DOĞAN ÖZGÜDEN
Yılın en uzun gecelerinden birinin sabahında bu yazıyı yazmaya koyulduğumda ortalık alacakaranlık… Ekranda son Türkiye ve dünya haberlerini hızla gözden geçirip birkaç e-mail’i yanıtladıktan sonra ülkemden gelen kara haberlerin yarattığı öfkeyle kendimi dışarıya atıyorum. Osman Kavala ile Figen Yüksekdağ’ın tahliyeleri yine reddedilmiş, Ragıp Zarakolu’nun ise Türkiye’deki mal varlığına ve de emekli aylıklarına el konulmasına karar verilmiş…
Çok kimse dün akşamki bol içkili ve bol kepçe Noel kutlamalarının rehavetinden henüz kurtulamadığı için Brüksel sakin… Hafif çiseleyen yağmura rağmen, sık sık yaptığım gibi, önce Voltaire Caddesi’ni adımlıyor, üçüncü kavşakta sağa vurup Suffrage Universel (Genel Oy) Caddesi’nden geriye dönüp Brüksel’in, belki de Avrupa’nın en güzel yeşil alanlarından biri olan Josaphat Parkı’na dalıyorum… Parkta da, dün akşamın rehavetinden olmalı, bir iki köpek gezdirenden başka kimseler yok… Bir de parkın emekçi iki sevimli eşekçiği, Camille ile Gribouille… Parkta toplanmış kuru yaprakları taşımak için arabaya koşulmayı bekliyorlar…
Dolaşırken kafam sürekli Tayyip’in şeriatçı mahkemelerinin bir gün önce verdiği yüz karası kararlarla meşgul… Türk adaletinin sivil ve askeri mahkemelerinde yüzlerce yıllık hapis talepleriyle yargılanmış ve adaletsizliğe şerbetlenmiş bir gazeteci de olsan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yaptırımcı hükümlerini dahi hiçe sayan bugünkü uygulamalar karşısında öfkelenmemen mümkün mü?
Yüksekdağ, Kavala ve Zarakolu… Her biri, Türkiye’nin demokrasi, özgürlük ve insan hakları mücadelesinin son yarım yüzyıllık kesitinden üç ayrı kuşağın temsilcileri….
HDP’nin Türkiye’de gerçek ana muhalefet partisi niteliğini kazanmasına eşbaşkan olarak Demirtaş’la birlikte büyük katkıda bulunmuş olan Figen Yüksekdağ’ı şahsen tanımak fırsatım olmadı… Gıyaben de olsa 90’lı yıllarda Özgür Gençlik, Atılım ve Sosyalist Kadın dergilerinde mücadele vermiş bir sosyalist meslektaşım olarak, 2000’li yıllarda da Ezilenlerin Sosyalist Platformu ile başlayıp HDP eşbaşkanlığını ve milletvekilliğini üstlenmeye kadar varan bir sosyalist mücadele örgütçüsü olarak yaptığı çalışmaları takdirle izledim.
Osman Kavala ondan bir önceki kuşaktan… 12 Eylül faşist askeri darbesini izleyen günlerde Türkiye’den sürgüne çıkabilen devrimci sendikacıların ve sol örgütler yönetici ve militanlarının yoğunlaştığı kentlerden biri de doğal olarak Avrupa Birliği’nin başkenti Brüksel’di. 1981 yılında Manchester Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde okumakta olan Osman Kavala’yı Türkiye’den tanıdığı mücadele arkadaşlarıyla buluşmak üzere İnfo-Türk bürosunu ziyareti sırasında tanımıştım.
Varlıklı bir ailenin oğlu olarak Türkiye’nin fırtınalı siyasal yaşamında ve de solcular için son derece riskli ortamında demokrasi ve özgürlükten yana saf tutmuş olması, 1982’de babasının vefatı üzerine Kavala şirketler grubunun yöneticiliğini üstlendikten sonra da bu tutumunu hiçbir ödün vermeden sürdürmesi beni son derece etkilemişti.
Sürgünümün 70’li yıllarından asla unutamadığım bir anıdır. Türkiye gibi Yunanistan’ın da faşist askeri diktatörlük altında bulunduğu günlerdi… 1972 Mart’ında Paris’te Yunan rejimine karşı SSCB de dahil tüm dünya ülkelerinden heyetlerin katıldığı bir konferans düzenlenmişti. Türkiye’deki 1971 Cuntası’na karşı Demokrat Direniş Hareketi’nin mesajlarını iletmek üzere İnci’yle birlikte bu konferansa katılarak çeşitli delegasyonlarla ilişki kurmuştuk.
Oradaki temaslarımız sırasında sürpriz bir karşılaşma olmuştu. Sürgünde Türk gazetecileri olduğumuzu öğrenince, yaşlı bir Yunanlı bayan yanımıza gelerek kendisini tanıtmıştı:
“Ben Eleni Vlahou... Sizin gibi gazeteciyim, Kathimerini gazetesinin sahibiyim, ben de sizin gibi cunta yönetimini protesto için Yunanistan’ı terk ettim, dışarıdaki direnişe katıldım.”
Kathimerini Yunanistan’ın muhafazakâr, fakat en etkili günlük gazetelerinden biriydi. Madam Vlahou ikimizi de sempati ifadesiyle bir süre süzdükten sonra yeniden söze girmişti:
“Gençsiniz. Kavgada kararlısınız, Maria Beckett takdir edilesi bir çalışma yaptığınızı söyledi. Ama bir askeri cunta yönetimine karşı mücadele sadece yürekle olmuyor. Bunun için sadece sol çevrelerin değil, tüm demokrasi taraftarlarının kavgaya katkısı lazım. Yunanistan’da olduğu gibi…”
Sonra merakla sormuştu:
“Türkiye’de parlamento askerlerin emirlerine kafa sallıyor. Sivil görünüşlü kukla hükümetler işbaşında. Ya büyük Türk medyası? Hürriyet, Milliyet, Tercüman, vs. ne yapıyor? Cunta’ya karşı tavır aldılar mı?”
“Madam Vlahou, yaraya parmak bastınız” demiştik. “İkimiz de bir sol yayınevinin yöneticileriyiz. Birçok meslektaşımız ya hapiste, ya işkencede... Ama Uluslararası Gazete Sahipleri Birliği’nin toplantılarında karşılaşmış olduğunuz Simaviler, Karacanlar, Ilıcaklar generallere kavuk sallamakla meşgul. Biz Yunan halkı kadar şanslı değiliz. Bizim bir Madam Vlahou’muz yok. Öyle de olsa, kavgaya devam edeceğiz.”
Duyguluydu. Direnişçi iki genç Türk gazetecisiyle tanışmaktan mutluydu. Bizleri öperek veda ederken, “Umarım bir gün, demişti, Ege’nin iki yakasında da zulüm son bulur, siz de, ben de kendi ülkelerimizde çok sevdiğimiz gazetecilik mesleğini onurla sürdürmeye devam ederiz...”
Yunanistan faşist rejimden kurtulalı 45 yıl oldu… Türkiye ise 1980 darbesiyle faşist rejimin “askeri”sini bir kez daha yaşadıktan sonra, 2002’den bu yana da “islami”sini yaşamaya devam ediyor.
Tüm bu süreçte Türkiye’de Madam Vlahou gibi diktanın her türlüsüne karşı durabilen kaç iş insanı çıkmıştır bilmiyorum, ama çıkabilenlerin içinde ödün vermeden, zindana düşme bahasına direnen tek örnek herhalde Osman Kavala…
Tayyip mecellesinin sadistçe hedef aldığı üç örnek direnişçinin yaş ve mücadele geçmişi itibariyle en kıdemlisi kuşkusuz 60’lı yılların sonundan beri kesintisiz sosyalist mücadele yoldaşımız, gazeteci ve yayıncı olarak meslektaşımız Ragıp Zarakolu…
Ragıp’ı 1968’de İstanbul Üniversitesi’ndeki büyük direnişin ve işgalin ön saflarında yer alan 20 yaşındaki bir genç olarak tanımıştım. Bizzat yaşadığı o direnişin öyküsünü ve işçi sınıfı mücadelesine bağlanışını Ant Dergisi’nde yayınladığımız yazısında şiirsel güzellikte dile getirmişti.
Sonrasını Ragıp’ın Mayıs ayında yayımlanan bir yazısından naklediyorum:
“İlk yazım 1968’de Ant dergisinde çıktı. Aynı yıl Masis Kürkçügil ile Yeni Ufuklar dergisinin 68 Hareketi özel sayısının editörlüğünü üstlendik. Sürekli olarak yazmaya haftalık Ant dergisinde başladım, 1969 yılında, 1970 yılında da yazı kuruluna girdim… 15-16 Haziran olayı patlayınca kendimi Partizan dergisi yazı kurulunda buldum. Ant ve Partizan dergileri yazı kurulunda olmam nedeniyle ‘gizli örgüt’ yöneticisi olmaya terfi ve TCK 141. Maddeden mahkûmiyet. 8 yıl hapis, 1.5 yıl Afyon’a sürgün… "
Benim de "aranan sanık"ları arasında bulunduğum TKP davasında aldığı bu mahkûmiyete ek olarak Vietnam Savaşı ve Ho Şi Minh’e ilişkin aylık Ant dergisinde çıkan yazısından dolayı da 1.5 yıl hapse mahkum olmuştu.
1974 affından sonra özgürlüğüne kavuşsa da eşi Ayşe Zarakolu ile özellikle Türkiye tarihinin kara lekeleri olan soykırımlar üzerine başlattığı, eşinin zamansız vefatından sonra tek başına sürdürdüğü yayınlardan dolayı Ragıp’ın başı hiçbir zaman dertten kurtulmadı.
Ragıp’ın davalarının bir dökümü özgür ansiklopedi Wikipedia’da ayrıntılı olarak yer alıyor.
Ragıp 2011’de, BDP’nin parti akademisi açılışında yaptığı bir konuşmadan dolayı "Terör örgütüne yardım ve yataklık" iddiasıyla tutuklanarak ağır ceza mahkemesine verildi. 2016’da da Özgür Gündem gazetesinin dayanışma kurulunda yer aldığı için yine aynı iddiayla yeniden ağır ceza mahkemesine sevk edildi.
Bu baskılar nedeniyle o da bizler gibi siyasal sürgünler kafilesine katılmak zorunda kaldı, ama Tayyip terörü 71 yaşındaki Ragıp’ın yakasını bırakmaya hiç niyetli değil. Hakkındaki Türkiye’ye geri gönderilmesi talebi İsveç mahkemesince reddedilince, bu kez de yurda dönüp yeniden hapse girmesini sağlamak için emir kulu mahkemelerden birinden Türkiye’deki mal varlığına ve de yıllarca çalışmasının haklı karşılığı olan emekli aylığına el konulması kararı çıkarttırdı.
Türkiye’deki mal varlığına el koyma, 12 Eylül darbesinden sonra Evren Cuntası’nın özel bir kanun çıkartarak vatandaşlıktan attığı sürgündeki muhaliflerine karşı başlattığı bir baskı uygulamasıydı.
Uygulama ilk ağızda sürgünde susmak bilmeyen muhalifleri hedef almıştı ama cuntanın bir diğer hesabı da, yıllarca Avrupa’nın yeraltı madenlerinde, en ağır işlerde çalışarak biriktirdikleri parayla Türkiye’de, ev, arsa, tarla satın almış göçmen işçilerin "mallarına el konabileceği" tehdidiyle muhalif kişi ve kurumlarla ilişkilerini kesmekti.
Bugün Ragıp’ın maruz kaldığı insanlık dışı uygulama, hiç kuşku yok, yasal dayanağı olmasa da, önümüzdeki dönemde siyasal sürgünlere ya da Tayyip iktidarına muhalif olan tüm göçmenlere karşı bir tehdit ve baskı unsuru olarak kullanılacaktır.
Zarakolu, Kavala ve Yüksekdağ gibi Türkiye için iftihar sembolü üç şahsiyete yapılan baskıların gerisinde, bir kişisel hesaplaşmadan da öte, Suriye’nin kuzeyindeki askeri işgal, Türkiye’nın güneydoğu illerindeki kayyum atama ve belediye başkanı tutuklama operasyonlarıyla Kürt ulusuna ve onun kurumlarına karşı onyıllardır sürdürülen baskıların artık inkar edilmez şekilde bir topyekun savaşa dönüşmekte olması var.
Anımsayalım… Figen Yüksekdağ, tıpkı HDP’nin diğer eşbaşkanı Selahattin Demirtaş gibi, Kürt ulusunun haklı demokratik taleplerini dile getiren bir partinin başında bulunduğu için yıllardır demir parmaklıklar arkasındadır.
Osman Kavala’nın yıllardır zindanda tutulmasının başlıca nedeni de Kürt sorununa siyasal ve barışçıl bir çözüm arayışına sürekli destek olmasıdır.
Ragıp Zarakolu ise Türkiye’de sadece Kürt ulusunun değil, Ermeni, Asuri, Grek uluslararının uğradığı baskıları, soykırımları gün ışığına çıkartan eserler yayınladığı için Türk-İslam sentezcilerinin sürekli hedefindedir.
Bittabi sadece Zarakolu, Kavala ve Yüksekdağ değil, daha yüzlerce insan hakları savunucusu aynı nedenlerle ya zindanda ya da sürgündedir.
Avrupa Birliği’nin son Avrupa Parlamentosu seçimlerinden sonra oluşan yeni karar ve yönetim organlarıyla "Bekle-Gör" siyasetini bir yana bırakarak AKP diktasına karşı daha ciddi tedbirler almasının zamanı gelmiştir.
Avrupa Parlamentosu’nun geçen dönemdeki Türkiye raportörü Kati Piri’nin belli eleştirileri, genel kurula sunduğu ayrıntılı raporlar AKP yönetimini ve onun emrindeki yalaka medyayı son derece rahatsız ediyordu.
Bunda, Türkiye siyaset erkânının Avrupa Parlamentosu üyesi kadın siyasilere karşı önyargılı olmasının da etkisi vardı.
Unutmak mümkün değil, bundan 24 yıl önce, 1995 yılında, AP üyesi üç kadın parlamenter, Alman milletvekili Claudia Roth, İngiliz milletvekili Pauline Green ve Fransız milletvekili Catherine Lalumière, Türkiye’de insan hakları ihlallerini eleştirdikleri zaman, dönemin DYP’li devlet bakanı Ayvaz Gökdemir, kendileri hakkında "üç fahişe" ifadesini kullanmış ve de kıyamet kopmuştu.
Geçtiğimiz dönemde Hollandalı Kati Piri’ye açıkça bu düzeyde hakaret eden çıkmamış olsa da, Reis-ül İslam Erdoğan, 13 Mart 2019’da Türkiye’ye ağır eleştiriler içeren Kati Piri raporunun AP Genel Kurulu’nda 109’a karşı 370 oyla kabul edilmesi üzerine küplere binmişti: "Avrupa Parlamentosu'ndaki kadını zaten hiç dile dolamaya gerek yok, propagandasını yapmayalım. Bunlar dürüst değil. Bunlar samimi değil. Şunu unutmayacağız. Biz Müslümanız. Bunlar ise İslam düşmanı."
Seçim sonrası Kati Piri’nin yerine Türkiye raportörlüğüne getirilen İspanyol Nacho Sanchez Amor, Türkiye’deki insan hakları ihlalleri konusunda ne tavır alacak?
Geçen gün Euronews Türkçe’ye verdiği demeçte Demirtaş ve Kavala’nın tutukluluğu konusunda eleştirel ifadeler kullanmakla birlikte, yine de İspanya’yı örnek göstererek iktidarın hoşuna gidecek tavsiyelerde bulunmaktan geri kalmamış: "Biz de İspanya'da benzerini yaşadık. Siyasete girip mücadelesini bu alanda vermek isteyenlerle şiddete başvurmayı tercih edenler arasında bir ayrım gözetmek zorundasınız."
İspanyol raportörün İspanya’yı örnek göstermiş olması, hiç de iyi bir başlangıç değil… Zira, Katalan Ulusu’nun özgürlük mücadelesini temsil eden siyasetçilerin bir kısmı tıpkı Demirtaş ve Yüksekdağ gibi Madrid’te Franko özentisi siyasetçi ve hakimlerin ortaklaşa komplosu sonucu hâlâ zindanda yatıyor. Bir kısmı ise eski Kürt milletvekili dostlarımız Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar gibi, Belçika’da siyasal sürgün…
İnanılır gibi değil, ama son seçimlerde bu Katalan liderlerden Carles Puigdemont, Toni Comín ve Oriol Junqueras Avrupa Parlamentosu’na seçildikleri halde, parlamento yönetimi bu üç milletvekiline Madrid tarafından suçlu sayıldıkları gerekçesiyle akreditasyon vermeyi reddetmişti.
Neyse ki, Avrupa Birliği Adalet Divanı geçtiğimiz hafta arka arkaya aldığı kararla üç Katalan milletvekilinin Avrupa Parlamentosu toplantılarına katılma hakkı olduğuna karar vererek hem İspanyol Hükümetine, hem de Avrupa Parlamentosu yönetimine hak ettikleri şamarı indirdi.
Oriol Junqueras halen Madrit’te hapiste olduğu için toplantılara şimdilik katılamayacak… Carles Puigdemont ile Toni Comín ise Avrupa Parlamentosu uzun Noel tatiline girmeden önce geçici akreditasyonlarını aldılar ve tatil sonrası ilk oturuma muzaffer şekilde katılacaklar.
Daha önce de yazmıştım… Avrupa kıtasının batı ucunda Franko döneminin kalıntılarından hâlâ tamamen arınamamış olan İspanya ile doğu ucunda ırkçısı, militaristi, islamcısıyla faşizmin tüm renklerini tanımış olan Türkiye sadece Avrupa Birliği için değil, tüm Avrupa demokrasileri için bir baş ağrısı olmaya devam ediyor.
Bugün üç Katalan özgürlükçüsünün kapılarını zorlayarak Avrupa Parlamentosu’na girmiş olmaları, bu iki ülkenin demokrasi güçleri için önemli bir başarıdır.
İnanıyorum ki, Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor ne derse desin, Türkiye’de Demirtaş’ların, Yüksekdağ’ların, Kavala’ların ve Zarakolu’ların haklı mücadelesi Katalan milletvekillerinin müdahaleleriyle yeni bir ağırlık kazanacaktır.
Yazarlar
-
Nevzat CİNGİRTHerkes genel başkan olabilir; ama lider olmak herkese nasip olmaz 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İsmet BerkanAvrupa’da olan biteni takip ediyor musunuz? Yeni bir dünya kuruluyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat SevinçMuhalefetin hassasiyetler konusundaki hassasiyeti! 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali BAYRAMOĞLUErdoğan şemsiyesi: İki algı, iki Türkiye 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa PAÇALTürkiye Orwell’ın 1984 rejimine doğru sürükleniyor 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Tanıl BoraEntegrasyon 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Figen ÇalıkuşuNeden yapmazlar? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan TAHMAZPKK’nin silahsızlandırılması sürecinde kritik hafta 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bahadır ÖZGÜRTEMU’yu yasaklattı, vizeye taktı: İTO Başkanı milyarlarca lirayı nereye harcıyor? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ali ALÇINKAYAKomplodan Demokratik Topluma; 27 Yıllık Tecrit, Direniş ve Özgürlük. 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Elif ÇAKIRSayın Şimşek 124. sıra Türkiye’ye yakışıyor mu? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Taha Akyol‘Durdurmaya gücünüz yetmez’ 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TEZKAN200 liralık ülke olduk 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehmi KORUYeniler oyuna girince ne olur? 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim Kirasİktidarın avantajı muhalefetin şansı 14.02.2026 Tüm Yazıları
-
Murat YETKİNErdoğan’ın Gürlek Tercihi: CHP’ye Darbeyle Baskın Seçimin Çok Ötesinde 13.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mustafa KaraalioğluBu endeksi yalanlayan biri çıkmayacak mı! 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAŞGETİRENGözü kara tayinler 12.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlker DEMİRAYŞE HÜR DAHİL SOLUN BİR ELEŞTİRİ PRATİĞİ 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mensur AkgünTarihinin önemli bir dönüm noktasında Türkiye… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hasan CEMALKürtçe konuştum, tokat yedim; Türkçe bilmiyordum ki! 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mahfi EgilmezOrtaçağ’a dönüş 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akın ÖZÇERMala fide politia 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet OcaktanMilletin vicdan hizasında durmayı başaramazsanız… 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldız ÖNENYönetilebilir bir çatışma olarak ABD-İran 11.02.2026 Tüm Yazıları
-
Akif BEKİÖzgür Özel'in öfke patlaması 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selami GÜRELBaşlangıçta Eylem Vardı! (Am Anfang war die Tat!) 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İbrahim KahveciNüfus verileri ne diyor? 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yıldıray OĞURSon anlarında telefonunda Candy Crush oynayan diktatörün hikayesi 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
İlhami IŞIKKırılmalar karşısında Türkiye ve Kürtler 10.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet TIRAŞEDEP YAHU… 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Bekir AĞIRDIRYakın geleceğin Türkiye’si: Kutuplaşma azalmayacak, psikolojik olarak form değiştirecek 9.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cengiz AKTARErmeni uzlaşmazlığı efsanesi 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Yetvart DANZİKYANSuriye’yi konuşurken aslında Türkiye’yi konuşuyoruz 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Hikmet MUTİCHP ve Deva Partisi'nin İmralı imtihanı... 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Şeyhmus DİKENNaum Faik var mıydı? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Gökhan BACIKAKP İslamcı bir parti mi değil mi? 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit AkçayUluslararası para sisteminin geleceği 8.02.2026 Tüm Yazıları
-
Berat ÖZİPEKYargı kararları ve yanlış yerde olanlar 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet AKAYABD İran'dan Elini Çek! Mollaların İşini Ancak İran Halkı Bitirir! 7.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mücahit BİLİCİDeccalin görünümleri 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Selva DemiralpFed başkan adayı Warsh “Karaman’ın koyunu” olabilir mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet TAKANOrtadoğu bataklığından nasıl çıkarız?.. 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ümit KARDAŞTekçi-otoriter rejimden vazgeçmeden demokrasi hayali satmak 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Seyfettin GürselEn düşük işsizlik rekorunu kırdık! Sevinelim mi endişelenelim mi? 6.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cihan TuğalAmerikan hegemonyası ve Kürt hareketi 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cafer SolgunCHP ve Kürt sorunu 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ali TürerHEZİMET Mİ KAZANIM MI ! 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet Faruk ÜnsalKonjonktürle gelen konjonktürle gitti 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Fehim TAŞTEKİN‘Kürtlerin Zamanı’na ne oldu? 3.02.2026 Tüm Yazıları
-
Haşmet BABAOĞLUKorkunç bir soy 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Eser KARAKAŞGümrük birliğini revize edelim ama nasıl? 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Mesut YEĞENYanlış Hesaplar 2.02.2026 Tüm Yazıları
-
Cemile BayraktarKürtleri kazanmanın vaktidir 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Abdurrahman DilipakÇirkin Amerikalı geldi aşka! 29.01.2026 Tüm Yazıları
-
Erol KATIRCIOĞLUKürt Sorunu ve demokrasi ilişkisi üzerine 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mehmet ALTANToplumsal Fakirleşmeye Siyasetin Katkısı 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Vahap COŞKUNÜç kırılma 28.01.2026 Tüm Yazıları
-
Ahmet İNSELYitirileni Değil Yeniyi Ararken 27.01.2026 Tüm Yazıları
-
Baskın ORANSuriye olayı ve Türkiye’deki “Süreç” 23.01.2026 Tüm Yazıları
-
DOĞAN ÖZGÜDENTam 80 yıl sonra aynı komplo, aynı ihanet! 22.01.2026 Tüm Yazıları
-
Melih ALTINOKBarzaniler Suriye’de PKK’yı niçin gazlıyor? 21.01.2026 Tüm Yazıları
-
Kemal CANSuriye’de olanın adını koymak 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Taner AKÇAMHrant 19 yıldır bizimle bir başka yaşıyor 20.01.2026 Tüm Yazıları
-
Hakan AlbayrakSadece “Suriye Cumhuriyeti” 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Mümtazer TÜRKÖNEŞara’nın sakalı 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Doğu Ergilİnanç, siyaset ve şiddet üzerine bir manifesto 18.01.2026 Tüm Yazıları
-
Sedat KAYABarbarlık Çağı 5.01.2026 Tüm Yazıları
-
Berrin SönmezŞalvar sevdası “yeni gömlek” ölçütünün habercisi mi? 1.01.2026 Tüm Yazıları
-
KEMAL GÖKTAŞBarış Akademisyenleri'nin göreve iadesine istinaf engeli: Daire, Danıştay kararına direndi 30.12.2025 Tüm Yazıları
-
Abdulmenaf KIRAN11. YARGI PAKETİ, YENİ ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİKLER YARATTI 28.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet İlhanKararsızlığın Erdemi: Kesinliğin Gölgesinde Düşünmek 27.12.2025 Tüm Yazıları
-
Nuray MERTİslamcılık Öldü mü? 26.12.2025 Tüm Yazıları
-
Murat BELGEYüzdük yüzdük 22.12.2025 Tüm Yazıları
-
Ali BULAÇHakim sınıfın iki zümresi 11.12.2025 Tüm Yazıları
-
SİBEL HÜRTAŞCHP programı halka ne vadediyor? Nasıl bir parlamenter sistem? 9.12.2025 Tüm Yazıları
-
Galip DALAYOrta Doğu, Trump Amerika’sına Uyum Sağlıyor 3.12.2025 Tüm Yazıları
-
Zekeriya KurşunDağıstan Cumhuriyeti ve Ayna Gamzatova 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Sezin ÖNEYŞu meşhur “İznik Konsili” 1.12.2025 Tüm Yazıları
-
Fikret BilaAK Parti çekingen 26.11.2025 Tüm Yazıları
-
Necati KURÇOCUK HAKLARI EVRENSEL BİLDİRGESİ 19.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zeki ALPTEKİNEmeğin Sosyolojisi ve Kapitalizmin Geleceği: Marx vs. Marx 16.11.2025 Tüm Yazıları
-
Mehveş EVİNYerel yönetimlerle işbirliği kültür politikası için hayati 13.11.2025 Tüm Yazıları
-
M.Latif YILDIZÇÖZÜM SÜRECİ KOMİSYON VE EKMEN 12.11.2025 Tüm Yazıları
-
Zülfü DİCLELİKeşke… 4.11.2025 Tüm Yazıları
-
Etyen MAHÇUPYANKemalizm mi daha ‘iyi’, (Yeni) İttihatçılık mı? (3) 25.10.2025 Tüm Yazıları
-
Hasan Bülent KAHRAMAN‘Parlak gelecek’ ve sol gelecek... 12.10.2025 Tüm Yazıları
-
Metin Karabaşoğluİnsanların devletlerle savaşı 9.10.2025 Tüm Yazıları
-
İlnur ÇEVİKTrump’ın dünyasına hoşgeldiniz… 3.10.2025 Tüm Yazıları
-
Mehmet Ata UÇUMTERÖRSÜZ TÜRKİYE’YE GEÇİŞ SÜRECİ! 14.09.2025 Tüm Yazıları
-
Hakan AKSAYPutin, Trump’ı parmağında oynatmaya devam ediyor 17.08.2025 Tüm Yazıları
-
Gülçin AVŞARSorumluktan kaçmak umuttan kaçmaktır 12.08.2025 Tüm Yazıları
-
Alper GÖRMÜŞZora girmiş bir anlatı: “ABD emperyalizminin değişmez stratejik hedefi bağımsız Kürt devleti” 1.08.2025 Tüm Yazıları
-
Abdullah KıranYeni süreç ve Suriye denklemi 27.07.2025 Tüm Yazıları
-
Cihan AKTAŞTahran bir kez daha bombalanırken 23.06.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın SelcenDemokrasiye giderken cumhuriyetten olmak 17.06.2025 Tüm Yazıları
-
Ahmet ÖZTÜRKÇetin Uygur bir kitaba sığar mı? 10.05.2025 Tüm Yazıları
-
Yüksel TAŞKINİktidar milli iradeyi “tapulu arazisi” sandığı için büyük bir bedel ödeyecek 22.04.2025 Tüm Yazıları
-
Ayhan ONGUNDEMOKRATİK EĞİTİM MÜCADELESİNE ADANMIŞ YAŞAMLAR 21.04.2025 Tüm Yazıları
-
Pelin CENGİZTrump’ın yeni vergileri diye yazılır, ‘post modern merkantilizm’ diye okunur 7.04.2025 Tüm Yazıları
-
Cennet USLUİktidar neden umduğunu bulamadı? 2.04.2025 Tüm Yazıları
-
Hayko BAĞDATSokaklarda yükselen ses 28.03.2025 Tüm Yazıları
-
Halil BERKTAYPKK ve Türk solcuları (4) “Dağlarında gerilla var memleketimin” 16.03.2025 Tüm Yazıları
-
Haluk YurtseverKaosta 'hegemonya' arayışı 11.03.2025 Tüm Yazıları
-
Arzu YILMAZHodri Meydan 10.03.2025 Tüm Yazıları
-
Aydın ÜnalParti ve iktidar 25.02.2025 Tüm Yazıları
-
Ümit KIVANÇİç duvarlar 10.02.2025 Tüm Yazıları
-
İhsan DAĞIİmamoğlu nasıl kurtulur? 1.02.2025 Tüm Yazıları
-
Kemal ÖZTÜRKKürt meselesindeki psikolojik bariyerler 17.01.2025 Tüm Yazıları
-
Münir AKTOLGABATI’DAN FARKLI BİR ÖRNEK OLARAK TÜRKİYE’DE VE ARAP ÜLKELERİNDE DEVRİMCİ DÖNÜŞÜM DİYALEKTİĞİ... 16.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cenk DoğanÜRETİCİLERE İLK OLARAK KOOPERATİF LAZIM 4.12.2024 Tüm Yazıları
-
Cevat KORKMAZFiller ve Çimen... 22.11.2024 Tüm Yazıları
-
Tuncer KÖSEOĞLUTamirhanelere giden toplar… 4.11.2024 Tüm Yazıları
-
Ayşe HÜRDevletin Muhteşem Örgütlenmesi: 6-7 Eylül 1955 Pogromu 9.09.2024 Tüm Yazıları
-
Ferhat KENTEL“Maarif” marifetiyle yeni “makbul vatandaş” kurma çabaları 26.07.2024 Tüm Yazıları
-
Banu Güven“Bozkurt” Almanya’da sahaya indi 4.07.2024 Tüm Yazıları
-
İBRAHİM Ö. KABOĞLUDevlet ve yürütme kaç başlı? 27.06.2024 Tüm Yazıları
-
Gürbüz ÖZALTINLICHP’nin normalleşme politikası Erdoğan’a mı yarar? 21.06.2024 Tüm Yazıları
-
Oya BAYDARBir yazamama yazısı 14.06.2024 Tüm Yazıları























































































































Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yazarın Diğer Yazıları
14.11.2025
4.11.2025
9.10.2025
14.09.2025
7.09.2025
13.07.2025
10.03.2025
30.10.2024
15.10.2024
7.10.2024