Alper GÖRMÜŞ
Haftalık politika ve kültür dergisi New Statesman muhabiri George Eaton, 1990’ların başlarında yayımladığı Tarihin Sonu adlı kitabıyla büyük üne kavuşan yazar Francis Fukuyama ile ilginç bir söyleşi gerçekleştirdi ve izlenimlerini kaleme aldı.
Tarkan Tufan’ın Gazete Duvar için çevirdiği metinde Fukuyama yine çok tartışılacak iki önemli tespitte bulundu.
Bunlardan birincisinde sosyalizm sözcüğüne ilk kez olumlu bir içerik yüklüyor, onun adalet ve eşitlik talep eden yanına ihtiyaç duyulan bir dünyada yaşadığımızı söylüyordu.
Duvar’daki çevirinin ve ondan alıntıyla yazılmış bütün haberlerin başlığı aynıydı: “Francis Fukuyama: sosyalizm geri gelmeli...”
Başlık böyleydi ama içerik tam olarak öyle değildi. Ben, Fukuyama’nın çevirideki “sosyalizm”e dair sözleriyle başlık arasındaki farkı görünce, bunu medyamızdaki “seksi başlık” hevesine hamlettim. Fakat orijinal metinde de aynı başlığın kullanıldığını görünce (“Francis Fukuyama: Socialism ought to come back”), günahını aldığım medyamızdan içimden sessizce özür diledim.
Diyeceğim şu ki, Fukuyama’nın “sosyalizm”e dair sözleri, İngilizce ya da Türkçe başlığın bize söylediğinin tersine geçmişin reel sosyalizmlerine bir özlem içermiyor ya da onların dünyamız için yeni kurtuluş reçeteleri olabileceklerini imâ etmiyordu.
Metnin ilgili bölümü aynen şöyleydi:
“Tarihin Sonu, komünizmi insanlığın en son ideolojik aşaması biçiminde gören Marksistlere karşı bir paylama niteliğindeydi. Fukuyama’ya, İngiltere ve ABD’deki sosyalist solun yeniden dirilişini nasıl gördüğünü sordum. ‘Her şey, sosyalizmden ne kastettiğinize bağlı. Üretim araçlarına sahip olmanın -kamu hizmetleri gibi açıkça belirtildiği alanlar dışında- bir işe yarayacağını düşünmüyorum. Eğer ortaya çıkan hem gelir hem de servet konusundaki bu büyük dengesizliği düzeltmeye çalışan bir yeniden dağıtım programını kastediyorsanız, evet, öylece geri geleceğini düşünmüyorum, geri gelmek zorunda olmalı. Reagan ve Thatcher’la başlayan ve denetlenmeyen piyasaların faydalı olduğuna ilişkin kesin bir görüş kümesinin var olduğu uzun dönem, birçok açıdan felakete yol açtı.’”
Gördüğünüz gibi, Fukuyama, reel sosyalizme olmasa bile sosyalizmin ideallerine bir selam gönderiyor ve bu yanıyla sosyalizmin dünyanın bundan sonrasında önemli bir rol oynayacağını teslim ediyor.
Bu, işaret ettiğim iki önemli tespitten birincisiydi...
Marks’ın kriz teorisine selam...
Fukuyama’nın ikinci tespiti ise reel sosyalizme değil ama sosyalizm teorisinin en önemli unsurlarından birine, Marks’ın kriz teorisine selam niteliğinde... George Eaton, şöyle yazıyor:
“Fukuyama, beni şaşırtan biçimde şöyle devam etti: ‘Bu durumda, Karl Marx’ın ifade ettiği kimi şeylerin doğruluğu ortaya çıkıyor. İşçilerin yoksul ve taleplerin yetersiz olacağı bir aşırı üretim krizinden bahsediyordu…’”
Marks’ın “aşırı üretim krizleri” en temelde, emekleriyle mal ve hizmetleri yaratanlara ödenen ücretlerin, o mal ve hizmetlerin tamamının satın alınabileceği düzeyden daha düşük olmasından kaynaklanıyordu. Çünkü kapitalistlerin biribirleriyle rekabet edebilmelerinin yolu a) üretimlerini maksimum düzeye çıkarmaktan, b) işgücüne minimum ücret ödemekten geçiyordu. Ne var ki bu, talebi olmayan bir arz fazlası anlamına geliyor, o da kâr oranlarının düşmesine yol açıyordu. Kapitalistlerin buna verecekleri tek bir tepki vardı: Çalışanları işten atmak.
Fukuyama sözleriyle, işte Marks’ın “kapitalizmin krizlerinin kaçınılmazlığı”na işaret eden bu temel önermesini kabul etmiş oluyordu.
Keynes çözümü...
Marks’ın işaret ettiği krizlerin en yıkıcısı olan 1929 krizi, yarattığı milyonlarca işsize rağmen liberal iktisatçıların ezberini bozamadı. Onlara göre, piyasa kendi kendine dengeyi bulacaktı; işten atmaların da bir dip noktası vardı, o noktaya varıldığında, kapitalistler attıkları işçileri yenden istihdam etmeye başlayacaklardı.
Ne var ki bu beklenti bir türlü gerçekleşmedi. 1932’ye gelindiğinde dünya ticaret hacmi yarı yarıya azalmış, ABD’de işsizlik oranı yüzde 30’a yaklaşmıştı.
İşte o tarihi momentte Keynes ortaya çıktı. Keynes’e göre, işgücü piyasasının kendi kendini dengeleyeceği tezi kriz dönemleri için geçerli değildi. Kriz dönemlerinde istihdam hep düşme eğiliminde olurdu ve bu gidişi durduracak yegâne adımı sadece devletler atabilirdi. Devletler piyasaya müdahale etmeli ve istihdamı artırıcı politikalar uygulamalıydı.
Devletlere ekonomide rol biçen bu anlayış İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra refah devleti anlayışına dönüştü; artık devletler çalışanları kapitalistlerin insafına terk etmiyor, belirli politikalarla geniş kitleleri sefaletten kurtarıp onları iş sahibi ve tüketen konumuna yükseltiyordu.
‘Herkese iş’ mümkün olmayınca...
Ne var ki, teknolojinin sıçramalı olarak yükselmeye başladığı 1980’lerden itibaren “herkese iş” formülü işlememeye başladı. Çünkü artık eskiden olduğu gibi yeni teknolojiler istihdamı artırmıyor, mesela robotların sanayide kullanılmaya başlamasıyla birlikte tam tersine azaltıyordu.
Bu durum, kapitalizmin aşırı üretim buhranlarını daha da yıkıcı bir hale getiriyordu, çünkü robotlar tüketemiyorlardı!
Özetlersek: Küreselleşmeyle birlikte hem üretim daha yığınsal hale gelmiş, hem de üretimdeki öneminin azalmasıyla birlikte pazarlık gücü düşmüş çalışanların ücretleri azalmaya başlamıştı. Bu da aşırı üretim krizi demekti.
Peki bu aşırı üretim nasıl emilecekti? Emilebilir miydi? Eskiden, istihdam artırıcı politikalarla yeni tüketiciler oluşturuluyor, aşırı arzın bir bölümü bunlar tarafından satın alınıyordu. Ne var ki artık istihdamı, üretimi karşılayacak düzeyde artırmak mümkün değildi.
1990’ların sonlarından itibaren Türkiye’de de, hiçbir zaman doğru dürüst bir iş sahibi olamayacak en alttaki yoksullara “vatandaşlık maaşı” ödenmesi yönünde bir eğilim belirdi. Türkiye’de bu fikri savunan iktisaçılardan biri olan Çağlar Keyder, 2000’lerin başında tezini şöyle savunuyordu:
“Kapitalist gelişme, şu anda eriştiği teknoloji düzeyiyle daha fazla işgücüne gerek duymuyor. Demek ki insanların artık çok daha yüksek işsizlik düzeyiyle yaşamaya alışmaları gerek.
“Bugüne kadar insanların ayakta kalmalarını tamamen istihdama bağlamış bir zihniyeti terketmek gerek. Artık toplumun dışında kalma tehlikesi de var. Patlamaya hazır bir sorun.
Devlet buna nasıl bakacak? Amerikalılar bu olayın farkında, çözüm olarak da insanları polisiye yöntemlerle denetim altında tutuyorlar. Avrupa Birliği'nde, mademki yurttaşsınız, ne yaparsanız yapın size ayda 400 dolar veriyoruz, diyorlar. Bir temel gelir, bir yurttaşlık geliri bu. İnsanların yaşama hakkı.
Türkiye'de de nüfusun en yoksul yüzde 10'u için benzeri bir düzenleme düşünülebilir. Hiçbir zaman doğru dürüst bir işe girme şansı olmayan yoksullara verilebilir. Devlet o kadar da güçsüz değil. Marjinal düzenlemelerle temel bir gelir sağlanabilir.”
Tüketen fakat hor görülmeyen tembeller...
Bu sözlerin sarf edildiği yıllarda iktidara gelen Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti), en yoksulları kollayan ayni ya da nakdi yardımlar marifetiyle bu yolda adımlar atmaya çalıştı. Sol muhalefet, uzun yıllar boyunca “insanlık onuru”na uygun bulmadığı bu politikayı eleştirdi, fakat sonunda iktidara geldiğinde bunların hiçbirine dokunmayacağını, hatta artıracağını ilan etti ve tartışma kapandı.
Aslında gerek Avrupa’daki “vatandaşlık maaşları” (şimdi ne durumda bilmiyorum), gerekse de Türkiye’deki kömür, yiyecek vb. yardımlar sosyal adaleti bir nebze olsun sağlamak üzere atılmış adımlar... Hiçbiri, aşırı üretim krizlerine çare olsun diye atılmış adımlar değil.
Oysa dünyadaki ekonomik eşitsizlik o kadar arttı ki, yaratılan toplam gelirin o kadar büyük bir kısmı en zenginlere gidiyor ki, toplam üretimin büyük bölümüne talep oluşmuyor ve arz fazlası doğuyor. (Zenginlerin lüks tüketimi böyle bir dünyada sinir bozucu olsa da, hiçbir zaman kendi krizlerini doğuran talep yetersizliğini karşılayacak kadar tüketemiyorlar; neticede sayıları sınırlı!)
Size fantezi gibi gelebilir ama, bence aşırı üretim krizlerini ancak işe ve çalışmaya bakışı tamamen değiştirecek yeni bir kültür önleyebilir.
Mademki istihdam teknolojik gelişmeler nedeniyle giderek azalacak ve dolayısıyla talebin arzı karşılama oranı da giderek düşecek, o zaman tek çare, istihdam edilemeyenlere de çalışanlar kadar maaş vermek ve onları aşırı üretimi emecek tüketiciler haline getirmek...
Akla hemen, çalışmadan çalışanlar kadar kazanan bu insanların toplum içinde horlanacakları, saygıdan yoksun bırakılacakları ve berbat psikolojilere sahip olacakları gelecektir... Doğru, fakat kapitalist sistemin krizlerden kurtuluşunun ekonomik yolu sadece buradan geçiyorsa, kapitalizm onun kültürünü yerleştirmeyi de becerecektir. Yani çalışmadıkları halde çalışanlar kadar kazanan ve fakat toplum tarafından horlanmayan, bir iş sahibi olmadıkları için kendini kötü hissetmeyen yurttaşlar!
Bence kapitalizm, bu sıkışıklıkta, böyle bir kültürün yolunu açmak üzere çalışmalarına başlamak üzeredir!
Yazarlar
-
Ahmet TAŞGETİRENTürkiye adına şık görüntüler değil 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha AkyolÖzerk üniversite? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞUR"Aynılar aynı yerde ayrılar ayrı yerde” iyi mi oldu? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUKomisyon raporu yazılamıyor… Sebep ne? 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezGürlek’ten ekranda iddianame savunmasıyla ‘önyargılama’ 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANİçimizdeki Osmanlıya çok iyi gelir... 15.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları















































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
21.07.2025
14.07.2025
23.06.2025
19.06.2025
17.06.2025
8.06.2025
1.06.2025
11.05.2025
8.05.2025
4.05.2025