Alper GÖRMÜŞ
Devletin ‘dördüncü kuvvet’i...
3.01.2012
5425
Şırnak Uludere’de 35 köylünün ölümüyle sonuçlanan facia, başka birçok şeyin yanı sıra ülkemizdeki “devlet gazeteciliği”nin çapını ve derinliğini de gözler önüne serdi. Ben, basınımızda benzer birçok performans gördüm, fakat “devlet gazeteciliği”nin bu ölçüde kristalize olduğu başka bir örnek bilmiyorum. O nedenle bu faciayı bir de basın faciası yönüyle ele almanın doğru olacağını düşündüm.
Fakat ondan önce bir parantezle “devlet gazeteciliği” derken neyi kastettiğimi ve bu gazetecilik türünün nasıl işlediğini anlatmaya çalışacağım...
Medyayı eleştirel bir gözle ve çok yakından izlediğim son 11-12 yıl boyunca bana ne zaman “Türk basınının temel sorunu nedir” diye sorulsa her zaman aynı cevabı verdim: “Kendisini toplumun değil devletin bir parçası olarak hissetmesidir...” (“Devlet gazeteciliği” de işte, kendisini toplumun değil devletin bir parçası olarak hisseden gazetecilerin yaptığı şeydir.)
Bu o kadar temel bir sorundur ki, bu duyguyla yapılan faaliyetin hakikaten gazetecilik olup olmadığını bile şüpheli hale getirir.
Neden peki?.. Kısaca bakalım...
Basın, neden dördüncü kuvvet?
Gazeteciliğin, üzerinde en fazla uzlaşılmış tanımının, onun “demokrasinin dördüncü kuvveti” olması boşuna değildir. Bu tanımın başlıca üç yönü vardır.
Birincisi: Devlet mekanizmasını kullanarak ülkeyi ve toplumu yönetenler, nasıl bir ülkeyi ve toplumu yönettiklerinin bilgisini ancak çoğulcu bir medya üzerinden edinebilirler... Bu bilgiye sahip olmadıklarında toplumsal ihtiyaçları da bilemezler ve dolayısıyla demokratik yönetimler oluşturamazlar.
İkincisi: Bir toplum için neyin daha iyi ve doğru olduğunun belirlenmesi ancak açık bir tartışmaya “media”lık (ortam) edecek bir basınla mümkündür... Çoğulcu bir basın olmaksızın çoğulcu bir tartışma yürütmek mümkün değildir.
Üçüncüsü: Demokrasinin üç gücü (yasama, yürütme, yargı) toplum-devlet ilişkisinin belirlendiği yerlerdir. Fakat bunların üçü de esasen devlet adına faaliyet yürütürler ve eğer üzerlerinde bir denetim olmazsa, eşyanın tabiatı gereği sürekli olarak devleti kayırırlar. Basın, işte bu üç “devlet gücü”nü denetleyen “toplum gücü”dür ve o nedenle “dördüncü güç”tür.
“Devlet gazeteciliği” ise bunların tam tersini öngörür ve uygular:
Öyle bir gazetecilik ki, onun için toplumsal dertler, talepler ve acılar değil devletin ihtiyaçları ön plandadır...
Öyle bir gazetecilik ki, derdi, toplumsal talepleri aşağıdan (toplumdan) yukarıya (devlete) iletmek değil, devletin topluma dair tasavvurlarını ve planlarını toplumun kafasına kafasına çakmaktır...
Öyle bir gazetecilik ki, toplumdaki bütün fikirlerin özgürce tartışılmasına aracılık etmek yerine, devletin hoşuna gitmeyen fikirlerin toplumun gözünde “öcü” haline getirilmesi için çabalar.
Böyle bir gazetecilik, doğası gereği, devletin ilgi alanına girdiğini ve muhtemelen de hoşuna gitmediğini düşündüğü gelişmeleri haberleştirmeden, yorumlamadan önce mutlaka devletin ağzının içine bakar, oradan gelecek sinyallere göre harekete geçer...
Uludere faciasında tamı tamına böyle oldu...
Devletten resmî bir açıklama gelene kadar büyük sessizlik...
29 aralık sabahı, hafta içi her gün olduğu gibi Açık Radyo’da Açık Gazete’yi izliyordum... Ömer Madra, 09:00’a doğru Cihan Haber Ajansı mahreçli bir “son dakika” haberi okudu. Habere göre Türk Silahlı Kuvvetleri’ne bağlı uçaklar Şırnak Uludere’de PKK’lı zannıyla köylülere bomba yağdırmış, çok sayıda köylü hayatını kaybetmişti.
Açık Gazete ekibi, saat 09:00 civarında her perşembe olduğu gibi telefonla Cengiz Aktar’a bağlandı. Onun ilk sözü “Uludere’de kıyamet kopuyor” oldu.
Ben, kısmen Cengiz Aktar’ın cümlesinin kipinden (şimdiki zaman), kısmen haberdeki “son dakika” uyarısından, fakat esasen de böyle bir gelişmenin, vukuundan en fazla yarım saat sonra haberleştirileceğini varsaymamdan dolayı, “sehven bombalama”nın en fazla son yarım saat içinde gerçekleştirilmiş olduğunu düşündüm. Fakat Cengiz Aktar’ın, “Haberi yabancı ajanslardan izliyorum, bizimkilerde hâlâ bir şey yok” şeklindeki uyarısı üzerine, PKK’nın yayın organı Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) sitesine girdim... Ve dondum kaldım... Çünkü olay aşağı yukarı 12 saat önce cereyan etmişti!..
ANF, bombardımana ilişkin ilk haberi saat 03:08’de vermişti ve şu andaki bütün bilgilerimiz o haberde vardı: Bombalama gece 21:20 civarında gerçekleştirilmişti ve haberin verildiği saate kadar “35 kişinin parçalanmış cenazesine ulaşılmış”tı. “Bombardımandan yaralı kurtulan Servet Encü adlı yurttaş köye gelerek olayı anlatmış, köylüler olay yerinde toplanmış”tı. Haberden, köye 15 ambulansın geldiğini, bombardımanda ağır yaralanan M. Ali Tosun ve Serhat Ürek adlı köylülerin Şırnak Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığını da öğreniyorduk.
İşte televizyonların 12 saat boyunca vermemeyi tercih ettikleri hakikat bu kadar çıplak bir hakikatti...
Fakat “devlet gazeteciliği” için hakikat değil, devletin onu nasıl tanımlayacağı ve nasıl sunacağı önemliydi... Bunun için de beklenmeliydi, ta ki devletten “resmî” bir açıklama gelene kadar...
O gece TV haber merkezlerinde “görünmez adam” olmak
Taraf’ın “20 Soru”sundan biri, malum, “Hangi doğal yeteneğe sahip olmak istersiniz” şeklinde formüle edilmiştir. Bu soru bana 28 aralık’ı 29 aralık’a bağlayan o gece sorulmuş olsaydı, önce muhatabımdan iki yeteneğe birden aynı anda sahip olma yönünde bir “torpil” rica eder, ardından da “uçmak ve görünmez olmak” derdim.
Gerçekten de ne kadar çok isterdim o gece haber televizyonu kanallarının birinden öbürüne uçmayı ve oralarda görünmez olmayı... Gece sorumlularının telaşla “en yetkili”leri telefonla aramalarını, onların verdiği cevapları duymayı... “Devlet”ten bir türlü bir açıklama gelmemesi karşısında “hadi ama, hadi artık” diye kıvranmalarını, her geçen dakikada kıvranmalarının daha da dayanılmaz hale gelişini... Ve nihayet Şırnak Valiliği’nin, ardından da Genelkurmay’ın açıklamasıyla birlikte derin bir “oh” çekişlerini izlemeyi... Bütün bunlara şahit olmayı ne kadar çok isterdim.
Uludere olayında anladık ki, Türk basını da “dördüncü kuvvet”tir ama devletin “üç kuvvet”ine payandalık etme anlamında “dördüncü kuvvet”tir...
Demokrasinin değil, devletin “dördüncü kuvvet”idir.
‘Bölücü’ bir kuvvet olarak medya
“Türk medyası da büyük bir kahramanlıkla burada yapılan katliamı saklamıştır. Eğer öyle bir acıda ortaklaşmayacaksak, ‘yaşanan acı Kürdün acısıdır’ deniliyorsa, asıl bölücülük şu anda olmuştur.”
Barış ve Demokrasi Partisi Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, Uludere olaylarını ele alırken devlete yöneltmediği “bölücülük” suçlamasını medyaya yöneltti ve bence böylece taşı tam gediğine koymuş oldu.
Çünkü Kürtlerdeki “Türklerle birlikte yaşama” iradesini ve arzusunu devletin davranışlarından çok “kardeş Türk halkı”nın davranışları belirliyor.
Kürtleri, devletin attığı taşlardan çok, Türk kardeşlerinin attığı güller yaralıyor. Ve o güllerin sayısı arttıkça, Kürtlerdeki birlikte yaşama arzusu ve iradesi de azalıyor.
Medya, kendisini ne kadar devletin bir parçası olarak görürse görsün, Kürtler onu öyle görmüyor, görmek istemiyor. Böyle olunca da, Kürtler, başlarına büyük bir felaket geldiğinde sanki hiç böyle bir şey olmamış gibi o medyanın saatlerce sessiz kalışını kardeş Türk halkının sessiz kalışı gibi algılıyorlar haklı olarak.
Devamı da var: Televizyon ekranlarının, felaketin gizlenemez hale gelmesinden sonraki haline bakan Kürtler, manevi olarak kopmazlar da ne yaparlar?
Özlem Yağız, bana (da) gönderdiği mektupta ekranların haline şöyle isyan ediyordu:
“(...) Bu haber üzerine TV’lere baktım, vakit 12:00-13:00 suları. Yani epeyce zaman geçmiş. Görebildiğim sadece BBC’de olay yerinden canlı yayın vardı. Onun dışında TV’lerde şunlar vardı: 1 adet doğru makyaj nasıl yapılır programı... 2 adet moda yarışması programı... 2 adet evlilik programı... Birkaç tane de şarkılı türkülü eğlence programı... Bunların bir kısmı da canlı yayındı. Bu olayın sonucunda birileri hesap verir ya da bir şeyler telafi edilebilir mi bilmiyorum ama asla telafi edilemeyecek şey bu işte. Birileri cenazelerine ağlarken birilerinin de TV’lerde göbek atması ve bu acıyı hiç umursamaması. Yani yitirilen asgari bir edep ve vicdan duygusu. Bu programlar arz talep meselesi ise toplum bunu mu talep ediyor şu saatlerde gerçekten?”
Selahattin Demirtaş haklı. Bu medya hakikaten “bölücü...”
***
NOT. “Ermeniler neden 1915’e takılıp kaldı?” tartışmasına sizlerden çok değerli katkılar geldi. Lütfen devam edin. Önümüzdeki yazılarda konuya döneceğim.
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025