Cemile Bayraktar
Aydınlanma ve modernizme fazlaca anlam yükleyip, geleceğin geçmişten iyi olacağı kehanetinde bulunan düşünürler, modernleşme ile birlikte, sekülerleşmenin yani dünyevileşmenin artacağını, modern bir dünyada dine, büyük anlatılara eskisi kadar ihtiyaç olmayacağını, kadim dinlerin etkisini kaybedeceğini söylediler. Bu sekülerleşme teorilerinin determinist bir şekilde açıklamasıydı; modernleşmenin sonucunda sekülerleşme ortaya çıkacak ve artacak.
Sosyoloji, doğa bilimlerinin kurallarının uygulanamayacağı bir alan olsa da nihayetinde bir bilim dalıdır ve bilim yanılmayı sevmez. Dolayısıyla bu gerçekleşmeyen kehanet, birçok sosyologun canını sıktı ve dinin yaşamdan silinip gideceği iddiasının gerçekleşmesi şöyle dursun dini canlanma yaşanınca, yanlış kehanetlerini kabul edip başka açıklamalar yapmaya koyuldular. Örneğin, sekülerleşmenin dünyevileşme olduğunu ama aynı zamanda dinin tamamen ortadan kalkması anlamına gelmediğini söylediler. Bir anlamda şunu söylediler; kehanetimiz tam tutmamış olabilir ama yanılmadık. Yanıldığımız nokta sadece dini ve sekülerleşmeyi doğru tanımlayamamaktan kaynaklıydı. Ve modernleşmeyle birlikte dinin, dindarlığın yok olmadığını ancak biçim ve şekil değiştirdiğini söylediler. Bu konuda haklı olduklarını kabul etmek gerekiyor, en azından şimdilik. Çünkü modernleşme bir şekilde dini, dindarlığı ortadan kaldırmadı ancak onun anlaşılma ve uygulanma biçimlerini değiştirdi, bir anlamda içini boşalttı. Bunu, kitlelerin inanış biçimini ifade eden halk dindarlığı ya da popülist dindarlık denen inanma ve yaşama biçiminde görmek mümkün.
Başta amentümüzü belirtelim; halk dindarlığı bir dindarlık biçimi olarak tanımlanmaktadır, dolayısıyla herhangi bir iman ölçer, metafizik boyutta kimin inandığı gibi yaşadığına ya da yaşamadığına dair belirlemelerde bulunmak değildir. Dahası, cenneti ya da cehennemi doldurmak gibi bir hedefi de yoktur. Ve dahası, herhangi bir yergi ve övgü içermez sadece durum tespitidir.
Dinin -semavi dinlerin- ana kaynağı kutsal kitaptır. Aynı zamanda geçmişten gelen tarihi tecrübeler, yani anne babamızın uygulamalarından öğrendiğimiz de o kutsal kitap kaynaklı dinin uygulama biçimidir. Semavi dinler evrensel ve ebedi mesajlar taşıyor ve metinler değişmiyor olsa da, insanoğlunun yaşam tecrübelerinden, geleneklerinden muhakkak etkilenirler. Örneğin, her daim söylendiği gibi tek İslam, Kuran vardır ancak birçok Müslümanlık biçimi vardır. Bu, kültürel, geleneksel farklılıkların dini inanca, dini uygulamaya etki etmesiyle alakalıdır. Halk dindarlığı da burada ortaya çıkar; ortodoks yani ana kaynağa, ana kitaba en yakın biçimde, kaynakta belirtildiği gibi bir dini yaşam biçimini değil daha çok yaşam tecrübesi, kültürel alışkanlıklar, gelenekler hatta eski inançlardan kalan ritüelleri, dinin özünden olmasa da, dine dahil etmektir. Örneğin, İslam’da türbe ziyareti, türbede yiyecek dağıtma, evliya mezarına gidip adakta bulunma, kutsal ağaca çul çaput bağlama, kutsallığına inanılan bir kişiyi, şeyh vesaire gibi bir konumda -haşa- Allah ile kul arasında aracı kılma, şeyhe bağlı olmanın kişiyi cennete götüreceği gibi “ibadet” biçimleri olmasa da, halk dindarlığı böyle bir dindarlığın icat edilip, bunun dinden olduğunun savunulup bunun dine eklemlenmesidir. Doğal olarak, ilahi bir müdahale değil de insani bir müdahale olduğu için tam anlamıyla bir sekülerleşme biçimidir. Zira burada dinin ne olduğu ve nasıl yaşanacağı yaratıcı ve kutsal kitap tarafından değil kul konumunda olan insanlar tarafından belirlenmektedir. Yani halk dindarlığı, popüler dindarlık bir sekülerleşme biçimidir, en azından bana göre.
Ancak burada bir paradoks da yatmaktadır, halk dindarlığı, ortodoks bir dindarlık yerine seküler bir dindarlık biçimi olmasına rağmen içerisinde oldukça fazlaca dinsel coşku, kendini dine feda etme -en azından söylemde- potansiyeli taşımaktadır. Yine örnekleyelim, beş vakit namaz gibi farz olan bir ibadet konusundaki hassasiyet, yani namaza devam etme durumu bir esnetme, beş vakit namazı tam anlamıyla kılmama ya da duruma göre namazı terk etme kabul edilebilir karşılanmakla birlikte sünnet olan teravih namazı, hatta sünnet dahi olmayan, dinin özünde olmayan kandil geceleri ve bu gecelerde yapılan ibadetlere hem çok fazla anlam yüklenir hem de terk edilmesi bir kınama sonucu doğurur. Bir başka örnek; kadının başını açması kınanır ancak kadının düğün ve nişanda başını açması normal karşılanır ve hatta böyle bir beklenti bile vardır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Ama gerek yok, bunlar kafi… ve yineleyeyim tüm bu sekülerleşme alametlerine rağmen yine de garip biçimde halk dindarlığı, halk dindarı, dini en doğru yaşayanın kendisi olduğuna inanır, bu konuda dini eğitim almış hatta profesör olmuş, din alimi olmuş kişileri maalesef kutsal kitabın yarısına dahi vakıf olmadığı, Rasulullah (SAV)’in hadisleriyle ilgili ortalama bir usul bilgisi dahi olmamasına rağmen kınar, yerer ve hatta yetmez sapkın ilan eder. Bu halk dindarlığının fanatikleşme temayülünün oluşturduğu bir problem olmakla birlikte aynı zamanda sekülerleştiğinin de göstergesidir. Zira kimin iman etmiş, kimin dinden çıkmış olduğuna, Rasulullah (SAV) dahi “Ben, bana ne olacağını bilmiyorum.” derken, karar verme yetkisini kendisinde görür, -haşa- kendisini dinin sahibi olan, kullarının tasarrufu kendi elinde olan Allah’ın alanında karar verici olarak görebilir, Allah muhafaza.
Halk dindarlığına dünyevi açıdan bakarsak, dünyevileşme ve dünyevi kurumlar için bu tip kitleler tam olarak aranan kandır. İdeolojiler, gruplar, siyasi yöneticiler ve benzerlerinin amaçları ve çıkarları için, din güdümüyle kolayca motive olduklarından ötürü tercih edilirler, -bu kavramı kullanırken herhangi bir hakaret niyeti gütmüyorum- kolayca bir şeylere inandırılır ve harekete geçirilirler. Ancak bu halk dindarlığına din açısından bakarsak, bu kitlelerin din adına çıktıkları yolda maalesef dinin anlaşılması ve uygulanması konusunda, din açısından problemli olduklarını görürüz ve problem içinde seküler oldukları gerçeği sadece ufak bir teferruattır. Tabi şunu da belirmek gerekir ki, bu olumsuz tabloda kabahat, çoğu kez iyi niyetle din adına bir şeyler yapmaya çalışan, inananca ve teslimiyete sahip halk dindarlığı tipindeki kitlelerde değil onları kendi amaçları için kullanan, iktidar elde edip hegemonya kurmak için onları ve hatta dini feda etmeye kalkan yönetici elitlerdedir. Ancak halk dindarlığı tipindeki kitleler kendilerini din adına feda ediyor sanarken kişi ve kurumlara feda ettiği için, onların yerde yatan bedenlerine basmamak için gösterdiğiniz hassasiyetten fırsat bulup, seküleşmenin mucidi ve taşıyıcısı olan yönetici elite ulaşıp onu eleştiremezsiniz. Yönetici elit ikinci çayını manzara eşliğinde yudumlarken, halk dindarı kitleler din adına olduğuna inandırıldıkları ama kul adına olan bir savaş çıkararak sizi o savaşın içine çeker, sizler kan revan içinde yaralanıp, yaralarınızı sararken hem orada ne aradığınızı unutur hem de ikindi namazını kaçırırsınız.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
18.01.2026
10.01.2026
3.01.2026
19.12.2025
18.12.2025
9.10.2025
7.08.2025
3.08.2025
16.01.2025
7.01.2025