Alper GÖRMÜŞ
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Umut Oran ile Fuat Avni mahlaslı sanal kahraman arasında geçtiği iddia edilen, 'Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kızı Sümeyye Erdoğan'a suikast düzenleneceğine dair 'doğrudan mesajlaşmalar', Twitter'ın gönderdiği bilgi ve belgelerle kesin olarak çöktü. Ortada, hakikate tekabül etme ihtimali imkânsız gibi görünen ve bir bölümü muhalefet kanadından gelen başka iddialar da var. Anlaşılan o ki, 7 Haziran 2015 günü yapılacak genel seçimlere kadar, böyle çok sayıda iddia üstümüze boca edilecek.
Bu yazıda, toplumsal algıyı abartılmış ya da düpedüz yalan enformasyonla (dezenformasyon) ve onun üzerine kurulmuş propagandayla (yalan temelli propaganda) şu ya da bu yönde manipüle etme gayretlerinin nasıl ve neden bu kadar sorunsuzca işlediğini analiz etmeye çalışacağız.
Dezenformasyon alanının aktörleri
Dezenformasyon alanının başlıca üç aktörü var: Dezenformasyonun üreticileri (ya da 'haber' kaynakları), dezenformasyonun tüketicileri(toplum) ve 'üretici'nin ürününün 'tüketici'ye aktarılmasında aracılık eden basın yani gazeteciler.
Dezenformasyon üreten kişi ya da gruplar, dünyanın her yerinde ortaya çıkabiliyor. Fakat bu soydan kişi ve grupların işinin en kolay olduğu ülkelerden birinin Türkiye olduğu muhakkak. Söz konusu kolaylık, gerek dezenformasyona mâruz kalan toplumun gerekse de dezenformasyonun topluma ulaşmasında aracılık eden gazetecilerin bu türden "heyecanlı" haberleri alımlamaya aşırı ölçülerde hevesli olmalarından kaynaklanıyor. (Bu hevesin nedenleri ve kaynakları başka bir bahis; bu yazının sınırlarının içinde değil.)
Türkiye'de toplumun aşırı ölçülerde kutuplaşmış olması ise bu hevesi neredeyse ihtiyaç haline getiriyor. Çünkü böyle toplumlarda kutuplar, hakikat yerine yüreklerini soğutacak şeyleri duymak isterler. Keza şu ya da bu kutupta yer alan gazeteciler de böyle dönemlerde hem kendilerinin hem de okurlarının yüreklerini soğutmayı her şeyin önüne koyarlar.
'İlk etki'nin önemi
Yalan temelli propagandaya başvuranlar, elbette propagandalarının temelini oluşturan dezenformasyonun açığa çıkmamasını isterler, ancak bu o kadar da önemli değildir. Çünkü bu faaliyette önemli olan "ilk etki"dir ve yalan ortaya çıksa bile "ilk etki"nin alanı içinde epeyce bir kalabalık kalacaktır. Yani dezenformasyonun "çökmesi", onu pompalayanlar açısından en fazla 'kârdan zarar' anlamına gelecektir. (Fakat unutmamak lâzım, bunun da bir ön şartı var: Gerçek bütün çıplaklığıyla birlikte ortaya çıksa bile onu kabul etmemek; aksi takdirde ortada hiçbir kâr kalmaz, hatta zarar edilir.)
Önümüzdeki dönemde hep birlikte göreceğiz: Fuat Avni-Umut Oran örneğine rağmen birileri yığınla başka dezenformasyonlar pompalayacaklar, bunlara inanan (ya da inanmanın ‘bizim’ için iyi olacağını düşünen) gazeteciler bulunacak ve toplumda da mutlaka bunların müşterisi olacaktır.
Peki, hangi koşullar bu sonucu doğuruyor? Gazeteciyi ve toplumu yalan temelli propagandaya bu kadar açık hale getiren, yaşanmış onca tecrübeye rağmen bir daha, bir daha aynı yollardan geçilmesine yol açan özellikler neler?
Her şeyden önce, girişte bir cümleyle ifade ettiğimiz kutuplaşma meselesi var. Bu, gazeteciler üzerinde de, toplum üzerinde de benzer sonuçlar üretiyor. Bunun dışında iki önemli noktaya daha işaret etmek gerekiyor:
a) Gazetecilerin, büyük bir haberle karşı karşıya kaldıklarında içine girdikleri çok özel psikolojinin yol açtığı "haberi fazla kurcalamama" şeklindeki meslek refleksi.
b) ‘Propaganda’yı 'yalan' ile bağlantılı bir faaliyet alanı olarak görme şeklindeki toplum algısı. Bu algı, yalan üzerine kurulu propaganda faaliyetlerini kısmen de olsa meşrulaştırıcı bir rol oynuyor.
Söylediklerimin epeyce kapalı olduğunun farkındayım. Şimdi bu üç noktayı sırasıyla açalım.
Kutuplaşma gazeteciye ve topluma ne yapar?
Toplumsal kutuplaşmanın parçası olmak, zamanla gazeteciyi siyasetçiye dönüştürür ve bir noktadan sonra gazeteci, habere hakikat ölçüsüyle değil, ideolojik yarar ölçüsüyle bakmaya başlar. Gazetecinin oradan, ulaştığı (kendisine ulaştırılan) haberin düpedüz dezenformasyon olduğunu bilmesine rağmen öyle değilmiş gibi davranmaya sıçraması hiç zor değildir ve işte o noktada gazeteciliğin en zelil mertebesine ulaşılmış demektir: Gönüllü dezenformasyon. (Dezenformasyonun klasik, 'masum' biçiminde, gazeteci olan bitenin farkında değildir, elindeki haberin doğru olduğuna inanmaktadır.)
Özetle: Toplumdaki kutuplaşmanın parçası haline gelmiş bir gazeteci, dezenformasyon kaynaklarının arayıp da bulamayacağı bir 'araç'tır ve onlar böyle gazetecileri çok severler.
Sarsıcı haberlerde gazetecinin şüphe eşiği düşer
Büyük, sarsıcı haberler, gazeteciler için büyük fırsat kapıları açabildiği gibi, şüphe eşiklerini aşağıya çekerek dezenformasyon kaynakları karşısında onları savunmasız da bırakabilir; dezenformasyon kaynakları gazetecilerin bu ruh halini çok iyi bilirler ve sonuna kadar istismar ederler.
Gazeteci de sonunda bir insandır ve ulaştığı kimi bilgilerle bir haberi nihayet kotarıp yazıişlerine iletme aşamasına geldiği an, haberini dayandırdığı bilgilerin sıhhatine ilişkin son bir kontrol yapma iradesinin en zayıf olduğu andır. (Son örneklerde olduğu gibi, haber doğrudan gazete yönetimine iletilmişse de aynı şey geçerlidir; bu durumda bütün bir yönetim kadrosu aynı ruh haline girer.)
Buradaki kaygı, "Ya haberim düşerse!" kaygısıdır ve bu kaygı, büyük ve sarsıcı haberlerde gazetecinin zihnindeki 'şeytan' rolünü çok daha etkili bir biçimde oynar. O kritik anda, bu kaygının yerini, "Ya yayımlandıktan sonra haberim doğru çıkmazsa!" kaygısının alması, kuşkusuz çok büyük bir olgunluk gerektirir. Bunu yapabilen bir gazeteci, icabında bir manşete imza atma şansını kaçırır ama okurlar karşısında mahçup duruma da düşmez.
Ama yukarıda dediğim gibi bu o kadar garip bir ruh halidir ki, yaşanmış onca tecrübeye rağmen, büyük ve sarsıcı bir haberle karşılaşan gazeteciler ya da gazete yönetimleri, mesleklerinin en büyük koruyucu kalkanı olan 'kuşku'yu devre dışı bırakırlar ve dezenformasyon kaynaklarının tuzağına düşerler.
'İnanma! Propaganda yapıyor...'
Geldik, dezenformasyonların ve onlar üzerinden yürütülen 'yalan temelli propagandalar'ın etkili olmasını sağlayan koşullardan topluma ilgili olanına...
Yukarıda, 'propaganda'yı 'yalan' ile bağlantılı bir faaliyet alanı olarak görme şeklindeki toplum algısından söz etmiş ve bu algının, yalan üzerine kurulu propaganda faaliyetlerini, kısmen de olsa, meşrulaştırdığını öne sürmüştüm.
Gerçekten de, propaganda deyince, malzemesi gerçek olan bir faaliyet alanından çok, malzemesi 'gerçeğin abartılmış hali' ve hatta düpedüz 'yalan' olan bir faaliyet alanı zihnimize geliyor. Özellikle siyasi propagandadan söz edildiğinde, bazı zihinlerde otomatik olarak 'yalan'a ya da en azından 'çarpıtılmış bilgi'ye dayanan bir şeyler canlanıyor; propagandanın hakikat temelli (de) olabileceğini algılamakta zorluk çekiyoruz.
Bu algının ne kadar yaygın ve köklü olduğunu, ünlü Mavi Kitap ile ilgili olarak Aralık 2006'da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) yürütülen bir tartışma esnasında anlamıştım. Tartışmayı başlatan gelişme, 1915 olaylarını anlatan Mavi Kitap'ın, Birinci Dünya Savaşı’nda (1914-18) düşman cephede yer alan Osmanlı İmparatorluğu'na karşı 'propaganda malzemesi' olarak kullanılmak üzere ünlü tarihçi Arnold Toynbee'ye ısmarlandığının İngiltere parlamentosunda dile getirilmesiydi.
Hiç unutmuyorum, dönemin CHP Milletvekili Şükrü Elekdağ, bu tartışmayı izledikten hemen sonra soluğu TBMM'de almış ve bu ifadeyi Mavi Kitap'ın 'yalan'dan ibaret olduğunun kanıtı olarak sunmuştu. Mavi Kitap'ın 1915'in gerçeğini anlatmadığını, abartmalı, yalan vs. bir kitap olduğunu öne sürenler var fakat burada olan başka bir şey: Burada, kitabın böyle olduğu, sadece onun propaganda amacıyla yazılmasına dayanarak öne sürülüyor.
Propagandanın yalanla neredeyse bir ve aynı anlamda kullanıldığı bir siyasi ve toplumsal kültürde, propagandasının bir bölümünü yalan üzerine kuran birilerinin, en azından onları destekleyenlerin nezdinde ahlakî bir sorgulamaya tâbi tutulması beklenebilir mi? Beklenemez kuşkusuz. Yalan, böyle bir toplumda propagandanın neredeyse meşru bir parçasıdır çünkü.
Netice: Siyasal ve toplumsal kutuplaşma bu düzeydeyken... Gazeteciler, bu kutuplaşmanın bir parçasıyken ve sarsıcı haber heveslerinde bir azalma gözlemlenmiyorken... Nihayet toplum, propagandayı ‘gerçek’ten ziyade ‘gerçek olmayan’ üzerine kurulu bir faaliyet alanı sayarken, dezenformasyon kaynaklarının bu topraklardan daha çok ekmek yiyeceğini söylemek için kâhin olmaya gerek yok.
http://www.aljazeera.com.tr/gorus/yalan-temelli-propagandanin-isleyis-ilkeleri
.
Yazarlar
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025