Alper GÖRMÜŞ
Bu sabah görevini devreden Durmuş Yılmaz, beş yıl önce Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanlığı’na getirildi ve Türkiye’nin Beyaz Türklerinin genlerindeki Tanzimatçı kodlar bir kez daha harekete geçti. Bir kez daha ortaya çıktı ki, Türk aydınlarının “laikliği güçlü, demokratlığı zayıf” kesimi, şekli muhtevanın önüne koyan Tanzimatçılıktan bir türlü kurtulamıyor. Bu tarihsel tortu, post-modernliğin “imaj”ı her şeyin üzerine koyan “çağdaş” eğilimlerle birleşince, olanlar oluyor.
Türkiye’nin en “beyaz” genel yayın yönetmeni, evinin kapısının önündeki ayakkabılar nedeniyle yeni Merkez Bankası Başkanı’na dünyayı işte bu eğilimler nedeniyle zindan etmişti. Aslında kendi açısından çok da haksız sayılmazdı. Çünkü Merkez Bankası Başkanlığı, Cumhuriyet elitlerinin gözünde, sembolik önemi çok yüksekte olan bir makamdı.
Göreve başlamasının üzerinden bir yıl geçmemişti ki, genel yayın yönetmeni de dâhil herkes onun başarısını teslim etmek zorunda kaldı. Görevinin ikinci yılında, Yeni Aktüel dergisi için bir Durmuş Yılmaz portresi yazmıştım. Daha sonra Hayy Kitap’tan yayımlanan 40 Benzemez Yüz başlıklı kitabımda da yer alan portreyi, Yılmaz’ın görevi devrettiği bu günlerde yeniden yayımlamayı uygun gördüm... Buyurun...
***
Sizin de vardır öyle çemberleriniz: İçinde hiçbir problem yokmuş gibi yaşadığınız, zaman zaman aklınıza geldikçe rahatsız olduğunuz... Sonra belki yıllarca aklınıza getirmemek üzere kafanızdan kovduğunuz, ama illa ki gelip sizi bulan...
Benim var birkaç tane. Bunların başında, sempatilerimi, siyasi-ideolojik açıdan kendime yakın insanlara yöneltmek gelir. Bazen yıllar boyunca unuturum bunu, her şey normalmiş gibi gelir, sonra bir gün hatırlayıveririm, rahatsız olurum, “neden” diye sorarım kendi kendime. Sanıyorum ortak kötü huylarımızdan biri bu; ama eminim bazılarımız bunu bir “çember” olarak kabul etmez, doğal bir insan hali sayar. Doğrusu, bu tatsız refleksin gücünü sınadıkça bazen bana da öyle geliyor.
Kemal Sayar bir yazısında insanları siyasi, dinî, felsefi inançlarına göre bölüp ittifaklarımızı bu benzerlikler üzerinden oluşturmaya karşı çıkıyor, sonunda da “haram lokma yemeyenler koalisyonu” öneriyordu.
Elbette bugünkü bilincimiz, ruh hallerimiz, hayatı algılamamızla ilgili hakikatlerle birlikte değerlendirildiğinde hayli “naif” bir önerme... Fakat o yazı ve yazının sonundaki müthiş formülasyon benim ezeli “çember”imi öyle bir harekete geçirdi ki, o gün bu gün bir daha kafamdan atamadım onu. Hakikaten: Mesela erdemli bir solcuya, erdemli bir sağcıdansa alçak bir solcuyu tercih ettiren etmenler nelerdir acaba? Neden biri sağcı, öbürü solcu iki erdemli insan bir “koalisyon” kurmaz da her biri gider kendi “alçağını” tercih eder?
“İyi insandır...”
Aynı anlama gelmek ve konuyu yavaş yavaş Durmuş Yılmaz’a getirmek üzere soruyu şöyle de sorabiliriz: Sempatilerimizi neden hayat tarzı bize yakın olan insanlara yöneltiriz? Neden sırf bize benzemiyorlar diye iyi, diğerkâm, vicdanlı, dürüst insanların bu özelliklerini hiç görmeyiz, hayatlarını zehir ederiz de bize benzeyen vicdansız ve sahtekârları tolere etmek için bin dereden su getiririz?
İki yıl kadar önce Merkez Bankası başkanlığına atanan Durmuş Yılmaz’la ilgili olarak akrabalarından, yakın çevresinden, çalışma arkadaşlarından hep aynı şeyi duyduk: Çok iyidir, çok dürüsttür, çok mütevazıdır. Zaten o büyük gerilim içinde, seçilmesinden herkesin memnuniyet duymasından da belliydi bu. Anlatılanlar içinde beni en çok, Yılmaz’ın karakterinin temellerinin nerelerden kaynaklandığını da gösteren yakınlarının sözleri etkilemişti.
Ablası Dulkadir Kil (kardeşinin, annesinin “seni okutamayacağım” sözlerini izleyen kayboluşundan sonra): “Akşama kadar bekledik, kardeşim gelmedi. Akşam hava kararınca annem dışarı çıkarak, ‘Oğlum, hadi gel ortaya çık, seni okutacağım’ diyerek bağırmaya başladı. Durmuş bizim bahçedeki dama gizlenmiş. Annemin, ‘Seni okutacağım’ sözünü duyunca ortaya çıktı. Annem tarlayı sattı, dağlarda odun kesip, sarıp, eşeğe yükler, yayan kasabaya gidip odunları satardı. Kardeşimi bu zor şartlarda okuttu. Kendisi alçakgönüllü bir insan. Kibirli değildir. Geldiği zaman özel yatak yapılmasını istemez. Nerede olursa, orada uyur. Bulunduğu ortama kolay uyum sağlar.”
En hararetli rekabetlerin yaşandığı bankacılık sektöründen onu tanıyanlar bile her şeyden önce “iyi insan”lığını hatırlatıyorlardı ki, bu benim için olağanüstü güzel bir sürpriz olmuştu.
Sonra malum “kapı önündeki ayakkabılar” krizi baş gösterdi. Akşam gazetesi muhabirleri, yeni başkanın “Yenimahalle’deki 30-40 yıllık mütevazı evi”ni uzun uğraşılardan sonra bulmuş, kapıyı tıklatmışlardı. Haberin fotoğrafında, yarı açık kapının önünde Durmuş Yılmaz’ın eşi Duriye Yılmaz görünüyordu. Ne var ki, başörtülü olmasına rağmen (“Duydun mu, yeni Merkez Bankası Başkanı’nın eşi de türbanlıymış!”), asıl ilgi ona değil, kapının önündeki ayakkabılara çevrilmişti. Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök:
“En tanıdık ama en çarpıcı unsurlar, kapıdaki ayakkabılar. Üçü de erkeklere ait. Üçü de çamurlu. ‘Acaba bu evin kadınları hiç mi dışarı çıkmaz’ diye sordurtan bir görüntü. Evin girişindeki holde yere gazete kâğıtları serilmiş. (...) Acaba köylerden ve varoşlardan gelen bir ‘garibanizm ihtilali mi’ yaşıyoruz. Acaba bu ihtilal ‘Beyaz Türklerin tasfiyesi sürecini mi başlattı?’ Acaba ‘Beyaz Türkler’ tasfiye edilince bu ülke daha mı güzel olacak?”
Özkök, bundan bir süre sonra yazdığı bir yazıda da, gene aynı fotoğrafa gönderme yaparak “Bana imaj önemli değildir demeyin, önemlidir” diyecekti. Fakat ne oldu biliyor musunuz, o “imaj” öylesine öne çıkarıldı ki, Durmuş Yılmaz deyince aklımıza başka bir şey gelmez oldu. Onun iyi insan özellikleri bir anda unutuldu. Özkök’ün Durmuş Yılmaz’ın eşi için yaptığı haksız, kibirli tarif (“kadınlık farkı neredeyse sadece türbana indirgenmiş”), o fotoğraftan sonra Durmuş’un üzerine yapışıverdi: “Evinin kapısının önünde çamurlu erkek ayakkabıları olan Merkez Bankası Başkanı.”
Çok sonra açıkladı, onlar, kendisini tebrike gelen üç öğrencinin ayakkabılarıymış. Bu bilgi, Özkök’ün “bu evin kadınları”na ilişkin sosyolojik tahlilini açık pozisyonda bıraktı ama, bunu kaç kişi duydu acaba?
İlk “zenci” Merkez Bankası Başkanı
Aslında, Türk basınının en “beyaz” gazetecisi pek de haksız sayılmazdı tepkisinde. Gerçekten de “tatsız”dı durum. Merkez Bankası Başkanlığı, Cumhuriyet elitlerinin gözünde, sembolik önemi çok yüksekte olan bir makamdı. Artık yaşınız nereye müsaade ederse, şöyle bir gözünüzün önünden geçirin eski Merkez Bankası başkanlarını, ne demek istediğimi anlayacaksınız.
Sanmayın ki sadece laiklere yaranamadı Durmuş Yılmaz. Hayır, kendisi dindar olsa da, muhafazakâr basının yoğun aleyhte yayını nedeniyle oraya da yaranamamış durumda, orada da “iyi, dürüst, çalışkan insan”lığını hatırlayan kalmadı. Onun da birkaç sebebi var: Her şeyden önce Merkez Bankası’nın bağımsızlığı konusunda “fazla hassas” olması rahatsızlık yaratıyor. Sonra, herkesin görünürde pek hevesli olduğu, fakat aslında istemediği bir hedefe samimiyetle inanıyor: Düşük enflasyon. Belki “dindar fakat laiklerle arasının iyi olması” da (eski Merkez Bankası Başkanı Yaman Törüner) bir etmendir bunda, bilmiyorum.
Adı en son, tutturulamayan enflasyon hedefi nedeniyle gündemde. Hedefte revizyon, bir Merkez Bankası Başkanı için kaçınılmaz olarak itibar kaybı anlamına geliyor; bunu göze alabildi. Ama asıl artı puanı, adını bir mahalleye vermek isteyen Uşaklı hemşerilerine verdiği cevapla kazandı:
“Bunu hak etmek lazım. Oysa ben esas işim olan enflasyon oranını düşüremedim. Olmaz!”
Bir “Haram lokma yememişler koalisyonu” kurulsa, bana da isim sorsalar, Durmuş Yılmaz vereceğim ilk isimler arasında yer alır.
NOT. Geçen yazımda, Ergenekon sanıklarının CHP’den adaylıkları meselesinin “zihniyet”e ilişkin yanını ele almış; bugün de “nasıl olmuş olabilir, kimler araya girmiş olabilir” sorularının cevabını aramak üzere “teşkilat”a ilişkin yanını ele alacağımı söylemiştim. Durmuş Yılmaz portresi nedeniyle bu sözümü cuma günkü yazımda yerine getirebileceğim. Bu gecikme nedeniyle demiri tavında dövme şansımı kaybettiğimi düşünmüyorum. Siz de biliyorsunuz; bu aş daha çok su kaldırır.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025