diyemezdi
Ama ne büyük aksilik ki Vali’nin hiddetlendiği anlar kameralarca kaydedildi ve görüntüler de ertesi gün yani Pazar günü sosyal medyaya düştü.
Mesele yerelden ulusala taşındı, Vali’nin hükümranlık alanı dışında yaşayan insanlar bu nobranlığı gördü ve büyük bir tepki oluştu.
Ses çıkaranlar arasında çok sayıda iktidarı destekleyen gazeteci, trol hesap da olunca, daha sonra yayınlandığı mesajında İçişleri Bakanı da bu görüntüleri tasvip etmeyenler arasında yer alınca, ki muhtemelen tecrübeli bir siyasetçi olarak öncesinde Vali’yi özür dilemesi için uyarmıştır, Vali bey, baş edemeyeceği ve kendisine maliyeti olacak bir toplumsal basınçla karşılaştı, bir gün önce olan olay bir anda gözüne yanlış görünüverdi.
Sosyal medya hesabından paylaştığı (tashihler ve bozuk Türkçe yüzünden üç kez) mesajında “yaşanan diyalogda şahsımın yaklaşımı, üslubum ve kullandığım ifadenin gönül kırıcı bir yaklaşım içermesi hakikaten şahsımı da üzdü. Bu sebeple vatandaşlarımızdan bu tutum ve yaklaşımım sebebiyle özür diliyoruz” dedi, dönercinin de kapatılmayacağını, yarın gidip onu ziyaret edip gönlünü alacağını söyledi.
Günün sonunda Denizli dışındaki insanlardan gelen toplumsal baskı Vali’ye özür diletmiş oldu.
İş ulusala taşınmasaydı, valinin iktidarını, kariyerini borçlu olduğu çevrelerden, hatta doğrudan İçişleri Bakanı’ndan bile eleştiri gelmeseydi, koskoca Vali’nin o dönerci ustasına bir özür borcu yoktu.
Zaten özrünü de muhatabı olan dönerciye telefon açıp dilemedi. Baş edemediği tepkilerin geldiği Twitter’da yayınladı.
Özür mesajında keyfi olarak kapatma talimatı verdiği dönerciden değil, “vatandaşlardan” özür diledi, “Şahsımın yaklaşımı, şahsımı da üzdü” derken de bize karşımızda bir insan değil, bir makam olduğunu yeniden hatırlattı.
Fakat vatandaşlar olarak devlete attırdığımız bu geri adım, uzun süredir ilk defa bir devlet yetkilisine dilettiğimiz bu özür bizi şımartmamalı.
Vali bey şanssız bir devletlü sayılır.
Yaptığı kameralar tarafından yakalanıp, ülkede vatandaşların elinde devlete karşı kalan son denetleme imkanı sosyal medyaya düştü.
Hesap vermek zorunda olmadığı ama gücünün de yetmediği kalabalık bir kitlenin hücumuna uğradı, arkasında da Ankara’dan kimse durmayınca geri adım atmak zorunda kaldı.
Devlet her zaman bu kadar kıskıvrak yakalanmıyor.
Örneğin, daha geçen hafta 106 yıl sonra Şehir Tiyatroları’nın resmi programına giren ilk Kürtçe oyun Beru’yu “kamu düzenini bozabileceği” gerekçesiyle oynanacağı akşam yasaklatan Gaziosmanpaşa Emniyet Müdürü ve Kaymakamı, bu tiyatro oyununun kamu düzenini nasıl bozacağını soranlara bir açıklama yapmaya dahi tenezzül etmediler.
1981 yılında İtalyan oyun yazarı Dario Fo’nun yazdığı, Türkçesi Devlet Tiyatroları tarafından oynanmış, Kürtçesi üç yıldır 100’e yakın kez oynanan, polisin daha önce tekstini okuduğu, gelip izlediği, kameraya çektiği bir oyununun yasaklama nedeninin “PKK propagandası” olduğunu iddia eden İstanbul Valisi ve vali kökenli atanmış İçişleri Bakan Yardımcısı da bunu neye dayanarak söylediklerini dahi açıklamaya gerek duymadan, kararı eleştirenlerin üzerine parmak salladılar.
Zaten aynı İçişleri Bakan yardımcısı önceki hafta da Van’da köyünden helikopterle gözaltı alındıktan iki gün sonra hastanede yoğun bakımda bulunan 64 yaşındaki yoksul bir köylünün ölümü üzerine kendisine sorulan makul soruları yine “terör örgütüne alet olmak” suçlamasını başından savmıştı.
Yine geçen haftalarda sahih olmadığını düşündüğü hadisi eleştirmek için sosyal medya hesabından tersine çevirip paylaşan bir kadını ifadeye çağıran polis, Dirilişli, Yükselişli padişah dizileriyle dalga geçen bir tweeti yüzünden evi kobralarda basılıp gözaltına alınan gazeteciyi sorgulayan savcı da bu yüzünden çok rahattı.
Artık devlet o kadar canının istediğini yapıyor, yüreğinin götürdüğü yere gidiyor ki yine geçen hafta Enis Berberoğlu hakkında Anayasa Mahkemesi’nin verdiği hak ihlali ve yeniden yargılama kararını, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, anayasanın açık hükmünü ihlal ederek tanımadığını açıkladı.
İki yazısı, beş tweeti, üç telefon konuşmasını gerekçe gösterip insanları “Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” ten müebbetle yargılayan bir mahkeme bizzat kendisi anayasal düzeni yıkmış oldu.
Artık bizi duymayan, bize ihtiyacı kalmayan, varlığını bize borçlu olmadığını düşünen, hikmet-i hükümetinden sual soracak elimizde bir güç de kalmamış bir devlet var.
Devlete karşı elimizdeki son güçleri de 2017 referandumunda devrettik.
Bütün yetkileri tek bir seçilmişe verdik. Devlet tek bir seçilmişten ve onun atadığı atanmışlardan oluştu.
O atanmışlar da artık bize değil, kendilerini seçene karşı sorumluluk duyuyor ve sadece ondan çekiniyor.
Meclis’in gücü budandı, siyaset kurumu, partiler, bakanlar zayıfladı.
Atanmışlara karşı seçilmişleri güçlendirmek için verilen bir mücadelenin sonunda geriye tek bir seçilmiş dışında, bütün atanmışların seçilmişlerden üstün hale geldiği bir sistem kaldı.
Artık halkın beş yılda bir Cumhurbaşkanı’nı seçmek dışında devlet üzerinde bir otoritesi yok.
Elimizde kalan tek güç tweet atmak.
Ama o da herkes üzerinde etkili değil.
Örneğin Meclis plakalı makam arabasını belediye görevlisinin üzerine sürüp yere düşüren şoförünün yaptığı için özür dilemeye tenezzül bile etmeyen, bu vandallığı “doğal olarak” diye savunan milletvekili üzerinde herhangi bir gücümüz yok.
Çünkü o milletvekili biliyor ki liderinin desteği sürdükçe artık ne hukukun ne de halkın elinden bir şey gelmez.
Aynı özgüven içinde eski bir İçişleri bakanı, eski bir korgeneral, eski bir albay, suç örgütü liderliğinden hapisten yeni çıkmış, daha yeni bir cinayete azmettirmekten 17 yıl hapis cezası almış biriyle marinada rahatça poz verebiliyor.
Biliyorlar ki artık 24 yıl önceki Susurluk gibi bu fotoğrafın üzerine gidecek bir medya yok, savcı yok, Meclis’te de bunun için araştırma komisyonları kurulamayacak.
O fotoğraf karesi artık bir acil durum işareti olmalı.
Bütün dünyada demokrasi ve hukuk tarihi raison d’Etat/hikmet-i hükümet zihniyetindeki iktidarları dizginlemenin de tarihidir.
Ama Türkiye’de bu biraz daha acil bir meseledir.
Çünkü Türkiye’de tarihin birincil aktörü her zaman devlet olmuştur.
Türklerin tarihteki en büyük eseri devlettir.
Toplumsal sözleşme modellerinin aksine bizde devleti millet değil, milleti devlet yaratmıştır.
Önce ordu ve devlet kurulmuş sonra ona uygun bir tebaa oluşmuştur.
Başka aktörlerle bu rolünü paylaşmayı sevmeyen, hesap sorulmaktan hoşlanmayan, “vergilerimizle” edebiyatından anlamayan, varlığını kendisine borçlu olduğunu düşünen, egosu şişik, itibarından taviz vermek istemeyen, vatandaşın hizmetkarı olmayı içine sindiremeyen, büyük bir hayran kitlesi olduğunun da farkında olarak şımarıkça davranabilen bir devlettir bu.
O yüzden Türkiye’de demokratik bir düzen, bir hukuk devleti ancak bu şımarık devlet dizginlendikçe, ipleri sıkıca kavrandıkça kurulabildi.
Tarihimiz iplerinden kurtulup boşta kalan bir devletin neler yapabileceğinin acı örnekleriyle dolu.
En büyük travmalar, acılar bu ülkede tek aktör olan devlet eliyle yapıldı.
Bugün vatandaşların büyük bir kısmı, özellikle daha önce devlete karşı şüpheci ve eleştirel olan dindar kitleler, devlet-millet kaynaşması heyecanıyla içine düştükleri devletperestlikle farkında değiller.
Din ve milliyetçilikle kutsallaştırdıkları devletin her kararını, her hatasını, her füzesini, her bir memurunu, polisini, askerini savunmakla, devleti şımartmakla meşguller.
Ama maalesef bugün vatandaşlar olarak devletin kontrolünü hızla kaybediyoruz.
Devletin ipleri elimizden bir kez daha kayıyor.
Yani kötü yakalanmış Denizli Valisi’ne attırılan geri adım kimseyi yanıltmasın.
Yazarlar
-
İbrahim KahveciÇöken CHP mi AK Parti mi? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTrump şaşırtmaya devam ederken… 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÇankaya şişmanı... 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezÖnümüzdeki Küresel Riskler 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENSuriye’de İstikrar da “Süreç” de Tehlikeli Sularda 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENSuriye’nin “normal”i inşa ediliyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KirasSuriye’nin bir ucunda oyun içinde oyun 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKANİstanbul çok kötü yönetiliyor! 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİBeleş hamaset, boş balon 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİNHızlı çöküşün anatomisi 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZSuriye’de yeni dönem arayışı: Çatışmadan entegrasyona geçilebilecek mi? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKDışarıdan ABD, içeriden mollalar: İranlılar ne yapacak? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUİçişleri bakanı ne demişti, gerçek ne çıktı? 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTSıfır tüketim, 402 lira fatura… 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAGün Rojava’yı Savunma Günüdür; Ortak Geleceğe Yönelik Tehdit... 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUHakan Fidan’ın anlamadığı 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENDavos 2026: Küresel belirsizlikler eşliğinde ‘diyalog ruhu’ 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞRastgele büyüme 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞ“81 İLDE 81 AŞEVİ “YOKSULLUĞU”… 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRSURİYE'DE İHLALE SUKUNET MORFİNİ 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYılın kelimelerine siyaseten bakmak: “Parasosyal” ve “Rage Bait” neden ayrımı keskinleştiriyor, araş 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURBuyurun tekrar çözüm sürecine... 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanGrönland kavgası: Ne Trump NATO’yı feda edebilir ne Avrupa 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluCumhurbaşkanı 23 yıl sonra niye hâlâ şikayetçi? 19.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakDizinformasyon mu, manipülasyon mu? 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile Bayraktarİran’ın dinamikleri 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRİTO Başkanı’na milyonlarca liralık harcamayı sordular 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUToplumsal gidiş nereye doğru? 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalVenezuela, MAGA ve Çin 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayVenezuela ve Trump doktrini 17.01.2026 Tüm Yazıları
-
Figen Çalıkuşu“Terörsüz Türkiye” süreci ne alemde? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRGül, Arınç, Atalay’ın olduğu bir AK Parti iktidarında İmamoğlu tutuklanabilir miydi? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİAranan baron İmamoğlu muymuş? 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTAN“Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım” … 16.01.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERSefalet ücreti 15.01.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraZamanımızın Bir Kahramanı 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanAdaletsizlik Müslüman toplumların kaderi olabilir mi? 14.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALKürtlerle Suriye’de savaş, Türkiye’de barış: Ne kadar mümkün? 12.01.2026 Tüm Yazıları
-
Murat Sevinç'Barış Bildirisi'nin 10'uncu yılında hali pür melalimiz 10.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKABD terörü ve rızanın çözülüşü 6.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalSiyonist evanjelist yayılmacılığa karşı demokratik konfederal dayanışma 4.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANDavutoğlu’nun “öfkeli çocuklar”ı 3.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANLeyla Zana vakası bir gösterge. Ama neyin? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNKüfürbazlar ve ötesi 19.12.2025 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselPara politikasında sınav zamanı 18.12.2025 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKEN"O Yıl", hangi yıl? 15.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞEntelektüel üretimin kaybı-Rejimin vesayeti-Siyasetin iflası 13.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpHissedilemeyen büyümenin anatomisi 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYTürkiye İçin Irak Peşmergeleri Sorun Olmuyor da Rojava neden Sorun! 4.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKEve siyaset için dönüş öncesi bir mıntıka temizliği gerek 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP modernizmi ve faşizmi... 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Ali TürerÇÖZÜM, BARIŞ VE KARDEŞLİK GETİRECEK Mİ? 23.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDEN"Arananlar" zulmü ne zaman son bulacak? 14.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunYazmak, ciddi bir iştir 28.09.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNÖcalan, Erdoğan’a “Seni yine başkan yaptırırız” sözü mü veriyor? 11.09.2025 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANTürkiye’de ve Yunanistan’da Aleviler – Yeni Bir Tablo 1.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Selami GÜREL“Adı belirsiz” süreç hızlı ilerliyor 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELOtoriter Nasyonal-Kapitalizmin Yeni Eşiği: II. Trump Devri 5.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları


















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
17.01.2026
13.01.2026
10.01.2026
7.01.2026
5.01.2026
3.01.2026
31.12.2025
24.12.2025
23.12.2025
17.12.2025